LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ru kelimesini içeren 297 kelime bulundu...

a'mak-ı ervah / a'mâk-ı ervah

  • Ruhlarının derinlikleri.

ahek-i siyah

  • Rutubete dayanıklı olan bir cins çimento.

aheng-i ruhani / âheng-i rûhanî

  • Rûhanî âhenk, rûhun hoşuna giden âhengi.

ahlam

  • Rüyâlar.

ahval-i ruhiye / ahvâl-i ruhiye

  • Ruhî haller, psikolojik haller ve durumlar.

aksa-yı meratib / aksâ-yı merâtib

  • Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü.

ala-meratibihim / alâ-meratibihim

  • Rütbesine ve derecesine göre sırasıyla.

alem-i ervah / âlem-i ervah / âlem-i ervâh / عَالَمِ اَرْوَاحْ

  • Ruhlar âlemi. Ruhların ve ruhanîlerin bulunduğu âlem.
  • Ruhlar âlemi.
  • Ruhlar âlemi.
  • Ruhlar âlemi.

alem-i melekut ve ervah / âlem-i melekût ve ervâh

  • Ruhlar âlemi; hiçbir vasıta ve sebebin müdahele etmediği, hüküm ve idaresi doğrudan Allah'ın elinde bulunan âlem.

alem-i misal / âlem-i misâl

  • Rüyâda görülen âlem. Dünyada mevcud bulunan bütün eşya ve zuhura gelen bütün ef'âlin aynısı ile müretteb ve mütekevvin olan bir tarzı veya âlem-i ruhâninin bir nev'i.

alem-i rububiyet / âlem-i rububiyet

  • Rubûbiyet âlemi, Cenâb-ı Hakkın terbiye, idare ve hâkimiyetinin icra edildiği âlem.

alem-i ruhani / âlem-i rûhânî / عَالَمِ رُوحَان۪ي

  • Ruha âit âlem.

alem-i rüya / âlem-i rüya

  • Rüya âlemi.

avalimü'l-ervah / avâlimü'l-ervâh

  • Ruhların âlemleri, ruhların dünyaları.

ayat-ı rububiyet / âyât-ı rububiyet

  • Rububiyet delilleri.

ayine-i ervah / âyine-i ervah

  • Ruhlar âyinesi. Esmâ-i İlâhiyenin tecellisine mazhar olan ruhlar.
  • Ruhların aynası.

ayine-i ruh / âyine-i ruh

  • Ruh aynası.

bad / bâd

  • Rüzgâr, nefes.

bad-reftar

  • Rüzgâr gibi hızlı yürüyen. Çabuk ve hızlı koşan, sür'atli. (Farsça)

başkırdistan

  • Rusya'da halkı Türk olan bir bölge.

beden-i misali / beden-i misâlî / بَدَنِ مِثَالِي

  • Ruhun cesedden ayrıldığında giydiği, madde âleminden olmayan nurânî beden.

bekà-i ervah / bekà-i ervâh

  • Ruhların devamlılığı, ölümsüzlüğü.

beka-i ruh

  • Ruhun sonsuz olması.

bekà-i ruh / bekà-i rûh

  • Ruhun ölümsüzlüğü ve devamlılığı.
  • Ruhun devamlılığı.

beka-yı ervah

  • Ruhların kalıcılığı, devamlılığı.

beka-yı ruh

  • Ruhun bâkiliği, ölümsüzlüğü.
  • Ruhun kalıcılığı, ölmezliği.

bertal

  • Rüşvet almak.

berzah alemi / berzah âlemi

  • Ruhlar âlemi.

bi-can / bî-can

  • Ruhsuz, cansız. (Farsça)

birader-i misali / birader-i misâlî

  • Rüya âlemindeki kardeş.

Bolşevik

  • Rusça: "Çoğunluk"

Bolşevizm

  • Rusça'da çoğunluk anlamına gelir.

    Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi (RSDIP) içindeki ayrılıkta Lenin ile aynı görüşü savunanlar kongre çoğunluğu sağlamışlar ve bu tarihten sonra Leninist görüşleri savunmanın diğer adı Bolşevizim olmuştur. Bu kelimenin Rusça'daki zıddı; Menşevik.

    Bu kongrede azınlıkta kalan grup ise Menşevikler olarak adlandırılmıştır. Marksist literatürde menşevik bir hakaret olarak kullanılır.

    Siyasi tutarsızlığı simgeler.

buhran-ı ruhi / buhran-ı ruhî / buhrân-ı rûhî / بُحْرَانِ رُوح۪ي

  • Ruhen bunalıma düşme.
  • Ruhî bunalım.

bülend-paye / bülend-pâye

  • Rütbesi yüksek, pâyesi bülend olan. (Farsça)

can-geza

  • Ruh sıkıcı, can sıkıcı. Tehlikeli olan, öldürücü. (Farsça)

çar

  • Rus imparatoru.

çariçe

  • Rus imparatoriçesi.

celb-i ervah / celb-i ervâh

  • Ruhları çağırma.

cemadi / cemadî

  • Ruhu olmayan, cansız madde. Câmid cisim. (Farsça)

cevher-i ruh / جَوْهَرِ رُوحْ

  • Ruh denen öz.

ciale

  • Rüşvet.

dahya'

  • Rûşen, parlak ve nurlu nesne.

darbiz / darbîz

  • Rutubetli tarla, sulak yer.

dehşet

  • Ruhu birden kaplayan korku.

depresyon

  • Ruhî çöküntü.

devair-i rububiyet / devâir-i rububiyet

  • Rububiyet daireleri; Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesi, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının alanları.

duş azmak / dûş azmak

  • Rüyâda iken kirlenmek, ihtilâm olmak.

edviye-i ruhaniye / edviye-i rûhâniye / اَدْوِيَۀِ رُوحَانِيَه

  • Ruha âit ilaçlar.

ef'al-i ruhiye / ef'âl-i ruhiye

  • Ruha ait faaliyetler, işler.

erkan / erkân

  • Rükunlar, esaslar, direkler, üniteler, bölümler.

ervah / ervâh / ارواح / اَرْوَاحْ

  • Ruhlar.
  • Ruhlar.
  • Ruhlar.
  • Ruhlar, canlar.
  • Ruhlar.
  • Ruhlar. (Arapça)
  • Ruhlar.

ervahlar / ervâhlar

  • Ruhlar.

esb-i saba-refter / esb-i sabâ-refter

  • Rüzgâr gibi giden at. (Farsça)

evbe

  • Rucu etmek. Geri çekilmek, dönmek.

evsaf-ı rububiyet / evsâf-ı rububiyet

  • Rububiyetin vasıfları, nitelikleri.

ezeliyet-i ruh

  • Ruhun öncesinin ve başlangıcının olmaması.

ezvak-ı ruhani / ezvâk-ı ruhanî

  • Ruhanî, mânevî zevkler.

ezvak-ı ruhaniye / ezvâk-ı ruhaniye

  • Ruhun aldığı zevkler.

fenn-i tehzib-i ruh

  • Ruh eğitimi bilimi, psikoloji.

fırtına-i ruhiye

  • Ruhta meydana gelen fırtına.

gamak

  • Rutubet, ıslaklık. Rutubetli hava.

gaser

  • Rüzgârın çukur yere getirip yığdığı.

gıda-yı ervah / gıda-yı ervâh / غِدَايِ اَرْوَاحْ

  • Ruhların gıdası.
  • Ruhların gıdası.

gıda-yı ruh

  • Ruhun gıdası.

gıda-yı ruhani / gıda-yı rûhânî / gıdâ-yı ruhânî

  • Ruhanî gıda; ruhun gıdası.
  • Ruha ait gıda.

gıda-yı ruhaniye / gıdâ-yı ruhânîye

  • Ruhî gıda, ruhun ihtiyacı olan gıda.

gılaf-ı ruh

  • Ruhun kılıfı.

güzare

  • Rüyâ tâbir etme, düş yorma. (Farsça)

güzariş

  • Rüya tâbir etme. (Farsça)

habname / hâbnâme / خواب نامه

  • Rüya kitabı. (Farsça)
  • Rüya tabiri kitabı. (Farsça)

hadise-i ruhaniye / hâdise-i ruhaniye

  • Ruhlarla ilgili olay.

hadise-i ruhiye / hâdise-i ruhiye

  • Ruhen yaşanan hâdise.

hafif-ür ruh

  • Ruhu hafif olan, hoşsohbet.

hakikat-i ruhiye

  • Ruh gerçeği.

hakikat-i rüya

  • Rüyanın anlamı, gerçeği.

hakim-i ruhani / hâkim-i rûhânî

  • Rûhânî hâkim; gözle görülmez idareci.

halet-i ruhaniye / hâlet-i ruhaniye

  • Ruhî haller, ruhen girilen haller.

halet-i ruhiye / hâlet-i ruhiye / حالت روحيه / hâlet-i rûhiye / حَالَتِ رُوحِيَه

  • Ruhsal durum.
  • Ruh hali.

halife-i ruhani / halife-i ruhanî

  • Ruhanî halife; ruhen çeşitli makamlarda temessül eden halife.

hararet-i ruh

  • Ruhun sıcaklığı.

hareket-i ruhaniye

  • Ruhen yapılan gezinti ve hareket.

haşr-i ruhani / haşr-i ruhânî

  • Ruhun diriltilmesi.

hayat-ı nefsiye ve ruhiye

  • Ruhsal ve psikolojik hayat.

hayat-ı ruhaniye

  • Ruhânî hayat, ruhen yaşanan hayat.

hayat-ı ruhiye

  • Ruha ait, ruhsal hayat.

hazret-i azrail / hazret-i azrâil

  • Ruhları kabzetmekle görevli melek.

hazz-ı ruhi / hazz-ı ruhî

  • Ruhî haz, ruhsal lezzet.

hebib / hebîb

  • Rüzgâr, yel.

hedef-i ruh

  • Ruhun hedefi.

hemheme

  • Rüzgârın esmesi ile ağaç yapraklarından çıkan sesler.
  • Rüzgârın tesiriyle çıkan yaprak sesi.

hikmet-i rububiyet

  • Rububiyetin hikmeti.

hırz-ı can

  • Ruhu koruma.

hizab

  • Rüzgârın etkisiyle deniz suyunda meydana gelen hareket, dalga. (Farsça)

hübub-i riyah / hübub-i riyâh

  • Rüzgârların esmesi.

icazet / icâzet / اِجَازَتْ

  • Ruhsat verme, diploma.

ihata-i rububiyet

  • Rububiyetinin kapsayıcılığı.

ihtilal-i ruhi / ihtilâl-i rûhî / اِخْتِلَالِ رُوح۪ي

  • Rûhî bozukluk.

ihtilal-i ruhiye / ihtilâl-i ruhiye

  • Ruhî karışıklıklar, çalkantılar.

ihtiyaç / ihtiyâç

  • Ruh ve nafaka (yeme, içme, barınma) için ve bedeni sıkıntıdan korumak için lâzım olan şey.

ihtiyac-ı ruh

  • Ruhun ihtiyacı.

ihtiyac-ı ruhi / ihtiyac-ı ruhî

  • Ruhun ihtiyacı.

ihtiyacat-ı ruhiye / ihtiyâcât-ı ruhiye

  • Ruhun ihtiyaçları.

ilm-i ruh

  • Ruh ilmi. Psikoloji.

iltisak

  • Rutubetlenmek, ıslanmak.

imdad-ı ruhani / imdâd-ı ruhânî

  • Ruhânî yardım.

imdad-ı ruhaniye

  • Ruhanî yardım.

inbisat-ı ruh

  • Ruh genişlemesi.

inkılabat-ı ruhi / inkılâbât-ı ruhî

  • Ruhta ve iç yapıdaki değişmeler.

inkişafat-ı ruhiye / inkişâfât-ı ruhiye

  • Ruh ile manevî alanlarda yapılan açılımlar.

insan

  • Rûh ve bedenden meydana gelen akıl sâhibi varlık.

intibah-ı ruhani / intibah-ı ruhanî

  • Ruhî uyanış, gafletten sıyrılma.

intibah-ı ruhi / intibah-ı ruhî

  • Ruhta meydana gelen uyanış.

irşa'

  • Rüşvet verme.

irtibat-ı ruhi / irtibat-ı ruhî

  • Ruhsal bağlanma, ruhsal münasebet.

irtişa / irtişâ / ارتشا

  • Rüşvetçilik.
  • Rüşvet yeme. (Arapça)

irtişa'

  • Rüşvetçilik. Rüşvet almak.

islav

  • Rus, Ukran, Beyaz Rus, Çek, Slovak, Leh, Sloven, Sırp, Hırvat ve Bulgar gibi milletlere, lisanlarındaki yakınlık dolayısıyla verilen ortak isim. (Fransızca)

ispirtizma / اِيسْپِيرْتِيزْمَه

  • Ruh çağırma.

istikbal-i erkan / istikbal-i erkân

  • Rükünlere yönelmek, şartları yerine getirmek.

istirahat-i ruh

  • Ruhun dinlenmesi.

izzet-i rütebi / izzet-i rütebî

  • Rütbeden gelen izzet; rütbe ve makam açısından çok büyük ve üstün olma.

kabiliyet-i ruhiye

  • Ruhâ ait yetenek.

kabız-ı ervah

  • Ruhları kabzeden Hz. Azrail.

kabz-ı ervah / kabz-ı ervâh / قَبْضِ اَرْوَاحْ

  • Ruhları teslim alma.
  • Ruhları alma.

kabz-ı ruh

  • Ruhun teslim alınması.
  • Ruhun alınması. Ölmek.

kabza-i rububiyet

  • Rububiyet eli.

kabzıervah

  • Ruhların alınması.

kabzıruh

  • Ruhun alınması.

kalu bela / kalû belâ

  • Ruhların, yaratıldıktan sonra, Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verdikleri "Evet" cevabı.

kàlu bela / kàlû belâ

  • Ruhların yaratıldıktan sonra Allah'ın "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna verdikleri "Evet, Rabbimizsin" cevabı.

kanun-u sani / kânun-u sâni

  • Rumî aylardan Ocak ayı.

kempaye

  • Rütbe ve derecesi düşük. Pâyesi düşük olan. (Farsça)

keramat-ı ruhani / kerâmât-ı ruhânî

  • Ruhânî kerâmetler.

kıymet-i ruhiyece

  • Ruhsal özelliklerin değeri, zenginliği açısından.

kuvve-i ruhiye

  • Ruhî güç, ruhsal güç.

lezzet-i ruhani / lezzet-i ruhanî / lezzet-i rûhâni / لَذَّتِ رُوحَانِيَه

  • Ruhun aldığı lezzet.
  • Ruha âit lezzet.

lezzet-i ruhaniye / lezzet-i ruhânîye

  • Ruhânî lezzet ve zevk, ruhun aldığı lezzet.

lezzet-i ruhiye

  • Ruhun lezzet alması.

ma'nevi faide / ma'nevî fâide

  • Rûha, kalbe ve gönüle âit fâide.

mahiyat-ı mücerrede-yi ruhaniye / mahiyât-ı mücerrede-yi ruhaniye

  • Ruhânî soyut mâhiyetler, özellikler.

mahiyet-i mücerrede-i ruhaniye

  • Ruha ait soyut bir özellik.

makam-ı rububiyet

  • Rububiyet makamı.

makamat-ı ruhiye

  • Ruhla ilgili makamlar.

maraz-ı ruhani / maraz-ı ruhanî / maraz-ı rûhânî / مَرَضِ رُوحَان۪ي

  • Ruhî hastalık.
  • Ruha âit hastalık.

maraz-ı ruhi / maraz-ı ruhî / maraz-ı rûhî / مَرَضِ رُوح۪ي

  • Ruhî hastalık.
  • Ruha âit hastalık.

maye-i ervah / mâye-i ervâh

  • Ruhların mayası; ruhlara hayat kaynağı olan.

mebde-i ruh

  • Ruhun başlangıç ve çıkış noktası; ruhun başlangıç noktası olan kâinattaki genel hayat; kâinatın ruhu.

meclis-i ali-i misali / meclis-i âlî-i misalî

  • Rüyada şekillenen yüce meclis.

meclis-i misali / meclis-i misalî

  • Rüya âleminde kurulan meclis.

meclis-i ruhani / meclis-i ruhanî

  • Ruhanîler meclisi, meleklerin ve ruhların toplanma yer ve zamanı.

medyum

  • Ruhlar arasında aracılık ettiğine ve geleceği bildiğine inanılan kimse.

melekut / melekût / ملكوت

  • Ruhlar alemi. (Arapça)

meratib / merâtib / مراتب

  • Rütbeler, mertebeler. (Arapça)

meratib-i külliye-i rububiyet

  • Rububiyetin geniş, kapsamlı mertebeleri; Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mertebeleri.

mertebe-i rububiyet

  • Rububiyetin mertebesi.

mertebe-i ruh

  • Ruh mertebesi.

meydan-ı tayeran-ı ervah / meydan-ı tayeran-ı ervâh

  • Ruhların uçuştuğu meydan.

mikyas-ür riyah

  • Rüzgâr hızını tâyin eden âlet.

mir'at-ı ruh / mir'ât-ı ruh / mir'ât-ı rûh / مِرْآتِ رُوحْ

  • Ruh aynası.
  • Ruh aynası.

mizac-ı ruh / mîzac-ı ruh

  • Ruhun durumu, yaratılışı.

mojik

  • Rus köylüsü.

moral

  • Ruh gücü.

muabbir / معبر

  • Rüya yorumcusu. (Arapça)

muamma-i rububiyet / muammâ-i rububiyet

  • Rububiyetin sırrı, gizemi.

mücahede-i ruhi / mücahede-i ruhî

  • Ruhen mücâhede içinde oluş.

muhabbet-i ruhaniye

  • Ruhanî sevgi.

mühec

  • Ruhlar, canlar.

müjik

  • Rus köylüsü.

mükafat-ı ruhaniye / mükâfat-ı ruhaniye

  • Ruhanî ödül.

münasebet-i ruhiye

  • Ruhsal münasebet, bağlantı.

münkaleb

  • Rücu etmek, geri dönmek.

münteha-i ruh / müntehâ-i ruh

  • Ruhun son hâli, bireylere verilmiş olan ruh.

mürebbi-i ervah / mürebbî-i ervah

  • Ruhların terbiyecisi.

mürettıb

  • Rutubet veren.

mürteşi / mürteşî / مرتشى

  • Rüşvetçi.
  • Rüşvetçi, rüşvet yiyen. (Arapça)

musaffi-i ruh / musaffî-i ruh

  • Ruhu temizleyen.

müsterşiyane

  • Rüşvet istercesine. (Farsça)

neda

  • Rutubet, çiğ, nem.

nefh-i ruh

  • Ruhun üflenmesi.

nefh-i ruh etme

  • Ruh üfleme, hayat verme.

nefs-i rububiyet

  • Rububiyetin kendisi.

nem / نم

  • Rutubet, az yaşlık. Hafif ıslaklık. (Farsça)
  • Rutubet. (Farsça)

neş'e-i ruhani / neş'e-i ruhanî

  • Ruhen duyulan sevinç ve neşe.

nikabet / nikâbet

  • Rüzgârın ters yönlerden esmesi.

niyaz-ı ruh

  • Ruhun yalvarıp yakarması.

nur-u ruh

  • Ruhun nuru.

ölüm

  • Rûhun bedene olan bağlılığının sona ermesi, rûhun bedenden ayrılması, mevt.

padişah-ı ruhani / padişah-ı ruhanî

  • Ruhanî padişah.

paye / pâye

  • Rütbe, basamak, derece.

payedar / payedâr

  • Rütbeli, pâyeli, itibarlı. (Farsça)

psikolog

  • Ruhiyatçı, ruh ilmiyle uğraşan. (Fransızca)
  • Ruh ilmi ile uğraşan kimse, ruh bilimci.
  • Ruh ilmiyle uğraşan.

psikoloji

  • Ruh ilmi, ruhiyat.
  • Ruhiyat, ruhî hâdiseleri tetkik eden ilim kolu. (Fransızca)

rahat-ı ruh

  • Ruh rahatlığı.

raki'

  • Rüku' eden. Huzur-u İlâhîde eğilen.

rakian

  • Rüku' ederek, huzur-u İlâhîde eğilerek. Rüku' etmek suretiyle.

rakiane

  • Rüku' eder gibi. Eğilerek. (Farsça)

raşi

  • Rüşvet veren.

ratb

  • Rutubetli, yaş.

reşv

  • Rüşvet almak.

rişvet / رشوت

  • Rüşvet.
  • Rüşvet. (Arapça)

rişvet-har / rişvet-hâr

  • Rüşvet yiyen. (Farsça)

rubaiyat / رباعيات

  • Rubailer. (Arapça)

rüc'a

  • Rücu' mânâsına mastar.

rüesa-yı ruhaniye

  • Ruhanî reisler, liderler.

rufai / rufaî

  • Rufailik diye bilinen bir tarikatı kuran, bu tarikattan olan.

ruh u can / ruh u cân

  • Ruh ve can; büyük bir istek.

ruh u canımla

  • Ruh ve canımla, bütün içtenlikle.

ruh-bahş

  • Ruh veren, ruh bahşeden. (Farsça)

ruh-efza / ruh-efzâ

  • Ruha hoş gelen.

ruh-u can

  • Ruh ve can; bütün içtenlik.

ruh-u revan

  • Ruhun zuhuru. Ruhun ferahlığı. Ruhun akışı.

ruh-u ruh

  • Ruhun ruhu.

ruhani / ruhanî / rûhanî / رُوحَان۪ي

  • Ruha ait, ruhla ilgili, gözle görülemeyen, cismi olmayan.
  • Ruh ile ilgili, görünmez varlık, ruh, melek, cin.
  • Ruh sahibi latif varlık.

ruhani terakki / ruhânî terakki

  • Rûhen yükselme, ruh âleminde yükselme, yol alma.

ruhanileşmiş / ruhânîleşmiş

  • Ruh dünyasının yaşam seviyesine seviyesine yükselmiş.

ruhaniyat / rûhaniyat

  • Ruhanîler.

ruhaniyat alemleri / ruhâniyat âlemleri

  • Ruhanî olanların âlemleri.

ruhaniyet / ruhâniyet / rûhaniyet

  • Ruhâni, mânevî varlık ekle
  • Ruh hâli, ölen insanın devam eden ruhî kuvveti.

ruhaniyyet / rûhâniyyet

  • Rûhla ilgili haller.

ruhaniyyun / rûhaniyyûn

  • Ruhlar âleminden olanlar.

ruhbaniyyet / ruhbâniyyet / رهبانيت

  • Ruhbanlık. (Arapça)

ruhefza / rûhefzâ

  • Ruhu okşayan.

ruhen / rûhen

  • Ruh olarak, ruh bakımdan.
  • Ruh bakımından, ruhça.

ruhi / ruhî / rûhî

  • Ruhla ilgili.
  • Ruha ait, ruhla ilgili. Ruhça.
  • Ruhla ilgili.

ruhi imtizac / ruhî imtizac

  • Ruhen kaynaşma, uyuşma, geçinme.

ruhiyat / rûhiyat

  • Ruh ilmi, psikoloji.
  • Ruh ilmi.

ruhperver

  • Ruha ferahlık ve kuvvet veren. (Farsça)

rükn

  • Rükün, direk, sütun.

rum

  • Rum milletinden olan.

rumi tarih / rumî tarih

  • Rûmî takvime göre belirlenen tarih.

rumice / rumîce / rûmîce

  • Rumî takvime göre.
  • Rûmî takvime göre.

rüşd ü irşad

  • Rüşd ve irşad. Doğru yola sevketmenin mükemmeliyeti. İslâmiyeti en mükemmel şekilde öğretmek.

rüşdi / rüşdî

  • Rüşdle ilgili. Olgunluğa dair.

rüsuhiyet

  • Rüsuhluluk, rüsuhlu oluş.

rüsvay

  • Rüsva. Rezil, maskara, ayıpları ortaya çıkarılmış.

rüşvet / رشوت

  • Rüşvet. (Arapça)

rütbeten / رُتْبَةً

  • Rütbe ve değer açısından.
  • Rütbece.
  • Rütbece.

rutebi / rutebî

  • Rütbelere ait.

rütebi / rütebî

  • Rütbeye dair ve rütbelere mensub.
  • Rütbelerle ilgili.

rüya-misal

  • Rüya gibi, rüyaya benzer.

sadreyn

  • Rumeli ve Anadolu kazaskerliği.

safvet-i ruh

  • Ruh temizliği.

sail-i misali / sâil-i misâlî

  • Rüyada soru soran kişi.

sakil / sakîl / ثَق۪يلْ

  • Ruha ağır gelen.

saltanat-ı ruhaniye

  • Ruhanî, mânevî olarak devam eden saltanat.

sayifet

  • Rum gazası. (Çünki çok yağmurlu ve karlı yer olduğundan yaz günlerinde gaza yaparlardı.)

şekub

  • Ruşen olmak, parlamak.

seyahat-i ruhiye

  • Ruhla yapılan mânevî yolculuk.

seyr-i ruhani / seyr-i ruhânî / seyr-i rûhânî

  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.
  • Ruhanî ve mânevî âlemlerdeki seyir, ruhî gezinti.

sıfat-ı rububiyet / sıfât-ı rububiyet

  • Rububiyete dair sıfatlar; her bir varlığa yaratılış gayelerine ulaşması için muhtaç olduğu şeylerin verilmesi, onların terbiye edilip idare edilmesi ve egemenlik altında bulundurulmasına dair İlâhî sıfatlar, özellikler.

sikr

  • Rüzgârın eserken dinmesi.

spiritüalizm

  • Ruhçuluk.

sühnun

  • Rüzgârın ve yağmurun evveli.

sukut-u ruh

  • Ruhun alçalması.

sultan-ı ervah

  • Ruhların sultanı.

sultan-ı ruh

  • Ruh sultanı, bir sultan olan ruh.

sür'at-i ruh

  • Ruhun hızı.

sürur-u ruh

  • Ruhun süruru, sevinci.

sürur-u ruhi / sürur-u ruhî

  • Ruhun sevinmesi.

ta'bir / ta'bîr / تَعْب۪يرْ

  • Rü'ya yorma.

tabayi'-i ziruh

  • Ruhlu mahlukatın yaratılışları.

tasarruf-u rububiyet

  • Rububiyetin tasarruf ve idaresi.

tecbiye

  • Rüku eder gibi eğilip durmak.

tedbic

  • Rükuda başı çok eğme.

tedbih

  • Rükuda başını çok aşağı eğmek.

tednir

  • Ruşen etmek, nurlandırmak, parlatmak.

tefekkürat-ı ruhiye

  • Ruha ait tefekkürler.

tefettü'

  • Rücu etmek, geri dönmek, vazgeçmek.

tehzib-i ruh

  • Ruhunu yükseltmeğe, temizlemeğe çalışmak.

tekemmülat-ı ruhiye / tekemmülât-ı ruhiye

  • Ruha ait mükemmelleşmeler, ilerlemeler.

temessül-ü ervah / temessül-ü ervâh

  • Ruhların görünmesi.

tenasüh / tenâsüh / تناسخ / تَنَاسُخ

  • Ruhun bedenden bedene geçmesi, sapık bir inanç.
  • Ruhun bedenler arası göçü. (Arapça)
  • Ruhun bir bedenden başka bir bedene geçmesi.

tenekkus

  • Rücu' etmek, geri dönmek.

terakkiyat-ı ruhiye / terakkiyât-ı ruhiye

  • Ruh ile mânevî mertebelere yükselme.

terakkiyat-ı ruhiye ve fikriye / terakkiyât-ı ruhiye ve fikriye

  • Ruhî ve düşünceyle ilgili ilerlemeler.

terfian

  • Rütbesi yükseltilerek, rütbe alarak, terfi ederek.

tesanüd-ü ervah / tesanüd-ü ervâh

  • Ruhların dayanışması.

teşekkül-ü ervah / teşekkül-ü ervâh / تَشَكُّلُ اَرْوَاحْ

  • Ruhların meydana gelmesi.
  • Ruhların şekillenmesi, oluşması.

teslim-i ruh

  • Ruhunu teslim etme.

teşrin

  • Rumi takvime göre yılın on ve on birinci aylarına verilen isim.

tımarhane

  • Ruh, sinir ve akıl hastalıkları hastanesi.

turhan

  • Rum subaylarından beş bin neferin zâbiti (On bin olsa "patrik" derler.)

üç yüz yirmi üç senesi

  • Rûmî 1323.

ulüvv-ü rütbe

  • Rütbenin, derecenin yüksekliği.

uruc-u ruhani / urûc-u ruhanî

  • Ruhen yükseliş.

vahdet-i ruhiye

  • Ruh birliği; bir ve tek ruhun olması.

vakıa-i ruhaniye / vâkıa-i ruhaniye

  • Ruhanî ve mânevî âlemde müşahede edilen ve görülen olay.

vaveyla-i ruhi / vaveylâ-i ruhî

  • Ruhun feryadı, çığlığı.

vladivostok

  • Rusya'nın doğusunda bulunan ve Pasifik Okyanusuna açılan bir liman şehri.

yel

  • Rüzgâr.

zabab

  • Rutubetli duman. Sis.

zevi'l-ervah / zevi'l-ervâh

  • Ruh sahipleri, ruh taşıyan canlılar.

zevi-l ervah

  • Ruh sahipleri. Hayatlılar, ruhlular. Can sahibi olanlar.

zevil'ervah / zevil'ervâh

  • Ruh sahipleri.

zevilervah

  • Ruh sahipleri.

zevk-i ruhani / zevk-i ruhânî / ذَوْقِ رُوحَانِي

  • Ruha ait zevk, ruhânî zevk.
  • Ruha ait zevk.

zevk-i ruhi / zevk-i ruhî

  • Ruha ait zevk.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR