LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Re kelimesini içeren 263 kelime bulundu...

mescid-i kuba / mescid-i kubâ

  • Resûlullah efendimizin Mekke'den Medîne'ye hicret ederken Kubâ köyünde yaptıkları mescid.

abbasi / abbasî

  • Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) amcası Hz. Abbas'ın neslinden gelen veya aynı sülâleden gelenlerin kurdukları devlete mensup olan.

acin

  • Rengi ve tadı değişmiş pis su.

akheb

  • Rengi bozrak olan ak nesne.

aks-i mülevven

  • Renkli akis.

altıpatlar

  • Revolver denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca.

asar / âsâr

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemden veya O'nun huzûrunda bulunmakla şereflenen arkadaşlarından (Sahâbe) ve onları görmekle şereflenen müslümanlardan (Tâbiînden) bildirilen haberler.

atire

  • Receb ayında keferenin putları için boğazladıkları koyun ki, o puta "itrâ" derler.

ba-reng

  • Renkli. (Farsça)

baş

  • Reis, birinci, evvel. Başlıca, en mühim. (Türkçe)

bi-neng / bî-neng

  • Rezil, namussuz. (Farsça)

bi-reng / bî-reng

  • Renksiz. Taslak halinde resim. (Farsça)

bid'at-ı hasene

  • Resûlullah'ın ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre, medrese, mektep yapmak, İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeyler.

bid'at-ı seyyie

  • Resûlullah'ın ve Eshâbının zamanlarında bulunmayıp da, dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olan bozuk inanış ve ibâdet olarak yapılan işler.

bilal-i habeşi / bilal-i habeşî

  • Resûl-i Ekrem'in (A.S.M.) müezzini idi. Sesi çok güzeldi. Ezan okurken çokları ağlardı. Kölelikten Hz. Ebu Bekir-i Sıddîk (R.A.) satın alıp azâd etmişti. Her gazada hazır bulunmuştu. (Hi: 20) de dâr-ı bekaya göçtü. (R.A.)

cadde-i kübra-yı ahmediye / cadde-i kübrâ-yı ahmediye

  • Resul-ü Erkemin (a.s.m.) gittiği ve tarif ettiği büyük cadde, yol, Kur'ân ve sünnet yolu.

cedgare

  • Reyler, tedbirler, çeşit çeşit yol. (Farsça)

çehre-perdaz

  • Ressam. (Farsça)

çehreperdaz / çehreperdâz / چهره پرداز

  • Ressam. (Farsça)

cevab-ı red

  • Red cevâbı verip kabul etmemek. Reddetmek. Kabul etmemek yolunda söylenen söz.
  • Red cevap.

cezalet / cezâlet

  • Rekaketsizlik, peltek kekeme veya pepe olmayış.

cimse

  • Rengi gökrek kızıllığa yakın kıymetli bir taş.

defatir-i resmiyye

  • Resmi defterler.

dehliz-i cinan

  • Revak-ı uhreviye mânasında mecazî bir deyimdir..

delalet eylemek / delâlet eylemek

  • Rehberlik yapmak, göstermek.

devair-i resmiye

  • Resmî daireler.

devr-i rezilane / devr-i rezilâne

  • Rezillik devri.

dirayet tefsiri / dirâyet tefsîri

  • Resûlullah'tan sallallahü aleyhi ve sellem gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur'ân-ı kerîmin lisan bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma'kul, re'y tefsîri ve te'vîl de denir.

edbes

  • Rengi ne kızıl, ne siyah olan hayvan.

edyan-ı resmi / edyân-ı resmî

  • Resmi dinler.

efnan-ı elvan

  • Renk çeşitleri.

ehl-i aba / ehl-i abâ

  • Resûl-i ekrem ile birlikte hazret-i Ali, hazret-i Fâtıma, hazret-i Hasen ve Hüseyn'in hepsine verilen isim.

elvan / elvân / الوان / اَلْوَانْ

  • Renkler.
  • Renkler.
  • Renkler, çeşitler.
  • Renkler. (Arapça)
  • Renkler.

elvan-ı ibadet / elvân-ı ibadet

  • Renk renk, çeşit çeşit ibadet.

elvanın sebeb-i vücudu

  • Renklerin varlık sebebi.

emir / emîr

  • Reis, önder.

erazil / erâzil / اراذل

  • Reziller, aşağılıklar. (Arapça)

erzail / erzâil

  • Reziller, alçaklar.

erzal / erzâl

  • Reziller.

esaret-i rezile

  • Rezil, alçak esirlik.

esmer

  • Rengi karaya çalan.

eyyam-ı resmiyye

  • Resmi günler.

fahrü'l-mürselin / fahrü'l-mürselîn

  • Resullerin övündüğü; Hz. Muhammed (a.s.m.).

fail-i muhtar / fâil-i muhtar

  • Re'yinde müstakil olan. İstediğini yapmakta serbest olan (Cenab-ı Hak).

fam / fâm / فام

  • Renk, levn. (Farsça)
  • Renk. (Farsça)

faziha / fazîha / فضيحه

  • Rezillik, skandal. (Arapça)

fekk-i rehn

  • Rehini kurtarma.

fenafirresul / fenâfirresûl

  • Resûlullaha (a.s.m.), onda fâni olacak seviyede bağlanma.

ferancemşek

  • Reyhan karanfili.

formalite

  • Resmi işlerin gerektirdiği muameleler. (Fransızca)

gaben

  • Rey ve tedbirin zayıf ve eksik olması.

gayriresmi / gayriresmî

  • Resmî olmayan, sivil.

gülfam

  • Rengi gül gibi kırmızı olan, gül renkli. (Farsça)

gunagun / gûnâgûn / گوناگون

  • Rengarenk. (Farsça)

hadis-i kavi / hadîs-i kavî

  • Resûlullah efendimizin, söyledikten sonra, peşinden bir âyet-i kerîme okuduğu hadîs-i şerîfler.

hadis-i nasih / hadîs-i nâsih

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin, son zamanlarında söyleyip, önceki hükümleri değiştiren hadîs-i şerîfleri.

hannane / hannâne

  • Resûlullah efendimizin dayanarak hutbe okuduğu, Mescid-i Nebevî'de dikili bulunan hurma kütüğü.

hasafet

  • Rey sağlamlığı. Hükümde kuvvet ve olgunluk.

hasbe

  • Re'y. Tedbir. (Aslı: Ecir ve sevab mânasına gelen "hisbe" dir)

havatim-i resmiyye / havâtim-i resmiyye

  • Resmî mühürler.

hayz / خيض

  • Regl, aybaşı. (Arapça)

hevesat-ı rezile / hevesât-ı rezile

  • Rezilce hevesler, günah ve çirkin olan arzular.

hicri / hicrî

  • Resûlullah efendimizin hicreti ile başlayan hicrî kamerî veya hicrî şemsî takvime göre olan târih.

hicri kameri sene / hicrî kamerî sene

  • Resûlullah efendimizin hicret ettiği senenin 1 Muharrem gününü (Mîlâdî 16 Temmuz 622 Cumâ gününü) başlangıç olarak alan ve ayın dünyâ etrâfında on iki defâ dönmesini (354-367 güneş günü) bir yıl kabûl eden takvim senesi. Muharremin birinci günü, hicrî kamerî yılbaşıdır.

hicri şemsi sene / hicrî şemsî sene

  • Resûlullah efendimizin hicret ederek Medîne'ye girdiği Eylül ayının 20'nci Pazartesi günü başlayan ve dünyânın güneş etrâfında bir defâ dönmesini (365,242 güneş gününü) esas alan takvim senesi.

hicri şemsi takvim / hicrî şemsî takvim

  • Resûlullah efendimizin Medîne'ye hicreti esnâsında Kubâ köyüne ayak bastığı Rebî'ul-evvel ayının sekizinci Pazartesi gününe rastlayan mîlâdî Eylül ayının yirminci gününü başlangıç ve güneş yılını esas alan takvim.

hicri sene / hicrî sene

  • Resûlullah efendimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicret ettiği seneyi başlangıç olarak alan takvim senesi.

hıyre-re'y

  • Reyi zararlı olan, kötü reyli. (Farsça)

hızlan

  • Rezalet, rezil rüsvay olma; iflâs etme.

huceste-re'y

  • Reyi, fikri ve düşüncesi isabetli ve uğurlu.

iftizah / iftizâh / افتضاح

  • Rezillik, skandal. (Arapça)

igtibat

  • Refahlı, sürurlu ve zengin olmayı temenni etmek.

ihkar

  • Rezil ve rüsvay etme.

ihza'

  • Rezil ve rüsvay etme. Kepâze etme.

ikbal / ikbâl

  • Refah, baht açıklığı.

iltiak

  • Rengi bozulma, rengi değişme.

ilvinan

  • Renklenme, televvün.

imamet-i kübra / imâmet-i kübrâ

  • Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve sellem) vekâleten bütün müslümanlara imamlık ederek İslâmiyet'in emirlerinin tatbik edilmesine nezâret edip, İslâmiyet'e ve müslümanlara karşı yapılan her türlü müdâhaleye (saldırı ve sataşmaya) cevap vermek vazîfes i, hilâfet.

imdad-ı muhammedi / imdad-ı muhammedî

  • Resûl-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) mânevi himmet ve yardımı.

imtizac-ı elvan

  • Renklerin uygunluğu.

inkar etme / inkâr etme

  • Reddetme, kabul etmeme.

irfah

  • Refaha ulaştırma, rahata kavuşturma.

irhan

  • Rehin koyma veya konulma.

irsal-i rusül / irsâl-i rusül / اِرْسَالِ رُسُلْ

  • Resûlleri gönderme.

irtisam / irtisâm / اِرْتِسَامْ

  • Resmedilme.
  • Resmedilme.
  • Resmolma.

irtisam eden

  • Resmedilen, görünen.

ism-i tafdil

  • Renge, şekil ve vasfa dâir (ef'al) vezninde olan mutlak ve uzuv noksanlığına delâlet etmemek üzere mukâyeseli üstünlük ifâde eden sıfatlardır. Daha büyük, en büyük, daha küçük, en küçük, en güzel, daha güzel gibi mânâlara gelir. (Kebir kelimesinin ism-i tafdili: Ekber; sağir kelimesinin ism-i tafdil

istid'a-name

  • Resmî bir makama dilekçe olarak yazılan pullu, damgalı yazı. (Farsça)

ittihad-ı ara / ittihad-ı ârâ

  • Rey ve fikir birliği.

kecre'y

  • Reyi, sakat, düşüncesi ters olan. (Farsça)

keysaniyye

  • Revâfiz tâifesinden bir sınıf.

kisve-i şerife / kisve-i şerîfe

  • Resûlullah efendimizin medfûn bulundukları hücre-i seâdet üstündeki kubbe üzerine serilen örtü.

kümdet

  • Renk değiştirme.

kuzeh

  • Renk renk çizgiler.

lafz-ı resul / lâfz-ı resul

  • Resul lâfzı, kelimesi.

lafz-ı resul-i ekrem / lâfz-ı resul-i ekrem

  • Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm lâfzı, sözü.

levn / لَوْنْ

  • Renk.
  • Renk, boya. Sıfat, nev', çeşit, tür. Bir şeyi diğerinden ayıran alâmet.
  • Renk.
  • Renk.

leyle-i nısf-ı regaib

  • Regaib Gecesinin yarısı.

leyle-i regaib

  • Regaib gecesi.

leyle-i regaip

  • Regaip gecesi.

lisan-ı resmiye / lisân-ı resmiye

  • Resmi dil.

mahazi

  • Rezalet ve kepazelik sebebi olan kötü huylar.

mahluce

  • Rey ve fikri doğru olmak.

makamat-ı resmiye

  • Resmî makamlar.

me'zuniyet-i resmiye

  • Resmi izin ve selâhiyet.

mebzuliyyet-i elvan

  • Renk bolluğu.

medar-ı rekabet

  • Rekabete sebep olan şey.

mefzaha

  • Rezilliğe ve kepâzeliğe sebebiyet veren şey.

mehdi-i al-i resul / mehdî-i âl-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhir zamanın en büyük mürşidi, hidâyete sevk edicisi.

mehdi-i resul / mehdî-i resul

  • Resulullah'ın neslinden gelen, âhirzamanın en büyük mürşidi, hidâyet edicisi.

mekatib-i aliye-i resmiye / mekâtib-i âliye-i resmiye

  • Resmî yüksek okullar.

merdud / merdûd / مردود

  • Reddolunmuş. Kabul edilmemiş. Geri döndürülmüş. Kovulmuş. (Namaz kılmayan hâindir, hâinin hükmü merduddur.)
  • Reddedilmiş, geri çevrilmiş.
  • Reddedilmiş.
  • Reddedilmiş, kabul edilmemiş. (Arapça)

merdut

  • Reddolunmuş, lânetlenmiş, kabul edilmeyen.

merhun / merhûn

  • Rehin edilmiş.

mermuz

  • Remz edilen; işaret ve remz ile anlatılan, şifreli.

merzul

  • Rezil ve kepaze edilmiş.

mescid-i dırar / mescid-i dırâr

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz zamânında münâfıkların (inanmadıkları hâlde, müslüman görünenlerin) fitne, fesâd yuvası ve silah deposu olarak Kubâ'da yaptırdıkları mescid.

mevamit

  • Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) İncil'deki bir ismi.

meyl-i riyaset / meyl-i riyâset

  • Reislik, başkanlık yapma meyli, eğilimi.

mihail

  • Resul-i Ekremin (A.S.M.) geleceğini haber veren ve bir ismi de Mişâil olan eski zaman Peygamberlerinden bir Zâttır. Kitabının 4. bab'ında: "Ahir zamanda bir ümmet-i merhume kaim olup, orda hakka ibadet etmek üzere, mübarek dağı ihtiyar ederler. Ve her iklimden oraya birçok halk toplanıp Rabb-ı Vâhid

mikail / mikâil

  • Rezzakıyyet arşının hamelesi olan büyük Melek. Dört Büyük Melekten birisi.

mim'siz medeniyetperest

  • Rezil ve aşağılık şeyleri hayat tarzı olarak kabul edip bağlananlar.

minber-i nebevi / minber-i nebevî

  • Resûlullah efendimizin hutbe okudukları minber.

minber-i şerif

  • Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) hutbe verdiği şerefli minber.

mirza / mirzâ

  • Reis, bey.

müdelles hadis / müdelles hadîs

  • Resûlullah efendimizin hadîs-i şerîflerini toplama işinde, baştan yalnız birinci râvisi (rivâyet edeni, nakledeni) bildirilmeyen hadîs.

müessesat-ı resmiye / müessesât-ı resmiye

  • Resmi daireler.

mufazzih

  • Rezil eden.

müftazıh

  • Rezil ve kepaze olmuş adam.

muharrerat-ı resmiye / muharrerât-ı resmiye

  • Resmi mektublar veya yazılar.

muhtazıb

  • Renklenen, boyanan.

mukaffi / mukaffî

  • Resul-i Ekremin (A.S.M.) bir ismidir. (Çünkü, O'nu dünyanın hiç bir şeyi Allah'a tâbi olmaktan ayıramamış ve bütün enbiyâ ve resullerin iyi yollarını da tâkib etmiştir.)

mülevven / ملون / مُلَوَّنْ

  • Renk renk olan. Boyalı, renkli. Çeşit çeşit boyalı.
  • Renkli.
  • Renkli.
  • Rengarenk. (Arapça)
  • Renkli.

munfazih

  • Rezil ve kepaze olmuş.

murafık

  • Refakat eden, beraber bulunan, yoldaş, arkadaş.

müreffeh / مرفه

  • Refah ile yaşayan, rahat.
  • Refah içinde, bolluk içinde. (Arapça)

mürevvic / مروج

  • Revaç veren, propagandasını yapan. (Arapça)

mürselin / mürselîn

  • Resuller, peygamberler.

mürtehen / مرتهن

  • Rehinli, ipotekli. (Arapça)

mürtehiz

  • Rezil ve kepaze olan. İrtihaz eden.

mürtesem

  • Resimlenmiş.

müsaade-i resmi / müsaade-i resmî

  • Resmî izin.

musavver

  • Resimlenmiş.

musavvir / مصور

  • Ressam. (Arapça)

mütelevvin / متلون

  • Renkten renge giren. Halden hale geçen. Kararsız. Dönek.
  • Renk değiştiren.
  • Renkten renge giren, yanar döner. (Arapça)

nabigat-ül ca'di / nabigat-ül ca'dî

  • Resül-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın duasına mazhar olmuş mühim bir Arab şâiridir. İran'ın fethinde bulundu. Rivayete göre Mi: 684'de İsfehan'da Rahmet-i Rahman'a kavuştu.

nakş-perdazi / nakş-perdazî

  • Ressamlık. (Farsça)

narh

  • Resmî fiyat.

nebiyyü-t tevbe

  • Resül-i Ekremin (A.S.M.) bir ismi. (Ümmetinin tevbelerinin kabul edileceğine işâreten bu isim verilmiştir.)

neciyyullah

  • Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismi. (Devamlı Cenab-ı Hakk'a karşı teveccühle meşgul ve münacatla, İlâhî feyizlerle inşirah bulan meâlindedir.)

nigar / nigâr

  • Resim, sevgili.

nigarende / nigârende

  • Ressam. (Farsça)

nigariş / nigâriş

  • Resim yapma. Tasvir yapma. (Farsça)

nukuş

  • Resimler, nakışlar.

ömer

  • Resül-ü Ekrem'in (A.S.M.) ikinci halifesi, Aşere-i Mübeşşere'den ve sahabenin en büyüklerindendir. Çok âdil, âbid, zâhid ve merhametli idi. Fakirce yaşadı. Adaleti, şecaat ve cesareti, İlâ-yı Kelimetullah için fedakârlığı meşhurdur. Çok Hadis-i Şeriflerle medhedildi. Zamanında çok fütühat ve ilerlem

peridereng

  • Rengi uçmuş, solmuş. (Farsça)

pir / pîr

  • Reis; herhangi bir meslek veya sanatın kurucusu, başlatıcısı.

raic

  • Revaçta olan, sürümü olan. Rağbet bulan.

ratin

  • Reçine. Çam sakızı.

ray

  • Re'y, fikir, Hüküm ve itikad.

receban

  • Receb ile Şaban ayları.

red

  • Reddetme.

reddiye

  • Red için yazılan yazı.

regaib gecesi

  • Receb ayının ilk perşembe gününün akşamı (Cuma gecesi).

regaib nemazı / regâib nemazı

  • Receb ayının ilk Cumâ gecesi olan Regâib gecesinde kılınan nâfile namaz.

rehavetkar / rehavetkâr / رخاوتكار

  • Rehavet verici. (Arapça - Farsça)

rehin / rehîn / رهين

  • Rehinli, ipotekli. (Arapça)

rehn / رهن

  • Rehin. (Arapça)

rehnümun

  • Rehberler, yol göstericiler.

rekabetkarane / rekabetkârâne

  • Rekabet ederek.

reml-remil

  • Remil, kum falı: bazı işaretlerle gaipten haber verme.

remz

  • Remiz.

remzen

  • Remizle.

remzi / remzî

  • Remizle ilgili.

remzünaz / remzünâz

  • Remiz ve naz.

rendeçlenme

  • Rendelenme, düzeltilme.

rendide

  • Rendelenmiş, ufalanmış. (Farsça)

reng / رنگ

  • Renk. (Farsça)

reng ü bu

  • Renk ve koku.

reng-amiz

  • Renk renk, çeşitli renkli. (Farsça)

rengareng / rengâreng / رنگارنگ

  • Renkli, çeşit çeşit. (Farsça)
  • Renkli, renk renk. (Farsça)

rengarenk / rengârenk

  • Renk renk, güzel renklerle bezenmiş.

rengin

  • Renkli, boyalı. Parlak. Hoş. Süslü. Mülevven. Lâtif. (Farsça)
  • Rengârenk, süslü, parlak.

reşad-penah

  • Reşada sebep olan. Kurtuluşa sebep.

reşahat / reşahât

  • Reşhalar, sızıntılar.

resm

  • Resim.

resmigeçit-misal

  • Resmigeçit gibi.

resmiyat / resmiyât

  • Resmî olan işler.

resmiyet

  • Resmîlik. Resmî olmaklık.
  • Resmilik.
  • Resmîlik.

resmiyyet / رسميت

  • Resmîlik. (Arapça)

ressam

  • Resim yapan, resim çizen.

resül-ül melahim / resül-ül melâhim

  • Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismidir. Cenk ve muharebe ile de vazifeli olduğundan ümmeti ve kendisi din için, dinin ihyası uğrunda büyük muharebelere mükellef olduğundan bu isim ile de yâd edilmiştir.

resül-ür rahat

  • Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismidir. Kendisine tâbi olup onun getirdiği hakikatları tasdik ve iman ile insanlar büyük nimetlere ve rahatlara mazhar olduklarından kendisine bu isim verilmiştir. Ve kendisi buyurmuştur ki: "Ben dinin doğruluğu ve kolaylığı için peygamber gönderildim." ... İnsanlara e

revani-füruş

  • Revanici. Revani satan. (Farsça)

revgani

  • Revani tatlısı. (Farsça)

revnakdar / رونقدار

  • Revnaklı. (Arapça - Farsça)

rezail / rezâil / رذائل

  • Rezillikler, ahlâka aykırı çirkin ve alçak şeyler.
  • Rezillikler, utanılacak şeyler.
  • Rezaletler. (Arapça)

rezalet / rezâlet / رذالت

  • Rezillik, alçaklık.
  • Rezillik, kötü ahlâk, fazîletin zıddı.
  • Rezillik. (Arapça)

rezil ve rüsvay olma / rezil ve rüsvây olma

  • Rezil ve maskara olma, ayıpları meydana çıkma.

rezile

  • Rezillik, alçaklık.

riçal

  • Reçel. (Farsça)

riçar

  • Reçel. (Farsça)

rıddidi / rıddidî

  • Reddetmek.

risalet

  • Resullük, peygamberlik.

riyaset / riyâset / رِيَاسَتْ

  • Reislik. Bir işi idarede başta bulunmak. Başkanlık.
  • Reislik.

rübab / رباب

  • Rebap. (Arapça)

rüesa / rüesâ / رُؤَسَا

  • Reisler, başkanlar.
  • Reisler, başkanlar.
  • Reisler.

rüfeka

  • Refikler, arkadaşlar.
  • Refikler, arkadaşlar.

rümuz

  • Remizler, işaretler.

rumuzat / rumuzât / rumûzât

  • Remizler, ince nükteler.
  • Remizler, gizli mânâlar.

rusül / رسل

  • Resuller, peygamberler.
  • Resuller, peygamberler.
  • Resuller.

rüsum / rüsûm

  • Resmler, âdetler. Bir cemâatin veya bir milletin müşterek düşüncesinden doğan âdetler, alışılagelen, yapılagelen şeyler.

rüsva / rüsvâ / رسوای

  • Rezil, maskara.
  • Rezil, maskara, ayıpları ortaya çıkarılmış.
  • Rezil. (Farsça)

rüsvay / rüsvây / رسوای

  • Rezil.
  • Rezil. (Farsça)

rüsvayi / rüsvayî

  • Rezillik, itibarsızlık, haysiyetsizlik. (Farsça)

salar-ı rusül / sâlâr-ı rusül

  • Resüller kafilesinin reisi, kumandanı. Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâm.

sara

  • Rengi değişmiş olan su.

şemail-i şerife / şemâil-i şerîfe

  • Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin mübârek ahlâk ve âdetleri.

sened-i resmi / sened-i resmî

  • Resmen tasdikli senet, resmî senet.

şerh-i ahkam-ı nübüvvet / şerh-i ahkâm-ı nübüvvet

  • Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) getirdiği hükümlerin şerhi, açıklaması.

server / سَرْوَرْ

  • Reis. Baş. Seyyid. (Farsça)
  • Reis, baş.
  • Reis.

seyyid-ül mürselin / seyyid-ül mürselîn

  • Resüllerin Seyyidi.

suretger / sûretger / صورتگر

  • Ressam. (Arapça - Farsça)

suretlerin tahrimi / sûretlerin tahrimi

  • Resimlerin haram kılınması, yasaklanması; haset, gurur, riya, şehvet gibi nefsanî duyguları kabartan ve İslâmiyetin sakındırdığı sonuçların doğmasına sebep olan resimlerin, fotoğrafların yasaklanması.

tafazzuh

  • Rezillik, kepazelik. Rüsvaylık.

tagavvül

  • Renkten renge girmek. Rengini değiştirmek.

tard

  • Reddetme, kovma.

tardiye

  • Red olundurmak.

tasavir / tasâvîr / تصاویر

  • Resimler. (Arapça)

tasvir / tasvîr / تَصْو۪يرْ

  • Resmini yapma, resim, zihinde canlandırma.
  • Resmederek tarif etme.

tasvirci

  • Ressam.

tatrid

  • Reddetmek.

tavvafiyye

  • Resmî dairelerdeki gece bekçilerine verilen ücret.

tebligat-ı resmiye

  • Resmî tebliğler.

tegavvül

  • Renk değiştirme. Renkten renge girme.

televvün

  • Renklenme.
  • Renkten renge girme.

tenasuhvari / tenasuhvâri

  • Reenkarnasyonu anımsatır bir şekilde.

tenkidat-ı rakipkarane / tenkidat-ı rakipkârâne

  • Rekabet edercesine yapılan eleştiriler.

tereffüh / تَرَفُّهْ

  • Refaha ermek. Bolluk ve rahatlık içinde geçinmek. Bolluğa kavuşmak.
  • Refaha kavuşma.

teressüm

  • Resimlenme.

terhin / terhîn / ترهين

  • Rehin verme. Emanet bırakma.
  • Rehin bırakma. (Arapça)

tersim / tersîm / ترسيم / تَرْس۪يمْ

  • Resmini çizmek. Resmedilmek. Resmini yapmak.
  • Resim ve görüntü olarak yansıtma.
  • Resimleme.
  • Resmetme, resimleme. (Arapça)
  • Tersîm edilmek: Resimlenmek, resmedilmek. (Arapça)
  • Tersîm etmek: Resimlemek, resmetmek. (Arapça)
  • Resmetme.

tersim olunan

  • Resimlenen.

tersimat / tersimât

  • Resimlemeler.
  • Resimlemeler.

tersimi / tersimî

  • Resimle alâkalı ve resme dair. Grafik.

tervic

  • Revaç verme, değerini artırma, geçerli kılma.

terviç

  • Revaç kazandırma, değerini artırma.

terviç eden

  • Revaç veren, yayan.

terzil / terzîl / ترذیل / تَرْذِيلْ

  • Rezil etme.
  • Rezil etme, aşağılama.
  • Rezil etme. İtibarını kırma.
  • Rezil etme. (Arapça)
  • Terzîl edilmek: Rezil edilmek. (Arapça)
  • Terzîl etmek: Rezil etmek. (Arapça)
  • Rezil etme.

tesavir / tesâvîr / تصاویر

  • Resimler, tasvirler. (Arapça)

tezkere / تَذْكَرَه

  • Resmi izin kâğıdı.

timsal

  • Resim, suret, sembol, nümune. Tasvir. Bir şeyi başka bir şeye benzetmek. Heykel.

ulema-i rüsum

  • Resmî, merasim âlimleri. Kendileri resmen âlim bilinen fakat hakiki âlim olmayan kimseler. (Zâhirî ulema da denir.)

üsame bin zeyd

  • Resül-ü Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın azadlısı olan Zeyd bin Harise'nin oğludur. Meşhur sahabedendir. 128 Hadis-i Şerif rivayet etmiştir. 75 yaşında iken 54 yılında vefat etmiştir. (R.A.)

vadade

  • Reddolunmuş, geri çevrilmiş. Merdud. (Farsça)

vakanüvis / vakânüvis

  • Resmî tarih yazarı.

vazife-i resmiye

  • Resmî görev.

vekayi-i risalet-meabiye / vekâyi-i risalet-meâbiye

  • Resul-i Ekrem Efendimizin (a.s.m.) peygamberliğine ait olaylar, hadiseler.

vekil-i delil

  • Rehber olarak görünen, ispat delili.

vekm

  • Reddetmek.

verzkar / verzkâr

  • Rençber, çiftçi, işçi. (Farsça)

voyvoda

  • Reis, subaşı, ağa gibi çeşitli mânalara gelen bir tabirdir.Voyvodalık Osmanlılarda Milâdi onyedinci asırda başlamıştır. Eyalet valileri ve sancak mutasarrıfları uhdelerine tevcih olunan eyalet ve sancakların mülhak kazalarına halkın isteğiyle yerlilerin ileri gelenlerinden birini voyvoda tayin ederl

zapta geçme

  • Resmî kayıtlara geçme.