LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Saklanm ifadesini içeren 45 kelime bulundu...

alenen

  • Açıkça, saklanmadan.

boşboğaz

  • Yerli yersiz mutlaka bir şey söylemeden içi rahat etmiyen. Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklamayan. (Türkçe)

define

  • Para veya altın gibi eskiden saklanmış şeylerin bulunduğu yer.
  • Kıymetli eşya. Kıymeti ve değeri yüksek olan şeyler veya kimse.

haram

  • Allah ve resulü tarafından kesin olarak yasaklanmış şey.

hazine kethudası

  • Tar: Yavuz Sultan Selim Han zamanında kurulan hazine kethudâlığı, saraya girip çıkan demirbaş eşyanın korunup saklanmasıyla mes'ul idi. Bu müessesenin başında bulunan memura da hazine kethudâsı denilirdi.

hıfz-ı ziynet

  • Süsün korunması, saklanması.

hırka-i saadet dairesi

  • İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda "mukaddes emanetlerin" bulunduğu yer. Burada yüzyıllardan beri, başta Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (A.S.M.) hırkaları olmak üzere İslâmî nitelikte birçok mukaddes eşya saklanmaktadır. Bu eşya Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından, Mısır'ın fethinden (1517) son

hufye

  • Saklanma, gizlenme.
  • Etrafı herhangi bir şeyle ihata edilen şey.

ihticab

  • Örtünme. Saklanma. Gizlenme. Perdelenme.
  • Doğumun belirli zamanından fazla uzaması.

ihtifa

  • Gizlenme. Saklanma.

iktiman

  • Gizlenme, saklanma.

iktina'

  • Künyelenme.
  • Anlaşılmayacak şekilde söyleme.
  • Gizlenme, saklanma.

iktinan

  • Saklanma, gizlenme.

inhifa

  • Gizlenip saklanma.

istihfa'

  • Gizlenme, saklanma.

istiknan

  • Gizlenme, saklanma.

kemin

  • (Çoğulu: Kemâin) Pusuya saklanmış adam.
  • Pusu.
  • Belirsiz. Gizli yer.

leca'

  • Sığınmak.
  • Saklanmak, gizlenmek.
  • Zaruret.

lezzet-i gayr-ı meşrua

  • Dinen helâl olmayan, yasaklanmış lezzet.

mahfuz / محفوظ

  • (Hıfz. dan) Hıfzolunmuş, saklanılmış.
  • Ezberlenmiş. Hafızaya alınmış.
  • Korunup gözetilmiş.
  • Gizlenmiş, saklanmış.
  • Saklanmış, korunmuş.
  • Ezberlenmiş.
  • Levhi mahfuz: Allah tarafından takdir edilenlerin ezelde yazılı bulunduğu levha.
  • Korunmuş, saklanmış. (Arapça)

mahzure

  • (Çoğulu: Mahzurât) Şer'an yasaklanmış olan şey. Men ve haram edilmiş şey.

masun / masûn / مصون

  • Korunmuş, saklanmış. (Arapça)
  • Masûn kalmak: Korunmak, zarar gelmemek. (Arapça)

medsus

  • Gömülerek saklanmış olan. Gizli bulunan.
  • İçine desise karışmış şey.

memnu / memnû

  • Yasaklanmış.
  • Men edilmiş, yasaklanmış.

memnu' / memnû' / مَمْنُوعْ

  • Yasaklanmış.
  • Yasaklanmış.

memnuiyet / memnûiyet

  • Yasaklanmış olmak, men edilmek.

men edilme

  • Yasaklanma, engellenme.

men edilmek

  • Yasaklanmak.

men' / منع

  • Engel olma, alıkoyma. (Arapça)
  • Engel olunma, alıkonulma. (Arapça)
  • Yasaklama. (Arapça)
  • Yasaklanma. (Arapça)
  • Men' edilmek: Yasaklanmak. (Arapça)
  • Men' etmek: (Arapça)
  • Engel olmak, alıkoymak. (Arapça)
  • Yasaklamak. (Arapça)
    • (Arapça)

    menhi / menhî / منهى

    • Yapılması şer'an yasaklanmış, haram olmuş.
    • Menhiyyat: Şeriatin yasak ettiği şeyler.
    • Yasaklanmış. (Arapça)

    minnet

    • Yapılan bir iyiliği, verilen bir şeyi başa kakma. Minnetin bu kısmı İslâmiyet'te yasaklanmıştır.
    • Görülen iyiliğe karşı teşekkür etme.
    • Allahü teâlâya hamd ve senâ etmek, şükretmek.
    • Nîmete kendi eliyle, kendi çalışmasiyle kavuşmadığını, Allahü teâlânın lütfu ve ihsânı o

    müddahar

    • Toplanıp saklanmış.
    • Biriktirilmiş.

    muhafaza / محافظه

    • Koruma. (Arapça)
    • Muhafaza etmek: Korumak, saklamak. (Arapça)
    • Muhafaza olunmak: Korunmak, saklanmak. (Arapça)

    muharremat / muharremât

    • Yapılması dînen yasaklanmış, haram olan işler, haramlar.
    • Nikâhlanılması (evlenilmesi) dînen haram kimseler. Nikâh düşmeyenler.

    müktinn

    • Gizlenen, saklanan. Başkasınca gizlenip saklanmış olan.

    münkerat / münkerât

    • Şeriatçe yapılması yasaklanmış şeyler.

    müstehas

    • Toprağın altında kalıp saklanmış.

    nihan / nihân / نهان

    • Gizli. (Farsça)
    • Gizlice. (Farsça)
    • Nihan olmak: Gizlenmek, saklanmak, kaybolmak. (Farsça)

    sefahet-i hayat

    • Hayattaki dinen yasaklanmış olan zevk ve eğlencelere düşkünlük.

    sefihane / sefîhâne

    • Dinen yasaklanmış zevk ve eğlencelere düşkün olarak.

    sünbüllenmek

    • Filizlenmek, başaklanmak, çoğalmak.

    suretlerin tahrimi / sûretlerin tahrimi

    • Resimlerin haram kılınması, yasaklanması; haset, gurur, riya, şehvet gibi nefsanî duyguları kabartan ve İslâmiyetin sakındırdığı sonuçların doğmasına sebep olan resimlerin, fotoğrafların yasaklanması.

    taarüc

    • Aksaklanmak.

    tahrim / تحریم

    • Yasaklama. (Arapça)
    • Yasaklanma. (Arapça)

    tedaül

    • Gizlenme, sinme. Zâyi olma. Saklanma.
    • Küçülme. Büzülme.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın