LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Rizik ifadesini içeren 89 kelime bulundu...

avah

  • Eyvah, yazık! gibi teessüf ifâdeleri.
  • Rızık, kısmet, nasib.

berat gecesi

  • Arabi Şâban ayının onbeşinci gecesi. Şâban ayı mübarek şuhur-u selâseden (üç aylardan) olup, onbeşinci gecesi mahlûkatın rızıklarına, ömürlerine, amellerine dâir taraf-ı İlâhîden meleklere tâlimat verildiği hususunda rivâyât-ı sahiha vardır.

cariye

  • Geçer olan, akıcı olan. Seyreden giden.
  • Güneş, şems.
  • Gemi.
  • Cenab-ı Hakk'ın in'âm eylediği rızık ve nimet.
  • Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslâm düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.

celb-i rızık

  • Rızık elde etme.

dahim

  • Nasib ve rızık. (Farsça)

derecat-ı erzak / derecât-ı erzak

  • Rızıkların dereceleri.

ef'al-i rahmaniyet / ef'âl-i rahmâniyet

  • Rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın fiilleri.

enva-ı erzak

  • Rızık türleri.

errezzak

  • Bütün rızıkları ve faydalanacak şeyleri yaratan ve ihsan eden Allah (C.C.)

erzak / erzâk / ارزاق / اَرْزَاقْ

  • (Tekili: Rızık) Rızıklar. Azıklar. Yiyecek içecek maddeler. İhtiyaçlar. Maddi, mânevi muhtaç olduğumuz şeyler.
  • Rızıklar.
  • Rızıklar, yiyecekler.
  • Rızıklar.
  • Rızıklar.

erzak-ı hayvaniye

  • Hayvanların rızıkları.

erzak-ı hayvaniye ve insaniye

  • İnsanların ve hayvanların rızıkları.

erzak-ı maddiye ve maneviye / erzak-ı maddiye ve mâneviye

  • Maddi ve mânevî rızıklar.

erzak-ı maneviye / erzak-ı mâneviye

  • Mânevî rızıklar.

erzak-ı umumiye

  • Umumî, herkese ait erzaklar, rızıklar.

esas

  • Ev eşyası. Eve âit lüzumlu şeyler.
  • Mal. Rızık.

habib-i rahman / habib-i rahmân

  • Sonsuz merhamet sahibi ve yarattığı bütün varlıklara şefkatle rızıklarını veren Allah'ın en sevdiği kulu olan Hz. Muhammed.

halık-ı rahman / hâlık-ı rahmân

  • Rahmeti her şeyi kaplayan, yaratıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran yaratıcı, Allah.

iaşe-i rızki / iâşe-i rızkî

  • Rızıkla besleme.

iaşe-i umumiye / iâşe-i umumiye

  • Bütün yaratıkları kapsayan besleme, rızıklandırma.

ihtiyac-ı rızki / ihtiyac-ı rızkî

  • Rızık ihtiyacı.

imdadat-ı hassa-i rahmaniye / imdâdât-ı hassa-i rahmâniye

  • Yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın özel yardımları.

irtizak / irtizâk / ارتزاق

  • (Rızk. dan) Rızık alma, rızıklanma.
  • Rızıklanma. (Arapça)

irzak / irzâk

  • Rızıklandırmak, maddi veya mânevi ihtiyacını vermek.
  • Rızıklandırma, rızık verme.
  • Rızık verme.

ism-i rahim ve rezzak / ism-i rahîm ve rezzâk

  • Allah'ın sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olduğunu ve bütün canlıların rızıklarını verdiğini ifade eden Rahîm ve Rezzak isimleri.

kefaf

  • Ancak yaşayabilecek kadar olan rızık.
  • Misil, miktar.
  • Berâberlik.

kemal-i şuun / kemâl-i şuûn

  • Zâtî niteliklerin mükemmelliği; yaratıcılık ve rızık vericilik gibi Cenâb-ı Hakkın Zâtında bulunan kutsal özelliklerin mükemmelliği.

kifaf-ı nefs

  • (Aslı: kefaf-ı nefs) Yalnız kendisi için yetecek kadar.
  • Ölmeyecek kadar olan rızık, gıda.

kifaf-kefaf

  • Bir şeyin misli, miktarı.
  • İhtiyaca yetecek kadar rızık, yiyecek.

kıst

  • Pay. Hisse. Nasib. Kısım. Mizan. Rızık. Kısım kısım verilen bir hediyenin, borcun her defada verilen bir parçası. Tartı ve ölçüde doğruluk. Adalet etmek.

kudret-i samedaniye matbahları / kudret-i samedâniye matbahları

  • Rızıkların İlâhî kudretle olgunlaştırıldığı mutfaklar.

kut

  • Yaşatacak gıda, rızık.
  • Kuvvetlendirmek.

kut-ı la-yemut / kut-ı lâ-yemut

  • Ölmeyecek kadar olan rızık, yiyecek.

kutb-i medar / kutb-i medâr

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk-kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan büyük zât. Kutb-ül-aktâb, Kutb-ül-ebdâl da denir.

kutb-ül-aktab / kutb-ül-aktâb

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk, kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan ricâl-i gayb yâni herkesin tanımadığı zâtların reisi. Emrinde üçler, yediler, kırklar... denilen yine bu işlerle vazîfeli seçilmiş kimseler bulunur.

lütf-u rahman / lütf-u rahmân

  • Rahmeti sonsuz, yarattıklarını esirgeyip koruyan, şefkat eden ve rızıklandıran Allah'ın iyilik ve bağışı.

merzuk / merzûk

  • Rızıklanmış, ihtiyaçları verilmiş.
  • Bahtiyar. Saadetli, mutlu.
  • Rızıklanmış.

merzukiyet / merzûkiyet

  • Rızıklanma.
  • Rızıklanmışlık.

merzukiyyet

  • Rızıklanış. Bütün mahlukatın rızkını bulması hali.

mihmandar-ı kerim-i zülcelal / mihmandar-ı kerîm-i zülcelâl

  • Dünya misafirhanesinde kullarına yardım edip rızıklandıran sonsuz haşmet ve celâl sahibi Allah.

mukit / mukît

  • Muhafaza eden. Hâfız. Amelleri zâyi' etmeyip koruyan. Gizliyi bilen. Gıda ve rızık veren.

münasebat-ı rızkıye / münasebât-ı rızkıye

  • Rızıkla ilgili münasebetler.

mürtezık

  • Rızıklanan.

mürtezik

  • Rızıklanmış, rızıklanan.
  • (Rızık. dan) Rızıklanmış, rızık bulmuş, rızıklanan.

mürtezık / مُرتَزِقْ

  • Rızıklanan.

müsterzık

  • Rızık talep eden, rızık isteyen.

müterezzik

  • Rızıklanan, gıdalanmakla ihtiyacını gideren.
  • Rızka muhatap olan, rızıkları verilen varlık.

nadd

  • Azık, rızık.

nasib / nasîb

  • Ele geçen, kavuşulan.
  • Allahü teâlânın ezelde takdir ettiği maddî ve mânevî rızık, kısmet.

neva

  • Ahenk, ses, güzel sadâ, nağme, avaz. (Farsça)
  • Musikide bir makam ismi. (Farsça)
  • İntizamlı hâl. (Farsça)
  • Azık, zahire, rızık. (Farsça)

ni'met

  • (Nimet) İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet.
  • Giyecek şeyler.
  • Yiyecek faydalı şey, rızık.
  • İyilik, rızık, saâdet.

nimet / nîmet

  • İyilik, ihsan, rızık.

nimetlenmek

  • Allah'ın rızık olarak verdiklerinden faydalanmak.

nun-u azamet

  • "رَزَقْنَا=Rızıklandırdık" ifadesindeki Cenâb-ı Hakkı ve Onun yüceliğini gösteren "نَا=Biz" zamiri.

rahman / rahmân

  • Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adâlet sâhibi. (Allah)
  • "Dünyâda dost olsun düşman olsun, lâyık olsun olmasın, mü'min olsun kâfir olsun bütün yaratıklara rızık ve sayısız nîmetler veren" mânâsında Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden).

rahman-ı rezzak / rahmân-ı rezzâk

  • Rahmet ve merhameti bütün varlıkları kuşatan ve bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.

razık / râzık / رازق

  • Rızık veren; yiyecek, içecek, giyecek gibi canlı mahlukata lüzümu bulunan her çeşit ihtiyacını te'min edip veren. (Allah)
  • Rızık veren, Allah.
  • Rızık veren Tanrı. (Arapça)

razık-ı hakiki

  • Hakiki rızık veren. Hiç bir vasıtaya ihtiyacı olmadan en güzel nimetleri yaratan ve bütün rızıkları ancak kendisi veren Allah (C.C.)

revh u reyhan

  • Rahat ve rızık, bolluk ve hoşluk.

reyhan

  • Hoş güzel koku.
  • Rızık ve maişet, rahmet.
  • Ekin yaprağı.
  • Fesleğen denilen kokulu bir ot.

rezzak / rezzâk / رزاق / رَزَّاقْ

  • Bütün varlıkların rızıklarını bol bir şekilde tekrar tekrar veren ve ihtiyaçlarını karşılayan Allah.
  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her yarattığı ve rızık vereceği mahlûkunun rızkını yaratıcı ve ulaştırıcı ve o rızık ile faydalanma sebeblerini hazırlayan ve rızık gönderen Allahü teâlâ.
  • Rızıklandıran. (Arapça)
  • Çokça rızık veren (Allah).

rezzak-ı hakiki / rezzâk-ı hakikî

  • Gerçek rızık verici olan Allah.

rezzak-ı hakim / rezzâk-ı hakîm

  • Hikmet sahibi rızık verici Allah.

rezzak-ı kerim / rezzâk-ı kerîm

  • Bütün varlıkların rızıklarını veren ve pek büyük ikram sahibi olan Allah.

rezzak-ı rahim / rezzâk-ı rahîm

  • Bütün varlıkların rızıklarını devamlı veren, sonsuz şefkat ve merhamet sahibi olan Allah.

rezzak-ı zülcelal / rezzâk-ı zülcelâl

  • Sonsuz haşmet, yücelik ve heybet sahibi olan ve bütün canlıların rızıklarını veren Allah.

rezzakane / rezzâkâne

  • Rızık verene, rezzaka yakışır surette. (Farsça)
  • Rızık verircesine.
  • Muhtaç olanlara rızıklarını vererek.

rezzakıyet / rezzâkıyet

  • Allahın rızık vermesi.
  • Rızık vericilik.

rezzakiyet / rezzâkiyet

  • Rızık vericilik.

rızk / رزق

  • Rızık. (Arapça)

rızk-ı amm / rızk-ı âmm

  • Genel rızık; herkesin faydalandığı rızık.

rızk-ı fıtri / rızk-ı fıtrî / رِزْقِ فِطْر۪ي

  • Yaratılışla birlikte verilen rızık.
  • Yaratılıştan olan rızık.

rızk-ı helal / rızk-ı helâl

  • Helâl rızık.

rızk-ı mecazi / rızk-ı mecazî

  • Asıl olmayan, gerçek olmayan rızık.

rızk-ı umumi-i iaşe / rızk-ı umumî-i iâşe

  • Bütün canlıların yaşaması için verilmiş olan umumî rızık.

rızkıfıtri / rızkıfıtrî

  • Yaşamak için gereken normal rızık.

rızkımecazi / rızkımecazî

  • Alışkanlık sebebiyle ihtiyaç hâline gelen anormal rızık.

ruzi / ruzî

  • Azık, rızık. Nasib, kısmet. (Farsça)
  • Gündüzle alâkalı. Gündüze âit. (Farsça)

ruzihar / ruzîhâr

  • Rızık yiyici. Canlı, mahlûk. (Farsça)

ruziresan

  • Rızık yetiştiren, rızık ulaştıran, Allah (C.C.) (Farsça)

sani-i rahman / sâni-i rahmân

  • Sonsuz şefkatiyle yaratıklarını esirgeyip rızıklandıran ve herşeyi mükemmel birşekilde san'atlı olarak yaratan Allah.

sofra-i erzak

  • Herkesin istifade ettiği rızık sofrası.

sofra-i erzak-ı umumiye

  • Herkesin yararlandığı rızık sofrası.

sofra-i rızk-ı umumi / sofra-i rızk-ı umumî

  • Herkesin yararlandığı rızık sofrası.

taleb-i rızık

  • Rızık istemek.

terzik / terzîk / ترزیق

  • Rızıklandırma.
  • Rızık verme, besleme. Rızık için verip yedirme. Nasibdâr kılmak.
  • Rızık verme, besleme.
  • Rızıklandırma. (Arapça)

vasıta-i rızk-ı helal / vasıta-i rızk-ı helâl

  • Helâl rızık yolu.

vesile-i rızk-ı helal / vesile-i rızk-ı helâl

  • Helâl rızık vesilesi.

zevk-i rızki / zevk-i rızkî

  • Rızık ile ilgili zevk.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın