LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Renk ifadesini içeren 270 kelime bulundu...

a

  • Nida edatı olup, kelimenin sonuna gelir "ey" mânası verir. Aynı veya farklı iki kelime arasına gelirse, sözün mânasını kuvvetlendirir. "rengârenk, lebaleb" gibi.

a'bel

  • (Çoğulu: A'bile) Çok sert taş ki, kırmızı, beyaz veya siyah renkli olur.
  • Taşlık dağ.

a'ma-i elvan / a'mâ-i elvan

  • Tıb: Renk körlüğü, renkleri ayırt edememe hastalığı. Akromatopsi.

a'raz / a'râz

  • Araz'lar; bir şeyin aslından olmayan şeyler; renk, koku gibi ilintiler.

abraş

  • Alaca benekli at.
  • Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı.

agbeş

  • Boz renkli.

agser

  • Boz ve esmer renkli, çok tüylü abâ, kilim.
  • Kurbağa yosunu.
  • Karabatak kuşu.
  • Aşağılık ve âdi (adam).

ahles

  • Kara ile kırmızı arasında olan renk.

ahseb

  • Çok iyi hesab edilmiş, münâsib.
  • Çok fazla cimri, hasis.
  • Miskin.
  • Saçının rengi kırmızıya yakın.
  • Tüyünün rengi boz renk olan kızıl deve.

akik

  • Meşhur ve kıymetli, ekseriya kırmızı renkte olan ve yüzük gibi şeylere takılan taş.
  • Hicaz vilâyetinde bir vâdi.
  • Yolunu yaran gür su.
  • Çoğunlukla kırmızı renkte olan değerli bir süs taşı.

akromatopsi

  • Tıb: Renk körlüğü.

aks-i mülevven

  • Renkli akis.

alafranga

  • İtl. Frenk tarzında olan, Fransız usulü.

alotropi

  • Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali. Meselâ : Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur. Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir.

argon

  • yun. Kim: A sembolü ile gösterilen renksiz, kokusuz ve tatsız bir gaz. Havada % 1 nisbetinde bulunur.

aseli / aselî

  • Bal gibi sarı renkte olan.
  • Yahudilerin ayırdedilmek için, omuzbaşlarına taktıkları sarı kumaş parçası.
  • Eskiden kullanılan bir kumaş çeşidi.

asfalt

  • yun. Siyah renkte şekilsiz bir bitüm.

ateş-fam / ateş-fâm

  • Ateş renkli, kırmızı. (Farsça)

ateş-i bahar

  • Lâle.
  • Kırmızı renkli gül.

ateş-i beste

  • Hâlis kırmızı renkli altın.
  • Donmuş ateş.

ateş-reng

  • Ateş renginde, kızıl renkli. (Farsça)

azerd

  • Boya, renk.

ba-reng

  • Renkli. (Farsça)

bac / bâc

  • Vergi. (Farsça)
  • Kudretli hükümdarın zayıf olan hükümdardan aldığı vergi. (Farsça)
  • Eskiden halktan alınan öşür veya haraç ve gümrük vergisi. (Farsça)
  • Renk. (Farsça)
  • Çeşit. (Farsça)

bayrak

  • Devletin belirli alâmetlerini hâvi ve belirli renklerde kare veya dikdörtgen şeklinde yapılmış olan bez. Sancak, alem.

bazü'l-eşheb / bâzü'l-eşheb

  • Kır renkli, ak doğan; Abdülkadir-i Geylânî'nin bir lâkabı.

bed-reng

  • Açıkla koyu arasında kirli bir renk. (Farsça)

begonya

  • Etli ve güzel renkli yaprakları olan bir süs bitkisi. (Fransızca)

behak

  • İnsanın derisinde pul pul beyazlık ve alaca bir renk peyda eden bir çeşik hastalık.

behm

  • Çok siyah olan şey. Rengi başka renkle karışık olmayan nesne.

behramec

  • Çiçeği kokulu bir nevi söğüt ağacı.
  • Her renkte olan leylâk çiçeği.

benefş

  • Menekşe rengi, mor renk. (Farsça)

benefşe-gun / benefşe-gûn

  • Menekşe renkli, mor renkli. Gökyüzü. (Farsça)

beşme

  • Her çubuğu ayrı ayrı beş renkte olan yollu kumaş. (Farsça)
  • İşlenmemiş ham deri. (Farsça)
  • Göz ilâcı. (Farsça)

bevz

  • Rutubetten dolayı yiyecek ve giyeceklerde meydana gelen yeşil renkte küf. (Farsça)
  • Ağacın, kök kısmına yakın olan yerleri. (Farsça)
  • Eşek arısı. (Farsça)

bi-reng / bî-reng

  • Renksiz. Taslak halinde resim. (Farsça)

biruz

  • Değersiz, zümrüte benzer yeşil renkte bir taş. (Farsça)

bitüm

  • Yerin altında bulunup sıvı ve sarımtırak veyahut katı ve kara bir durum ve renkte olan maddedir ki, asfalt yol yapılırken kullanılır.

bur

  • Fıstıkî renk. (Farsça)
  • Sülün. (Farsça)
  • Doru at. (Farsça)

came-i idi / came-i îdî

  • Bahar çiçekleri. Kırmızı renkli elbise.
  • Bayram elbisesi.

came-i nevruzi / came-i nevruzî

  • Rengârenk elbise.
  • Bahar geldiğinde açan çeşitli çiçekler.

çavele

  • Güzel renkli bir cins gül. (Farsça)
  • Eğri büğrü, yamuk. (Farsça)

cerrare

  • Sarı renkte küçük ve zehirli akrep.

ciryal

  • Altının kırmızılığı.
  • Bir cins kırmızı boya.
  • Temiz renk.
  • Şarap.

cüded

  • Dağ yolları. Yol gibi olan izler.
  • Bir rengi diğer renkten ayıran çizgi.

cüvvet

  • Kırba yaması.
  • Bir parça yer.
  • Siyaha yakın boz renk.
  • Demir pası.

dahna

  • Boz renkli.

defenni

  • Alaca renkli bir cins elbise.

derari / derârî

  • (Tekili: Dürrî) Parlak yıldızlar. (Farsça)
  • Renkli şeyler. (Farsça)
  • Parlak yıldızlar, renkli şeyler.

diz

  • Levn, renk. (Farsça)

doru at

  • Gövdesi kızıl, ayakları ve yelesi koyu renkli olan at.

dükne

  • Siyâha benzer bir renk.

eblak

  • Rengârenk.
  • Alaca bulaca.
  • Alacalı at.

eblek

  • Alacalı renk. (Farsça)

ebrak

  • Fazlaca parıltılı.
  • Taşlı, kumlu, balçıklı yer.
  • Alaca renkli at.
  • İki renkli lekeli bir şey.

ebreş

  • Alaca benekli at.
  • Kırmızı ve beyazdan meydana gelen alaca renk.

ed'ac

  • Gözleri kara renkte ve büyükçe olan.
  • Pek siyah şey.

edgam

  • Yüzü ve dudaklarının etrafı siyah olup, sâir bedeni başka renk olan at.

eflatuni / eflatunî

  • Leylakî ile ergüvanî arasında, hafif mor karışık renk.

efnan-ı elvan

  • Renk çeşitleri.

efrenc

  • (Franc. dan) Bu kelime, Ortaçağda teşekkül ederek, o sıralarda Frankların ve bilhassa Charlemagne'in hükmü altında bulunanlara ve zamanla genişleyerek bütün Avrupalılara denmiştir. Frenk. Avrupalı ve hasseten Fransız. (Fransızca)

efrenci / efrencî

  • Frenklere yani Avrupalılara mahsus ve aid.
  • Frengi hastalığıyla alâkalı ve münasebetdar.

ekder

  • Bulanık.
  • Bozrenkli.

ekheb

  • Gök renkli, mavi renkli.

eklef

  • Yüzü çilli olan adam.
  • Koyu renkli arslan.

elvan / elvân / الوان / اَلْوَانْ

  • (Tekili: Levn) Renkler. Muhtelif görünüşler.
  • Renkler.
  • Renkler.
  • Renkler, çeşitler.
  • Renkler. (Arapça)
  • Renkler.

elvan-ı ibadet / elvân-ı ibadet

  • İbadet renkleri.
  • Mc: İbadet çeşitleri.
  • Renk renk, çeşit çeşit ibadet.

elvan-ı seb'a / elvân-ı seb'a

  • Yedi renk.
  • Yedi renk.

elvanın sebeb-i vücudu

  • Renklerin varlık sebebi.

elvanıseba

  • Yedi renk.

epik

  • Mevzuu kahramanca olan yazıların frenkçe ismi. (Fransızca)

erbed

  • Boz renkli.

ergüvan

  • Güzel ve parlak kızıl renkli bir çiçek. (Garbda ercuvan denilir.)

ermed

  • Kül rengi, gri. Boz renkli nesne.
  • Gözü ağrıyan adam.

eşbah

  • (Tekili: Şebâh) Şahıslar, cisimler, vücudlar.
  • Büyük kapılar.
  • Uzaktan görünen karaltılar, hayâller.
  • Renk, levn.

esha'

  • Türlü türlü, günâ gûn, rengârenk.

eşheb

  • Kır (at). Kır, çil renkte olan aslan.
  • Güç iş.
  • Soğuk gün.
  • Bir nesnenin kenarı.

eşkah

  • Kırmızı yüzlü (adam). al renkli (at).

esmer

  • Siyaha, karaya çalan kumral renk.

esrar-ı guna-gun / esrar-ı gûnâ-gûn

  • Çeşit çeşit, rengarenk sırlar.

esved

  • Çok siyah. kara renkli olan.

evam

  • Ödünç, borç. (Farsça)
  • Renk, levn. (Farsça)

evrak

  • (Çoğulu: Vuruk) Sivri ve uzun dişli.
  • Yüzü renkli güvercin.
  • Siyahı beyazına galip olan at ve deve. (Müe: Vürka)

ezrak

  • Saf ve temiz su.
  • Gök renkli, mâvi.

fam / fâm / فام

  • Renk, levn. (Farsça)
  • Renk. (Farsça)

fazah

  • Boz renkli olmak.

felence

  • Hoş kokulu sarı renkli bir tohumdur. Yemen'den gelir.
  • Besbâse yaprağı.

firuze

  • Nişabur'da çıkan açık mavi renkli ve kıymetli bir taş.

firuze-fam

  • Açık mavi renkli, gök renkli.

frenk sakalı

  • Eskiden frenkleri taklid suretiyle bırakılan sakal hakkında kullanılan bir tabirdi. Çeneye gelen kısım uzunca bırakılıp, yukarı tarafları kısa kesilen veya traş edilen sakal demektir.

frenkvari / frenkvâri

  • Frenk gibi. (Farsça)

gabes

  • Karanlık gece.
  • Biraz bulanık renkte olan beyazlık.

galat-ı rü'yet

  • Renk körlüğü. Bir rengi, aslından başka renkte görme.
  • Görme bozukluğu.

galiye-gun

  • Güzel siyah renkli. (Farsça)

garabib / garabîb

  • Katı, siyah şey.
  • Koyu renkli.

gazb

  • Kızıl boya, kırmızı renkli boya.

gendüm-gun

  • Buğday renkli. (Farsça)

girde

  • Yuvarlak, değirmi. (Farsça)
  • Evvelce yahudilerin, müslümanlardan ayırd edilebilmeleri için, omuzlarına diktikleri sarı renkte bir parça. (Farsça)
  • Açılmış yufka. (Farsça)
  • Yuvarlak yastık. (Farsça)
  • Gr: Bütün, hepsi, tamamı. (Farsça)

granit

  • Jeo: Muhtelif renklerde çok sert bir çeşit taş. (Fransızca)

gubre

  • Toprak renkli olmak.

gubşe

  • Toprak renkli omak.

gül-fam / gül-fâm

  • Gül renkli.

gül-ü muhammedi / gül-ü muhammedî

  • Muhammed gülü denilen kırmızı renkli bir gül çeşidi.
  • Kırmızı renkte bir gül çeşitidir.

gülfam / gülfâm / گلفام

  • Rengi gül gibi kırmızı olan, gül renkli. (Farsça)
  • Gül renkli. (Farsça)

gülgun / gülgûn / گلگون

  • Pembe, açık kırmızı. Gül renkli. (Farsça)
  • Gül renkli. (Farsça)
  • Pembe. (Farsça)

gülgune

  • Gül renkli. (Farsça)
  • Gül yanaklı. (Farsça)
  • Kadınların kullandıkları gül rengindeki düzgün. (Farsça)

güli / gülî

  • Gül renkli. Gül gibi. (Farsça)

gülreng

  • (Gül-reng) Gül renkli, pembe renkli. (Farsça)

gülruy

  • Yüzü gül gibi güzel ve kızıl renkli olan. Al yanaklı. (Farsça)

gun

  • Tarz, gidiş, sıfat. (Farsça)
  • Renk. (Farsça)

güna gun / güna gûn

  • Türlü. Çeşitli nevilerde olan. Çeşit çeşit. Renk renk. (Farsça)

guna guna / gûna gûna

  • Çeşit çeşit, renk renk.

guna-gun / gûna-gûn

  • Türlü türlü, renk renk. Alaca. (Farsça)
  • Türlü türlü, renk renk.

gunagun / gûnâgûn / گوناگون

  • Türlü türlü, renk renk.
  • Rengarenk. (Farsça)

gune gune

  • Türlü türlü, çeşit çeşit, renk renk. (Farsça)

gusre

  • Yeşile benzer bozrak renk.

güvaş

  • Boya, renk. (Farsça)

habeşi / habeşî

  • Habeş memleketi ahalisinden olan. Habeş'e mensub ve müteallik olan.
  • Koyu esmer renkli adam.
  • Hat, tezhib, minyatür gibi güzel san'atlarda kullanılan bir cins kâğıt.

haff

  • Alaca renkli at.

hamra

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.

harac

  • Beyazdan ve siyahtan meydana gelen, iki renk olan.

hasif / hasîf

  • Ak ile kara, alaca renkli urgan.
  • İki çeşit renkten meydana gelen.

hasun

  • Serçe gibi küçük ve alaca renkli bir kuş.

havrem

  • Ayak ovup kir gidermekte kullanılan, kırmızı renkli delikli taş.

hazefe

  • (Çoğulu: Huzef) Hicaz vilayetinde olan siyah renkli bir cins küçük koyun.

heft-elvan

  • Yedi renk.
  • Türlü yemeği.

heft-reng

  • Yedi renk. (Farsça)

hem-reng

  • Rengi bir olan, aynı renkte olan. (Farsça)
  • Mc: Huyları bir olan. (Farsça)

hıbre

  • (Çoğulu: Hıber-Hıberât) Yemeni, alaca renkli bez.

hırba

  • Bukalemun adı verilen keler cinsi.
  • Güneşin bulutlara aksetmesinden hasıl olan renkler.

hudret

  • Yeşillik.
  • Yeşil renklilik.

ibik

  • Horozun başındaki kırmızımsı bir renkte uzanmış et parçası.

ıhn

  • Boyalı sof kumaş.
  • Renkli yün.

ihn

  • Yün. Renkli yün, renkli kumaş.

ıhn-i menfuş

  • Didilmiş kumaş. Hallac edilip atılmış renkli yün.

ihtidab

  • Kına ile saç ve sakalı boyama.
  • Boyanma, renklenme.

iltima

  • Sararıp solmak. Renk değiştirmek.

ilvinan

  • Renklenme, televvün.

imtizac-ı elvan

  • Renklerin uygunluğu.

insibag

  • Boyalanma. Maddi veya mânevi rengi ile renklenme. Boya tutma.
  • Temizlenme.

ırsi / ırsî

  • Gelincik dedikleri hayvanın rengine benzer bir renk.

ishab

  • Çok söylemek.
  • Türlü şeylerden renk değiştirmek.
  • Bir şeye fazla tama' etmek.
  • Kuyu kazıp suyu bulamamak.
  • Zehirlenme veya hastalıktan dolayı renk değişmesi.
  • Kuzu, anasını emmek.
  • Duvarı başı boş salıvermek.

jelatin

  • Tıbda ve fotoğrafçılıkta kullanılan şeffaf, renksiz ve kokusuz bir cisim. Hayvanların kemik ve kıkırdak gibi kısımlarından elde edilir. (Fransızca)
  • Bir cins kâğıt. (Fransızca)

kebudfam / kebudfâm

  • Gök renginde olan. Mavi renkli. (Farsça)

kızıl

  • t. Kırmızı, alrenk.
  • Kıldan yapılan ip.
  • Aşırı, müfrit.

ku'ku'

  • Alaca renkli, uzun gagalı bir büyük kuş.

kühbe

  • Kırmızılığa yakın olan beyaz renk.

kümdet

  • Renk değiştirme.

küran

  • Al renkli at. (Farsça)

küreyvat-ı beyza

  • Kandaki beyaz renkte ve çok küçük kürecikler. Kan ve lenf gibi vücud mâyilerinde bulunan çekirdekli ve yuvarlak hücreler. Kırmızı küreciklere nisbetle azdırlar. Vazifeleri hastalık gibi düşmanlara karşı asker gibi müdafaadır. Ne zaman müdafaaya girseler Mevlevi gibi iki hareket-i devriye ile sür'atl

kutme

  • Bozluk ve kızıllık olan renk. (O renkte olana "aktem" derler.) (Müe: Katmâ)

kuzeh

  • Renk renk çizgiler.
  • Bulutları idâreye me'mur bir melek ismi.
  • Renk renk çizgiler.

kuzehiye

  • Gözün renkli olan tabakası. İris.

la'l

  • Kırmızı. Al renk.
  • Dudak. Kırmızı ve kıymetli bir süs taşı.

la'l-fam

  • Kırmızı renkli, al. (Farsça)

la'l-gun

  • Al renkli. Kırmızı renkli. (Farsça)

la'l-reng

  • Kırmızı renkli. Al renkte. (Farsça)

laalgun

  • Kırmızı renkte. Al renkte. (Farsça)

laceverd

  • Lacivert.
  • Koyu mavi renkte değerli bir süs taşı.

laceverdi / laceverdî

  • Lacivert renkte. (Farsça)

lalegun

  • Lâle renkli. Pembe. (Farsça)

lalehadd

  • Lâle yanaklı. Yanakları pembe renkte olan. (Farsça)

lalerenk

  • Lâle renginde olan. Lâle renkli. Pembe. (Farsça)

levn / لون / لَوْنْ

  • Renk.
  • Renk, boya. Sıfat, nev', çeşit, tür. Bir şeyi diğerinden ayıran alâmet.
  • Renk.
  • Renk. (Arapça)
  • Tür. (Arapça)
  • Renk.

levn-i nurani / levn-i nurânî

  • Nurlu ve parlak renk.

leylak

  • Salkım şeklinde mor ve beyaz renkli çiçekleri olan bir nebat adı.

leylaki / leylakî

  • Leylak renginde olan. Mor renk. (Farsça)

mahfed

  • (Çoğulu: Mehâfid) İkamet yeri. Oturulan yer.
  • Bir renk cinsi.

marın

  • (Mârına) Çekiçle dövülerek açılmağa müsait olan.
  • Kireçtaşı.
  • Çeşitli renklerde olan bir çeşit toprak.

mebzuliyyet-i elvan

  • Renk bolluğu.

medmum

  • Kırmızı renkli olan.
  • Dolu, dolmuş.

mercan

  • Denizde geniş resif meydana getiren ve mercanlar takımının örneği olan hayvan ve bunun kalkerli yatağından çıkarılan çoğu kırmızı renkte ve ince dal şeklinde bir madde. Bu madde boncuk gibi süs eşyası olarak kullanılır. Mercanlar ancak 40 metre kadar derinlikte yaşayabilirler.

mevcudat-ı bahariye

  • Bahar mevsimindeki renk renk, çeşit çeşit varlıklar.

mezi

  • İlm-i Halde: Kadınla oynamak veya şehvetle yanına gelmek gibi hâllerde erkeğin tenasül cihazında zuhur eden yapışkan renksiz akıcı cisim. (Bu hâl abdesti bozar, gusül icab ettirmez)

mina

  • Şişe, cam, billur.
  • Parlak saray.
  • Sırça. Kuyumcuların kullandıkları lâcivert renkli sırça.

minafam

  • Cam mavisi, sırça renkli. (Farsça)

müdhamme

  • Ağaçlarının ve nebatlarının çok ve taze olmaları dolayısıyla uzaktan koyu yeşil renkte görünen bahçe.

muhaddar

  • Yeşil renkle boyanmış. Rengi yeşil yapılmış.

muhazzar

  • Yeşile boyanmış. Yeşil renk ile renklendirilmiş.

muhtazıb

  • Renklenen, boyanan.

mukarnes

  • Kubbe biçiminde olan.
  • İşlemeli, nakışlı ve rengarenk olan.
  • Merdiven şeklinde dereceleri olan kubbe.

mülemma'

  • (Lem'. den) Parlak. Revnekdar.
  • Bulaşmış, sıvanmış.
  • Karışık dilde söylenmiş manzume.
  • Renk renk olan.

mülevven / ملون / مُلَوَّنْ

  • Renk renk olan. Boyalı, renkli. Çeşit çeşit boyalı.
  • Renkli.
  • Renkli.
  • Rengarenk. (Arapça)
  • Renkli.

mülevvin

  • (Levn. den) Boyanan.
  • Renk veren. Telvin eden.

muşa

  • İki renk üzere dokunmuş elbise.

müşebba'

  • Doymuş.
  • Tam renkli.

müsemmen

  • Edb: Sekizer mısralı bentlerden müteşekkil nazım.
  • Sekiz renkli. Sekiz parçadan meydana gelen.
  • Fık: Paha biçilmiş ve takdir edilen kıymet karşılığında satılmış olan şey.

mutatavvıs

  • Tavus kuşu gibi rengârenk giyinen. Tatavvus eden.

mutavves

  • Lâtif, güzel, renkli.

mütegavvil

  • Renkten renge giren. Bir şeyin rengine giren.
  • Uğraşan, tegavvül eden.

mütehaddır

  • Yeşil renklenen, yeşillenen.

mütehazzır

  • Yeşil renkle renklenen. Yeşillenen.

mütelevvin / متلون

  • Renkten renge giren. Halden hale geçen. Kararsız. Dönek.
  • Renk değiştiren.
  • Renkten renge giren, yanar döner. (Arapça)

mütemessil

  • İçinde yansıyan, rengiyle renklenen.

mutref

  • (Çoğulu: Metârif) Haz kumaşından dokunmuş bir kaç alemli Arap kaftanı.
  • Başı ve kuyruğu beyaz veya siyah olup, vücudu başka renk olan at.

muza'fer

  • Sarı renkte. Safran renginde.

nakş

  • Bir şeyi çeşitli renklerle boyamak.
  • Resim.
  • Tezyin etmek.
  • Bedene batmış dikeni çıkarmak.
  • Bir şeyin esasını araştırmak.
  • Yaymak.
  • Suda ıslanmış hurma.
  • İpekle, sırma ile işleme.
  • Mc: Hile.

nazume

  • Bir cins renkli kumaş.

necr

  • Ağaç yonmak.
  • Şiddetli sevk.
  • Asıl.
  • Renk.
  • Halâs, kurtuluş.

nevah

  • Kül renkli beyaza benzer kumru gibi bir kuş cinsidir ve sesi gayet lâtiftir.

nevres

  • Su kuşlarından mavi renkli bir kuştur; başının yarısı siyah yarısı beyaz olur; güvercin büyüklüğündedir. Su üstüne yakın uçar ve balık gördüğü gibi kapar.

nukbe

  • (Çoğulu: Nukab) Yol.
  • Yırtık, delik.
  • Paçasız don.
  • Levn, renk.
  • Pas.

penbe

  • Pamuk. (Farsça)
  • Açık kırmızı renk. (Farsça)

pise

  • Saksağan. (Farsça)
  • Alaca renk. (Farsça)

ra's

  • Boyanmış renkli yün.
  • Süt vermek.
  • Süt içmek.

remk

  • Durmak, ikâmet.
  • Boz renk.

reng / رنگ

  • Renk, levn. (Farsça)
  • Suret, şekil. (Farsça)
  • Oyun, hile, dalavere. (Farsça)
  • Renk. (Farsça)

reng ü bu

  • Renk ve koku.

reng-amiz

  • Renk renk, çeşitli renkli. (Farsça)

rengareng / rengâreng / رنگارنگ

  • Renkli, çeşit çeşit. (Farsça)
  • Renkli, renk renk. (Farsça)

rengarenk / rengârenk

  • Renk renk, güzel renklerle bezenmiş.
  • Pırıl pırıl renklerle bezenmiş.

rengin / رنگين

  • Renkli, boyalı. Parlak. Hoş. Süslü. Mülevven. Lâtif. (Farsça)
  • Rengârenk, süslü, parlak.
  • Renkli. (Farsça)
  • Hoş, havalı. (Farsça)

rübde

  • Siyaha yakın boz renk.

şafak-gun / şafak-gûn

  • Şafak renkli, kızıl. (Farsça)

safha-i rengin / safha-i rengîn

  • Süslü, parlak, rengârenk sahife.

sak'a

  • Güneş.
  • Başın ortası.
  • Beyaz renkli tavşancıl kuşu.

şakce

  • Henüz yeni renk almış olan hurma.

şap

  • Alüminyum ve potasyum sülfatından meydana gelen renksiz madde.

şebgun

  • "Gece renkli" Kara, siyah. (Farsça)

sebir

  • Suret.
  • Renk.
  • Asıl.
  • Heyet.

sebz

  • Yeşil, yeşil renkli. (Farsça)

sebz-fam / sebz-fâm

  • Yeşil renkli.

sebzfam

  • Yeşil renkli. (Farsça)

sebzin

  • .f Rengi yeşil. Yeşil renkli.

sehane

  • Heyet.
  • Süs, ziynet.
  • Renk.

şehba'

  • Kır renkte olan şey.
  • Kır katır, kır at.
  • Tam teçhizatlı asker birliği.
  • Pek kıtlık olan sene.

semen-fam

  • Yâsemin renkli, rengi yâsemin gibi olan. (Farsça)

semra

  • (Müe.) Esmer. Kumral renkte olan.

sene-i efrenciye

  • Efrenci (Frenkler, Avrupalılar) takvimine göre yılbaşı Ocak'tan başlayan milâdi sene.

ser-i frenk

  • Avrupalıların, Frenklerin başı.

sıbga

  • Boya, renk, levn.
  • Din, mezheb.

sıbgatullah

  • Cenab-ı Hakk'ın dilediği tarz, manevî renk, biçim ve şekilde yaratması. İslâmî ahlâk ve karakteri halketmesi.
  • Allah'ın dini.

siyahfam

  • Siyah renkli. (Farsça)

sufret

  • Sarı renk, sarılık.
  • Beniz solukluğu.

suhre

  • (Çoğulu: Suhar) Geniş ve düz olan iki dağ aralığı.
  • Kırmızıya benzer renk.

sündüs

  • Sırmadan kabartma deseni. Eski bir çeşit ipekli kumaş. Parlak renkli, çiçekli, işlemeli, nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaş. Altun veya gümüş tellerle işlemeli ve nakışlı olarak dokunmuş ipek kumaşlardan biri.

tagavvül

  • Renkten renge girmek. Rengini değiştirmek.

tagayyür

  • Değişmek. Başkalaşmak.
  • Bozulmak. Renk değiştirmek.
  • Kokmak.

tahzir

  • Yeşil renk verme. Yeşillendirme.
  • Hazırlama.

taife-i efrenc

  • Frenk, Avrupalı, Fransız.

tango

  • Züppe giyinişli kadın. (Fransızca)
  • Turuncuya çalar renk. (Fransızca)
  • Bir dans çeşidi. (Fransızca)

tebni / tebnî

  • Saman renkli.

tegavvül

  • Renk değiştirme. Renkten renge girme.

tehavil

  • Muhtelif renkler, çeşitli renkler.

televvün

  • (Levn. den) (Çoğulu: Televvünât) Renkten renge girme. Renk değiştirme.
  • Döneklik, kararsızlık.
  • Renklenme.
  • Renkten renge girme.

telmi'

  • (Lemeân. dan) Renk renk yapma, rengârenk yapılma.
  • Parıldama, parıldatılma.
  • Edb: Mısraları, Türkçe, Arabça, Farsça gibi başka başka dillerde olan manzume yapma.

telvin

  • (Levn. den) Renk verme. Boyama. Boyanma.

telvin-i hitab / telvîn-i hitâb

  • Sözün renklendirilmesi, çeşitlendirilmesi.

temsik

  • Cenk etmek, dövüşmek, vuruşmak.
  • Bir kimseye deri vermek.
  • Deriye renk vermek.

temşik

  • Kırmızı balçıkla renk etmek.

termid

  • Gül renkli olmak.
  • Gül etmek.
  • Bir nesneyi gül içinde bırakmak.

teşkih

  • Hurma koruğu renklenmeye başlamak.

tetavvus

  • Tavus gibi renk renk elbise giyme.

tibni / tibnî

  • Saman renkli.

tiregun

  • Bulanık renkli, kara renkli. Rengi bulanık. (Farsça)

tuhla

  • Kara ile boz arasındaki renk.

tulha

  • Boz renk.

tuyurun hudrun / tuyûrun hudrun

  • Yeşil renkli kuşlar.
  • Yeşil renkli kuşlar.

udme

  • Buğday renklilik.
  • Beyazı çok olan deve.

verde

  • (Vürde) Renkli olmak.

verka'

  • (Çoğulu: Verâki') Yabâni güvercin.
  • Açık boz renk.

vin

  • Siyah üzüm. (Farsça)
  • Boya, renk. (Farsça)

yakut / yâkut

  • Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.
  • Çeşitli renkleri olan kıymetli bir süs taşı.

yeftenc

  • Sevgililerin zülüfü kendisine benzetilen siyah renkli büyük bir yılan.

zeberced

  • Zümrütten daha açık renkte bir süs taşı.

zengar / zengâr

  • Bakır pası nev'inden bir mâden. Boyacılar kullanılır. Öldürücüdür. Yeşil renktedir.

zerak

  • Gök renkli. Mavi.

zerdfam

  • Sarı renkte. Sarı renkli. (Farsça)

zerdi / zerdî

  • Sarılık. Sarı renkte olma. (Farsça)

zergun / zergûn

  • Altın gibi sarı renkli olan. Altın renkli. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR