LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sırma ifadesini içeren 79 kelime bulundu...

acm

  • (Çoğulu: Ucum) Beş yaşına girmemiş deve.
  • Kuyruk dibi.
  • Isırmak.

adid

  • Hasım.
  • Arkadaş.
  • Isırma. Bir ısırımlık lokma.

apulet

  • Askerlerin, sınıf ve rütbelerine göre sırma, ipek veya yünden omuzlarına taktıkları saçak. (Fransızca)

ats / عطس

  • Hapşırma, aksırma. (Arapça)

atse

  • Aksırma, tek aksırık.

azb

  • Kesme.
  • Isırma.
  • Azarlama.
  • Hastalıktan hırpalanma.

azz

  • (Add) Isırmak. Dişlemek.

azz-i benam / azz-i benâm

  • Parmak ısırma.

benek

  • Atlas zemin üzerine sırma işlemeli bir çeşit kumaş. (Farsça)

beng

  • Bir bitki ve tohumu ki, afyon gibi uyuşturan, keyf verici olarak da kullanılan bir madde. Esrar. (Farsça)
  • Atlas üzerine işlenmiş sırma işlemeli bir çeşit kumaş. (Farsça)
  • Küçük çitlenbik. (Farsça)

bertih

  • Aşırma.

bezm

  • Yayın kirişini çekip, sonra salıverme.
  • Bir şeyi diş ucuyla ısırma.

ce'y

  • Isırmak.

dagm

  • Isırmak.

dahs

  • Ön dişler ile ısırmak.

dars

  • Dişiyle tutup ısırmak.

darzeme

  • Çok ısırmak.

daygam

  • Arslan, esed.
  • Isırmak.

ezem

  • Ağzını yumup oturmak.
  • Sabretmek.
  • Yemekten ve içmekten men'etmek.
  • Isırmak.
  • Gayret etmek.
  • Bükmek.

gamaim

  • (Tekili: Gımâme) Hayvanların, yem yemelerini veya ısırmalarını önlemek gayesiyle ağızlarına takılan torba gibi şeyler.

gaz

  • Isırma, dişle tutma. (Farsça)
  • Diş. (Farsça)

guful

  • Dikkatsizlikten veya şaşırmaktan dolayı bir işte hata yapma.

hacalet

  • Utanma, utangaçlıkla şaşırma.

haclet

  • Şaşırma, acaibine gitme, taaccüb.
  • Utanma, arlanma.

hadb

  • Vurmak, darb etmek.
  • Deriyi etiyle ayırmak.
  • Isırmak.
  • Yalan söylemek.
  • Uzunluk.

hayret

  • Şaşma, şaşırma, ne yapacağını bilmeme.

hekr

  • Taaccüp etmek, şaşırmak.

hemz

  • Dürtme, kakma.
  • Parmaklarla sıkma.
  • Yere çalma, vurma.
  • Isırma, dişleme.

hezz

  • Vurmak, dövmek.
  • Isırmak.

hicame

  • Deve ağzına ısırmasın diye takılan ağızlık.

ıdad

  • Isırmak.
  • Geçinmekte darlık, maişet zorluğu.

iftilak

  • Taaccüb etmek, şaşırmak.

ihtilas / ihtilâs / اِخْتِلَاسْ

  • (Çoğulu: İhtilasât) Çalma, sirkat, hırsızlık.
  • Usulca ve elçabukluğu ile aşırma.
  • Bir çeşit ok atma tavrı.
  • Aşırma, çalma.

intisar

  • Saçılmak. Dağılmak.
  • Püskürmek.
  • Toz kabarması. Kabarmak.
  • Buruna su çekmek.
  • Aksırıp tıksırmak.

istebrak

  • İpekten mâmul ve sırma ile işlenmiş bir çeşit kumaş. Kalın ipek kumaş.

istigrab

  • Şaşırmak, garib bulmak, taaccüb etmek, tahayyür.

istiğrap

  • Şaşırma, hayret etme.

kars

  • İki parmağıyla çimdiklemek.
  • Karıncanın ısırması.

katm

  • Kesmek. Isırmak.
  • Tatmak, zevk.
  • Devenin kükremesi.

kedh

  • Amel, cehd. Sa'y.
  • Isırma veya yırtma ile hasıl olan iz.

kedm

  • Isırma.

kemal-i taaccüp / kemâl-i taaccüp

  • Çok fazla şaşırma.

lek'

  • Isırmak.
  • Yapışmak.
  • Kir.

mezarre

  • Isırmak.

murassa'

  • Süslü. Kıymetli taşlarla süslenmiş. Sırmalı.
  • Birbirine yanaştırılmış. Oturtulmuş.
  • Edb: İki mısra veya iki fıkrası birbiri ile aynı vezin ve kafiyede olan söz veya beyit.
  • Bir nevi yazı.

müşevveş olma

  • Şaşırma.

müzerkeş

  • Altın sırmalı. Sırma ile işlenmiş.

nahafet

  • Aksırma.

nahf

  • Aksırmak. Nefes almak.

nakş

  • Bir şeyi çeşitli renklerle boyamak.
  • Resim.
  • Tezyin etmek.
  • Bedene batmış dikeni çıkarmak.
  • Bir şeyin esasını araştırmak.
  • Yaymak.
  • Suda ıslanmış hurma.
  • İpekle, sırma ile işleme.
  • Mc: Hile.

nedalet

  • Kir, pislik.
  • Çalma, sirkat etme, aşırma.

nehafe

  • Tıksırmak, aksırmak.
  • Nefes verip almak.

nesir

  • Hayvan aksırması.

neşt

  • Yılan sokmak ve ısırmak.
  • Bir yerden bir yere gitmek.
  • Çözmek.
  • Çıkarmak.
  • İpi bağlamak.

neyb

  • Dişle ısırmak.

sagsaga

  • Dişi çıkmamış küçük oğlan.
  • Bir şeyi ısırmak.

sebt

  • (Çoğulu: Esbât-Sübut-Esbüt) Rahat etmek.
  • Boyun vurmak.
  • Saç sarkıtmak. Bir çeşit deve yürüyüşü.
  • Cumartesi günü.
  • Şaşırmak, hayrette kalmak.
  • Çok zeki, dâhiye.
  • Başı tıraş etmek.

sehivsiz

  • Yanılmadan, şaşırmadan.

sim

  • Gümüş. Gümüş para. (Farsça)
  • Gümüşten. Sırmadan. (Farsça)

sündüs

  • Sırmadan kabartma deseni. Eski bir çeşit ipekli kumaş. Parlak renkli, çiçekli, işlemeli, nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaş. Altun veya gümüş tellerle işlemeli ve nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaşlardan biri.

ta'did

  • Mübâlağa ile ısırmak.

taaccüb / تعجب

  • Şaşırma. (Arapça)
  • Taaccüb etmek: Şaşırmak. (Arapça)

tahayyür

  • Şaşakalmak. Hayret etmek. Şaşırmak. Hayran olmak.

teattus

  • Aksırma.

tedliye

  • Sarkıtmak. Yukarıdan aşağıya bırakma.
  • Şaşırma, dehşete düşme.
  • Delil ve vesika hazırlama.
  • (Akıl) gitmek.
  • Ahmak etmek, salaklaştırmak.

tefekkün

  • Pişman olmak.
  • Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak.

tehekkür

  • Taaccüb etmek, hayrette kalmak, şaşırmak.

teheyyüm

  • Şaşma, şaşırma. Şaşıp kalma. Hayran olma.
  • Susuz olma.

tekdim

  • Çok ısırmak.

tela'süm

  • Dil dolaşma, şaşırma.
  • Cevap verilecek yerde veremeyip kekeleme.
  • Saçmasapan cevap verme.

tescih

  • (Eşek) dişiyle bir yerini tutup ısırmak.

tıraz

  • Elbiselere nakışla yapılan süs.
  • Sırma ve ipekle işleme.
  • Zinet, süs.
  • Üslup, tarz, tutulan yol.
  • Döviz.

ürümek

  • Havlamak. (İt ürür, kervan yürür)Ürüyen köpek ısırmaz: Tehdit savuran, işi gürültüye boğan kimselerden yılmamak lâzım geldiğini anlatır. (Farsça)

vahz

  • Sivri bir şey batırarak acıtma.
  • Çimdikleme.
  • Isırma.
  • Sokma.

zer-baf / zer-bâf

  • Sırma dokuyan.
  • Sırma dokuyan.

zer-rişte

  • Altın tel. Sırma. (Farsça)
  • Sarı. (Farsça)

zer-tar

  • Altın tel, sırma. (Farsça)
  • Güneş ışını. (Farsça)

zerbaf / zerbâf / زرباف

  • Sırmacı. (Farsça)

zerduz / zerdûz / زردوز

  • Sırmacı. (Farsça)