LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sah kelimesini içeren 249 kelime bulundu...

merfu' hadis / merfû' hadîs

  • Sahâbe-i kirâmın (Resûlullah efendimizin sohbetinde yetişmiş mübârek arkadaşlarının); "Resûlullah'tan işittim, böyle buyurdu" diyerek haber verdikleri hadîs-i şerîf. Buna, hadîs-i mevsûl de denir.

ağraz-ı şahsiye / ağrâz-ı şahsiye

  • Şahsî kinler, garazlar.

ağraz-ı şahsiyye

  • Şahsî maksatlar, ferdî niyetler.

ala ruusi'l-eşhad / alâ ruûsi'l-eşhad

  • Şahitlerin gözü önünde.

alem-i şahadet / âlem-i şahadet

  • Şahâdet âlemi. Bu dünya. Cenâb-ı Hakkın âyetlerine ve emirlerine imân edenlerin, hakka, hakikate şahadette bulundukları ve Allah'a itaat ve ibadetle mükellef oldukları dünya âlemi.

amr ibn-ül-as

  • Sahabe olup kumandanlıklarda ve valilikte bulunmuştur. Çok zeki ve belâgatlı bir zât olduğu söylenir. Vefatı (Hi: 43) tür.

arzu-yu zati / arzu-yu zâtî

  • Şahsî arzusu, isteği.

ashab / ashâb / اصحاب / اَصْحَابْ

  • Sahipler, sahabeler.
  • Sahabeler.
  • Sahâbeler.

ashabı

  • Sahipleri.

asr-ı sahabe / asr-ı sahâbe

  • Sahabelerin (r.a.) yaşadığı dönem.

batıl satış / bâtıl satış

  • Sahîh olmayan, yâni dînen bulunması lâzım gelen şartların hepsi veya bir kısmı bulunmayan satış, alış-veriş. Satılacak malın mütekavvim olması (kullanılmasına dînen izin verilmesi, kıymetli ve kullanılabilir olması) bu şartlardandır. Buna göre; domuz, içki ve denizdeki balık mütekavvim değildir.

baysungur

  • Şahin cinsinden olan yırtıcı bir kuş.

bedevi / bedevî

  • Sahrada, çölde ve vahada göçebe halde yaşayanlar.

benimsemek

  • Sahip çıkmak, bir şey hakkında benimdir iddiasında bulunmak. Kabullenmek. (Türkçe)

bevbat

  • Sahra, çöl, geniş kumluk araziler.

bey'-i batıl / bey'-i bâtıl

  • Sahih olmayan, yâni dînen bulunması lâzım gelen şartların hepsi veyâ bir kısmı bulunmayan alış veriş.

bilmüşahede / bilmüşâhede

  • Şahit olmakla.

biyoğrafi

  • Şahısların hayatlarını mevzu edinen yazı çeşitlerine verilen isim.

budha

  • Sâha. Avlu, meydan.

buhbuha

  • Saha. Alan, orta yer.

ca'li / ca'lî

  • Sahte, yapmacıklı, düzme.

carih / cârih

  • Şahitliği reddeden, yaralayan.

cemaat-i sahabe

  • Sahabe topluluğu.

cülüban

  • Sahtiyandan yapılan dağarcığa benzer bir kap.

cüz'i-yi müşahhas / cüz'î-yi müşahhas / جُزْئِي يِ مُشَخَّصْ

  • Şahsı belirli olup başkalarıyla ortaklık kabûl etmeyen şey.

daire / dâire

  • Saha, alan, geometrik şekil, resmi kurum.

daire-i mülk

  • Sahip olunan şeylerin dairesi.

dar / dâr / دار

  • Sâhib, mâlik, tutan (mânasındadır.) Meselâ: Bayrakdâr : Bayrak tutan. (Farsça)
  • Sahip olan, bulunduran, tutan. (Farsça)

darende / dârende / دارنده

  • Sahip. (Farsça)

derece-i malikiyet / derece-i mâlikiyet

  • Sahiplik derecesi.

dıhye

  • Sahabeden bir zâtın adı. (R.A.)

düello / دُوئَلْلُو

  • Şahitler önünde iki kişinin silahlı çarpışması.
  • Şâhidler huzurunda iki kişinin silahlı çarpışması.

eazım-ı sahabe / eâzım-ı sahabe

  • Sahabenin büyükleri.

ebu eyyub-il ensari / ebu eyyub-il ensarî

  • Sahabe-yi Kiramdan olup Halid bin Zeyd-i Hazrecî diye de anılır. Hicretten sonra Peygamberimize (A.S.M.) ilk mihmandârlığı yapmış idi. Hicretin 50. yılında pir-i fâni olduğu halde teberrüken Kostantiniyye'nin fethine azimet eden İslâm ordusu ile harbe iştirak etmiş, İstanbul surları dışında şehid ol

efendi

  • Sahip, saygın, terbiyeli.

ehadis-i sahiha / ehâdis-i sahiha

  • Sahih hadisler; uydurma veya zayıf olmayan hadisler.

ehl-i ihtisas

  • Sahasında uzman olan kimseler.

ehl-i sevahil / ehl-i sevâhil

  • Sahilde, deniz veya göl kenarında yaşayanlar. (Farsça)
  • Sahillerde yaşayanlar; geçimlerini denizcilik ve balıkçılıkla temin edenler.

ehliyet-i eda / ehliyet-i edâ

  • Şahsın dînen geçerli olacak şekilde iş yapabilmeye elverişli olması.

ekabir-i sahabe / ekâbir-i sahabe

  • Sahabenin önde gelenleri.

emval-i metruke

  • Sahipleri olmayan, sahipleri kaybolmuş, sahipsiz mallar. Terkedilmiş mallar.

erbab / erbâb

  • Sahipler.
  • Sahipler, becerikliler, terbiyeciler.

esanid-i sahiha / esânîd-i sahiha

  • Sahih ve güvenilir senedler; raviler, hadisleri aktaranlar.

eshab / eshâb

  • Sahipler.

eshab ve etba / eshâb ve etba

  • Sahabeler ve tabiin.

eşhas / eşhâs / اشخاص

  • Şahıslar, kişiler.
  • Şahıslar.
  • Şahıslar.

eşhās / اَشْخَاصْ

  • Şahıslar.

etbautebe-i tabiin / etbautebe-i tâbiîn

  • Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.

evrad-ı kudsiye-i şah-ı nakşibendi / evrâd-ı kudsiye-i şah-ı nakşibendî

  • Şah-ı Nakşibendî'nin sürekli olarak okuduğu kutsal virdler, zikirler.

fasid temizlik / fâsid temizlik

  • Sahîh olmayan temizlik.Kadınlarda hayız kanının kesilmesinden sonra on beş gün geçmeden önce kan görme hâli.

felat

  • Sahrâ, çöl. şenliksiz yer.

ferd-i şahs

  • Şahsî fert, birey.

ferdi / ferdî

  • Şahsî.

ferman-ı şahane / ferman-ı şâhâne

  • Şâhâne ferman, buyruk.

fetiş

  • Sahibine uğur getirdiğine ve tabiatüstü özellikler taşıdığına inanılan nesne veya hayvan.

garaz-ı şahsi / garaz-ı şahsî

  • Şahsî düşmanlık, şahsî kin.

gayr-ı men hüve leh

  • Sâhibinden gayrısı.
  • Sahibinden başkası, sahibinin kendi dışında; kendisi için olmayan.

gıbb-eş şehade / gıbb-eş şehâde

  • Şâhitlikten sonra.

güva

  • Şahit, delil. (Farsça)

güvah

  • Şahit. Gören. Bilen. Tanıyan. (Farsça)
  • Şahit, bilen.

güvahi / güvahî

  • Şahitlik. şahitlik etmek. (Farsça)

habl-ül verid

  • Şah damarı. Atar damar.

hablülverid / hablülverîd

  • Şahdamarı.

hadis-i mevsul / hadîs-i mevsûl

  • Sahâbînin (Resûlullah efendimizin arkadaşları); "Resûlullah'tan işittim, böyle buyurdu" diyerek haber verdiği hadîs-i şerîfler. Bunda, Resûl-i ekreme kadar rivâyet edenlerin hiç birinde kesinti olmaz.

hadis-i mürsel / hadîs-i mürsel

  • Sahâbe-i kirâmın ismi söylenmeyip, Tâbiîn'den (Sahâbeyi görenlerden) birinin, doğruca Resûl-i ekrem buyurdu ki dediği hadîs-i şerîfler.

hadis-i müsned-i münkatı' / hadîs-i müsned-i münkatı'

  • Sahâbîden başka bir veya birkaç râvîsi (nakledeni) bildirilmeyen hadîs-i şerîfler.

hadis-i sahih / hadîs-i sahih

  • Sahih hadîs; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin bilinen ve doğru senetlerle aktarılan hadis.

hadis-i zaif / hadîs-i zaîf

  • Sahîh ve hasen olmayan hadîs-i şerîfler.

hadise-i şahsi

  • Şahsi olay.

haiz / hâiz / حائز / حَائِزْ

  • Sahip.
  • Sahip, içine alan.
  • Sahip, bulunduran. (Arapça)
  • Hâiz olmak: Bulundurmak, sahip olmak. (Arapça)
  • Sâhib.

haiz olma / hâiz olma

  • Sahip olma.

haize / hâize

  • Sahip olan.

hareket-i şahsiye

  • Şahsî hareket.

haşiye

  • Sahife kenarına veya altına yazılan izah. Bir kitabın izah ve şerhini yapan yazı. Kenar, pervaz.

havsala-i mevcude

  • Sahip olunan anlama gücü.

hayat-ı şahsiye ve nev'iye ve içtimaiye

  • Şahsî, türe ait ve sosyal hayat.

hazine-mande / hazine-mânde

  • Şahıs üzerinden kaydı silinerek devlet hazinesine kalan mal veya para. (Farsça)

hedaya-yı şahane / hedâyâ-yı şahane

  • Şahane, mükemmel hediyeler, armağanlar.

heşile / heşîle

  • Sahibinin izni olmayarak bir adamın bindiği deve.

hile / hîle

  • Sahtekârlık, hud'a. Aldatmak, yanıltmak.

hüccet-i kasıra

  • Şahsa mahsus olup başkasına taâlluk etmeyen hüccet.

hükmi şahıs / hükmî şahıs

  • Şahıs gibi muamele gören cemiyet, şirket gibi birlik teşkil eden müessese.

hukuk-u şahsiye

  • Şahsın hak ve hukuku, kişi hakları.

hürriyet-i şahsiye

  • Şahsî hürriyet; kişisel özgürlük.

hususat-ı şahsiye

  • Şahsi konular.

hususi alem / hususî âlem

  • Şahsa ait, özel âlem, özel dünya.

hüviyet

  • Şahsiyet, kişilik.

ifda'

  • Sahraya çıkmak, çöle çıkmak.

ihtitam-ı bahaiye

  • Şâh-ı Nakşibend Hazretlerinin devamlı okuduğu virdin son bölümü.

ikame-i beyyine

  • Şâhid getirme.

ilan-ı şehadet / ilân-ı şehâdet

  • Şahitliğini bildirme, duyurma.

inayet-i şahsiye / inâyet-i şahsiye

  • Şahsa ve kişiye yapılan yardım, ikram, lütuf.

intikam-ı şahsi / intikam-ı şahsî

  • Şahsî intikam düşüncesi veya duygusu.

işgere

  • Şâhin, atmaca ve doğan gibi av için kullanılan terbiye görmüş kuş. (Farsça)

işhad / işhâd

  • Şahit gösterme.
  • Şahit gösterme.

isticvabname

  • Şahidlerin ve maznunun ifadelerinin yazılı olduğu kâğıt. (Farsça)

istirahat-i şahsiye ve umumiye

  • Şahsın ve toplumun rahatı.

istişhad / istişhâd

  • Şahit gösterme, şahit tutma, delil olarak gösterme.
  • Şahit gösterme.

istişhad etme

  • Şahit gösterme, şahit tutma, delil getirme.

istişhaden

  • Şâhid göstererek, şâhid getirerek.

kafkaf

  • Şahtere otu.

kaide-i şahsiye

  • Şahsî, kişisel kural.

kalp

  • Sahte.
  • Sahte, hileli.

kalp lira / قَالْپْ ل۪يرَه

  • Sahte lira.

kased

  • Şahyar dedikleri nesne.

kemalat-ı şahsiye / kemâlât-ı şahsiye

  • Şahsî olgunluklar, faziletler, güzellikler.

keramat-ı şahsiye / kerâmât-ı şahsiye

  • Şahsî kerâmetler.

keyani / keyanî

  • Şaha ait. Hükümdarla alâkalı. (Farsça)

kıyamet-i şahsiye-i umumiye

  • Şahsa, bireye ait umumî kıyamet.

kıymet-i şahsiye

  • Şahsî kıymet ve değer.

kudema-yı sahabe

  • Sahabelerin ileri gelenleri, eskileri.

leb-i derya / لب دریا

  • Sahil, deniz kenarı. (Farsça)

lebab

  • Sahralarda ve çayırlarda az miktar olan yaş ot.

lecm

  • Şahmed-ül arzdan büyük bir tepenin adı.

lisan-ı şehadet

  • Şahitlik eden dil.

mahiyet-i şahsiye

  • Şahsî mahiyet ve asıl kişilik.

makbul-üş şahade / makbul-üş şahâde

  • Şahâdeti kabul edilen. Şahidliği kabul edilmiş olan.

malik / mâlik / مالك / مَالِكْ

  • Sahip, bir şeyi olan, bir şeye sahip olan.
  • Sahip.
  • Sahip.
  • Sahip. (Arapça)
  • Sâhib.

malik olan / mâlik olan

  • Sahip olan.

malik olmak / mâlik olmak

  • Sahip olmak.

malikiyet / mâlikiyet / مالكيت

  • Sahiplik.
  • Sahiplik.
  • Sahip olma. (Arapça)

malikiyet davası / mâlikiyet dâvâsı

  • Sahiplik iddiasında bulunma.

mamelek / mâmelek / ماملك

  • Sahip olunan herşey.
  • Sahip olunan. (Arapça)

manevi şahıs / mânevî şahıs

  • Şahs-ı mânevî.

matbah-ı şahane

  • Şahane, mükemmel mutfak.

mazhar olan

  • Sahip olan.

maziryun

  • Şahtere otu.

menafi-i şahsiye / menâfi-i şahsiye

  • Şahsî menfaatler, yararlar.

menfaat-ı şahsiye

  • Şahsî menfaat, yarar.

merdudü'ş-şehadet / merdûdü'ş-şehadet

  • Şahitliği kabul edilmeyen.

meşahir-i sahabe / meşâhir-i sahabe

  • Sahabelerin meşhurları.

meşahir-i ulema-i sahabe / meşâhir-i ulema-i sahabe

  • Sahabelerin meşhur âlimleri.

meşhud

  • Şahit olunan, görülen, gözlemlenen.

meşhudiyet

  • Şahit olunma hali.

mevla / mevlâ

  • Sahip, efendi, Allah.

meydan / meydân

  • Saha, alan.

misaliler / misâlîler

  • Sahih bir rüyada iken misâl âleminde görülen şahıslar.

mu'cize-i sahabiye / mu'cize-i sahâbiye

  • Sahabelerle alâkalı olup, pekçoğunun gördüğü, tasdik ettiği mu'cizeler.

müdli / müdlî

  • Şâhid ve delil gösteren.

mükella'

  • Sâhil. Nehir kenarı.

mümevveh

  • Sahte, samimi olmayan, içten değil. Görünüşte haklı olan. Gösterişle alâkadar.
  • Sahte, kof.

mümevvehat

  • Sahte, bâtıl şeyler.

mürsel hadis / mürsel hadîs

  • Sahâbe-i kirâmın (Resûlullah efendimizin sohbetinde yetişen mübârek insanların) ismi söylenmeyip, Tâbiîn'den (Sahâbe-i kirâmı görüp, sohbetinde yetişen kimselerden) birinin, doğruca, Resûl-i ekrem buyurdu ki, diyerek bildirdiği hadîs-i şerîfler.

müşahhas / مُشَخَّصْ

  • Şahıslanmış, somut.
  • Şahıslaştırılmış, somut.

mushaf

  • Sahife, kitap, Kurân.

müsteşhid

  • Şâhid gösteren, şâhid tutan.

müt'a nikahı / müt'a nikâhı

  • Şâhidsiz olarak bir kadına belli miktarda para verip, belli bir zaman için berâber yaşamağı sözleşmek.

mütesahhir

  • Sahur yiyen.

müteşahhıs / مُتَشَخِّصْ

  • Şahıs haline gelen, cisimlenen.

mütevacid

  • Sahte ve yapma olarak vecde gelen.

muzahraf

  • Sahte yaldızlı, yalancı süslü olan.

müzahraf / مُزَخْرَفْ

  • Sahte yaldızla süslü pislik.

muzahrefiyet

  • Sahtecilik; süsleyip cilalamak sûretiyle aslı gibi, doğal gibi göstermeye çalışmak.

nafiz / nâfiz

  • Sahîh, geçerli. Başkasının hakkı bulunmayan. Başkasının hakkını tealluk etmeyen.

nakşi / nakşî

  • Şah-ı Nakşibend tarafından kurulan tarikata mensup olan kimse.

nazar-ı şuhud

  • Şâhidlerin, şehâdet edenlerin görmesi ve tetkikleri.

nihali / nihalî

  • Sahan altlığı. (Farsça)

nikah-ı müt'a / nikâh-ı müt'a

  • Şâhidsiz olarak, bir kadınla belli para verip, belli zaman için berâber yaşamağı sözleşmek.

saadet-i şahsiye

  • Şahsî mutluluk.

şah-ı eser / şâh-ı eser

  • Şâheser, üstün ve büyük eser.

sahabe / sahâbe

  • Sahipler, Peygamberimizin arkadaşları.

sahabet / sahâbet / صَحَابَتْ

  • Sahip çıkma, benimseme.
  • Sahip olma, sahiplik.
  • Sâhib çıkma.

sahabetkarane / sahabetkârane / sahâbetkârâne

  • Sahip çıkarak, koruyarak.
  • Sahip çıkarcasına, korurcasına.

şahadet / şahâdet

  • Şahitlik, tanıklık.
  • Şahitlik, Allah yolunda ölmek.

şahan / şâhân / شاهان

  • Şahlar. (Farsça)

şahane / şâhâne

  • Şah gibi, şaha yakışır bir surette.
  • Şaha yakışır şekilde.

şahenşah / şâhenşâh / شاهنشاه

  • Şahlar şahı, en büyük padişah.
  • Şahların şahı.
  • Şahlar şahı. (Farsça)

şahi / şâhî / شاهى

  • Şahlık. (Farsça)

sahib / sâhib / صاحب

  • Sahip, koruyucu, sohbet arkadaşı.
  • Sahip. (Arapça)

şahid / şâhid

  • Şahitlik yapan, bilen, tanıyan.
  • Şâhidlik eden, görüp bilen. Birinin başkasında hakkının bulunduğunu isbat için şehâdet (şâhidlik) ederim demek sûretiyle hâkimin huzûrunda ve hasmın karşısında haber veren.
  • Şahit, tanık, gören.

sahih ehadis / sahih ehâdîs

  • Sahih hadisler; Peygamber Efendimize (a.s.m.) ait olduğu kesin olarak bilinen ve doğru sened ve güçlü râvîlerle aktarılan hadisler.

sahihan

  • Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim'in birlikte adı.

sahilnişin

  • Sâhilde oturan. (Farsça)

sahilreside

  • Sâhile varmış, kıyıya ulaşmış. (Farsça)

şahin / شاهين

  • Şahin. (Farsça)

şahit

  • Şahitlik yapan, bilen, tanıyan.

şahkar / şâhkâr / شاهكار

  • Şaheser, başyapıt. (Farsça)

şahreg

  • Şah damar, büyük damar. (Farsça)

şahs

  • Şahıs, kişi, kimse.

şahsi / şahsî

  • Şahsa mahsus, şahsa ait, dair. Kişi ile, şahıs ile alâkalı.

sahtegi / sahtegî

  • Sahtelik, yalan, düzme. (Farsça)

sahtekar / sahtekâr

  • Sahte iş yapan, hilekâr. Kalpazan. (Farsça)
  • Sahteci, aldatıcı.

şahterec

  • Şahtere otu.

sahur / sahûr / ساحور

  • Sahur. (Arapça)

sahv

  • Sahve, ayılma.

şahzade

  • Şâh oğlu. Hükümdar veya pâdişah oğlu. Prens. (Farsça)

seciye-i aliye-i sahabe / seciye-i âliye-i sahabe

  • Sahabelerin yüksek karakteri.

şeh / شه

  • Şah, padişah. (Farsça)

şehadat / şehâdât

  • Şahitlikler ve tanıklıklar.
  • Şahitlikler, şehitlikler.

şehadet / şehâdet / شهادت / شَهَادَتْ

  • Şahitlik, tanıklık.
  • Şahid olma.
  • Şahitlik.

şehadet eden

  • Şahitlik, tanıklık eden.

şehadet etmek

  • Şahitlik, tanıklık yapmak.

şehadet-meab

  • Şahitlik alanı.

şehd-i şehadet / شَهْدِ شَهَادَتْ

  • Şâhid olma, görme balı.

şehid / şehîd

  • Şahit olan, Allah için ölen.

şehidetün / şehîdetün

  • Şahittir (kadınlar için kullanılır).

şehzade / şehzâde / شهزاده

  • Şah çocuğu, şehzade. (Farsça)

selef

  • Sahabe ve tabiin gibi ilk örnek Müslüman nesil.

şerait-i hayat-ı şahsiye / şerâit-i hayat-ı şahsiye

  • Şahsî hayat şartları.

şevahid / şevâhid

  • Şahitler.

sevahil / sevâhil

  • Sahiller, kıyılar.
  • Sahiller.

şevzak

  • Şahin kuşu.

şevzenik

  • Şahin kuşu.

şeyzenuk

  • Şahin kuşu.

sıdk-ı şehadet

  • Şahitliğin doğruluğu.

sıfat-ı hassa / sıfât-ı hassa

  • Şahsa ait özel sıfatlar.

sıffin

  • Sahabeler arasında meydana gelen bir savaşın adı.

şihab / şihâb

  • Şahap, akanyıldız, gök cismi.

sikke-i şahane

  • Şahane sikke, işaret.

sosyalist / صُوسُيَالِستْ

  • Şahsî mülkiyeti kaldırıp her şeyi topluma mal eden sistemi savunan kişi.

sübjektif

  • Şahsî görüşe göre olan, indî.

şuhud / şuhûd

  • Şahit olma, gözlemleme.

suhuf / صُحُفْ

  • Sahifeler, bazı peygamberlere gelen ve ilâhî emirleri bildiren sayfalar.
  • Sahîfeler.

suluh

  • Sahte olmayıp geçer akçalar. Sağlam ve hakiki paralar.

sürriyye

  • Sahibi tarafından başka yerde oturtulan cariye.

tabakat-ı sahabe

  • Sahabilerin dereceleri.

tabiin / tabiîn / tâbiîn / تَابِع۪ينْ

  • Sahabeleri görenler.
  • Sahabeleri gören mü'minler.
  • Sahâbeleri görenler.

tabiun / tâbiûn

  • Sahabeleri görenler.

tasavvur-u şahsi / tasavvur-u şahsî

  • Şahsî düşünce. şahsa ait tasavvur.

tebeddi

  • Sahraya çıkmak, çöle çıkmak.

temellük / تَمَلُّكْ

  • Sahiplenme.
  • Sahiplenme.

teşahhus

  • Şahıslanma, belirme.

teşahhus vermek

  • Şahsiyet, kişilik vermek.

tesahub / tesâhub

  • Sahip çıkma; koruma.
  • Sahiplenme.

tesahup

  • Sahiplenme, dost edinmek.

tesehhur

  • Sahur yemeği yeme.

teşhis

  • Şahıslandırma, tanıma.

teyma'

  • Sahra, çöl, yaban.

timsal-i şahsiyet

  • Şahsiyetin heykeli; kişiliğin yansıması, görüntüsü.

tuğra-i şahane / tuğra-i şâhâne

  • Şâh ve hükümdarlara ait tuğra, mühür.

ulema-i azime-i sahabe / ulema-i azîme-i sahabe

  • Sahabenin büyük âlimleri.

ulema-i sahabe / ulemâ-i sahabe

  • Sahabenin âlimleri.

uli

  • Sâhib. Ehil.

ulü

  • Sahipler. Bir şeyin ehli olanlar.

vahdet-i şahsiye

  • Şahsın birliği.

vazife-i şahsiye

  • Şahsî vazife, kişisel görev.

veba-yı ağraz-ı şahsiye / vebâ-yı âğraz-ı şahsiye

  • Şahsî kinlerin vebası; kişisel kin mikrobu.

veli / velî

  • Sahip, gözetici, koruyucu.

vücud-u şahsi / vücud-u şahsî

  • Şahsî varlık.

yed-i tasarruf

  • Sahibolma, sâhiblik.

yehma

  • Sahra, çöl.

za

  • Sâhib, malik, erbab, ehil mânalarında olup, "Zî" ve "Zû" şeklinde de kullanılır. (Müennesi "Zât" dır)

zamair-i şahsiyye

  • Şahıs zamirleri. " Ben, sen, o" gibi isim yerine geçen kelimeler.

zaman-ı sahabe / zaman-ı sahâbe

  • Sahabelerin yaşadığı dönem.

zat / ذات

  • Şahıs.

zatınız / zâtınız

  • Şahsınız.

zatiyyat / zâtiyyat

  • Şahsiyetler. Zâta mahsus işler.

zevil

  • Sahibi, sahipler.

zeyd bin sabit

  • Sahabe-i Güzinden ve Aşere-i Mübeşşeredendir. Henüz on bir yaşında iken isteği ile İslâmiyet'i kabul etmiştir. Kur'ân-ı Kerim'i kemiklerde yazılı ve hâfızların ezberinde iken bugünkü şeklinde ilk olarak yazan, bu hizmette en büyük hizmet kendisine nasib olandır. Resul-ü Ekrem'in (A.S.M.) kâtipliğini