LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Saklı ifadesini içeren 117 kelime bulundu...

adude

  • Yumuşaklık. Tazelik.

arec

  • Topallık, aksaklık.

arıza / ârıza

  • Aksama, aksaklık, engebe.

avarız / avârız

  • Arızalar, aksaklıklar, noksanlıklar.

cenin

  • (Cenne. den) Ana karnındaki harekete başlıyan çocuk.
  • Gizli ve mestur, saklı olan şey.

çerbi / çerbî

  • Tatlılık, yumuşaklık. (Farsça)

esaret / esâret / اسارت

  • Esirlik, tutsaklık.
  • Esirlik, tutsaklık.
  • Tutsaklık. (Arapça)

esrar-ı hafiyye

  • Gizli ve saklı sırlar.

gamn

  • Yumuşaklık.

hab'

  • Gizli, saklı, hafi.
  • Gizlemek, örtmek, setretmek.

habhabe

  • Yumuşaklık, rahavet.
  • Muzdarip olmak, acı çekmek.

hafa

  • Gizlilik. Gizli olmak. Saklılık.

hafi / hafî

  • Gizli. Açıkta olmayan. Saklı.
  • Fık: Sigasından dolayı değil, bir ârızadan dolayı mânası kapalı kalan lafız.
  • Gizli, saklı.

hafiye

  • Saklı ve gizli şeyleri araştıran.
  • Casus.
  • Polis.

hafiyyat-ı umur / hafiyyat-ı umûr

  • İşlerin saklı tarafları, gizli kısımları.

hafiyyen

  • Gizlice, saklı olarak, gizliden. Aşikâr olmıyarak.

hafiyyeten

  • Gizlice, gizli ve saklı olarak.

halal / halâl

  • Yasak edilmiş olmayan, yâhut yasak edilmiş ise de, İslâmiyet'in özr, mâni ve mecbûriyet saydığı sebeblerden birisi ile yasaklığı kaldırılmış olan şeyler.

ham'

  • Eğrilik, aksaklık.

hamas

  • Verem.
  • Yumuşaklıkla ve kolaylıkla bir şeyi çıkarmak.

haramiyet / harâmiyet

  • Haramlık, yasaklık.

hevade

  • Yavaşlık.
  • Yumuşaklık.
  • Kavmin içinde salah ve muvâfakata sebep olması mümkün olan kimse.

hilm / حلم

  • Doğuştan olan huy yumuşaklığı. Şiddete tahammül. Nefsini heyecandan korumak.
  • Vakar. Sükûn.
  • Yumuşaklık, insanın tabiatında olan yumuşaklık duygusu.
  • Yumuşaklık, kızmama.
  • Yumuşaklık. (Arapça)

hilm ü haya / hilm ü hayâ

  • Yumuşaklık ve utanma duygusu.

hilmiyyet

  • Yumuşaklık, yavaşlık, yumuşak huyluluk.

hınaf

  • Devenin yulardan burnunu çözmesi.
  • Deve bileğinde olan yumuşaklık.

humal

  • Aksaklık.

hurmet

  • Haramlık, yasaklık.

i'tidal

  • Bir şeyde veya halde ifrat veya tefrite düşmemek. Vasat derece olmak.
  • Yumuşaklık. Uygunluk.
  • Gündüz ve gecenin birbirine denk, eşit olması.
  • Miktar ve keyfiyyet hususunda iki hâlet arasında mutavassıt olmak.

ihbak

  • Boyun eğme, inkıyâd, yumuşaklıkla söz dinleme.

inkitam

  • Gizli tutulma, saklı tutulma.

kamin / kâmin

  • Saklı. Gizli. Belirsiz. Pusuda duran.

kaminun / kâminun

  • (Tekili: Kâmin) Saklı ve gizli olanlar.

kasvet

  • Katılık, sertlik, kalbden hayır (iyilik) ve yumuşaklığın çıkması.

katim / kâtim

  • (Ketm. den) Ketmeden, saklıyan, tutan. Sır saklayan.

katim-i esrar / kâtim-i esrar

  • Sır saklıyan.

kazel

  • Çok fazla aksaklık. (Müe: Kazlân)

kenz

  • Define, hazine. Yer altında saklı kalmış kıymetli eşya, para veya altın gibi şeyler.

kesh

  • Aksaklık.

koy

  • Küçük körfez. Karanın içine girmiş, rüzgârdan saklı deniz parçası. Deniz koyuna benzer, çevresi mahfuz yer. Köşe, bucak.

künun

  • Birşeyi gizleme, saklı tutma.

kurb

  • Yakınlık. Yakında oluş. Yakın olmak. Yakınlık kazanmak. (Zamanda, mekânda, nisbette, hatvede ve kuvvette kullanılır.)
  • Tıb: Böğür. Karnın yumuşaklığına kadar olan yer.

kuvve-i lamise / kuvve-i lâmise

  • Dokunma ve hissetme duygusu. Sertliği ve yumuşaklığı anlama duygusu.

lengi / lengî

  • Aksaklık, topallık. (Farsça)

letafet / letâfet / لطافت

  • Hoşluk, lâtiflik.
  • Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek.
  • Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.
  • Hoşluk, yumuşaklık, tatlılık.
  • Hoşluk, güzellik, incelik, yumuşaklık.
  • Hoşluk. (Arapça)
  • Yumuşaklık. (Arapça)
  • Güzellik. (Arapça)

lin / lîn

  • Yumuşaklık ve mülayim olmak.
  • Tecvidde: Bu sıfata sahib olan vav, ye harfleridir.

linet / lînet

  • (Liynet) Mülâyimlik, yumuşaklık.

litaf

  • (Tekili: Latif) Yumuşaklıklar.

liyan

  • (Mülâyene) Mülayemetle, yumuşaklıkla muamele etmek.

lüdane

  • Yumuşaklık.

lüdune

  • Yumuşaklık.

lütf u kerem

  • Kerem ve iyilik; iyilik ve yumuşaklıkla muamele; cömertlik, merhamet ve ihsan.

mahfi / mahfî

  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı.

mahfiyyen

  • Gizlice. Gizli ve saklı olarak.

mahremane

  • Gizli ve saklı olarak. Mahrem bir tarzda. (Farsça)

mahremiyet

  • Mahremlik, gizlilik, yasaklık.

mekmun

  • Gizli. Saklı.

meknun / meknûn

  • Örtülü, gizli. Saklı.
  • Dizilmiş. Dizili. Manzum.
  • Gizli, saklı.

mektum / mektûm

  • Gizli. Saklı. Gizli kalmış.
  • Hükümetten gizli tutulan.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı.

melaset

  • Yumuşaklık. (Zıddı: Huşunet)

melk

  • Dalkavukluk.
  • Yumuşaklık yapmak.
  • Mahvetmek.
  • Yıkamak.
  • Emmek.
  • Vurmak.

melyene

  • Yumuşaklık.

memkure

  • Sirkeli ve sarmısaklı balık.

memnu' / memnû'

  • Yasaklı.

memnuiyyet

  • Yasaklık. Haram veya yasak oluş.

meranet

  • Yumuşaklık.
  • Bir mâdenin çekiç vasıtası ile dövüldüğünde yayılması vasfı.

müda'mes

  • Gizli, saklı.

müdahmes

  • Gizli, saklı.

müdehmes

  • Gizli, saklı.

müdellis

  • Sattığı malın kusur ve ayıbını müşteriden saklıyan.

mugayyebe

  • Gizli şey. Görünmeyen ve saklı olan nesne.

muhtefi / muhtefî

  • Gizlenen. Saklı, gizli.
  • İftira eden.

mülasık

  • (Lüsuk. dan) İltisaklı. Bitişik. Yapışık. Yanyana bulunan.

mülayemet / mülâyemet

  • Lâtife etmek, şaka yapmak.
  • Sevinç izhar etmek.
  • Yumuşaklık. Uygunluk. Yumuşak huyluluk.
  • Bağırsakların yumuşaklığı.
  • Yumuşaklık.

mülayenet

  • Yumuşak etmek.
  • Yumuşaklık.

müleyyin

  • Yumuşatan, yumuşaklık veren, yumuşaklık verici.

mündemiç olan

  • Bir şeyin içinde var olan, bulunan, saklı olan.

münehmes

  • Örtülü, saklı, gizli.

mürn

  • Yumuşaklık.

müstetir

  • (Setr. den) Örtülü, gizlenen. Gizli, saklı.
  • Gizlenen, gizli, saklanan, saklı.

mütereffik

  • (Çoğulu: Mütereffikîn) Sükûnetle ve yumuşaklıkla davranan.

mütereffikin / mütereffikîn

  • (Tekili: Mütereffik) Sükûnetle, yumuşaklıkla davrananlar. Yumuşak muâmele edenler.

mütevari

  • (Verâ. dan) Gizli, saklı. Bir şeyin arkasına veya altına çekilerek saklanan.

müvasat

  • Yumuşaklıkla davranmak.

muzmer

  • Gizli, saklı, örtülü. İzmar edilmiş. İçinde saklı kalmış.
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, örtülü, saklı, dışarıya vurulmamış, içte gizli.
  • Gizli, saklı.

muzmer-i hakaik

  • Saklı, gizli kalmış, meydana çıkarılmamış hakikatler. Hakikatlerin gizlisi.

muzmerat

  • (Tekili: Muzmer) Örtülü, saklı, gizli, dışarı vurulmamış.

nermi / nermî

  • Gevşeklik, yumuşaklık. (Farsça)

nermiyet

  • Yumuşaklık, gevşeklik.

nihan / nihân

  • Gizli, saklı. Bulunmayan. Mevcut olmayan. (Farsça)
  • Sır. (Farsça)
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı.

nihani / nihanî

  • Gizlilik, saklılık. (Farsça)

nühüft

  • Saklı, gizli. (Farsça)

nühüfte

  • Saklı, gizli. (Farsça)

nühüftegi / nühüftegî

  • Gizlilik, saklılık. (Farsça)

nüume

  • Yumuşaklık.

nuumet

  • Yumuşaklık.

penam

  • Gizli, saklı. Örtülü. (Farsça)

pinhan / pinhân / پنهان

  • Gizli, saklı, hafi, mahfi, mestur, müstetir. (Farsça)
  • Gizli, saklı.
  • Gizli, saklı. (Farsça)

rahasa

  • Yumuşaklık.

raiyye

  • (Çoğulu: Raâyâ) Saklı, mahfuz.

raz

  • Gizli sır, saklı şey. (Farsça)
  • Mimar. (Farsça)
  • Marangozların işini tanzim eden. (Farsça)

reha'

  • Geçim bolluğu.
  • Genişlik, gevşeklik, pörsüklük, yumuşaklık.

rehaset

  • Tazelik, yumuşaklık, incelik.
  • Ucuzluk.
  • Bir işi gevşek tutma.

rıfk

  • Yumuşaklık, yavaşlık, tatlılık, nezaket. (Zıddı: unf)
  • Yumuşaklık, tatlılık.

rıfki / rıfkî

  • (Rıfkıye) Yumuşaklıkla, tatlılıkla ilgili.

rikkat

  • Acıma, incelik, yufka yüreklilik. Yumuşaklık.
  • Kalb inceliği ve yumuşaklığı.
  • Acıma, yumuşaklık, yufka yüreklilik, kalb inceliği.

sırrdaş

  • Birbirinin sırrını bilen.
  • Sır saklıyan.

suples

  • Yumuşaklık, esneklik. (Fransızca)

tehevvür

  • Çok kızmak, çok öfkelenmek, sertlik; hilmin (yumuşaklığın) zıddı. Gadabın, kızmanın aşırısı. Atılganlık.

temelluk

  • Yaltaklanmak.
  • Tevâzu ve yumuşaklık göstermek.
  • Dalkavukluk.

teref

  • İyi ve güzel yemek.
  • Yumuşaklık.
  • İnce, güzel şey.

tereffuk

  • (Rıfk. dan) Tatlı dil ve güler yüzlülükle davranma. Yumuşaklıkla muâmele etme.

timlak

  • Mülayemet etmek, yumuşaklık göstermek.
  • Tereddüt etmek, karar verememek.

turfe

  • (Çoğulu: Etrâf) Nâziklik, yumuşaklık.
  • Nimet.
  • Güzel yemek.
  • Zarif, iyi nesne.
  • Üst dudağın ortasında fazlalık olarak yumru et olması. (O kişiye "etref" derler.

yafuh

  • Bıngıldak. Yeni doğan çocukların baş kemiklerinin arasındaki yumuşaklık.

zemel

  • Bir yanı üzerine çöküp öbür yanını yukarıya kaldırarak koşmak.
  • Devenin ayağına ârız olan aksaklık.
  • Su tulumunun sarkması.

zımni / zımnî

  • İçinde saklı, gizli olarak.
  • Kendiliğinden.
  • Saklı, gizli, örtülü.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR