LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Saskin ifadesini içeren 86 kelime bulundu...

acube-i hilkat-i rabbaniye / acube-i hilkat-i rabbâniye

  • Herşeyin Rabbi olan Allah'ın yarattığı varlıklardaki şaşkınlık veren özellikler.

ahmak

  • (Humk. dan) Pek akılsız, sersem, şaşkın. Anlayışsız.

amih

  • Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış.

asime

  • Akılsız, şaşkın, sersem. (Farsça)

asime-gi / asime-gî

  • Akılsızlık, şaşkınlık, sersemlik. (Farsça)

asiven / âsiven

  • Şaşkın, sersem, aklı dağınık. (Farsça)

asmende

  • Şaşkın, alık, dalgın. Hile ile kandıran, hileci.

avare / avâre

  • İşsiz, şaşkın, başıboş.

ayet-i acibe / âyet-i acîbe

  • Hayret ve şaşkınlık uyandırıcı âyet.

bair

  • Şaşkın, şaşırmış. Perişan durumlu.

beht / بهت / بَهْتْ

  • Yalan söylemek.
  • Ansızın bir şeyi almak.
  • Tenbellik galebe etmek.
  • Şaşkınlık. Hayranlık.
  • Şaşkınlık.
  • Şaşkınlık, hayranlık.
  • Şaşkınlık. (Arapça)
  • Behte uğramak: Şaşakalmak, şaşkınlığından donakalmak. (Arapça)
  • Şaşkınlık.

behut

  • (Çoğulu: Bühüt) İşitenleri şaşkına uğratan iftira, yalan.

beyhoş

  • (Bihûş) Şaşkın. Akılsız. Deli. Serseri. (Farsça)

bi-çare / bî-çare

  • Çaresiz. Zavallı. Şaşkın. (Farsça)

bihaste / bîhaste

  • Şaşkın. Yorgun. Aciz. (Farsça)

bihuş / bîhûş

  • Şaşkın, sersem.
  • Şaşkın, sersem.

bikarar eyler / bîkarar eyler

  • Kararsız eder, şaşkın yapar.

bıtn

  • Zengin.
  • Bodur.
  • Obur.
  • Şaşkın.
  • Yalnız kendi nefsini düşünen.

buht / بهت

  • Şaşkınlık. (Arapça)

dal

  • Kur'ân ve imân yolundan sapan. Dalâlete giden, azan.
  • Azdırıcı, sapkın.
  • Şaşkın.

dalalet

  • İman ve İslâmiyetten ayrılmak. Azmak. Hak ve hakikatten, İslâmiyet yolundan sapmak. Allah'a isyankâr olmak.
  • Şaşkınlık.
  • Sapkınlık, islâmdan ayrılma, şaşkınlık.

deng

  • Hayran, şaşkın, şaşmış olan, ahmak, ebleh, bön, sersem. (Farsça)
  • İki katı maddenin tokuşmasından hasıl olan ses. (Farsça)
  • Pergel noktası. (Farsça)

dervah

  • Şaşkın, şaşırmış olan, hayran. (Farsça)
  • Başaşağı asılmış. (Farsça)
  • Lâzım, zaruri, lüzumu olan, gerekli. (Farsça)

ebrkar / ebrkâr

  • Şaşkın, sersem, ne yapacağını bilmeyen adam. (Ebr'in "bulutun" yerinde durmayıp gezici olmasından kinâye olarak, bu mânayı aldığı sanılmaktadır.) (Farsça)

ehvar

  • Şaşkın, şaşırmış kimse. Alık, sersem adam. (Farsça)

ehyemin

  • (Tekili: Heyeman) Âşık olmalar, şaşkınlıklar.

er'an

  • Ahmak, bön, salak, ebleh.
  • Deli, çılgın.
  • Şaşkın, şaşırmış, taaccüb etmiş.
  • Uzun boylu, akılsız kişi.
  • Leşker.
  • Dağ. (Müe: Ra'nâ)

fernas

  • Şaşkın, dalgın, gafil. (Farsça)
  • Şaşkınlık, gaflet, dalgınlık. (Farsça)

feya sübhanallah / feyâ sübhanallah

  • Ey her türlü eksiklikten sonsuz derecede yüce olan Allah mânâsında bir şeyin tuhaflığını bildirmek için şaşkınlık ifadesi olarak kullanılır.

fir'avn

  • Mısır'da, hususan Hazret-i Musa (A.S.) zamanında Allah'a isyan edip ilâhlık dâvasında bulunan, Musa Peygamber'e inanmayan hükümdar.
  • İlâhlık iddia eden dinsiz, azgın ve şaşkın insan.

füru-mande

  • Yorgun. bitkin. (Farsça)
  • Şaşkın, şaşırmış. (Farsça)
  • Âciz, beceriksiz. (Farsça)
  • Aşağıda, geride kalmış olan. (Farsça)

garik-ı beht ve hayret / garîk-ı beht ve hayret

  • Hayret ve şaşkınlığa düşmek.

gevden

  • Sersem, ahmak, şaşkın, anlayışsız. (Farsça)

hair-i bair

  • Şaşkın, sapıtmış.
  • Aklını kaybederek ne yapacağını bilemiyen.

halba

  • Ahmak. Şaşkın.
  • Aldatıcı, hilekâr, sahtekâr.

hayran / hayrân / حيران

  • Şaşkın.
  • Şaşkın. (Arapça)
  • Hayran, tutkun. (Arapça)

hayret / حيرت

  • Hiçbir cihete teveccüh edemeyip kalmak. Şaşkınlık. Ne yapacağını bilememek.
  • Taaccüb, şaşkınlık. Şuuru yerinde olmama hâli.
  • Şaşkınlık. (Arapça)

hayret-bahşa / hayret-bahşâ

  • Hayret veren, şaşkınlık veren, hayrete düşüren. (Farsça)

hayret-i sırfe

  • Tam bir şaşkınlık.

hayretinden ağlama

  • Şaşkınlığın tesiriyle ağlama.

hayretzede / حيرت زده

  • Şaşkın. (Arapça - Farsça)

hemec

  • Kıymetsiz, değersiz.
  • Şaşkın.
  • Övez (denen at sineği).

hemicek

  • Şehre köyden yeni gelip bir şey bilmez şaşkın ve kaba adam.

heyeman

  • (Heym) Şaşkınlık. Tutkun olmak, âşıklık.

heym

  • (Heyemân) Şaşkınlık.
  • Âşık olma, tutkun olma.
  • Yüzü yere koymak.

hıyre-gi / hıyre-gî

  • Kamaşıklık, donukluk (göz hakkında). Şaşkınlık. (Farsça)

humar-alud / humar-âlud

  • Süzgün ve baygın göz. (Farsça)
  • Kendinden geçmiş, şaşkın. (Farsça)

iltimah

  • (Lemh. den) Bir şeye şaşkın şaşkın bakınma.

iz'an-rüba-i kainat / iz'an-rüba-i kâinat

  • Kâinatın aklı alan vechesi, herkese hayret ve şaşkınlık veren yüzü.

kaş'

  • (Kış') Şaşkın ve ahmak adam. Zayıf adam.
  • Açmak.
  • Gidermek. Dağıtmak.
  • Kuru deri. Deriden olan çadır.
  • Hamam pisliği.
  • Deriden yapılmış döşek.
  • Balgam.

kasr-ı garip

  • Şaşkınlık uyandıran saray.

kemal-i hayret / kemâl-i hayret

  • Tam bir hayret ve şaşkınlık.

magbun

  • (Gabn. dan) Alışverişte aldanmış olan.
  • Şaşkın. Şaşırmış.

magbuniyet

  • Şaşkınlık.

mebhut / mebhût / مبهوت

  • Hayretle, şaşkın, mütehayyir. Sersem.
  • Şaşkınlık içinde kalmış olan.
  • Şaşkın.
  • Şaşkın. (Arapça)

medar-ı hayret ve takdir

  • Şaşkınlık ve övgü sebebi.

medar-ı taaccüp

  • Şaşkınlık sebebi, şaşkınlığa sebep olan nokta.

meşduh

  • Şaşkın, şaşırmış. Ürküp korkmuş.

mu'cib

  • (Aceb. den) Taaccübe, hayrete düşüren. Şaşkınlık veren.

mucib-i taaccüp / mûcib-i taaccüp

  • Şaşkınlık sebebi.
  • Şaşkınlık sebebi.

müfettin

  • (Fitne. den) Meftun ve hayran eden. Şaşkın bir hâle getiren.
  • Fitneye düşüren.

müfezzi'

  • Hayretle ve şaşkın şaşkın baktıran.

muhabbet-i acibe / muhabbet-i acîbe

  • Şaşkına döndüren sevgi.

muhayyir

  • Hayret veren. Hayrette bırakan. Şaşkınlık veren.

muhayyirü'l-ukùl

  • Akıllara şaşkınlık veren.

müteaccibane / müteaccibâne

  • Şaşırarak, şaşkın bir şekilde.

mütehayyir / متحير

  • Şaşkın, şaşırmış. (Arapça)

mütehayyirane / mütehayyirâne

  • Şaşkınca, şaşkın şaşkın, şaşırarak. (Farsça)

piçtab

  • Sıkıntı, telâş. (Farsça)
  • Şaşkınlık. (Farsça)

sada-yı hayret ve taaccüp / sadâ-yı hayret ve taaccüp

  • Şaşkınlık ve hayret sesi.

şayan-ı istiğrab / şâyân-ı istiğrab

  • Şaşkınlık sebebi, hayret verici, şaşırtıcı.

sekre

  • Sarhoşluk.
  • Şaşkınlık.
  • Şiddet.

serab

  • Çölde, sıcak ve ışığın tesiriyle ilerde veya ufukta su ve yeşillik var gibi görünme olayı. Şaşkın hale gelme.
  • Şaşkın, şaşırmış.
  • Şaşkın hâle gelme. Çorak yerlerde, çölde sıcak ve ışığın te'siriyle ileride, yakında yahut ufukta su veya yeşillik var gibi görünme hâdisesi.

sergerdan / sergerdân / سرگردان

  • Başı dönmüş, şaşkın. Hayran. (Farsça)
  • Şaşkın, başıboş.
  • Avare, aylak. (Farsça)
  • Şaşkın. (Farsça)

şeydai / şeydâi

  • Çok fazla sevgiden hâsıl olan divanelik, şaşkınlık. (Farsça)

taaccüb

  • Hayret etme, şaşkınlık.

taaccübü mucip

  • Şaşkınlığı, gerektiren, hayret sebebi.

tevafukat-ı gaybiye-i acibe

  • Şaşkınlık veren gaybî tevafuklar.

teyh

  • (Teyhâ) Şaşkınlık.
  • Hayran olmak.
  • Tekebbürlenmek, gururlanmak.

valih / vâlih / واله

  • Şaşkın. (Arapça)

valihane / vâlihâne

  • Şaşkınca. (Farsça)

veleh

  • Hayret, şaşkınlık.
  • Fazla hüzünden akıl gidip tembel olmak.

veleh-resan

  • Hayret verici, hayret edilen, şaşkınlık veren.

velehresan / velehresân

  • Şaşkınlık veren.

velhan

  • Şaşakalmış, şaşkın, sersem.

velvele-i hayret

  • Hayret ve şaşkınlık bağırtısı, sesi.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR