LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sıkıl ifadesini içeren 68 kelime bulundu...

asir / asîr

  • Üsâre. Özsu.
  • Bir maddenin sıkılmış suyu.
  • Suyu alınmak için sıkılmış şey.

bast

  • Genişlemek, açmak, yaymak.
  • Bir şeye el uzatmak.
  • Sevindirmek.
  • Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak.
  • Özür kabul etmek.
  • Kaplamak.
  • Tas: Allahın cemâl tecellisiyle kalbin sükûn ve huzur içinde ferahlaması. (Mukabili: "Kabz"

bazık

  • Zeki. Anlayışlı.
  • Üzümün sıkılmış suyu.

bezbeze

  • Galibiyet, zafer, galebe, üstünlük.
  • Sıkılma, daralma.
  • Kısmet, nasib, pay. Hisse.

budu'

  • Can sıkılması.
  • İdrak etme, anlama.

cast

  • Üzüm teknesi. Üzümün sıkıldığı yer. (Farsça)

çeşm-deride

  • Sıkılmaz, utanmaz, arsız. (Farsça)

efşar

  • Çimdikleme. (Farsça)
  • Sıkılmış, sıkma (meyve suyu gibi.) (Farsça)

efşürde

  • Sıkılmış, posası çıkartılmış (şey.) (Farsça)

efşüre / افشره

  • Sıkılmış meyva suyu. (Farsça)

fasık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecahir / fâsık-ı mütecâhir

  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen; işlediği günah ile övünen.
  • Açıktan açığa kimseden sıkılmadan günah işleyen. İşlediği günah ile övünen günahkâr kimse. (Böylelerin aleyhinde konuşmak gıybet sayılmaz.)

giran-hatır

  • Canı sıkılmış, gücenmiş. (Farsça)

habe

  • Sıkılma, bunalma, darlanma, boğulma. (Farsça)

habek

  • Üzülme, sıkıntı yapma. (Farsça)
  • Sıkılma, bunalma. (Farsça)

hacalet / hacâlet

  • Utangaçlık, sıkılma.

hacel

  • (Hacl) Utanma, sıkılma, hayâlılık.

haclet-engiz

  • Utandırıcı, sıkıltıcı. (Farsça)

hank

  • (Hınk) Boğmak. Boğazını sıkıp öldürmek. Boğazı sıkılıp boğulmak.

hasur

  • Mânevi mücahededen dolayı kadınlara yaklaşmaya rağbet etmeyen.
  • Sır saklayan. Keder ve üzüntüden gönlü daralan, tasadan içi sıkılan.
  • Çok bahil kimse. (Halkla yer ve içer, birşey vermez)
  • Oğlu ve kızı olmayan.
  • Avrete cimâ edemeyen.
  • İhlili dar olan deve.

haya / hayâ

  • Utanma, sıkılma.
  • Ar, namus, edeb.
  • Günahtan kaçınma.
  • Utanma, âr, nâmus. Çirkin şeylerden sıkılma veya edebe uymayan bir şeyin meydana gelmesinden dolayı kalbde meydana gelen rahatsızlık.

hezme

  • Elle basıldığında veya sıkıldığında oluşan çukur.

hicab

  • Utanma, sıkılma.
  • Perde, hail, engel.
  • Sıkılma, utanma.

ihtinak

  • (Hank. dan) Boğazın sıkılıp tıkanmasından dolayı nefes alamama. Boğulma.

infial

  • Gücenme. Darılma.
  • Can sıkılma. Teessür.
  • Hareketlenme. Harici bir sebeb ve te'sirle hâsıl olan hâl, te'sir ve hareket.
  • Harici te'sire kabil olmak.
  • Ruhun kabul ettiği tahavvülât. (Bir eser, müessirine nisbetle fiildir. Zuhur ettiği yere nisbetle infialdir.)

inhiyaş

  • Ezilip büzülme, sıkılma, çekinme.

istimlal

  • (Melâl. den) Can sıkılıp usanma, melâl getirme.

ıztına'

  • Sıkılma, utanma, kızarma.

kesafet

  • Sıkılık, tokluk.
  • Kalınlık, yoğunluk.
  • Saydam olmama.
  • Koyuluk.
  • Kalabalık.

ketumiyyet

  • Ketumluk. Ağız sıkılığı. Sır vermemeklik.

ma'sara

  • (Üzüm ve susam gibi şeylerin) sıkıldığı yer.

ma'sur

  • Sıkılmış. Suyu veya yağı çıkarılmış.

maasır

  • (Tekili: Ma'sara) Üzüm, susam gibi şeylerin sıkıldığı yerler.

mahcub / mahcûb

  • Utangaç, sıkılgan.

mahcubane / mahcubâne

  • Utanarak, utanmış bir hâlde. Sıkılganlıkla. (Farsça)

mahcube

  • Namuslu ve utangaç kadın veya kız. Sıkılgan kadın.
  • Kapı ardına konulan ağaç.

mahcubiyet

  • Utangaçlık, sıkılganlık, mahcubluk.

mahnuk

  • Boğulmuş. Boğazı sıkılmış. Boğuk.

mahnukan

  • Boğazı sıkılarak, boğulmuş olarak.

makbuz

  • (Kabz. dan) Alınmış, kabzolunmuş. Alınan.
  • Daraltılmış, sıkılmış.
  • Bir şeyin alındığına karşı verilen imzâlı ve mühürlü kâğıt.
  • Alınmış, alındı belgesi.
  • Sıkılmış, daraltılmış.

merdum-girizane / merdum-girîzâne

  • İnsanlardan sıkılarak, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteyerek.

merdümgiriz

  • İnsanlardan sıkılan, yalnızlığı seven.
  • İnsanlardan sıkılan, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteyen.

merdümgirizane

  • Kalabalıktan sıkılıp yalnızlık isteyerek.

merdümgirizlik

  • İnsanlardan sıkılganlık, kalabalıktan hoşlanmayıp yalnızlık isteme hâli.

mevt-i esved

  • Boğazı sıkılmak veya suya atılmak suretiyle husule gelen ölüm.

mudcer

  • (Ducret. den) Sıkıntılı olan. Sıkılmış.

münfail

  • İnfiâl eden. Te'sir ile harekete geçen.
  • Muztarib, kederli ve muğber olan. Bir şeyden canı sıkılan. Alınmış, gücenmiş.

münşerih

  • inşirahlı, gönlü açık, sıkılmayan, eğlenen
  • (Şerh. den) İnşirahlı, gönlü sıkılmayan, neş'eli.

munzacır

  • Yüreği sıkılmış.

müşmeiz

  • (İşmi'zaz. dan) Nefret eden, tiksinen, tiksinerek sıkılan.

mutazaccır

  • Sıkıntılı. İçi sıkılan. Rahatsız.

muztar

  • Zorlanmış. Cebr olunmuş. Mecbur kalış. Çaresiz kalıp başı sıkılan.

perdeber-endaz

  • Perdeyi kaldırıp atan. (Farsça)
  • Utanmayı bırakan, sıkılmayan, utanmayan, hayâsız. (Farsça)

perdebirunane / perdebirunâne

  • Sıkılmadan, utanmazcasına. Perdeyi kaldırırcasına. Edebsizce. (Farsça)

rübb

  • (Çoğulu: Rubub) En aşağı derece ile pişmiş ve üçte birinden azı gitmiş olan sıkılmış üzüm.

serbest

  • Kayıtsız. Başıboş. İstediği gibi hareket edebilen. (Farsça)
  • Sıkılmayan. (Farsça)
  • Engelsiz. (Farsça)

şerem-sar

  • (Şerm-sâr) Utanan, utanmış, sıkılgan. (Farsça)

şiddet

  • Sertlik, katılık.
  • Ziyadelik.
  • Sıkılık.
  • Tecvidde: Harf sükun ile ve nefesin hepsi habs olarak sakin bir halde okunduğu zaman savtın asla akmamasına denir. Şiddet iki kısma ayrılır:Şedide-i mechure : Elif, bâ, cim, dal, tı harfleri.şedide-i mehmuse : Kaf ve tâ harfleri.<

şıra

  • Meyveden sıkılan su.

tadaccur

  • (Ducret. den) Sıkılma, sıkıntı, iç sıkılması.

tadarug

  • Sıkılmak.

tahaşi

  • Bir yana olmak.
  • Utanmak.
  • Sıkılmak.

tazaccur

  • Sıkıntı. İç sıkılma.

teassür

  • Sıkılmak.

teklif

  • Zor birşey istemek. Bir vazife ileri sürmek.
  • Sıkılgan ve resmi davranış. İçli dışlı olmayan çekingen muâmele.
  • Vergi yüklemek.
  • Vazife vermek.
  • Cenab-ı Hakk'ın, insanları, emir ve nehiyleri üzerine hareket etmeğe vazifelendirmesi.
  • Fık: Şeriat-ı İslâmiyeni

terennüm

  • Güzel güzel anlatma.
  • Yavaş ve güzel sesle şarkı söyleme.
  • Ötmek. Musikîleşmek.

terennümat / terennümât

  • (Tekili: Terennüm) Terennümler. Güzel güzel anlatmalar.
  • Şarkı söylemeler. Ötmeler, musikîler.

usare

  • Öz su, sıkılmış meyve suyu.
  • Vücud bezlerinden akan faydalı su. Sıkılmış şeylerden çıkan su. Öz su.

yebani

  • Görgüsüz, kaba. (Farsça)
  • Yabâni, kırlarda biten. (Farsça)
  • Sıkılgan, ürkek. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR