LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Razı ol ifadesini içeren 107 kelime bulundu...

adem-i muvafakat

  • Râzı olmayış, muvâfakat etmeme.

adem-i rıza / adem-i rızâ / عَدَمِ رِضَا

  • Râzı olmama.

aleyhimürrıdvan / aleyhimürrıdvân

  • Allahü teâlânın rızâsı onların üzerine olsun veya Allahü teâlâ onlardan râzı olsun mânâsına duâ ve hürmet ifâdesi. İkiden fazla Eshâb-ı kirâmın ismi anıldığında, işitildiğinde ve yazıldığında söylenir ve yazılır. Bir kişi için aleyhirrıdvân, iki kişi için aleyhimerrıdvân denir.

aliyyü'l-murteza / aliyyü'l-murtezâ

  • Hz. Ali'nin "kendisinden razı olunmuş" anlamlarına gelen bir ünvanı.

allah razı olsun / allah râzı olsun

  • Allahü teâlâ, senin ahlâkını, işlerini ıslâh edip, seni râzı olduğu (beğendiği) hâle getirsin, mânâsında duâ.

amel-i salih / amel-i sâlih

  • İyi amel, yararlı iş. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği iş, ibâdet.

ayc

  • Razı olmamak.
  • Tasdik edip inanmamak.
  • Menfaatlenmemek, faydalanmamak.

baver

  • Sağlam. Pek doğru. (Farsça)
  • Tasdik, inanma. Razı olma. (Farsça)

cerib

  • İmparatorluk zamanında Arabistan ülkelerinde kullanılan takriben 216 litrelik bir hacim ölçüsü.
  • Dönüm.
  • Eni ve boyu 60 arşın olan arazi ölçüsü.

dadistan / dâdistan

  • Bir işte ortak olma. (Farsça)
  • Bir işe razı olma. (Farsça)

dönüm

  • 919 m2 lik eski bir arazi ölçüsü.

ecr

  • İyilik, mükâfât, ücret, karşılık. Allahü teâlânın râzı olduğu, beğendiği işleri yapanlara verdiği sevâb.

ehl-i kanaat

  • Allah'ın verdiği rızka razı olup onunla yetinenler.

fehca'

  • Râzı olmak.

gayret-i cahiliye / gayret-i câhiliye

  • Körü körüne uğraşmak. Allah'ın razı olmadığı lüzumsuz şeylere kıymet vererek didinmek.

gayret-i hüda pesendaneleriyle / gayret-i hüdâ pesendâneleriyle

  • Allah'ın râzı olacağı işleri yapmak için gayret etmekle.

hariciler / hâricîler

  • Sıffîn muhârebesinde, taraflar hakem tâyinine râzı olup anlaşmayı kabûl ettiği için hazret-i Ali'nin ordusundan ayrılarak "Hâkim ancak Allah'tır. Hazret-i Ali iki hakemin hükmüne uyarak halîfeliği hazret-i Muâviye'ye bırakmakla büyük günah işledi" di yen ve kendileri gibi düşünmeyen Eshâb-ı kirâm il

havale / havâle

  • Borçlunun, alacaklıya, borcumu falan kimseden al deyip, alacaklının, bu teklife, sözleşme yerinde râzı olması. Ciro etme.

hidayet / hidâyet

  • Doğru yolu gösterme, doğru, Allahü teâlânın râzı olduğu yolda bulunma.
  • Cenâb-ı Hakk'ın insanın kalbinden her sıkıntı ve darlığı çıkarıp, yerine rahatlık, genişlik verip, kendi emir ve yasaklarına uymada tam bir kolaylık ihsân etmesi ve kulun rızâsını kendi kazâ ve kaderine tâbi eylem

hursend

  • Kısmetine râzı olan, kanaatkâr, tokgözlü. (Farsça)

hüsn-ü rıza / hüsn-ü rızâ

  • Güzel bir şekilde razı olma, hoş karşılama.

iba'

  • Çekinmek. Tiksinmek.
  • Kabul etmemek, bir işe razı olmamak.
  • Doymadan yemekten çekilmek.

icabet

  • Kabul olmak. Kabul etmek.
  • Râzı olma, rızâ gösterme, muvafakat etme.

iffet

  • Namus. Temizlik. Perhizkârlık. Nefsi behimî temayüllerden men etmek. Helâla razı olup haramdan kaçınmak.

ihtiyar

  • Yaşlanmış kimse. Yaşlı.
  • Ist: İstek, arzu. Razı olmak. Katlanmak. Seçmek. Tensib etmek. Seçilmek.

irşad / irşâd

  • Yol gösterme, rehberlik etme. İnsanları, Allahü teâlânın emir ve yasaklarına ve Resûlullah efendimizin sünnet-i seniyyesine uymaya, her zaman Allahü teâlâyı anmaya, O'nu unutmamaya, kalbde O'ndan başkasının sevgisine yer vermemeye çağırmak, Allahü te âlânın râzı olduğu yolu göstermek.

irtiza'

  • (Rıza. dan) Razı olma, rıza gösterme, uygun ve münasib bulma. Kabul etme.
  • Beğenme, seçme.

istikfaf

  • (Kifâf. dan) Kanaat etme, az şeyi yeter bulup râzı olma.
  • Yetişme.
  • Dilenci gibi el uzatma.

kabul / kabûl

  • Almak, râzı olmak. Alış-veriş, kirâlama, nikâh gibi sözleşmelerde yapılan teklife rızâ göstermek.

kail / kâil / قائل

  • Söyleyen. Anlatan. Nakleden. Söz sahibi. İnanmış.
  • Boyun eğmiş. Rıza göstermiş, razı olmuş.
  • Söyleyen, diyen.
  • Razı olmuş, boyun eğmiş.
  • Söyleyen. (Arapça)
  • Razı olan. (Arapça)
  • Kâil olmak: Razı olmak. (Arapça)

kanaat / kanaât / kanâat / قناعت

  • Aç gözlü olmayıp hırs göstermemek. Kısmetinden fazlasına göz dikmemek. Helâl ile yetinip haramı istememek. Az şeyi de olsa kısmetine razı olmak.
  • Görüş, fikir.
  • Kısmetine razı olma.
  • Kısmetine razı olma, kabullenme.
  • Yeme, içme ve barınacak yer husûsunda bileğin emeği, alın teri ile kazanılana râzı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek. Kanâat, çalışmayıp, sâdece eline geçeni kullanmak, tembel oturup, başka bir şey aramamak değildir. Aksine hırslı hareketlerden kaçınıp, gönül huzûru ile yaşamaktır.
  • Kısmetine razı olma.

kanaat etme / kanâat etme

  • Razı olma, inanma.

kanaat etmek

  • Razı olmak, yetinmek.

kanaat getirmek

  • Razı olmak, inanmak.

kanaatkar / kanaatkâr

  • Kısmetine razı olan.

kanaatkarane / kanaatkârâne

  • Kısmetine razı olarak, yetinerek.

kani'

  • (A, uzun okunur) Kanaat eden. Kendinde olan helâla razı olup, başkasının hiçbir şeyine göz dikmeyen.
  • Kanmış. İnanmış. Tatmin olmuş.

kanu'

  • Kanaat sâhibi. Kanaatkâr, kanaatli. Hakkına razı olan.

kat'i kanaat / kat'î kanaat

  • Kesin inanma, razı olma.

kemal-i rıza / kemâl-i rızâ / كَمَالِ رِضَا

  • Tam bir râzı olma.

kerem etmek

  • Müsâade etmek, lutfetmek. Razı olmak.

kına

  • Râzı olmak, kabul etmek.

lebbeyk-zen

  • Lebbeyk diye söyleyen. Emre hâzır olan. Râzı olan. (Farsça)

makam-ı rıza

  • Allah'tan gelen herşeye razı olma derecesi.

makna'

  • Kanaat edip râzı olacak yer.
  • Şâhid, adâlet şâhidi.

marzi / marzî

  • Razı olmağa dâir.
  • Kabul edeceği, razı olacağı.
  • Razı olunan şey.
  • Arzu edilen, razı olunan.

marziyat / marzîyât

  • Razı olunacak şeyler. Allah'ın rızasına dair olanlar.
  • Razı olunan şeyler.

marziye

  • Razı olma, hoşnud olma, memnuniyet.

marziyyat

  • Hoşa giden, razı olunan şeyler; Allah'ın razı olacağı şeyler.

mertebe-i rıza / mertebe-i rızâ

  • Allah'tan gelen herşeye razı olanların mertebesi.

merzat

  • Rıza, hoşnutluk. Râzı olma, kabul etme.

messah

  • Ölçü âletleriyle arazi ölçen. Mühendis.
  • (Mesh. den) Uğuşturan, mesheden. Masaj yapan. Dellâk.

mübelliğ-i marziyat / mübelliğ-i marziyât

  • Allah'ın razı olacağı hal ve hareketleri bildiren elçi.

münker

  • Allah'ın (C.C.) râzı olmadığı şey.
  • İnkâr edilmiş olan.
  • Şeriatın kabâhat ve haram diye bildirdiği şey. Makbul ve müstehab olmayıp, günah ve kabahat olan.
  • Mezardaki suâl meleklerinden birisinin ismi. Diğerinin ise "Nekir" dir.

mürazat

  • Rızâlaşmak, râzı olmak.

murteza

  • Kendisinden razı olunan.

mürteza / mürtezâ

  • Beğenilmiş, râzı olunmuş mânâsına hazret-i Ali'nin lakabı.

müsevveg

  • (Çoğulu: Müsevvegat) Râzı olunmuş, rıza gösterilmiş, izin verilmiş.

müsevvegat

  • (Tekili: Müsevveg) Râzı olunmuş, izin verilmiş şeyler.

müsrif

  • Boş yere malını harcayan, tutumsuz, Allah'ın (C.C.) razı olmayacağı şeylere parasını, malını ve zamanını harcayan.

müterazi

  • (Rıza. dan) Karşılıklı olarak birbirlerinden hoşnut ve razı olan.

muvafakat

  • Uygunluk. Uymak. Anlaşmak. Karşılıklı anlaşma. Râzı olma. Müsâade.

muvafakat-ı tarafeyn

  • İki tarafın râzı olması.

na-hah

  • İstemeyerek, râzı olmayarak. Zoraki. (Farsça)

nefs-i mardiye

  • Kusurlarını bilen, kendisinden râzı olunan nefis. Rabbinin indinde makbul olan nefis.

nefs-i mardiyye

  • Kusurlarını bilen, kendisinden râzı olunan nefs. Rabbinin indinde, makbûl olan nefs.

radi

  • (Râdiye) Razı olan, rıza gösteren, itaat eden.

radıyallahu anh

  • "Allah ondan razı olsun.".

radıyallahü anh

  • "Allah ondan razı olsun".
  • Daha çok Eshâb-ı kirâmdan birinin ismi anıldığı veya yazıldığı zaman söylenen ve yazılan "Allahü teâlâ ondan râzı olsun" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için Radıyallahü anhümâ, ikiden fazlası için Radıyallahü anhüm denir.
  • Allah (C.C.) ondan razı olsun, mealinde duâdır. Aslında Allah ondan razı oldu demektir.

radiyallahu anh

  • Allah ondan razı olsun.

radiyallahü anh

  • Allah ondan razı olsun.

radıyallahü anha

  • (Kadın için) Allah ondan razı olsun.

radıyallahu anhüm

  • "Allah onlardan razı olsun".

radıyallahü anhüm

  • Allah onlardan razı olsun.
  • Allah onlardan razı olsun.

radıyallahü anhüma / radıyallahü anhümâ

  • Allah onların ikisinden razı olsun.
  • Allah onların ikisinden de razı olsun.

radıyallahü teala anha / radıyallahü teâlâ anhâ

  • Hanım sahâbîlerden birinin ismi anılınca veya yazılınca söylenen "Allahü teâlâ ondan râzı olsun" mânâsına duâ, hürmet ve saygı ifâdesi. İki hanım sahâbî için (Radıyallahü teâlâ anhümâ" ve ikiden çok için "Radıyallahü anhünne" denir.

radıyallahü teala anhüma / radıyallahü teâlâ anhümâ

  • Allah onlardan razı olsun.

radıyallahuanh

  • Allah ondan razı olsun!

radıyellahu anh

  • Allah ondan razı olsun.

radıyellahü anhüm

  • Allah onlardan razı olsun.

radıyellahu anhüma

  • Allah o ikisinden razı olsun.

radiyen

  • Razı olarak, beğenilerek, hoşnud olmak suretiyle.

rıdvan / rıdvân

  • Allahü teâlânın râzı olması, beğenmesi.
  • Cennet meleklerinin büyüğü, başı, reisi.

rıdvanullahi aleyh

  • "Allah ondan razı olsun" meâlinde dua.

rıdvanullahi aleyhim ecmain / rıdvânullahi aleyhim ecmaîn

  • "Allah hepsinden razı olsun".

rıdvanullahi teala aleyhim ecmain / rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecmaîn

  • Allah onların hepsinden razı olsun.

rıza / rızâ

  • Memnunluk, hoşluk, razı olmak.
  • İstek, arzu. Kendi isteği.
  • Razı olma, memnuniyet.
  • Hoşnutluk, memnunluk, razı olma, peki deme.
  • İstek, kendi isteği.
  • Allah'ın yazdığına boyun eğme.
  • Râzı olma, hoşnutluk, memnunluk.

rıza vermek

  • Râzı olduğunu ve istediğini bildirmek.

rıza-dade / rıza-dâde

  • Razı olmuş, kabul etmiş. (Farsça)

rıza-yı samedaniye / rızâ-yı samedanîye

  • Herşey Kendisine muhtaç olduğu halde, Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan Allah'ın rızası, razı olması.

rızadade olma / rızâdâde olma

  • Razı olma, kabul etme.

rızaen

  • Razı olarak.

sa'id / sa'îd

  • Allahü teâlânın, kendisinden râzı olduğu kimse. Cennetlik.

seyr-i fillah

  • Allahü teâlânın isimlerinde ve sıfatlarında ilerleme. Allahü teâlânın beğendiği ve râzı olduğu şeylerde fânî olma (yâni O'nun sevdiklerini sevmek ve O'nun sevdikleri kendine sevgili olmak).

sırat-ı müstakim

  • En doğru yol, İslâmiyet yolu. Hak yolu. Allah'ın râzı olduğu en doğru yol. Peygamberlerin, evliya ve sâlihlerin, sıddıkinlerin gittikleri meslek.

su'-i ef'al / sû'-i ef'âl

  • Kötü davranışlar, tavır ve işler. Ma'sûn et (koru) sû'-i ef'âlden ilâhî, Nasîb et râzı olduğun râhı (yolu).

su-i ahlak / su-i ahlâk

  • Ahlâk kötülüğü. Allah'ın, peygamberin râzı olmayacağı işleri yapanın ahlâkı.

ta'at / tâ'at

  • İbâdet. Allahü teâlânın beğendiği, râzı olduğu şeyler. Hasene.

tardiye

  • Allah râzı olsun demek.

teessüf

  • Eseflenmek. Kederlenmek.
  • Beğenmemek ve râzı olmadığını ifade etmek.

tevekkül

  • İşi başkasına ısmarlamak.
  • Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. Kadere razı olmak. Hakka güvenmek.
  • Yeis ve kederden uzak olmak.
  • Âcizlik göstermek
  • Allah'a güvenmek, kadere razı olmak, işi Allah'a bırakmak.

ubudiyyet / ubûdiyyet

  • Allahü teâlânın emirlerine teslîmiyet ve boyun eğmek. Allahü teâlânın işinden râzı olmak. Her an Allahü teâlâyı hatırlamak, anmak.

vahid-i i'tibari / vâhid-i i'tibarî

  • Hakikatta olmayıp varlığı farazî olarak kabul edilen bir şey. Varlığına itibar edilen şey. (Ağırlık için kilo, uzunluk için metre bir vâhid-i itibarîdir.)

vahid-i itibari / vahid-i itibarî

  • Hakikatte olmayıp farazî olarak kabul edilen tek bir şey, göreceli birim.

vaz'iyet-i marziye / وَضْعِيَتِ مَرْضِيَه

  • Razı olunan vaziyet.

vaziyet-i marziye

  • Razı olunacak hal.

vıta'

  • Razı olma, rıza gösterme, uygun görme.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın