LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te SER kelimesini içeren 390 kelime bulundu...

adab-ı şer'iye / âdâb-ı şer'iye

  • Şeriatın kaideleri, âdâbları.

adab-ı şeriat / âdâb-ı şeriat

  • Şeriatın koyduğu edep ve terbiye kuralları.

adaletname-i şeriat / adaletnâme-i şeriat

  • Şeriatın adalet ölçüsü, belgesi.

ahkam-ı şer'iye / ahkâm-ı şer'iye

  • Şeriatın hükümleri, esasları.

ahkam-ı şeriat / ahkâm-ı şeriat

  • Şeriatın hükümleri, esasları.

ak / âk / عاق

  • Serkeş. (Arapça)

akk

  • Serkeş, inadçı.

ala-yı illiyyin-i şeref / âlâ-yı illiyyîn-i şeref

  • Şerefin zirvesi, en yüce mertebesi.

alim-i şeriat / âlim-i şeriat

  • Şeriat âlimi.

amal-i sermedi / âmâl-i sermedî

  • Sermediyete âit arzu ve emeller. Cennete, ebediyyete dâir dilek ve temenniler.

anif

  • Sert, kaba.

askale

  • Serap fazla olmak.

asleka

  • Serabın fazla olması.

ateş-hulk

  • Sert tabiatlı, huysuz. (Farsça)

ateşmizac / âteşmizâc / آتش مزاج

  • Sert mizaçlı. (Farsça - Arapça)

atil

  • Şerli, şerir, yaramaz kişi.

aval

  • Sersemlik derecesinde saf olma, bönlük.

avare / âvâre

  • Serseri.

avn-ı şeriat / avn-ı şerîat / عَوْنِ شَر۪يعَتْ

  • Şerîatın yardımı.

ayat-ı kerime / âyât-ı kerîme

  • Şerefli âyetler, Kur'ân'ın herbir cümlesi.

ayat-ı teşriiye / âyât-ı teşriiye

  • Şeriat kanunları.

ayet-i kerime / âyet-i kerîme

  • Şerefli âyet, Kur'an'ın herbir cümlesi.

ayn-ı şeriat

  • Şeriatın ta kendisi, İslâmiyet.

azad / âzâd

  • Serbest bırakma, hürriyetine kavuşturma.

azad etmek / âzâd etmek

  • Serbest bırakmak, hürriyetine kavuşturmak, kölelikten kurtarmak.
  • Serbest bırakmak, hürriyetine kavuşturmak.

azad olmak / âzâd olmak

  • Serbest olma, kurtulma.

azade / âzâde / آزَادَه

  • Serbest, kayıtsız.
  • Serbest, hür, kayıtlardan kurtulmuş.
  • Serbest bırakılan.

aziz / azîz / عَز۪يزْ

  • Şerefli.

azrec

  • Seri, hafif nesne. Vâhid, tek.

bab-ı seraskeri / bâb-ı seraskerî

  • Serasker kapısı. Eski Milli Müdafaa Vekâleti. Milli Savunma Bakanlığı. Şimdiki İstanbul Üniversitesi'nin kapısı.

bagilik

  • Serkeşlik, âsilik.

bayram-ı şerif

  • Şerefli, değerli bayram.

behreber

  • Şerik, ortak. (Farsça)

beleh

  • Sersemlik, bönlük, ahmaklık, budalalık.

berd ü selam / berd ü selâm

  • Serin ve selâmetli, güvenli.

beydah

  • Sert başlı, haşarı at. (Farsça)

bezaat

  • Sermaye.

bi-bidaat / bî-bidaat

  • Sermayesiz. (Farsça)

bi-enbaz / bî-enbaz

  • Şeriki ve benzeri ve eşi olmayan, eşsiz. Allah (C.C.)

bi-saman / bî-sâman

  • Sermayesiz, parasız. (Farsça)

bidah

  • Sert başlı, huysuz at, aygır. (Farsça)

bincişk

  • Şerçe kuşu. (Farsça)

burak-ı meşveret-i şer'iye

  • Şer'î meşveret bineği; şeriatın her türlü meselenin çözümünde esas aldığı istişare ve danışma kurulu.

burhan-ı şeriat

  • Şeriatın delili.

burjuva

  • Servet ve mal birikimi yapanlar; zenginler sınıfı.

cami-i şerif

  • Şerefli, yüce cami.

çapkun

  • Seri ve yorulmaz neviden iyi bir at cinsi.

cebel-i aziz

  • Şerefli, üstün ve yüce dağ.

çetuk

  • Serçe kuşu. (Farsça)

cevaz-ı şer'i / cevaz-ı şer'î

  • Şeriatın cevazı, fetvası, müsaadesi.
  • Şer'an câiz olma. Şeriatça yasak olmayan husus.

cümza

  • Seri davar.

cüz'i hadise-i şer'iye / cüz'î hâdise-i şer'iye

  • Şeriatın ferdî, bireysel meselesi, olayı.

delail-i şer'iye / delâil-i şer'iye

  • Şeriata ait deliller; Kur'ân, Sünnet, İcmâ ve Kıyas delilleri gibi.

derdar

  • Servi ağacından bir sınıf.

dest ve damen-i kerimane / dest ve dâmen-i kerimane

  • Şerefli ve izzetli olan el ve etekler.

dest-maye

  • Sermaye, elde olan şey. (Farsça)

dil-i avare / dil-i âvâre

  • Serseri gönül.

düstur-u esasiye-i şer'iye

  • Şeriatın esas prensipleri, ana kanunları.

ecir-i müşterek / ecîr-i müşterek

  • Serbest işçi. Kirâlıyanından (işvereninden) başkasına çalışmaması şartı koşulmamış hamal, terzi, saatçi gibi işçi.

edille-i şer'iyye

  • Şer'î deliller; Kitap, sünnet, icma-ı ümmet ve kıyas-ı fukahadan ibaret dört delil.

ehl-i şeriat

  • Şeriat taraftarı Müslümanlar.

ehl-i servet

  • Servet ve sermaye sahibi.

ehven-i şerr

  • Şerrin en hafif olanı.

emced-i emacid / emced-i emâcid

  • Şereflilerin şereflisi, en şerefli.

emir-ül ceyş

  • Serasker, serdar, başkumandan.

emr-i şer'i / emr-i şer'î

  • Şeriatın emri.

emreş

  • Şerli, kötü kimse.

enbazi / enbazî

  • Şeriklik, ortaklık. (Farsça)

engüşt-i kihin

  • Serçe parmak.

ergun

  • Sert başlı at. Hızlı ve oynak olarak giden at. (Farsça)

esas-ı şeriat

  • Şeriatın esasları, kuralları.

esasat-ı şeriat / esâsât-ı şeriat

  • Şeriatın, dînin esasları, temelleri.

esil

  • Şerefli, şanlı, namlı, haysiyetli, itibarlı ve otoriter kişi.

eşirra / eşirrâ

  • Şerliler, kötüler.

eşraf / eşrâf

  • Şerefliler, ileri gelenler.

eşrar / eşrâr

  • Şerli ve kötü kimseler.
  • Şerliler, kötüler.
  • Şerliler, kötüler.

evamir-i şer'iye / evâmir-i şer'iye

  • Şeriatın emirleri.

fakahet

  • Şeriat bilgisinde âlimlik. Fıkıh bilgisinde mütehassıslık. Anlayışlı olmak.

fazazet

  • Sertlik, kabalık, kötü sözlülük.

ferag

  • Serin serin esen rüzgâr. (Farsça)

ferkade

  • Sergerde kimse.

ferman-ı şeref

  • Şeref buyruğu, madalyası.

gayr-i meşru' / gayr-i meşrû' / غَيْرِ مَشْرُوعْ

  • Şerîata uymayan.
  • Şerîata uymayan.

gevden

  • Sersem, ahmak, şaşkın, anlayışsız. (Farsça)

güncişk / گنجشك

  • Serçe kuşu, usfur. (Farsça)
  • Serçe. (Farsça)

hacc-ı şerif

  • Şerefli hac ibadeti.

hadd-i ma'ruf

  • Şeriatça bilinen, makbul olan had. Emredilen, müsaade edilen hudud.

hadd-i şer'i / hadd-i şer'î

  • Şeriat kanunlarıyla verilen ceza.

hadd-i şeriat

  • Şeriatın sınırı.

hadise-i şer'iye / hâdise-i şer'iye

  • Şeriatla ilgili olay.

hakaik-i şeriat

  • Şeriatin hakikatleri, esas ve gerçekleri.

hakikat-i şeriat

  • Şeriatın hakikat ve esası.

halbus

  • Serçeden küçük bir kuş.

halenbus

  • Serçe renginde, ondan küçük bir kuş.

halk-ı şer / خَلْقِ شَرْ

  • Şerrin yaradılışı.
  • Şerri yaratma.

haseb

  • Şeref, asâlet, ahlâk ve soy temizliği.

hashas

  • Seri, çabuk, hızlı.

haşin / haşîn / خَش۪ينْ

  • Sert.

hasun

  • Serçe gibi küçük ve alaca renkli bir kuş.

hatt-ı şerifiniz / hatt-ı şerîfiniz

  • Şerefli yazınız, kendi mübarek hattınız, el yazınız.

havz

  • Seri sevk, yeynilik, sür'atli oluş, hızlılık.

haysiyet / حَيْثِيَتْ

  • Şeref, i'tibâr.

haysiyyet / حيثيت

  • Şeref, îtibâr.
  • Şeref, onur, itibar, değer.
  • Şeref, onur. (Arapça)

hazain-i servet / hazâin-i servet

  • Servet hazineleri.

hazhaz

  • Seri, sür'atli, hızlı.

hazine-i servet

  • Servet hazinesi.

hebhab

  • Serap.

hemal

  • Şerik, ortak, eş, benzer, nazir. (Farsça)

hikmet-i şer'iye

  • Şeriatin hikmeti, maksat ve gayesi.

hikmet-i şeriat ve islamiyet / hikmet-i şeriat ve islâmiyet

  • Şeriat ve İslâmiyet bilgisi, ilmi.

hikmet-i teşriiye

  • Şeriata ait ve Rabbânî kanunların hikmeti.

hilaf-ı şeriat / hilâf-ı şeriat / hilâf-ı şerîat / خِلَافِ شَر۪يعَتْ

  • Şeriata zıt, aykırı.
  • Şerîata aykırı.

hile-i şer'iyye / hîle-i şer'iyye

  • Şer'î (dînî) çâre. Müslümanların, İslâmiyet'e uymaları ve haram işlememeleri için ihtiyatlı yol aramaları. Herhangi bir hususta İslâmiyete uymağa mani bir durum bulununca o şeyi yapabilmek için kolay olan bir çâre aramak veya bu sûretle bulunan çıkış yolu.

hisse senedi

  • Sermayesi paylara bölünebilen ticaret şirketlerinde, ortalıkdan doğan hakları ve sermaye payını temsil eden değerli evrak.

hitab-ı teşrifiye / hitab-ı teşrifîye

  • Şereflendiren hitap; Allah'ın "ebedî kalmak üzere Cennete girin" şeklinde şereflendiren hitabı.

hıyar / hıyâr

  • Serbest olma. Yapılan bir akdden yâni sözleşmeden vazgeçebilmek hakkı.

hıyre-ser

  • Sersem, alık. (Farsça)

hıyreser / خيره سر

  • Sersem. (Farsça)

hodserane

  • Serkeşçesine, dik başlılıkla.

hudud-u şer'iyye

  • Şer'i hadler. Muayyen suçlara karşılık tatbik edilen şer'i cezâlar.

hükm-ü şer'i / hükm-ü şer'î

  • Şeriatın hükmü, kanunu.

hükumet-i meşruta-i meşrua / hükûmet-i meşruta-i meşrua

  • Şeriata uygun meşrutiyet hükûmeti.

hürmet-i şer'iye

  • Şeriata olan hürmet, dinî saygı.

i'naf

  • Sertlik etme.

ibad-ı mükerrem / ibâd-ı mükerrem

  • Şerefli, saygın kullar.

icab ve kabul-ü şer'i / icab ve kabul-ü şer'î

  • Şeriata göre "verdim" ve "aldım" ifadesi, ilkeleri.

içtihad-ı şer'i / içtihad-ı şer'î

  • Şeriat hükümlerine dayanarak yapılan içtihad.

içtihadat-ı şer'i / içtihadât-ı şer'i

  • Şeriat hükümlerine dayanarak yapılan içtihatlar.

ifhar

  • Şereflendirmek. Şeref vermek. Fahirlendirmek.

illet-i şer'iye

  • Şeriata ait illet; İslâmiyete uygun gerçek neden, sebep.

incil-i şerif

  • Şeref sahibi İncil.

insan-ı mükerrem

  • Şeref ve değeri çok yüksek olan, kendisine paha biçilmez ikram ve ihsanlarda bulunulan insan.

ism-i şeriat

  • Şeriat ismi; İslâmiyet adı.

iznen

  • Şeriatın müsaade ettiği, izin verdiği ölçüde.

izzet / عزت

  • Şeref.

izzet-alud / izzet-âlûd

  • Şeref ve yücelikle karışık.

izzetli

  • Şeref ve itibar sahibi.

ka'bet-ül ulya / kâ'bet-ül ulyâ

  • Şerefi ve kudsiyyeti pek yüksek Kâbe.

kabr-i şerif

  • Şerefli, değerli kabir, mezar.

kahir-ül eşrar / kahir-ül eşrâr

  • Şerleri ve kötülükleri ortadan kaldırıp yok eden. Haydutları kahreden.

kaide-i şer'iye / kâide-i şer'iye

  • Şer'i kural, İslâmiyet'in ortaya koyduğu kural.

kalil-ül bidaa / kalil-ül bidâa

  • Sermayesi az.

kanun-u adalet-i şer'iye

  • Şeriatın adaletli kanunu.

kanun-u şeriat

  • Şeriat kanunları, kuralları.

kaside-i şerife

  • Şerefli kaside; on beş beyitten az olmayan ve büyük bir şahsı övmek için yazılan şiir.

kasiye

  • Sert, katı.

katibin-i kiram / kâtibîn-i kirâm / كَاتِب۪ينِ كِرَامْ

  • Şerefli yazıcı melekler.

kavanin-i şeriat / kavânîn-i şeriat

  • Şeriat kanunları; İslâm dininin her alanda koyduğu prensipleri.

kavanin-i şeriat ve fazilet

  • Şeriat ve fazilet kanunları.

kavl-i şerif

  • Şerefli söz; Cenâb-ı Hakkın şerefli sözü olan âyet.

kelam-ı tünd / kelâm-ı tünd

  • Sert söz. (Farsça)

kesb-i şer

  • Şerli bir işi işlemek veya o işe âlet olmak yahut da tarafdar olmak.
  • Şerli bir işi işleme.

kesb-i şeref ve can / kesb-i şeref ve cân

  • Şereflenme ve canlanma.

kitab-ı şeriat

  • Şeriat, kanun kitabı.

küfüv

  • Şerik. Nazir, akran, denk, eş, benzer, misil. Hemtâ.

küfüvv-ü şer'i / küfüvv-ü şer'î

  • Şeriatın eşler arasında uygun gördüğü denklik; birbirine uygunluk.

külhani

  • Serseri, çapkın, âvâre. (Farsça)

küngüre / كنگره

  • Şerefe. (Farsça)

kütüb-ü şeriat

  • Şeriat kitapları.

kuzat

  • Şeriat nâmına hükmeden hâkimler. Kadılar.

lafz-ı şeriat / lâfz-ı şeriat

  • Şeriat sözü, ifadesi.

lameşru / lâmeşru

  • Şeriata aykırı, meşru olmayan (lâ;.

lebeke

  • Şerit parçası.

lisan-ı şeriat

  • Şeriat dili, İslâm Hukuku terminolojisi.

ma'raz / معرض

  • Sergi. (Arapça)

maali / maâlî

  • Şerefler, yükseklikler.

macera / mâcerâ

  • Serüven.

magale

  • Şer, kötü.

mahakim-i şer'iye

  • Şer'î mahkemeler. şeriat mahkemeleri.

mahkeme-i şer'iyye

  • Şeriat mahkemesi. şeriat hükümlerine göre dâvalara bakan mahkeme.

makam-ı izzet

  • Şeref, yücelik makamı.

makam-ı şeref

  • Şeref makamı, derecesi.

mani-i şer'i / mâni-i şer'î

  • Şeriatça kabule engel olan, mâni' olan hâl.

maraz / mâraz

  • Sergi.

marez / mârez

  • Sergi.

maslahat-ı mürsele

  • Şeriat tarafından ne itibar ve ne de ibtâl ve ilgâ edildiği mâlum olmayan bir mes'elenin maslahat üzere fakihler tarafından hükümlendirilmesi.

mauk

  • Şer, yaramaz.

meal-i şerif / meâl-i şerif

  • Şerefli, yüce mânâ.

medar-ı şeref / medâr-ı şeref / مَدَارِ شَرَفْ

  • Şeref vesilesi, şeref kazandıran sebep.
  • Şeref sebebi.

mekke-i mükerreme

  • Şerefli Mekke şehri.

mel'

  • Seri seyr.

menabi-i din ve şeriat / menâbi-i din ve şeriat

  • Şeriat ve dinin kaynakları.

menhi / menhî

  • Şer'an yapılması yasak olan, haram olan şey.

menhiyyat

  • Şer'an haram edilenler. Yasak edilmiş, İlâhi emirle men'edilmiş olanlar. Nehyedilenler. Yasak olanlar.

mesag-i şer'i / mesag-i şer'î

  • Şeriatın verdiği izin.

mesağ-ı şer'i / mesağ-ı şer'î

  • Şer'î izin; şeriatın verdiği müsaade.

mesai-yi şer'iye / mesâi-yi şer'iye

  • Şeriata uygun olan çalışma ve çabalar.

mesail-i şer'iye / mesâil-i şer'iye

  • Şeriatın meseleleri, kaideleri.

mesail-i şeriat / mesâil-i şeriat

  • Şeriata ait meseleler.

mesele-i şer'iye

  • Şer'î mesele, şeriat ile ilgili mesele; fıkhî mesele.

meşher / مشهر / مَشْهَرْ

  • Sergi.
  • Sergi.
  • Sergi, sergilenen yer. (Arapça)
  • Sergi yeri.

meşru

  • Şer'an caiz olan, şeriate ve kanuna uygun olan.

meşru' / meşrû' / مشروع

  • Şerîate (İslâmiyet'e) uygun şey.
  • Şeriata uygun.

meşrua

  • Şeriatın kabul ettiği hâl. Yapılması serbest olup, haram olmayan. Allah'ın (C.C.) kanununda müsaade edilen. Şeriatça yapılması günah olmayan.

meşruh

  • Şerh olunmuş. Anlatılmış. Açıklanmış. İzah olunmuş.

meşveret-i şer'iye

  • Şeriattaki istişare, işlerin istişare (danışıp görüşme) yoluyla halledilmesi, İslâmın öngördüğü meşveret.

mevvar

  • Seri, çabuk, hızlı, sür'atli.

meylak

  • Seri ve aceleci kimse.

mezahir

  • Şereflenmeler. Mazharlar. Eşyanın göründüğü yerler. Eşyanın görünen tarafları. Zâhir ve meşhud olanlar.

misal-i meşru / misâl-i meşru

  • Şeriata uygun timsal, örnek.

misfat-ı şeriat

  • Şeriatın süzgeci.

mizan-ı şeriat

  • Şeriat terazisi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin teraizisi, ölçüsü.

mu'tak

  • Serbest bırakılmış köle, câriye veya esir.

mücahid-i alicenab / mücâhid-i âlicenab

  • Şerefli, haysiyetli mücahid.

müfafaza

  • Şeref hususunda akrânına üstün olmak.

mufavada şirketi / mufâvada şirketi

  • Sermâyedeki hisseleri, kâr ve kullanma hakkı, ortaklar arasında eşit olan ve ortakların müslüman olması ve herbirinin sermâyesinden başka parası bulunmaması şartlarıyla kurulan bir şirket. Müsâvat şirketi.

muhalefet-i şeriat

  • Şeriata karşı muhalefet; şeriata aykırı davranma.

muhalif-i hakikat-i şeriat / muhâlif-i hakikat-i şeriat

  • Şeriatın gerçeğine ve ruhuna aykırı.

muhfes

  • Seri, hızlı.

muhtar / muhtâr

  • Serbest. Söz ve fiillerinde serbest olup, istediği gibi davranan ve dilediğini yapan.

muhtefid

  • Seri kesici olan.

mukza'

  • Seri, hafif nesne.

mülhid-i bihuş / mülhid-i bîhuş

  • Sersem mülhid, akılsız inkârcı.

münakaşa / münâkaşa

  • Sert tartışma.

münakaşat / münâkaşât

  • Sertçe tartışmalar.

münkerat / münkerât

  • Şeriatçe yapılması yasaklanmış şeyler.

mürsel

  • Şerîatle (yeni bir din ile) gönderilen peygamber.

müsaade-i şer'iye

  • Şeriatın müsaadesi, İslâmiyetin izin verdiği iş ve davranış.

müşerref / مُشَرَّفْ

  • Şereflenmiş, şerefli. Herkesce kıymetli.
  • Şerefli, değerli.
  • Şereflenen.
  • Şereflenmiş.

müşerref etmek

  • Şereflendirmek.

müşerref olan

  • Şereflenen.

müşerref olma

  • Şereflenme.

müşerref olmak

  • Şereflenmek.

müşerrefiyet

  • Şereflenme.
  • Şereflenme.

müşerri / müşerrî

  • Şeriatın kurucusu.

müşerri'

  • Şeriat kanunu koyucusu; şeriat hükmünü vaz' eden, koyan.

mütehaşşin

  • Sertlik gösteren, kabalaşan.

mütesallib

  • Sertleşmiş, katılaşmış olan.
  • Sertleşmiş, katılaşmış.

müteşerrif

  • Şereflenen, şeref duyan.

mütevellihane / mütevellihâne

  • Sersemlik ve hayranlıkla. (Farsça)

mutlık

  • Serbest bırakan. Boşayan. Salıveren. Köle veya esiri serbest bırakan, azad eden.

muvazene-i şeriat

  • Şeriatın dengesi; Allah tarafından bildirilen hükümlerin dengesi.

nakli delil / naklî delil

  • Şer'î hükümler için naklî delil esastır. Yalnız akıl ile din namına hüküm getirilmez ve böyle bir hükmün dinle alâkası olmaz. Dinî meselelerde aklın ve ilmin vazifesi; dinî hükümlerdeki hikmetleri ve hakkaniyet delillerini görüp izhar etmektir. Kur'anın bazı âyetlerinde yapılan akla havaleler ve Kur

nazar-ı şer'i / nazar-ı şer'î

  • Şeriata, dinin bakışına göre.

nazar-ı şeriat

  • Şeriata, dinin bakışına göre.

nefis-perest

  • Şeriat kanunlarına aykırı olarak, ahlâk kaidesini tanımadan nefsinin isteklerine uyan. Nefsine taparcasına düşkün olan.

nefs-i şeriat

  • Şeriatın özü, esası, aslı.

neşv ü nema / neşv ü nemâ / نشو و نما

  • Serpilme, gelişme, büyüme. (Arapça)
  • Neşv ü nemâ bulmak: Gelişmek, yayılmak. (Arapça)

netice-i şerriye

  • Şerden ortaya çıkan sonuç.

nevahi-i şer'iye / nevâhî-i şer'iye

  • Şeriatın nehiyleri, yasakları.

nobran

  • Sert mizaçlı, inatçı, nâzik olmayan.

nur-u şeriat

  • Şeriatın nuru, İslâmiyet ışığı.

nur-u şerif

  • Şerefli nur, ışık.

nuşe / nûşe

  • Şerbet içen, sevinçli.

nusus-u şeriat / nusûs-u şeriat

  • Şeriatın açık ve kesin hükümleri.

nüub

  • Seri seyir.

pünçüşk

  • Serçe. (Farsça)

rakrakan

  • Serap.

re'sülmal / رأس المال

  • Sermaye, anapara, kapital. (Arapça)

receb-i şerif

  • Şerefli olan ve mübarek aylardan birincisi olan Recep ayı; hicrî ayların yedincisi.

resail-i şerife / resâil-i şerife

  • Şerefli mektuplar.

rêsülmal

  • Sermaye, ana para.

rett

  • Şerif, seyyid.

risale-i şerif

  • Şerefli ve kıymetli risale.

risale-i şerife

  • Şerefi yüksek olan risale.

riyazet-i şer'iye

  • Şeriatın izin verdiği ölçüde açlık ile nefsi kırarak yaşamak.

rizam

  • Serkeş adam veya at.

ruh-u şeriat

  • Şeriatın ruhu.

şahs-ı şerir / şahs-ı şerîr

  • Şerli şahıs.

şam-ı şerif / şâm-ı şerif

  • Şerefli Şam şehri.

saman / sâmân

  • Servet, zenginlik.

sami

  • Sertlik, katılık. Kuruluk.

şan / şân

  • Şeref, nam, hâl, iş.

şari / şârî

  • Şeriatı ortaya koyan, Allah.

şari-i hakiki / şâri-i hakikî

  • Şeriatın kurucusu ve gerçek sahibi olan Allah (c.c.).

şarih / şârih / شارح

  • Şerheden, açıklayan. Bir şeyin mânasını izhâr eden.
  • Şerh eden, bir kitaba açıklama yazan kimse.
  • Şerheden, açıklayan.
  • Şerh eden. (Arapça)

sebeb-i izzet

  • Şeref ve üstünlük sebebi.

sedd-i zerai'

  • Şer'an memnu olan bir şeye vesile teşkil eden mübah fiillerin de men edilmesi. "Def-i mefasid, celb-i menafiden evlâdır." Buna binaen insan, şer'an memnu olan herhangi bir şeye sâik olacak şeylerden sakınması icab eder, o şeyler hadd-i zâtında mennu olmasa da. Bu husus Mâlikî Mezhebinde delil kabul

sehikad / sehîkad / سهى قد

  • Servi boylu, düzgün boylu. (Farsça - Arapça)

sehikamet / sehîkâmet / سهى قامت

  • Servi boylu, düzgün boylu. (Farsça - Arapça)

şems-i şeriat

  • Şeriat güneşi; İslâm güneşi.

şer'

  • Şeriat, Allah tarafından bildirilen İlâhî emir ve yasaklara dayanan hükümlerin hepsi.

şer'an / شرعا / شَرْعًا

  • Şeriatça, şeriata göre. Kanunca, kanuna göre.
  • Şer'î olarak, şeriat hükümlerine göre. (Arapça)
  • Şerîate göre.

şer'i / şer'î / شرعى

  • Şeriatla ilgili, Allah tarafından bildirilen kanun ve hükümlerle ilgili.
  • Şerîate âit, İslâmiyetle ilgili, İslâmiyet'e uygun.
  • Şeriata uygun, İslâmiyetçe makbul olan. İlâhî kanuna dair. Meşru'.
  • Şeriat ile ilgili, şeriata uyan. (Arapça)

şer'i şerif

  • Şerefli İslâm şeriatı.

şer'iye / شرعيه

  • Şeriat ile ilgili, şeriata uyan. (Arapça)

şer'iyye

  • Şeriata uygun olma. Kanun ve nizamlara muvafık bulunma.

serab / serâb / سراب

  • Serap, olmayıp da var gibi görünen.
  • Serap. (Arapça)

serabistan

  • Serap yeri. (Fâni, bekasız dünyadan kinayedir.) (Farsça)

şerafet / şerâfet / شَرَافَتْ

  • Şeriflik, şereflilik. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) torunu Hz. Hüseyin'in (R.A.) sülâlesinden ve onun izinden giden temiz müslümanlık hâleti.
  • Şereflilik.
  • Şereflilik.
  • Şereflilik.

şeran / şerân

  • Şeriata göre, dinî kanunlar bakımından.

şerarat

  • Şerareler, kıvılcımlar.

şeraret / şerâret

  • Şerlilik, kötülük.
  • Şerlilik, kötülük.

şeraretli

  • Şerle, kötülükle dolu, kötülüğe eğilimli.

serasime

  • Sersem. (Farsça)

serasimegi / serasimegî

  • Sersemlik. (Farsça)

şerayi / şerâyi

  • Şeriatlar, ilâhî emirler.

şerayi' / şerâyi' / شرایع

  • Şeriatlar. Cenâb-ı Hakkın hükümleri, emirleri, kanunları.
  • Şeriat hükümleri. (Arapça)

serbestane / serbestâne

  • Serbestçe. (Farsça)
  • Serbestçe.
  • Serbestçe.

serbesti / serbestî / سربستى

  • Serbestlik. (Farsça)
  • Serbestlik, özgürlük.
  • Serbestlik, hürlük.
  • Serbestlik. (Farsça)

serbestiyet

  • Serbestlik.
  • Serbestlik. Serbest oluş. (Farsça)
  • Serbest olma hâli.

şeref-bahş

  • Şeref veren.
  • Şereflendiren. şeref veren. (Farsça)

şeref-efza

  • Şeref artıran. (Farsça)

şeref-i keramet

  • Şerefli vazife, görev.

şeref-pezir

  • Şeref ve itibar bulan. (Farsça)

şeref-resan

  • Şeref ulaştıran, şeref eriştiren.

şeref-riz

  • Şeref veren. (Farsça)

şeref-şiar

  • Şerefli.

şeref-varid

  • Şerefle gelen. (Farsça)

şeref-yab

  • Şeref bulan, şeref kazanan. (Farsça)

şeref-zahir

  • Şerefle çıkan. (Farsça)

şerefbahş / شرفبخش

  • Şeref veren.
  • Şeref veren. (Arapça - Farsça)

şerefşiar

  • Şerefli.

şerefyab / şerefyâb

  • Şeref bulan, şeref kazanan.
  • Şereflenen.

serfirazi / serfirazî

  • Serfirazlık. (Farsça)

sergeşte

  • Sersem. Başı dönmüş. Avâre ve mütehayyir olan. Hayrette kalmış. (Farsça)

sergüzeşt

  • Serüven.

şeri / şerî

  • Şeriatla ilgili, dinî.

şeriat-şikenane / şeriat-şikenâne

  • Şeriata aykırı, ters olan.

şerid

  • Şerit, zincir.

şerif / şerîf

  • Şerefli.
  • Şerefli.
  • Şerefli. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem kızı hazret-i Fâtımâ'nın oğullarından hazret-i Hasen'in neslinden (soyundan) gelenler.

şerifeyn / şerîfeyn

  • Şerefli iki şey, Mekke ve Medine.

şerir / şerîr / شَر۪يرْ

  • Şerli. Şer işleyen. Kötülük yapan. Kötü.
  • Şerli, kötü.
  • Şerliler, kötüler.
  • Şerli.

şerirler

  • Şerliler, kötüler.

sermaye

  • Servet, varlık.

sermayedar / sermayedâr / sermâyedâr / سرمایه دار

  • Sermayeyi elinde tutan.
  • Sermâyesi olan. (Farsça)
  • Sermaye sahibi, kapitalist. (Farsça)

şerriyet

  • Şer özelliği.

serseriyane / serseriyâne

  • Serserice.
  • Serserice.
  • Serserice. (Farsça)

serv / سرو

  • Servi, selvi. (Farsça)

servendam / servendâm / سرواندام

  • Servi boylu. (Farsça)

serveten

  • Servet bakımından.

servistan / servistân / سروستان

  • Servilik. (Farsça)

servkadd / سروقد

  • Servi boylu. (Farsça - Arapça)

seyf-i şeriat

  • Şeriat kılıcı.

şiddet

  • Sertlik, katılık, aşırılık.

sikke-i şer'i / sikke-i şer'î

  • Şeriatın mührü, damgası.

şimendifer-i kanun-u şer'iye-i esasiye

  • Şer'î anayasa treni.

sırr-ı teşri

  • Şer'î kanunların sırrı.

sukuk

  • Şeriat mahkemesince verilen ilâmlar ve onda geçen tabirler.

sulb

  • Sert, katı.

sumul

  • Sertlik, kuruluk, katılık.

şürefa / şürefâ / شرفا

  • Şerifler, Hz. Muhammed soyundan gelenler. (Arapça)

şüreka / şürekâ

  • Şerikler, ortaklar.

sürh

  • Seri nesne.

şüruh / şürûh / شروح

  • Şerhler, açılamalar. (Arapça)

şurur / şurûr

  • Şerler, kötülükler.

şürur / şürûr

  • Şerler, kötülükler.
  • Şerler, kötülükler.

tahliye / تَخْلِيَه

  • Serbest bırakma.

tahliye etme

  • Serbest bırakma.

tasallüp

  • Sertleşme, kalıba girme.

tasel

  • Serabın uzaktan su gibi görünmesi.

taziz / tâziz

  • Şereflendirme.

teferruat-ı şer'iye

  • Şeriatın, İslâm hukuuknun fer'i meseleleri, detayları.

tefsir-i şerif

  • Şerefli ve değerli tefsir.

tekalif-i şer'iye / tekâlif-i şer'iye / تَكَالِفِ شَرْعِيَه

  • Şeriatın yükümlülükleri, dinin emirleri.
  • Şeriatin getirdiği yükümlülükler.

temeccüd

  • Şeref sahibi olma. Ululanma.

teneşir

  • Serîr; ölünün yıkandığı masa şeklindeki dört ayaklı uzun tahta zemin.

tenevvü-ü şerayi' / tenevvü-ü şerâyi'

  • Şeriatlerin çeşitliliği.

tensir

  • Serpme, saçma.

teşerru'

  • Şeriata uygun davranma.

teşerrüf / تشرف / تَشَرُّفْ

  • Şereflenme.
  • Şereflenme. şeref bulma. Ulviyete erişme.
  • Şereflenme.
  • Şereflenme. (Arapça)
  • Teşerrüf etmek: Şereflenmek. (Arapça)
  • Şereflenme.

teşerrüf etmek

  • Şereflenmek, saygı görmek.

teşhir / تشهير / teşhîr / تَشْه۪يرْ

  • Serme, gösterme.
  • Sergileme.
  • Sergileme.

teşhir eden

  • Sergileyen.

teşhir edilen

  • Sergilenen.

teşhir edilme

  • Sergilenme.

teşhir edilmek

  • Sergilenmek.

teşhir etme

  • Sergileme, arzetme.

teşhir etmek

  • Sergilemek.

teşhir isteme

  • Sergilemek isteme.

teşhirci

  • Sergileyici.

teşhirgah / teşhirgâh

  • Sergi yeri.
  • Sergi yeri, herkese gösterme yeri. (Farsça)
  • Sergi yeri.

teşri / teşrî

  • Şerîat, yasa.

teşrif / teşrîf / تَشْر۪يفْ

  • Şeref verme.
  • Şereflendirme.
  • Şeref verme, şereflendirme.

teşrif buyurma

  • Şeref verme, şereflendirme.

teşrifat / تَشْرِيفَاتْ

  • Şereflendirmeler.
  • Şereflendirmeler, protokol.

teşrih

  • Şerh etme, açıklama.

teşrihat

  • Şerhler, açıklamalar.

teşrii / teşriî

  • Şeriatla ilgili.

tevekkül-ü şer'i / tevekkül-ü şer'î

  • Şeriatın ön gördüğü tevekkül.

tevkifi / tevkifî / tevkîfi

  • Şeriatın belirlediği ve dondurduğu hüküm.
  • Şeriatın sahibi Cenab-ı Hakkın vahyetmesi, bildirmesi; tartışmasız hüküm.

tünd

  • Sert, şiddetli, haşin. (Farsça)

tündbad / tündbâd

  • Sert rüzgâr, kasırga. (Farsça)

tündi / tündî

  • Sertlik, katılık. Hiddet ve şiddet. (Farsça)

tündmizac

  • Sert huylu. (Farsça)

tusen / tûsen / توسن

  • Serkeş ve sert at. (Farsça)
  • Serkeş at. (Farsça)

ubsur

  • Seri. Çok yürüyen deve.

ulema-i batın / ulema-i bâtın

  • Şeriatın, zâhir ve hükümlerinden daha çok, mânâ ve esrarını bilen âlimler.

ulema-yı batın / ulema-yı bâtın

  • Şeriatın zâhirinden ve açık hükümlerinden daha çok, mânâ ve esrârını bilen âlimler.

ülü'l-azm

  • Şerîat sâhibi, yeni din getiren peygamberlerden altı tânesine ve en büyüklerine verilen ad. Bunlar; Âdem, Nûh, İbrâhim, Mûsâ, Îsâ ve Muhammed aleyhimüsselâmdır. Allahü teâlânın emir ve yasaklarını insanlara anlatırken çok sıkıntı çektikleri ve bu sık ıntılara sabr ettikleri için kendilerine bu isim

unf / عنف

  • Sertlik, kabalık.
  • Sertlik, katılık, şiddet. (Arapça)

unfen / عنفا

  • Sertçe, şiddet kullanarak, kabalıkla. (Arapça)

usul-ü şeriat

  • Şeriatın esasları, İslâm Hukuku Usûlü.

varis / vâris / وَارِثْ

  • Servetlerin hakiki sahibi olan (Allah).

vech-i meşruh

  • Şerh edilen, açıklanan tarzda.

vücuh şirketi / vücûh şirketi

  • Sermâyesiz olup, halk arasında emniyet ve îtibârları ile veresiye alıp-satmak üzere kurulan şirket.

zahir-i şeriat / zâhir-i şeriat

  • Şeriatın görünürdeki yönü.

zekat-ı şer'i / zekât-ı şer'î

  • Şeriatın emrettiği zekât.

zeruf

  • Seri, hızlı, aceleci.

zevat-ı kiram

  • Şerefli, temiz, büyük zatlar.