LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Saçma ifadesini içeren 94 kelime bulundu...

abes / عبث

  • Boş, saçma.
  • Saçma, gayesiz, hikmetsiz, gereksiz.
  • Saçma, abes. (Arapça)

abesiyet

  • Abeslik, saçmalık.

av'ave

  • Havlama, köpeğin havlaması.
  • Mc: Hezeyan, saçma sapan konuşma.

bahs

  • Kazmak.
  • Ayırmak.
  • Saçmak.
  • Birşey hakkında etrafiyle söz söyleyip hakikatı araştırma. Konuşulan şey.
  • Teftiş.
  • Söz münazarası, muaraza, mübahese.
  • Bir mevzû hakkında tafsilât, açıklama.
  • İddialaşma.

berhud / berhûd

  • Saçmasapan söz, mânasız söz. (Farsça)

besbas

  • Saçmasapan, manâsız söz. (Farsça)

besbes

  • (Çoğulu: Besâbis) Herze. Mânasız, saçma sözler.

bi-meal / bî-meal

  • Hükümsüz, mânasız, saçmasapan söz. (Farsça)

ebatil / ebâtil / اباطل

  • Saçma sapan sözler, ipe sapa gelmez şeyler. (Arapça)

eracif / erâcîf / اراجيف

  • Saçmalıklar, uydurmalar. (Arapça)

evham-ı vahiye

  • Saçma vehimler, asılsız kuruntular.

fers

  • Dağıtmak. Saçmak.
  • Ciğer parçalamak.
  • Hurma çekirdeğinin kabuğunu soymak.
  • Atın pisliği. Fışkı.

feşan

  • Saçma. Neşretme. (Farsça)
  • Yayıcı. Serpici olan. (Farsça)

güzaf / güzâf / گزاف

  • Saçma sapan, ipe sapa gelmez, boş, beyhude. (Farsça)

hasa

  • Toprak saçmak.

hasv

  • Toprak saçmak.
  • Az birşey vermek.

haşvi / haşvî

  • Mânâsız sözler söyleyen, saçma sapan konuşan.
  • Haşve benziyen.

hatıb-ı leyl

  • Geceleyin odun toplayan kimse.
  • Mc: Mânâsız ve saçmasapan sözler konuşan adam.

herze / هرزه

  • Boş söz. Saçmasapan söz. Boş lâkırdı. (Farsça)
  • Boş, saçma sapan söz.
  • Saçma. (Farsça)

herze-lay

  • Herze söyleyen, saçmalayan.

herzederay

  • Mânâsız ve saçmasapan sözler konuşan. (Farsça)

herzegu / herzegû / هرزه گو

  • Saçma sapan konuşan. Lüzumsuz ve mânasız söz söyleyen. (Farsça)
  • Saçma sapan konuşan, lüzumsuz ve mânâsız sözler söyleyen.
  • Saçmasapan konuşan.
  • Saçmalayan. (Farsça)

herzeguyi / herzegûyî / هرزه گویى

  • Saçmalama. (Farsça)

herzehayi / herzehayî

  • Mânâsız konuşma, saçmasapan söyleme. (Farsça)

herzekar / herzekâr

  • Saçma sapan konuşan, mânasız sözler söyleyen. (Farsça)

herzekarane / herzekârane / herzekârâne

  • Saçma sapan konuşarak. Boş ve lüzumsuzca uydurmalarla, abuk sabukça. (Farsça)
  • Saçmalayarak.
  • Saçmasapan konuşarak.

hezeliyat

  • Ciddi olmayan sözler, saçmalamalar.
  • (Tekili: Hezl) Ciddi olmayan sözler. Saçma sapan konuşmalar. Deli saçması.

hezeyan / hezeyân / هزیان / هَذَيَانْ

  • Saçmalık, saçmalama.
  • Kötü sözler. Soğuk şakalar.
  • Sayıklama. Saçma sapan konuşma.
  • Deli saçması, saçmalama.
  • Sayıklama. (Arapça)
  • Saçmalama. (Arapça)
  • Saçmalama.

hezeyan-ı fikri / hezeyan-ı fikrî / hezeyân-ı fikrî / هَذَيَانِ فِكْر۪ي

  • Fikrî saçmalık.
  • Fikre âit saçmalama.

hezeyan-ı küfri / hezeyan-ı küfrî

  • Küfür saçmalaması.

hezeyanat / hezeyânât

  • (Tekili: Hezeyan) Sayıklamalar.
  • Saçma sapan ve mânâsız konuşmalar.
  • Saçmalıklar.

hezeyancı

  • Saçmalayan.

hezeyanlı

  • Saçmalayan.

hezeyanvari / hezeyanvâri / hezeyanvârî

  • Saçma sapan bir şekilde.
  • Saçmalarcasına.

hezl

  • Ciddi olmayan söz. Saçma, uydurma, yalan konuşmak.
  • Edb: Meşhur bir manzumeye lâtife tarzından nazım yapmak. Bu tarzda yapılan nazım.
  • Saçma, uydurma.

hezr

  • Saçmasapan, boş ve mânâsız söz.

hezzar

  • Devamlı saçmalayan adam.

hitar

  • Saçma söz, mânâsız kelâm.

hurafat / hurâfât

  • Aslı esası olmayan saçma inanışlar.

hurafe

  • Saçma inanış.

hurafet

  • Delile dayanmayan saçma inanış.

ifaze-i nur

  • Nur saçma, aydınlatma.

isar

  • Kendisi muhtaç olduğu halde başkasına nimet vermek, cömertlik, ikrâm.
  • İhtiyar etmek.
  • Yumuşatmak.
  • Dökmek, serpmek. Saçmak.

istihdam

  • Bir hizmette kullanmak, hizmete almak, hizmet ettirmek.
  • Edb: Bir çok mânâsı olan bir kelimenin her mânâsına muvâfık kelime söylemek. Meselâ: "Avcınızın attığı da, sözleri de saçma idi" cümlesinde olduğu gibi.

jajha

  • Saçma sapan söyliyen. Mânâsız ve boş konuşan. (Farsça)

jajhayan

  • Saçma sapan söz söyleyenler. Mânâsız ve boş konuşanlar. (Farsça)

kazh

  • Atmak, saçmak.

kırzam

  • Saçma sapan şeyler konuşan. Manâsız sözler söyliyen kimse.

kuule

  • Ayağının arkasıyla yerden toprak saçmak.

maglata

  • Mugalata. Boş ve mânasız söz. Zihin yanıltmak için söylenen saçma sapan söz.

mağlata / مَغْلَطَه

  • Yanıltıcı saçma kıyâs.

mağlata ve safsataya düşürme

  • Yanlış ve saçmalığa sürükleme.

mahmum

  • Hummaya, sıtmaya tutulmuş. Sıtmalı olan. Ateşli olan. Mecnun. Saçma sapan konuşan.

malayani / mâlâyanî

  • Faydasız, boş, saçma.

mecc

  • Ağızla su püskürmek.
  • Sulu şeyler atmak ve saçmak.

mehcur

  • (Hicr. den) Uzaklaşmış, uzakta kalmış, ayrı düşmüş. Bırakılmış, metruk, unutulmuş, gayr-i müstâmel.
  • Saçma sapan, hezeyan. Amel edilmeyen. Kullanılmaz olmuş. Ayrılmış.

mevadd-ı vahiye / mevadd-ı vâhiye

  • Boş, saçma şeyler, anlamsız maddeler.

mihzar

  • Mânâsız ve saçma sapan sözler konuşan.

mücareze

  • Saçma ve iyi olmıyan sözlerle lâtife yapma.

münasere

  • Saçmak.

müstahilat

  • (Tekili: Müstahil) İmkânsız şeyler.
  • Mânâsız, boş ve saçma şeyler.

müstehilat

  • (Tekili: Müstehil) (Havl. den) Mümkün olmayan şeyler, kabil olmayan şeyler.
  • Mânasız, saçma şeyler.

mütela'sim

  • (Çoğulu: Mütela'simîn) Saçmasapan cevap veren, kemküm eden.

mütela'simane

  • Saçmalayarak, kemküm ederek. (Farsça)

na-merbut

  • Rabıtasız, mânâsız, anlamsız, saçma sapan. (Farsça)

nazh

  • Su serpmek, su saçmak.
  • Suyun çok olması.
  • Suyun, pınarından çıkıp akması.
  • Defetmek, kovmak.

nefz

  • Saçma, yayma. Neşretme.
  • Silkmek.
  • Nazar etme, bakma.

nesir

  • Saçma, serpme.
  • Vezinsiz, ölçüsüz söz.

nesr

  • (Nesir) Çoğaltmak, saçmak, yaymak.
  • Manzum olmayan söz veya yazı.

nisar / nisâr / نثار

  • Saçmak, dağıtmak.
  • İ'ta etmek. Vermek.
  • Saçmak.
  • Saçma. (Arapça)
  • Nisâr etmek: Saçmak. (Arapça)

perakendegu / perakendegû

  • Saçma sapan konuşan. Saçmalayan. (Farsça)

perhüde

  • Saçmasapan söz, hezeyan. (Farsça)
  • Ateşten dolayı sararmış eşyâ. (Farsça)

pervaz

  • Kanat açmak, uçmak. Uçan, uçucu. (Farsça)
  • Nur. (Farsça)
  • Karargâh. (Farsça)
  • Saçmak. (Farsça)
  • Hücre. (Farsça)
  • Saçak. (Farsça)
  • Ayna. Dolap. (Farsça)
  • İnce, uzun tahta. (Farsça)
  • Uçan, uçucu gibi mânâlara gelerek birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)

reşraş

  • Kavak ağacı.
  • Su veya yağ damlayan kebap.
  • Su saçmak.

sefy

  • Savurmak. Saçmak.

şetat

  • Hadden aşırı olmak.
  • Hakdan uzak.
  • Zulüm, cevr, yalan, kizb, saçma.

suret-i zaife-i vahiye / suret-i zaife-i vâhiye

  • Hakikatsız, saçma sapan zayıf suret ve vesvese.

tahsa'

  • Toprak saçmak.

tebzirat / tebzirât

  • (Tekili: Tebzir) İsraflar.
  • Tohum saçmalar.

tela'süm

  • Dil dolaşma, şaşırma.
  • Cevap verilecek yerde veremeyip kekeleme.
  • Saçmasapan cevap verme.

tenfiz

  • Silkmek.
  • Saçmak, dağıtmak.

tensir

  • Serpme, saçma.

terarih

  • (Tekili: Türrehe) Saçmasapan ve mânâsız sözler.

terb

  • Bir nesneyi toprakla örtmek, üstüne toprak saçmak.

terşiş

  • (Reşş. den) Saçma, serpme.

türrehat

  • (Tekili: Türrehe) Saçma sapan sözler.

türrehe

  • (Çoğulu: Terârih-Türrehat) Saçma sapan ve mânasız söz.

üfnun

  • Hâl. Nev, çeşit. Saçma sapan söz. Dedikodu.

vahi / vâhî

  • Mânâsız, saçma. Ehemmiyetsiz.
  • Ahmak. Düşkün. Zaif.
  • Mânâsız, saçma.

yafe

  • Saçma ve mânasız söz. (Farsça)

yave / yâve / یاوه

  • Hezeyan, saçma sapan söz, lakırtı, lâf.
  • Hezeyan. Yalan. Yaygara. Saçma sapan söz. (Farsça)
  • Sahipsiz hayvan. (Farsça)
  • Zırva, saçma. (Farsça)

yave-gu / yâve-gû

  • (Çoğulu: Yâve-guyân) Saçmasapan konuşan, saçmalayan. (Farsça)

yavegu / yâvegû / یاوه گو

  • Zırvalayan, saçmalayan. (Farsça)

zer'

  • Yaratmak.
  • Yere tohum saçmak.