LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Sözlü ifadesini içeren 67 kelime bulundu...

ateşdem / âteşdem / آتش دم

  • Acı sözlü. (Farsça)

babü's-sin / bâbü's-sin

  • Sözlük ve lügatlerde "sin" harfinin bulunduğu bölüm, Sin maddesi.

berr

  • Doğru sözlü, hayır işleyen kimse.
  • Kara, toprak.

dua-yı kavli-i ihtiyari / dua-yı kavlî-i ihtiyarî

  • Bilinçli olarak yapılan sözlü dua.

edebiyat

  • Düşünce, duygu veya herhangi bir hakikatı veya herhangi bir fikri yazı veya sözle, manzum veya nesir halinde güzel şekilde ifâde san'atı. Bu san'atla uğraşan ilim kolu.
  • Edebiyata âit yazıları toplayan kitap.Edebiyatın sözlük anlamından biri de edebe, yani terbiyeye uygun söz söylemek

fazazet

  • Sertlik, kabalık, kötü sözlülük.

ferheng / فرهنگ

  • Kültür. (Farsça)
  • Sözlük. (Farsça)

gülnefesi / gülnefesî

  • Lâtif ve hoş sözlülük. (Farsça)
  • Güzel kokulu olmak. (Farsça)

haber

  • Herhangi bir konuda alınan yazılı veya sözlü bilgi.
  • Sünnet, hadîs-i şerîf.
  • Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiînden bildirilen söz.

hakgu / hakgû / حق گو

  • Doğru sözlü. (Arapça - Farsça)

hakikat / hakîkat

  • Bir şeyin aslı, mahiyeti.
  • Gerçek, doğru.
  • Sadakat kadirbilirlik. Sözlük anlamıyla söylenen söz.

hakikat-gu

  • Doğru sözlü. Doğru konuşan. (Farsça)

hay

  • Çiğneyen mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Şeker-hâ : Şeker çiğneyen. (Farsça)
  • Mc: Tatlı sözlü, güzel ve dokunmaz sözler söyleyen. (Farsça)

hevb

  • Yol, tarik.
  • Ateş alevi.
  • Karışık sözlü kimse.

hiddis / hiddîs

  • Çok sözlü, çok konuşan.

icazlı / îcazlı

  • Az sözle çok mânâlar anlatarak, özlü sözlü.

ifta / iftâ

  • Fetvâ vermek, dînî bir mes'elenin hükmünü sözlü veya yazılı olarak bildirmek.

irticali / irticâlî

  • Sözlü konuşma.

kalli

  • Sözlü. Dil ile. (Türkçe)

kamus / kamûs / قاموس

  • Büyük sözlük.
  • Sözlük. (Arapça)

kamus-i arabi / kamus-i arabî

  • Arapça lügat kitabı, Arapça sözlük.

kamus-i osmani / kamus-i osmanî

  • Osmanlıca sözlük.

kamus-i türki / kamus-i türkî

  • Türkçe lügat kitabı, Türkçe sözlük.
  • Şemseddin Sâmi'nin yayınladığı Türkçe lügat.

kavlen / قَوْلاً

  • Sözlü olarak.

kavli / kavlî

  • Sözlü olarak.

lafzi / lafzî

  • Sözlü.

lebik

  • Tatlı sözlü. Yumuşak konuşan.
  • Zeki, anlayışlı, akıllı.

lugat / lûgat

  • Kelime. Söz.
  • Her milletin dili.
  • Lügat kitabı, sözlük.
  • Lügat, sözlük, kelimelerin anlamlarını kısaca bildiren kitap.

lügat

  • Bir dilin kelimelerini belli bir sıralama içinde, mânâlarıyla beraber ihtiva eden kitap, sözlük.

lugat / lugât / لغات / لغت

  • Sözlük. (Arapça)
  • Kelimeler. (Arapça)
  • Söz. (Arapça)
  • Sözlük. (Arapça)
  • Kelime. (Arapça)

lugatname / lûgatname

  • Sözlük.

maani-i lüğaviye / maâni-i lüğaviye

  • Lügat mânâları, kelimelerin sözlük anlamları.

mana-yı lügavi / mânâ-yı lügavî

  • Lûgat, sözlük anlamı.

muaraza-i bil-huruf

  • Söz, yazı veya fikir ile birisine karşı gelmek. Sözlü mücâdele.

muaraza-i bilhuruf / muâraza-i bilhuruf

  • Harflerle mücadele, yazılı ve sözlü mücadele.

muhammed-ül-emin / muhammed-ül-emîn

  • "Doğru sözlü ve güvenilir" mânâsına Peygamber efendimizin lakabı.

muhbir-i sadık / muhbir-i sâdık

  • Doğru sözlü haber verici, peygamber.

müşterek lafız

  • Sözlük anlamıyla birden fazla anlama gelen kelime. Meselâ: "Yüz" gibi.

mütefeyhık

  • Çok sözlü, kibirli kimse.

namzed

  • (Nâm-zed) İsteyen veya istenilen kimse. (Farsça)
  • Sözlü. Nişanlı. (Farsça)
  • Bir vazifeye tayin edilmesini isteyen veya istenilen kişi. Aday. (Farsça)

nermgu / nermgû

  • Yumuşak sözlü. (Farsça)

rahim

  • Hafif sesli, lâtif sözlü kız.

rastgu / râstgû / راست گو

  • Doğru sözlü. (Farsça)

ratb-ül lisan / ratb-ül lisân

  • Yumuşak sözlü. Mülâyim lisanlı.

sadık / sâdık

  • Doğru sözlü.
  • Bağlı.
  • Velî, Allahü teâlânın sevgili kulları.
  • Doğru, yalan ve uydurma olmayan. Doğru sözlü, sözünde duran.

sadik

  • Çok sâdık, içten ve dıştan sadakatlı dost. Doğru sözlü.

sadık-ul kavl

  • Doğru sözlü.

sadıkülkavl / sâdıkülkavl / صادق القول

  • Doğru sözlü. (Arapça)

şahid-i adil / şâhid-i âdil

  • Doğru sözlü şâhid.

şahid-i adil ve sadık / şahid-i âdil ve sadık

  • Adâletli ve doğru sözlü şâhit.

şahid-i adl / şâhid-i adl

  • Âdil şahid, doğru sözlü şahid.

şahid-i sadık / şâhid-i sâdık

  • Doğru sözlü şahit, tanık.

şekerleb / شكرلب

  • Tatlı dudaklı. (Farsça)
  • Şirin sözlü. (Farsça)

selamet-i kal / selâmet-i kal

  • Doğru sözlülük.

selit

  • Kahredici, galebe edici.
  • Susam yağı.
  • Kötü sözlü şerli kimse. Ağzı bozuk.
  • Zeytinyağı.

sersar

  • Çok sözlü, çok konuşan. Herze ve hezeyan söyleyen.
  • Büyük bir nehrin adı.

sertem

  • Uzun, tavil.
  • Yumuşak sözlü kişi.
  • Hışmını ve gadabını süratle yenen kimse.

şetame

  • Çirkin yüzlü ve yaramaz sözlü olmak.

sıddıkin-i sahabe / sıddıkîn-i sahabe

  • Sadakatli, doğru sözlü Sahabeler.

şifahen / şifâhen / شفاها

  • Sözlü olarak.
  • Sözlü olarak. (Arapça)

şifahi / şifahî / şifâhî / شفاهى

  • Ağızdan, şifahen, sözlü.
  • Sözlü.
  • Sözlü olarak. (Arapça)

şifahiyat / şifahiyât

  • Ağızdan söylenilen, şifahî olan, sözlü ifadeler.

talakat / talâkat

  • Dil açıklığı. Selâset. Düzgün sözlülük.
  • Güler yüzlülük.
  • Düzgün sözlülük.

talmud / talmûd

  • Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap.

telhgüftar

  • Acı sözlü. (Farsça)

tercüman

  • Yazılı ve sözlü metinleri başka bir dile çeviren.

yehmur

  • Çok sözlü, çok konuşan adam.
  • Çok çalışkan ve işe cür'etli olan kişi.
  • Yeri götüren balık.