LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Plan ifadesini içeren 476 kelime bulundu...

akademi

  • Bir ilim dalında ihtisas sahibi kimselerin çatısı altında toplandığı kuruluş.

akd-i meclis

  • Konuşmak için toplanma, meclis kurma.

albora

  • İtl. (Denizcilik) Serenlerin, direklerin üzerine kaldırılıp bağlanması.
  • Floka küreklerinin, selâmlamak için yukarı kaldırılması.
  • Dalyanlarda ağın yukarı alınması ile balığın toplanması.

alem-i mahşer / âlem-i mahşer

  • Mahşer âlemi; kıyametten sonra insanların tekrar diriltilip toplanacakları yer.

alim-i mukaddir / alîm-i mukaddir

  • Her şeyi hakkıyla bilen ve sonsuz ilmiyle ezelden ebede her şeyi yaratılmadan önce takdir edip plânlayan Allah.

amar

  • Hesap. (Farsça)
  • Araştırma. (Farsça)
  • Tıb: Karında su toplanma hastalığı. (Farsça)

amil / âmil

  • İş yapan.
  • İslâmiyet'in emirlerini yapıp, yasaklarından sakınan.
  • Herhangi bir bölgenin zekât, harac, öşr ve ganîmetlerinin tahsîli (toplanması) için, halîfe, sultan, melik veya emir tarafından vazîfelendirilen ve yerine göre dînin emirlerini öğreten me'mur.

an mim amed

  • Tar: İslâmiyeti ve Türkçeyi öğretmek maksadıyla, devşirilerek toplanan ve Türk köylülerine satılan acemi oğlanlardan, müddetini tamamlayarak Rumeli Ağasının tezkeresiyle ulüfeye yazılanların kayıtlarına verilen işaret. (Farsça)

arafat

  • Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova. Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı)dır. Adem (A.S.) ile Havva anamız Cennet'ten çıkarıldıktan sonra burada bir araya geldiler. İbrahim Peygamber (A.S.) Cebrail ile burada konuştu. Hz. Muha

arasat meydanı / arasât meydanı

  • Öldükten sonra insanların ve diğer canlıların diriltilip toplanacakları meydan. Buraya mevkıf ve mahşer de denir.

arefe

  • Mekkede hacıların arefe günü toplandıkları tepe.

aremet

  • Savurmak için dövülüp toplanmış harman.

arşiv

  • Eski ve tarihçe kıymetli olan resmi kayıt ve kâğıtların saklandığı yer. (Fransızca)
  • Bir mevzu hakkında toplanmış muhtelif vesikaların hepsi. (Fransızca)

arz-gah

  • Bir şey arzetmek için toplanma yeri. (Farsça)

aşevi

  • Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane.
  • Para ile yemek yenilen yer, lokanta.
  • Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer.
  • Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer.

asker

  • (Çoğulu: Asakir) Devlet ve memleketin muhafazası için ücretli veya ücretsiz olarak veya kur'a ile toplanarak hazır bulundurulan ve resmi elbise giyen silahlı adamlar topluluğu. Er, leşker, nefer.

astronomi

  • yun. Kozmoğrafya. Gök ilmi. Felekiyat.Astronomi ilmi dünyanın birgün hareketinin duracağını; coğrafya, karaların alçalarak dünyanın sularla kaplanacağını, iklimin değişerek canlılar için yaşanmaz hâle geleceğini; fizik, güneşin birgün söneceğini, kâinattaki enerjinin artık kullanılamaz, işe yaramaz

bab-ı ali / bâb-ı âlî

  • Yüksek kapı.
  • Tanzimattan önce sadrazam kapılarının, daha sonra da hükümet dairelerinin çoğunun içinde toplandığı bina.
  • Mc: Osmanlı Hükümeti.

bebr / ببر

  • Kaplana benzer, ondan daha büyükçe ve pek yırtıcı bir canavar ki, Hindistanda ve Afrikada bulunur. Saldırdığı zaman derisindeki tüyleri kabarıp korkunç bir manzara arzeder. Arslanı bile korkutur bir hayvandır. (Farsça)
  • Kaplan. (Farsça)

behem-ber-ameden / behem-ber-âmeden

  • Toplanmak, cem olmak, birikme. (Farsça)
  • Mc: Kızmak, sinirlenmek, asabileşmek, müteessir olmak. ("Behemâmeden" de denir.) (Farsça)

bekke

  • Mekke-i Mükerreme'nin eski ismi.
  • Bir yerde toplanmak. Bir yere cem'olmak.
  • İzdihamlık, kalabalık.

berçide

  • Devşirilmiş, toplanmış. (Farsça)

berzede

  • Toplanılmış, biriktirilmiş, bir araya getirilmiş. (Farsça)

besek

  • (Besdek) Esneme. (Farsça)
  • Harman yerinde toplanılarak demet yapılan arpa ve buğdaylar. (Farsça)

beşer haşri

  • İnsanların öldükten sonra âhirette tekrar diriltilerek Allah huzurunda toplanmaları.

bevk

  • Sıçrayıp binme.
  • Toplanma. Bir araya gelme.
  • Karışma, karmakarışık olma.
  • Su kaynağını karıştırarak açma.

büruc

  • (Tekili: Burc) Burç, aslında âşikar şey mânasına gelir. Her bakanın gözüne çarpacak şeklide zâhir olan yüksek köşk mânasına da kullanılmıştır.
  • Bunlara teşbihen veya zuhur mânâsıyla semâdaki bir kısım yıldızlara veya bazı yıldızların toplanmasından meydana gelen şekillere ve farazi su

cabiye

  • (Çoğulu: Cevâbi) Cemaat.
  • İçinde su toplanan büyük havuz.
  • Şam diyarında bir şehir adı.

cami' / câmi'

  • Toplayan.
  • Müslümanların ibâdet etmek için toplandıkları yer, mâbed.
  • Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Çeşitli hakîkatleri ve enfüs (iç) ve âfâktaki (dıştaki) zıt işleri birleştirici, kıyâmet gününde yeryüzünde olan cinleri, insanları ve mahlûkâtı bir araya getirici insanların dağı

camiiyet-i tamme / câmiiyet-i tâmme

  • İnsanın İlâhî ilimlerin tecellîlerini mükemmel bir şekilde mahiyetinde toplanması.

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

celib

  • Satmak için bir yerden toplanılan şeyler.
  • Esir, köle, cariye. Satılık esir.

celse

  • Bir meclis veya mahkeme hey'etinin toplanmalarından tâtile kadar olan müzakere müddeti.
  • Bir def'a akd-i meclis etmek. Oturuş, bir def'a oturmak.

çem

  • Naz ve eda ile salınarak yürüme. (Farsça)
  • Ziynetli, süslü, düzgün. (Farsça)
  • Cürüm, kabahat, suç. (Farsça)
  • Taam, yemek. (Farsça)
  • Mâna. (Farsça)
  • Kazanılmış, toplanılmış. (Farsça)

cem edilen

  • Toplanan, bir araya getirilen.

cem' / جمع

  • Toplama. (Arapça)
  • Çoğul. (Arapça)
  • Cem' edilmek: Toplanılmak. (Arapça)
  • Cem' etmek: Toplamak, derlemek, bir araya getirmek. (Arapça)

cem'an

  • Bir yere toplamak suretiyle, toplanmış olarak.

cem'iyyetgah / cem'iyyetgâh

  • Toplantı yeri, toplanılacak yer. (Farsça)

cemaat

  • Topluluk. Bir yere toplanmış insanlar. Takım, bölük.
  • Fık: Bir imama uyup namaz kılan müslümanların heyeti. Bir mezhebe tâbi bir heyet teşkil eden ahali.
  • Aralarındaki münasebetleri din, örf ve âdetlere göre tanzim eden, akrabalık, komşuluk, hemşehrilik gibi rabıtalarla birbiri

cemr

  • İnsanların bir araya toplanması.
  • Atın sıçrayarak yürümesi.
  • Ateş ve küçük taş vermek.
  • Bir kimseyi def etmek, kovmak.

ceni / cenî

  • Devşirilmiş, koparılmış olan. Meyve toplanması ve alınması.

cerahat

  • Yaradan akan irin. Yaralı vücudda toplanan kandaki küreyvât-ı beyzâdan (ak yuvarlardan) mürekkeb kan. Yaradan akan beyaz akıcı cisim.

cereyan / cereyân

  • Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürûr. Vuku, vâki olma.
  • Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket. Bu hareket; dinî, fikrî veya siyasî hareketler gibi birbirlerinden farklı sahalarda olabilir.

ciba

  • Toplanmış, birikmiş su.

çide

  • Devşirilmiş, toplanmış. (Farsça)

cimam

  • Kuyu içinde suyun toplanması ve çoğalması.

cinayet ve ictinadan himayet etmek

  • Kesilme ve mevyelerin toplanma teklikesine karşı korumak.

ciyet

  • Bozulmuş, değişmiş olan su. Bir yere toplanıp birikmiş olan su.

cum'a

  • Toplanma.
  • Perşembeden sonraki gün. Müslümanların kudsî tâtil günü olup, o güne mahsus namazla mükelleftirler. Memur ve işçilerin cuma namazı vakti serbest bırakılmamaları din hürriyetine aykırıdır. Yahudiler ve hristiyanlar haftalık dinî törenleri için cumartesi ve pazar günü serbest

cumhur

  • Halk topluluğu. Hey'et, takım. Aynı kararı veya hükmü kabul edenler.
  • Âlimlerin çoğu, ekseriyeti.
  • Seçimle idare edilen devlet.
  • Bir yere toplanmış kum, toprak.

cümma'

  • Bir araya gelerek toplanmış şey, küme.

cümmel

  • (Cümel) Harflerin, sayı kıymetine göre hesaplanması. Ebced.
  • Bir kaç urganın birleştirilmesinden meydana gelmiş olan çok kalın gemi halatı.

cümmet

  • Suyun biriktiği yer.
  • Başta toplanan saç.
  • Omuzlara inen saç.

cumu'

  • Toplanmalar. Cemi'ler.

cümze

  • Toplanmış hurma.

dahir

  • (Çoğulu: Dehâyir) Toplanılmış veya gömülmüş mal.

daire-i haşir ve neşr

  • Yeniden dirilip toplanma ve tekrar dağılıp yayılma sahası.

dar-ün nedve / dâr-ün nedve

  • Müslümanlıktan evvel, Kureyş kabilesinin münakaşalar için toplandığı bir yerin adı olup, Kusey ibn-i Kilâb tarafından kurulmuştur. (Sonradan Hz. Muhammed'e (A.S.M.) karşı bulunanların toplanmalarından dolayı fesat ve münafıkların toplandıkları yer mânâsına kullanılmaya başlanmıştır.)

darül hikmetil islamiye

  • (Dâr-ül Hikmet-il İslâmiye) Bu teşkilât, son devirlerde gerek imparatorluk ve gerekse İslâm Aleminde ortaya çıkan bir takım dini mes'elelerin halli ve İslâma yapılan hücumların İslâm ahkâmına göre cevaplandırılması için 12 Ağustos 1334 (25 Ağustos 1918) tarihinde 5. Mehmed Reşat ve Şeyhülislâm Musa

debkel

  • Bir araya toplanmış mal.
  • Derisi kalın, çirkin kimse.

dehdan

  • Develerin bir yere toplanması.

dernek

  • Eğlence için yapılan toplanma.
  • Düğün.
  • Cemiyetler kanununa göre kurulmuş cemiyet.

deylem

  • Karıncaların ve kenelerin toplandığı yer.
  • Belâ.
  • Zahmet.
  • Düşman.
  • Türaç kuşunun erkeği.
  • Cemaat.
  • Bir kabile adıdır ve ehline "Deylemî" derler.

div-came

  • Eskiden savaşlarda giyilen kaplan veya arslan postekisi. (Farsça)

divan / dîvân / د۪يوَانْ

  • Eskiden yaşamış şâirlerin şiirlerinin toplandığı kitap.
  • Büyük meclis. Büyük ve idâre işlerine bakan bilgili, nüfuzlu kimselerin toplandıkları yer.
  • Şairlerin şiirlerinin toplandığı kitap.
  • Şiirlerin toplandığı kitap.

divan-ı harp

  • Harp divanı. Yüksek rütbeli askerlerin harp mes'eleleri veya harp suçluları hakkında işler için toplandıkları meclis.

ecil

  • İşini geriye bırakan, geciktiren.
  • Geciktirilen, geriye bırakılan şey.
  • Bir yerde birikip toplanmış su.

egoizm

  • Bencillik. Kendi menfaatını ön plâna alma. Her işi ve davranışta kendini düşünme. Bencillik, hem ahlâk, hem de dinde reddedilen kötü bir huydur. Bencillikten kurtulmanın çaresi, İslâm terbiyesidir. (Fransızca)

elastik

  • Esnek, toplanıp çekilir, uzayıp kısalan. (Fransızca)

engame

  • Topluluk, cemaat, kalabalık, izdiham. Toplanma yeri, meclis. (Farsça)
  • Muharebe yeri, ceng meydanı. (Farsça)
  • Oyuncular derneği. (Farsça)

enmar

  • (Tekili: Nimr) Nimrler, kaplanlar.

evbaş

  • Mahalle çapkını. Şahısların rezilleri.
  • Muhtelif yerlerden gelmiş, toplanmış bir cemaat, bir bölük.

evcümend

  • Top, küme, yığın, toplanma. (Farsça)
  • Toplu, idareli, evini muntazam tutan. Hanesini iyi ve tertipli bir hâlde bulunduran. (Farsça)

faiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile

fatımiler / fâtımîler

  • Aslen mecûsî olan Meymûn el-Kaddah'ın neslinden gelen Ubeydullah bin Sa'îd'in etrâfında toplanan, kendilerinin hazret-i Fâtıma'nın neslinden geldiklerini iddiâ eden; Mısır, Kuzey Afrika, Filistin ve Sûriye'de 910-1171 seneleri arasında hüküm süren, Eshâb-ı kirâm düşmanlığını yaymaya çalışan hânedân

fecr-i ati / fecr-i âtî

  • Gelecekteki fecr. 1908 meşrutiyet inkılâbından sonra Servet-i Fünun mecmuası etrafından toplanan bir kısım gençlerin kurmak istedikleri ekolün (cemiyetin) adıdır.

fecr-i haşir

  • Haşir sabahı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma sabahı.

feda'

  • Kurban.
  • Uğruna verme, gözden çıkarma.
  • Bir yere toplanmış arpa, buğday veya hurma.
  • Hurma ve üzüm kurutulan yer.

felil / felîl

  • Bir yere toplanmış kıl.
  • Devenin azısı.

ferahem

  • Toplu, devşirli. (Farsça)
  • Birikme, yığılma, toplanma. (Farsça)

ferve

  • (Çoğulu: Füre'-Firâ) Baş derisi.
  • Bir parça toplanmış kuru ot.
  • Servet, zenginlik.
  • Kürk.

fuak

  • Can çekişme.
  • Midenin çekilip toplanması.
  • Hıçkırık.

gülabdan

  • İçine gülsuyu konularak mevlüt gibi toplantılarda serpmeye mahsus kap. Bu, çiniden, gümüşten veya altundan yapılırdı. Buhurdanlar ile birlikte bir takım teşkil ederdi.

guşane

  • Düşürülmüş hurma.
  • Hurma ağacı altına düşüp toplanan hurma.

guzbe

  • Tez gadaplanan, çabuk kızan.

haben

  • Siroz denilen ve karında su toplanmasından ileri gelen bir hastalık.

hadire / hadîre

  • Kalabalık olmayan topluluk.
  • Yaranın içinde toplanan kan ve irin.

hafl

  • Kederlenme, hüzünlenme, tasalanma.
  • Toplantı, toplanma.

hakikat-i kıble-i iman

  • İman hakikatlerinin toplandığı yer.

halbe

  • (Çoğulu: Halâbib) Bir yarış yapmak veya bir şeye yardım etmek için toplanan atlılar grubu.

halide

  • Saplanmış, dürterek bastırılmış. (Farsça)

halkabend

  • Toplanıp yuvarlak meydana gelecek şekilde oturma. (Farsça)

hançer-i halide

  • Saplanmış hançer.

hane-i avarız

  • Avarız ve bedel-i nüzul ve buna benzer vergiler ve tekâlifin toplanmasında tutulan ölçü. Buradaki hanenin, lügat mânası olan evle münasebeti yoktur. Kasabalar, köyler nüfuslarına ve emlâk ve arazilerinin miktar ve hâsılatlarına göre hane itibar edilir ve mahallî masraflarla sair vergiler ona göre ta

hareket-i kasdiye

  • Belli bir amaçla bilerek, plânlı yapılan hareket.

harf-i cerr

  • Gr: Kelimenin sonunu esre ile (i diye) okutan harf. Bunlar arabçada şu şekil altında toplanmıştır. (Vav-ı kasem), (Ta-yı kasem)

hasıl-ı cem' / hâsıl-ı cem'

  • Mat: Toplam. Bir kaç sayının birlikte toplanmasından meydana gelen yekûn.

haşir / hâşir

  • İnsanın öldükten sonra âhirette diriltilerek tekrar Allah'ın huzurunda toplanması.
  • Ölümden sonra dirilip toplanma.
  • Haşreden, toplayan. Cem'eden.
  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) bir ismi. Haşir meydanında bütün insanlar mübarek izlerinde haşr olup toplanacaklarından Delâil-i Hayrat'ta bu isimle mezkurdur.

haşir meydanı

  • Öldükten sonra yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanılacak yer, meydan.

haşir ve neşir

  • Öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma.

haşir ve neşr

  • Öldükten sonra âhiret âleminde tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma ve sonra tekrar dağılma.

haşir ve neşr-i ekber

  • Öldükten sonra yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma ve tekrar dağılıp yayılma.

haşir ve neşr-i insani / haşir ve neşr-i insanî

  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanması ve tekrar dağılıp yayılması.

haşirdeki mizan

  • Haşir meydanındaki amelleri tartan terazi; insanın öldükten sonra âhirette diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanmasının ardından günah ve sevapların tartılacağı İlâhî terazi.

haşm

  • İncitmek.
  • Gadaplandırmak, hiddetlendirmek.

haşr

  • (Haşir) Toplanmak, bir yere birikmek.
  • Toplama, cem'etmek.
  • Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları. Allahın, ölüleri diriltip mahşere çıkarması. Kıyamet.
  • Bir tohumun içinden büyük ağaçlar çıktığı gibi, her bir insanın acb-üz zeneb denilen bir nevi çekir
  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilip muhakeme için Allah'ın huzurunda toplanması.
  • Toplanma, bir araya gelme. Allahü teâlânın bütün insanları, melekleri, cinleri, şeytanları ve diğer hayvan ve kuşları, gökte, yerde, denizde ne kadar büyük ve küçük canlı var ise, hepsini kıyâmet kopmasından (dünyânın son bulmasından) sonra diriltip, dünyâda yaptıklarının hesâbını vermek üzere Arasâ
  • Ölümden sonra dirilip toplanma.

haşr günü

  • Mahlukların kabirlerinden kalkıp Arasat meydanında toplandıkları kıyâmet günü.

haşr u neşr

  • Toplanıp dağılmak, yayılmak.

haşr-i azam / haşr-i âzam

  • Öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma.

haşr-i beşer

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i beşeri / haşr-i beşerî

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i cismani / haşr-i cismânî

  • İnsanların öldükten sonra âhirette bedenle birlikte yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşr-i ekber

  • En büyük diriliş, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplanma.

haşr-i emvat / haşr-i emvât

  • Ölenlerin dirilerek bir araya toplanmaları.

haşr-i umumi / haşr-i umumî

  • Her şeyi kaplayan yeniden diriliş; her şeyin öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanması.

haşredilme

  • Öldükten sonra âhirette yeniden diriltilerek Allah'ın huzurunda toplanma.

haşri / haşrî

  • Haşre âit. Öldükten sonraki dirilişe ve toplanmaya dair.

haşrin cismaniyeti

  • İnsanların öldükten sonra tekrar diriltilip Allah‘ın huzurunda toplanmasının hem beden, hem de ruh itibariyle olması.

haşruneşr

  • Dirilip toplanma ve yayılma.

hatem-i tai / hatem-i taî

  • (Ebu Adi bin Abdullah bin Said) Arab kabile reislerinin büyüklerinden ve şairlerinden olup, cömertliği ile meşhurdur. Adı, cömertlik ve keremde darb-ı mesel halini almıştır. Bazı şiirleri toplanarak bir divan yapılmış ve Londra'da bastırılmıştır. Hz. Peygamber'in (A.S.M.) zamanına yetişmiş ise, de,

hatt-ı ictima-i miyah / hatt-ı ictima-i miyâh

  • Suların toplandığı hat. Dere, çay, nehir.

havz

  • Sıvı maddelerin toplandığı yer, büyük su birikintisi, göl.

hayir

  • Mütehayyir kimse.
  • Toplanmış su.

hayye ale'l-felah / hayye ale'l-felâh

  • Toplanıp felaha gelin, haydin felaha.

hayye ale's-salah

  • Toplanıp namaza gelin, haydin namaza.

hayye-alel-felah

  • Felaha gelin. Toplanın hayır ve ni'metlere, ebedi selâmete... Allah huzuruna gel. Refah ve itmi'nana mucib olacak namaza yetiş.

hazine-i hassa / hazine-i hâssa

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında devlet bütçesinden padişaha maaş sağlayan ve saraya ait gelirlerin toplandığı malî bir müessese.

hazire / hazîre

  • Az cemaat.
  • Asker bölüğü.
  • Yara içinde toplanan kan ve irin.

haziret-ül kuds / hazîret-ül kuds

  • Cennet bahçesi. Peygamber ve evliyanın ruhlarının toplandığı yer.

hazy

  • Birbiri üzerine yığılıp toplanmak.

hendese

  • Plân.

hendesevari / hendesevâri

  • Plânlı.

hey'et-i içtimaiye

  • İçtimaî heyet. Topluluğa âit heyet. Toplantı heyeti.

hey'et-i ictimaiyye

  • Toplantı heyeti, sosyal durum.

hıkf

  • Kumun bir yere toplanıp yığılarak tepe gibi olması.

hiramis

  • İnsanın üstüne sıçrayıp hamle eden arslan ve kaplan eniği.

hıva'

  • (Çoğulu: Ahviye) Suya yakın toplanmış evler.
  • Kaplayıp, toplayıcı olan.

hükre

  • Cem'olmak, toplanmak, birikmek.
  • Yiyecek maddelerini, pahalanacak diye saklamak.
  • Azlığından bir yerde toplanan su.

hurfe

  • Bir yere toplanmış yemiş.
  • Baklet-ül hamkâ otu.

huzva

  • Bir yere toplanıp tepe gibi olan kum yığını.

iane

  • Yardım. İmdat. Yardım için istenen, toplanan şey.

ibadethane / ibâdethâne

  • İbâdet yapmak için toplanılan yer.

ibaret

  • Meydana gelmiş, toplanmış. Bir şeyden teşekkül etmiş. Bir şeyin aynı. Bir şeyin içindekini ve aslını beyan. Bir halden bir hale tecavüz eylemek.
  • Rüya tabir etmek.

iç oğlanı

  • Saray hizmetine alınıp devletin çeşitli makamlarına namzed olarak yetiştirilen gençler. İç oğlanı, Yıldırım Bayezid zamanında yeni teşekküle başlayan saray hizmetlerinde bulunmak üzere yeniçerilik için toplanan devşirmelerden ayrılmak suretiyle meydana getirilmiş ve bu usûl sonradan yapılan kanunla (Türkçe)

iclihmam

  • Toplanmak, cem'olmak.

icma'

  • Toplanma. Dağınık şeyleri toplamak.
  • Hazırlamak.
  • Azm ve kasdeylemek.
  • Topluluk. Fikir birliği. Bir mes'eleden âlimlerin ittihad etmesi.
  • Fık: Sahabe-i Güzin Hazretlerinin (R.A.) ittifakları üzere akaid hükmüne geçmiş umur-u diniyenin tamamı.

ictima / ictimâ

  • Toplanma, bir araya gelme.
  • Toplanma, içtima.

içtima / içtimâ

  • Toplanma.

ictima / اجتماع

  • Toplanma.

içtima eden / içtimâ eden

  • Toplanan.

ictima' / ictimâ' / اجتماع

  • Toplantı. Toplanmak. Bir araya gelmek. Kavuşmak.
  • Toplanma, bir araya gelme, toplantı. (Arapça)
  • Toplum. (Arapça)
  • İctimâ' etmek: Toplanmak, bir araya gelmek. (Arapça)

ictimaat / ictimâât / اجتماعات

  • İçtimalar. Toplanmalar.
  • Toplanmalar.
  • Toplantılar, bir araya gelişler. (Arapça)

ictimagah / ictimagâh

  • Toplantı yeri.

içtimaı / içtimâı

  • Toplanması.

ictizab

  • (Cezb. den) Çekip uzatma.
  • Etrafına toplanma.

idarehane

  • Bir işe bakan hey'etin veya bir işi idare edenlerin toplanarak iş gördükleri yer ve dâire. (Farsça)
  • Dergi, gazete vs. gibi yayınların yazı işlerine bakılan dâire. (Farsça)

iddianame / iddianâme

  • İddiaların toplandığı yazı, metin.

iddirak

  • Akıl etme, idrak etme, anlama, fehmetme.
  • Bir yere toplanmak.
  • Birbirine yetişmek.

ıhaze

  • (Çoğulu: İhâzât-İhâz) Su birikip toplanacak yer.
  • Bir kimsenin kendisi veya sultanı için hıfzedip gözlediği yer.

ihnak

  • (Hunk. dan) Kin bağlama. Gazaplandırma.

ihşad

  • (Halk) Birikme, toplanma, cem' olma.

ihtikan

  • Kan toplanması. Bir uzva kan birikmesi sebebi ile oranın şişip kabarması.
  • Şırınga kullanma.

ihtişad

  • Toplanmak, birikmek, yığılmak.

ihtişar

  • Büyük kafalı olma, koca başlı olma.
  • Toplanma, cem' olma.

ikindi divanı

  • Tanzimattan evvel sadrazamların kendi konaklarında yaptıkları divanlar. Bu divan ikindi namazından sonra toplandığı için bu adı almıştı. Bâb-ı Âlî teşkilâtının ilk şekli olarak Divan-ı Hümayun, muayyen günlerde toplandığı zaman, vezir-i azamlar da divanda bitirilemeyen veya arza lüzum görülmeyen işl (Türkçe)

iktitaf

  • Edb: Sözün özünü almak.
  • Ağaçtan meyve toplamak. Toplanma. Toplama.
  • Bir uğraşma sonucunda faydalanma.

ilhab

  • Tutuşturma, alevlendirme.
  • İltihaplandırma, şişirip kızartma.

iltihab

  • Alevlenmek. Yanmak.
  • Tıb: Bir uzuvda olan hararet, yanma. Cerahat toplanıp yaranın hararetlenmesi.

imece

  • Köyün umumi işlerinde veya köylünün kendi işlerinde köy halkının müştereken çalışması. Beraberce birçok kimsenin toplanıp elbirliğiyle bir kişinin işini halletmesi ve herkesin işinin sıra ile bitirilmesi.

imtila'

  • Dolma. Dolgunluk.
  • Tıb: Kan durma, kan toplanma.

in'ikad / in'ikâd / انعقاد

  • Akdetme. Bağlanma.
  • Fık: İcab ve kabulün taraflarca eseri zâhir olup, meşru bağlılık ve alâkadarlık.
  • Kurulma. Toplanma.
  • Bağlanma. (Arapça)
  • Toplanma. (Arapça)

inkıbaz / inkıbâz

  • Büzülme. Çekilip toplanma.
  • Sıkıntı. Gamlı olmak.
  • Kabızlık. Tutukluk.
  • Büzülüp toplanma, çekilme.
  • Kasvet, keder, sıkıntı.
  • Kabızlık, peklik.

insibab

  • Dökülme. Akıtılma.
  • Cereyan etme.
  • Başka suya karışma.
  • Tıb: Ahlat-ı erbaadan birisinin vücudun bir tarafında nesicler (dokular) arasında toplanması.

insilal

  • Bir yere toplanma, üşüşme, hücum etme.

irtişaf

  • Emerek ve azar azar içme.
  • Tıb: Vücudun her hangi bir yerinde toplanan suyun, dışarı atılması.

işret

  • İçkili toplantı.

istıktab

  • (Kutb. dan) Kutuplaşma, bir kutubun etrafında toplanma, bir kutuba bağlanma.

istinga

  • İtl. Yelkenlerin yukarı kaldırılıp toplanması ve bu işin yerine getirilmesi için verilen kumanda.

istiska / istiskâ / استسقا

  • Su isteme.
  • Yağmur duasına çıkma.
  • Vücudun bir yerinde su toplanması.
  • Yağmur duasına çıkma. (Arapça)
  • Vücutta su toplanması. (Arapça)

istiska'

  • (Saky. den) Su isteme. Susama.
  • Yağmur duasına çıkma.
  • Vücudun bazı yerlerinde su toplanması hastalığı.

ittisak

  • Dizilmek. Bir nizam dahilinde sıralanmak.
  • Beraber olmak.
  • Tamam olmak. Toplanmak.

jüri

  • Bir mesele hakkında hüküm vermek için toplanan heyet.
  • ing. Herhangi bir mes'ele için hüküm vermek üzere toplanan hey'et, cemaat.

kadastro

  • Bir ülkedeki arazi ve mülklerin alanını, sınırlarını ve yerini belirtip plânlama işi. (Fransızca)

kader

  • Allah'ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, plânlaması.

kader-i ilahi / kader-i ilâhî

  • Allah'ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması.

kader-i ilahiye / kader-i ilâhîye

  • Allah'ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce takdir etmesi, plânlaması.

kafiye-perestlik

  • Kafiye için mânâyı feda edecek derecede kafiyeye önem vermek, birinci derecede kafiyeyi düşünüp, mânâyı arka plâna atmak.

kafiyeperestlik

  • Kafiye için safiyeyi feda edecek derecede kafiyeye ehemmiyet vermek. Birinci derecede kafiyeyi düşünüp, mânayı arka plana atmak.

karargah / karargâh

  • Karar verilen yer. Karar yeri. (Farsça)
  • Askerî birlikte kurmay heyetinin toplandığı yer. Merkez. (Farsça)

kaza ve kader / kazâ ve kader

  • Olacağı Allah tarafından bilinen ve takdir olunan şeylerin zamanı gelince yaratılması ve Allah'ın meydana gelecek hadiseleri olmadan önce bilmesi, takdir etmesi, planlaması.

kaza ve kader kalemi

  • Cenâb-ı Hakkın plân ve takdirlerini ve zamanı gelen takdirlerin yaratılma kaidelerini yazan kalem.

kaza ve kader-i ilahi / kaza ve kader-i ilâhî

  • Hâdiselerin, olmadan önce Allah tarafından takdir olunup plânlanması ve vakti gelince yaratılması.

kazan kaldırmak

  • Yeniçerilerin isyanı münasebetiyle kullanılan bir tabirdi. Yeniçeriler isyan ettikleri zaman yemek pişirilen kazanlarını da, toplandıkları At Meydanı'na getirdikleri için bu tabir meydana gelmiştir. Sonradan da devlete karşı koymağa kalkanlar hakkında kullanılırdı. (Türkçe)

kelseme

  • Cem'olmak, toplanmak.

kemsere

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Bazısı bazısına girmek.
  • Yab yab yürümek.

kevr

  • Devretmek, dönmek.
  • Sarık sarmak. Tülbend sarmak.
  • Bir yerde toplanmış olan develer.
  • Çokluk, bolluk, ziyadelik.
  • Mukül dedikleri darı cinsi.

kezame

  • (Çoğulu: Kezâyim) İki kuyu arasındaki yarıklar ve delikler. (Su birinden birene akar).
  • Terazi iplerinin kendinde toplandığı halka.

kifat

  • Cem'olmuş, toplanmış, biriktirilmiş.
  • İçinde birşey toplanıp biriktirilen yer.
  • Hızlı uçmak, gitmek.
  • (Tekili: Küfv) Küfüvler, benzerler, eşler, denkler.

kine-i peleng

  • "Kaplan kini" : Kolay kolay sükunet bulmayan kin.

kirdide

  • (Çoğulu: Kerâdid) Bir miktar toplanmış hurma.
  • Sepet dibinde geri kalan hurma.

kis

  • (Çoğulu: Ekyâs) Cepte taşınır küçük para kesesi.
  • Rahimde döl yatağı.
  • Bedendeki bâzı sıvıların toplandığı kese biçimindeki oyuklar.

kıtf

  • Üzüm salkımı. Salkım.
  • Toplanmış yemiş.

kıyamet

  • Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman.
  • Mc: Büyük belâ.
  • Fazla sıkıntı.

klüp

  • ing. Eğlenerek boş olarak vakit geçirmek yahut okumak, konuşmak üzere üyelere mahsus toplantı veya eğlence yeri.

komite

  • Bir komisyon arasından seçilmiş âzası bulunan, bir iş için toplanan hey'et. Meclis şubesi. Hey'et. (Fransızca)
  • Bir iş için toplanan heyet.

kongre

  • Çeşitli memleketlerden yöneticilerin, elçilerin ve delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı. (Fransızca)

konsey

  • İdare vazifesi yüklenmiş kişilerin topluluğu. (Fransızca)
  • Müzakere hâlinde bulunan kimselerin meydana getirdiği kurul. (Fransızca)
  • Bu tarz bir toplantının yapıldığı yer. (Fransızca)

kübab

  • Bir yere toplanmış kum.

kubbe altı

  • Tar: Topkapı Sarayı'nda başta sadrazam olmak üzere devlet adamlarının ve vezirlerin toplanıp devlet işlerini görüştükleri yer.

kubbe-nişin

  • İstanbulda Topkapı Sarayı'nda Kubbealtı denen yerde toplanan kabine üyeleri denebilecek toplantıya katılan vezirlerin herbiri. (Farsça)

kulis faaliyeti

  • Toplantı yapılan yerlerde, toplantı haricinde çeşitli grupların yaptığı gizli çalışma.

kulüp / قُلُوبْ

  • Yalnız üye olanların girebildikleri belli gayelerle toplanılan yer.

kume

  • Bir yere toplanmış olan şeyler.
  • Yüksek, yüce yer.

kumze

  • Toplanmış hurma.

kümze

  • Bir yere toplanmış hurma.

küsbe

  • Bir parça süt ve hurma.
  • Taamdan veya başka şeyden az iken çoğalıp toplanan nesne.

küsv

  • Bir yere yığılmış ve toplanmış nesne.
  • Az, kalil.

küta'

  • (Çoğulu: Küt'ân) Tilki eniği.
  • Kötü adam.
  • Tamamlanmak, toplanmak.

küvm

  • Bir yere toplanmış olan bir miktar deve.
  • Yükseklik, yücelik.

kuvvet-i icma / kuvvet-i icmâ

  • Toplanma, birlik kuvveti.

küvviret

  • (Tekvir. den) Toplandı, dürüldü.

lakat

  • Yabandan toplanan nesne.
  • Mâdende bulunan gümüş ve altın parçaları.

latuhsa / lâtuhsa

  • Sayısız. Sayıya gelmez. Hesaplanmaz.

lazım-ı mezhep / lâzım-ı mezhep

  • Mezhebe zorunlu olarak lâzım olan ve ondan ayrılması düşünülemeyen şey (meselâ, iktisat ilmi bir mezhepse, onun lâzımı matematik ilmidir. Çünkü matematik ilmi olmadan iktisat hesaplanamaz).

lecne

  • Bir mes'ele için toplanan cemaat.

lekedar

  • Lekeli, ayıplanmış. (Farsça)
  • Pislenmiş. (Farsça)
  • İttiham edilmiş. (Farsça)

levise / levîse

  • Çeşitli topluluklardan bir yere toplanmış olan kimseler.

liva-i hamd / livâ-i hamd

  • Hamd (şükür) sancağı. Kıyâmet gününde, canlılar dirilip, Arasat meydanında toplanınca, Allahü teâlâ tarafından Peygamber efendimize ihsân edilecek olan ve altında bütün inananların toplanacağı sancak-ı şerîf.

liva-ül hamd

  • Hz. Peygamber'in (A.S.M.) bayrağı. Ona inananlar kıyâmetten sonra bu bayrağın altında toplanacaklardır.

livaü'l-hamd / livâü'l-hamd

  • Hz. Peygamber'in (a.s.m.) sancağı, kıyametten sonra Müslümanların altında toplanacakları sancak.

livaü'l-hamd-i ahmedi / livâü'l-hamd-i ahmedî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bayrağı, kıyametten sonra Müslümanların altında toplanacakları sancak.

loca

  • İtl. Bazı toplantı yerlerinde bir veya birkaç seyirciye mahsus hususi odacıklar.
  • Hücre, küçük bölme.
  • Masonların toplandıkları yeri.

lukta

  • Yerden toplanan şey.

lümmi / lümmî

  • Toplanmaya dâir.
  • Nazarî ve aklî delil.

ma'yub

  • Ayıplanmış. Ayıplanan. Bir kusuru ve eksiği olan.

ma'yubat

  • (Tekili: Ma'yube) Ayıplanacak şeyler. Eksiklikler, noksanlıklar, kusurlar.

ma'yuben

  • Kusur ve ayıp sayılarak. Ayıplanarak.

maakıd

  • (Tekili: Ma'kad) Ma'kadlar, akdedilecek yerler. Toplantı yerleri.
  • Düğümler. Düğüm yerleri veya noktaları.

maayir

  • Ayıplanmış.

magamiz

  • Ayıplı, ayıplanmış.

mahafil / mahâfil / محافل

  • (Tekili: Mahfil) Mahfiller.
  • Toplantı yerleri. Oturulup görüşülecek yerler.
  • Büyük câmilerde eskiden hükümdarlara veya müezzinlere ayrılmış ve etrafı parmaklıklarla çevrilmiş olan yerler.
  • Mahfiller. (Arapça)
  • Toplantı yerleri. (Arapça)

mahfil / محفل

  • (Çoğulu: Mahâfil) Toplanılacak yer. Toplantı ve görüşme yeri.
  • Büyük câmilerde eskiden pâdişahlara veya müezzinlere ayrılmış olan etrâfı parmaklıklarla çevrilmiş yüksekçe yer.
  • Toplantı yeri. (Arapça)
  • Cami mahfili. (Arapça)

mahkeme-i kübra-yı haşir / mahkeme-i kübrâ-yı haşir

  • Haşrin büyük mahkemesi, insanların öldükten sonra diriltilerek hesaba çekilmek üzere toplanacağı büyük mahkeme.

mahruf

  • Toplanılmış devşirilmiş meyve.

mahşer / مَحْشَرْ

  • Toplanma yeri. Kıyametten sonra insanların tekrar dirilip toplanmaları ve toplandıkları yer. Haşir meydanı.
  • Çok kalabalık.
  • Haşr olunacak, toplanılacak yer. Kıyâmet gününde bütün mahlûkâtın (bütün canlıların) yeniden dirildikten sonra hesap için toplanacakları yer. Arasat Meydanı, Mevkıf.
  • Ölülerin dirilip toplanacakları yer.
  • Ölülerin diriltilerek toplanacakları yer.
  • Toplanma yeri.

mahşer-i acaib / mahşer-i acâib

  • Herkesi hayrete sevkeden toplanma. Veya toplanma yeri.
  • Hayret edilecek harika şeylerin bulunduğu yer.

mahşer-i acaip / mahşer-i acâip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

mahşer-i acaip ve garaip

  • Şaşırtıcı ve garip şeylerin toplandığı yer.

mahşer-i azim / mahşer-i azîm

  • Bütün varlıkların yeniden diriltilip hesaba çekileceği büyük toplanma yeri; mahşer meydanı.

mahşer-i ekber

  • En büyük toplanma yeri; haşir meydanı.

mahşer-i huveynat

  • Mikroskobik canlıların toplanma yeri.

mahşer-i masnuat

  • Sanat eseri varlıkların toplandığı yer.

mahsub

  • Sayılmış. Hesaplanmış. Hesabına kaydedilmiş.
  • Bir zata mensub kabul edilen.
  • Hesaplanmış.

mahsuben

  • Hesaplanarak. Hesaplı olarak. Hesabına kaydedilerek.

mahşud

  • Toplanmış. Yığılmış.

mahşur

  • Toplanmış.

maib / maîb

  • (Çoğulu: Maâyib) Kusur, eksiklik, noksanlık. Leke.
  • Ayıplanmış.

makbuzat

  • (Tekili: Makbuz) Alınan paralar. Satıştan veya borçlulardan toplanan paralar.

manzure

  • Belâ, musibet, felâket, âfet.
  • Noksan ve kusuru olan, ayıplanacak kadın.

masnea

  • İçine yağmur suyu toplanan büyük havuz.

mat'un

  • (Tâun. dan) Belâya tutulmuş. Musibet ve tâuna giriftar olmuş.
  • (Ta'n. dan) Ayıplanmış.

matviyyat / matviyyât

  • Dürülmüş ve bükülmüş olanlar. Kitap sahifeleri gibi toplanmış olanlar.

mavera-yı haşr-ı cismani / mâverâ-yı haşr-ı cismânî

  • Maddî bedenle âhiret âleminde yeniden diriltilme arka tarafı, arka plânı.

maverasında / mâverâsında

  • Arkasında, arka plânında, ötesinde.

mayub / mayûb / معيوب

  • Kusurlu. (Arapça)
  • Ayıplanmış. (Arapça)

mazbata

  • Bir toplantıda konuşulanların neticesinin yazılı şekli. Kararnâme.

me'cel

  • (Çoğulu: Meâcil) Su toplanan yer.

mecalis

  • Meclisler. Toplantılar. Toplantı yerleri.

mecami / mecâmi / مجامع

  • Toplantı yerleri. (Arapça)

meclis / مجلس

  • Oturulacak, toplanılacak yer.
  • Görüşülecek bir mes'ele için bir araya gelmiş insan topluluğu.
  • Devlet işlerini görüşmek üzere Millet Vekillerinin toplandıkları büyük bina.
  • Bir mesele için toplanmış insan topluluğu.
  • Toplantı yeri. (Arapça)

meclis-i ruhani / meclis-i ruhanî

  • Ruhanîler meclisi, meleklerin ve ruhların toplanma yer ve zamanı.

meclis-i vükela / meclis-i vükelâ

  • Kabine toplantısı. Bakanlar kurulu toplantısı.

mecma / mecmâ

  • Toplanılan yer.
  • Toplanılan yer.

mecma' / مجمع

  • Toplanma yeri.
  • Toplanılacak yer. Kavuşulan yer.
  • Toplanma yeri.
  • Toplantı yeri. (Arapça)

mecma-i ahar / mecma-i âhar

  • Âhirette toplanma.

mecma-ı ahbap

  • Dostların toplandığı yer.

mecma-i ahbap

  • Dostların toplandığı yer.

mecma-ı aher / mecma-ı âher

  • Başka bir toplanma yeri, öldükten sonra âhirette toplanılacak olan mahşer yeri.

mecma-i aleyh

  • Hakkında toplanılan, ittifak edilen, birleşilen şey.

mecma-ı ekber

  • Çok büyük toplanma yeri.
  • En büyük toplanma yeri. Mahşer.

mecma-ı evsaf-ı masume / mecma-ı evsaf-ı mâsume

  • Mâsum nitelik ve özelliklerin toplandığı yer.

mecma-i evsaf-ı masume

  • Masum sıfatların bir araya toplandığı yer.

mecma-i garaip

  • Hayret verici şeylerin toplandığı yer.

mecma-ı hakaik

  • Hakikatlerin toplandığı yer.
  • Hakikatlerin toplandığı yer. Hakikatlerin merkezi.

mecma-i hakaik

  • Gerçeklerin toplandığı yer.

mecma-i hakikat

  • Hakikatlerin, doğruların toplandığı yer.

mecma-i kebir

  • Büyük toplanma yeri; haşir meydanı.

mecma-ı nas / mecma-ı nâs

  • İnsanların toplandığı yer.

mecma-ül ezdad / mecma-ül ezdâd

  • Zıtların toplandığı yer.
  • Mutlak hürriyet.

mecma-ül küll

  • Hepsinin toplandığı yer.

mecmaü'l-küll

  • Ortak toplanma yeri, hepsinin toplandığı yer.

mecmu / mecmû

  • Toplanmış, bir araya getirilmiş.

mecmua

  • Belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser.
  • Toplanıp biriktirilmiş, tertip ve tanzim edilmiş şeylerin hepsi.
  • Seçilmiş yazılardan meydana getirilen kitap. Risâle.
  • Kolleksiyon.

medarik / medârik

  • Tedârik edilen, toplanan bilgiler.

medhul

  • (Dahl. den) Ayıplanacak kusuru olan.
  • Dile düşmüş.
  • Kendisine birşey girmiş olan.

medi

  • (Çoğulu: Emdiye) Bir yerde birikip toplanmış su.

mekare / mekâre

  • Eskiden kira ile tutulan yük hayvanı.
  • Tar: Osmanlı ordusunda taşıma işlerinde kullanılan hayvanlara verilen ad. (Mekâre denilen at, katır, deve gibi hayvanlar, harp zamanlarında halktan satın alınırdı. Bazen geçici bir zaman için, savaş bölgesindeki halktan hayvan toplanır ve belirli

mekfuf

  • Kulplarından sıkıca bağlanıp heybe gibi asılmış.
  • Kilitlenmiş.
  • Heybe.
  • Dürülmüş, toplanmış.
  • Men olunmuş. Yasak edilmiş.

melamet-zedegan / melamet-zedegân

  • (Tekili: Melametzede) Ayıplanmış, kınanmış kimseler, azarlanmış olanlar. (Farsça)

melametzede

  • (Çoğulu: Melametzedegân) Melamete uğramış, ayıplanmış, azarlanmış, kınanmış. (Farsça)

melami / melamî

  • Kınanmış ve ayıplanmışlardan olan.
  • Hükema-i Kelbiyyun.
  • Melami adındaki tarikata mensub olan.

mele'-i a'la / mele'-i a'lâ

  • Büyük meleklerin toplandığı yer.

menka'

  • Su toplanan çukur.

mereb

  • İnsan toplanan yer.

merkum

  • Cem'olmuş, toplanmış, birikmiş.

merkuz / merkûz

  • (Rekz. den) Dikilmiş. Saplanmış. Batırılmış. Sâbit kılınmış.
  • Saplanmış, sabit kalınmış.

merkuziyet

  • Dikilme, saplanma.

meşahid

  • Meşhedler. Şehidlikler.
  • İnsanların toplanacağı yerler.

meşmul

  • (Şümul. den) Kaplanmış, şümullenmiş, etrafı çevrilmiş.
  • Bir şeyin içinde bulunan.

mevkıf

  • Durak, durulacak yer; kıyâmette ölülerin diriltildikten sonra toplanacakları yer; Arasât meydanı, mahşer yeri.

meydan-ı haşir

  • Haşir meydanı; öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip hesap vermek için toplanılacak olan meydan.

mezmum / mezmûm / مذموم

  • Zemmolunmuş. Makbul olmıyarak ayıplanmış. Kötü.
  • Yerilmiş, beğenilmemiş ayıplanmış.
  • Kötülenmiş, ayıplanmış. (Arapça)

mi'mar

  • İmar eden. Hüner sâhibi. İnşaat plânlarını yapan ve bunların kurulmasına bakan san'atkâr. Binâ inşa eden mühendis.

mihail

  • Resul-i Ekremin (A.S.M.) geleceğini haber veren ve bir ismi de Mişâil olan eski zaman Peygamberlerinden bir Zâttır. Kitabının 4. bab'ında: "Ahir zamanda bir ümmet-i merhume kaim olup, orda hakka ibadet etmek üzere, mübarek dağı ihtiyar ederler. Ve her iklimden oraya birçok halk toplanıp Rabb-ı Vâhid

mihrak

  • Fiz: Küre içi biçiminde (içbükey) bir aynaya müvâzi (paralel) gelen ışıkların, aksettikten sonra toplandıkları nokta. Yakıcı nokta.
  • Hareket merkezi.

mikrat

  • (Çoğulu: Mekârâ) Su mecrâsı. (Her taraftan gelen yağmur suyu orada toplanır.)
  • Büyük havuz.
  • Büyük çanak.

mirilu

  • Uzayan harblerde ve askerin kifayetsizliği zamanlarında aylıkla toplanan askerler. Bunlar talimsiz, intizamsız oldukları için "Nefer-i âm: Bütün halkın cenge sürülmesi" hükmünde kalıyor, bir istifade te'min olunamıyordu. Yeniçeri Ocağı'nın ilgasıyla muntazam askerî teşkilât yapılınca bu türl

miting

  • İng. İçtimaî ve siyasî bir mes'ele için yapılan büyük toplantı.
  • Bir gaye uğruna yapılan büyük toplantı.

mü'temer

  • Anlaşma için yapılan toplantı. Kongre.

mu'tezile

  • Aklı ön plâna alan ve "kul kendi fiillerinin yaratıcısıdır" diyerek, ehl-i sünnetten ayrılan fırka. Bunlara kaderiyeciler de denir, önderleri Vâsıl b. Ata'dır.

muasker

  • (Asker. den) Ordu yeri, asker karargâhı. Ordunun muharebe zamanında toplandığı yer.

muayyeb

  • (Çoğulu: Muayyebât) (Ayb. dan) Ayıplanmış.

muazzel

  • Ayıplanmış, ta'zil edilmiş. Azarlanmış, paylanmış.

mucib / mucîb

  • (Cevab. dan) İcabet eden, uyan. Kendisinden istenilen iş ve suali cevaplandıran.

mücma / mücmâ

  • Toplanma.

mücma'

  • Cem' olma, toplanma.

müctena

  • Toplanılmış, devşirilmiş.

müddahar

  • Toplanıp saklanmış.
  • Biriktirilmiş.

müdevven

  • (Divan. dan) Tedvin olunmuş. Kitap hâline getirilmiş. Bir arada toplanıp tanzim edilmiş.

müellef

  • (Ülfet. den) Yazılmış toplanmış.
  • Te'lif edilmiş, kitap olarak meydana getirilmiş, birleştirilmiş.

muhassal

  • Netice. Husule gelen. Tahsil olunan. Hâsıl olmuş bulunan. Toplanılmış, cem'olunmuş. Hülâsa. Sözün kısası.

mühtebiş

  • Birikmiş, bir araya toplanmış.

muhteşid

  • Biriken, toplanan.

muhteva

  • Bir şeyin içindekiler. Kaplanan, içine alınan. İçindeki şey.

mukadderat-ı kainat / mukadderât-ı kâinat

  • Kâinatın plânları, programları.

mükeyyes

  • Keselenmiş. Kese biçiminde toplanıp kalmış olan şey.

mükle

  • (Çoğulu: Mükül) Kuyu dibinde az az birikip toplanan su.

muktataf

  • (Çoğulu: Muktatafât) (İktitaf. dan) Toplanmış, devşirilmiş.
  • Derleme, toplama. Derlenmiş.

mülemle

  • Bâzısı bâzısına yapışıp toplanmış şeyler.
  • Sağlam ve sert yuvarlak taş.

mülezzez

  • Bir yere biriktirilip toplanmış, yığılmış ve ulaştırılmış nesne.

mültehap

  • İltihaplanmış, yaralı.

mülteim

  • (Le'm. den) İyileşen ve kapanan (yara).
  • Cem'olucu, toplanan.
  • Ulaşan, ulaşıcı.

munkabız

  • Sıkıntılı. Mânevi sıkıntı.
  • Çekilmiş. Büzülmüş. Daralmış. Toplanmış.
  • Barsakları sıkışmış. Kazâ-i hâcet edemeyen. Kabız.

murassas

  • Lehimlenmiş.
  • Kurşun veya kalayla kaplanmış.

müsadere edilen

  • Toplanan, el konan.

müsevver

  • Etrafı sur ile çevrilmiş olan.
  • Kaplanmış. İhâta olunmuş.
  • Kolun bilezik takacak yeri.

mustalık gazası

  • Benî Mustalık gazasına Müreysî gazası da denilir. Benî Mustalık, Huzaa'nın bir şubesidir. Müreysî de bunların bir kuyusudur. Benî Mustalık, Resul-i Ekrem'le harb etmek üzere bu kuyu başında toplandıkları için bu sefer bu isimle anılır. Çeşitli râviler, bu gazanın hicrî dört veya beş veya altıncı sen

müstecmi'

  • Toplayan, cem'eden. Toplanan.

müştemilat / müştemilât

  • Kaplanan şeyler, içeriye alınanlar.

mütecemmi'

  • (Çoğulu: Mütecemmiîn) (Cem'. den) Toplanan, yığılan, biriken, tecemmü' eden.

mütecemmiin / mütecemmiîn

  • (Tekili: Mütecemmi') Toplananlar, yığılanlar, tecemmu' edenler, birikenler.

mütehaşşid

  • (Çoğulu: Mütehaşşidîn) Yardım için koşuşup toplanan, biriken, yığılan.

mütehaşşidin / mütehaşşidîn

  • (Tekili: Mütehaşşid) Birikenler, toplananlar.

mütehazzib

  • Takım takım, küme küme toplanan.

mütekabbız

  • (Kabz. dan) Toplanıp çekilen.
  • Asık suratlı, asık, çehreli.
  • Buruşup kasılan adale.

mütekallis

  • Gerilen, çekilip toplanan, gerilmiş.

mütekavvem

  • Biçilmiş, kesilmiş. Toplanmış.

mütelakkib

  • (Lakab. dan) Lakap takılmış, lakaplanmış.

mütemerkiz / متمركز

  • Bir yere toplanmış, merkezleşmiş.
  • Bir merkezde toplanma. (Arapça)

mütemerkiz nokta

  • Merkezleşmiş nokta, bir araya toplandığı nokta.

mütenemmir

  • Kaplanlaşan, kaplan huylu olan.
  • Sert bir dille konuşan.

mütenemmirane / mütenemmirâne

  • Kaplanlaşarak. (Farsça)
  • Sert bir dille korkutarak. (Farsça)

muvazene-i a'mal / muvazene-i a'mâl

  • Yapılan işlerin, amellerin tartılıp hesaplanması.

nadi

  • Nidâ eden, haykıran, çağıran.
  • Halkın, meşveret gibi, birşey konuşmak üzere bir yere toplanmaları. Nitekim İslâmdan evvel Mekke'de Kureyş'in toplandığı meclis binasına "Darünnedve" denilirdi. Nâdi; orada ve o gibi yerlerde toplanan heyettir ki; bezm, meclis, mahfil, kongre tâbirleri g

nakiş

  • Parça parça ve dağınık olan eşyaların bir yerde veya bir çuval içinde toplanması.
  • Benzer, misil.

nebve

  • Uzaklaşmak.
  • Ok hedefe varamamak.
  • Bir yerin havasının mizaca uygun olmaması.
  • Kılıncın vurulan şeye saplanmayıp geri sıçraması.
  • Pek çirkin ve kötü suretten gözün kaçması.

nefr

  • Heyecan verici bir emirden dolayı bir yerden bir yere fırlayıp çıkmaktır. Ürkmek demek olan "Nüfur" da bu mânâdandır. Fakat "Nüfur" tek başına kaçıp kurtulmak için menfi bir harekette kullanıldığı hâlde; "nefr", düşmana karşı gaza için fırlayıp çıkmakta kullanılır. Ve böyle çıkıp toplanan cemaate "n

nekş

  • Kuyunun çamurunu temizlemek.
  • Bir şeyi bitirmek. Bir işden fâriğ olmak.
  • Bir şey üzerine gelip toplanmak.

nemir

  • (Çoğulu: Nümur) Kaplan.

nemire

  • Dişi kaplan.
  • Yün kaftan.

neşr

  • Yayma, dağıtma, ölülerin mahşerde dirilip toplanmasından sonra yayılması.

nevadi

  • (Tekili: Nâdi) Toplantılar, meclisler.

nimar

  • (Tekili: Nimr) Kaplanlar.

nimr

  • (Çoğulu: Enmâr - Nümur - Nimâr) Kaplan.

nimre

  • Dişi kaplan.

nişimengah / nişimengâh

  • Durak, yurt. Toplanılacak yer. (Farsça)

nizam-ı ekmel-i kasdi / nizam-ı ekmel-i kasdî

  • Bilerek kasten plânlanmış olan en mükemmel düzen.

nokta-i mihrakiye

  • Odak noktası (yanma noktası); ışığın toplandığı merkez nokta.
  • Yanma noktası. Odak noktası.
  • Çok Esmâ-i İlâhiyyenin tecellisinin toplandığı nokta.

nümur

  • (Tekili: Nimr) Kaplanlar.

pargi / pargî

  • Mutfak ve banyo sularının toplandığı çukur. (Farsça)
  • Orospuluk. (Farsça)

peleng / پلنگ

  • Leopar. (Farsça)
  • Kaplan. (Farsça)

program

  • Yapılacak işler için önceden hazırlanmış tasarı. Plân. (Fransızca)

rasyonalizm

  • Akılcılık, aklı ön plânda tutan bir felsefî akım.

rehv

  • (Çoğulu: Rahâ) Yüksek mekân, yüksek yer.
  • Alçak, çukur yer, (içinde su toplanır)
  • Mahalle içinde, yağmur suyu ve çeşme suyu akan ark.
  • Üveyik kuşu.
  • Arası açılmış ve ayrılmış.

rekme

  • Cem'olmuş, toplanmış.
  • Yön, cânip.
  • Parça, cüz'.

rekz

  • Dikme, saplanıp kalma.

remas

  • Göz pınarında toplanan çapak.

rezen

  • (Çoğulu: Revâzin) İçeri çukurca olup su toplanabilen yüksek ve sağlam yer.

rizne

  • Su toplanacak yer.

rub'-ı daire / rub'-ı dâire

  • Namaz vakitlerinin hesaplanmasında, yükseklik ölçülmesinde ve bâzı trigonometrik hesapların yapılmasında kullanılan el âleti. Bâzı geometrik şekillerden ibâret olup, dörtte bir dâire şeklinde tahta üzerine şekiller işlendiği için buna Rub'-ı dâire ta htası da denilmiştir.

ruz-i haşir

  • (Ruz-i hesab) Kıyamet günü.
  • Âhiretteki toplanma günü. Haşir günü. Dirilip toplanıp hesap görülecek gün.

ruz-i mahşer / rûz-i mahşer

  • Mahşer günü, kıyâmet koptuktan sonra insanların diriltilip hesâb için toplandıkları gün, kıyâmet günü.
  • İnsanların diriltilip toplanacağı gün.

ruz-u haşr / rûz-u haşr

  • İnsanların öldükten sonra âhirette yeniden diriltilip Allah'ın huzurunda toplanacağı gün.

ruzumahşer / rûzumahşer

  • Öldükten sonra dirilip toplanma günü.

sadaka

  • Allah rızâsı için fakirlere verilen mal, para, ilim gibi insanın muhtaç olduğu her hangi bir şey. (Asr-ı Saâdette fukara-i müslimîn için toplanan zekâta dahi bu nâm verilirdi.)

sadrnişin

  • Bir toplantıda baş sedirde oturan. (Farsça)

sahn

  • Evin ortasındaki açıklık, avlu, oyuk.
  • Boşluk. Boş yer. Orta, meydan, aralık.
  • Sahne.
  • Cami ve medreselerdeki umumun toplanmasına âit üstü kubbeli ve örtülü yer.
  • Büyük kâse. Sahan.
  • Zil.

salah

  • Bir şeyin en iyi hâli. Rahatlık, sulh, iyileşme, düzelme, iyilik. Dine olan bağlılık. Her hayra câmi faziletlerin toplanmasında hâsıl olan yüksek bir sıfat. (Mukabili fesad ve fücurdur)

samir

  • Gece toplantıları.

sancak-ı muhammedi / sancak-ı muhammedî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) sancağı; kıyametten sonra, Müslümanların altında toplanacağı sancak.

savr

  • (Çoğulu: Savâri) Hamle yapmak.
  • Parçalamak, pâre pâre etmek.
  • Bir yerde toplanmış küçük hurma ağaçları.

şemel

  • Perâkendelik, dağınıklık.
  • Toplanmak, cem'olmak.
  • Az nesne.

şeml

  • Az şey. Perâkendelik.
  • Örtmek, bürünmek, toplanmak.
  • Topluluk, cemaat, insan yığını.

şerebe

  • (Çoğulu: Şireb-Şerebât) Ağaç dibine su toplanması için yapılan havuz.

servet-i fünun

  • Fenlerin (ilimlerin) zenginliği mânasına gelen bu tabirde, 1891-1900 tarihleri arasında çıkmış olan bir mecmua ve bu mecmua etrafında toplanmış olan kimselerin 1895'den 1901'e kadar meydana getirmiş oldukları Edebiyat-ı Cedide denilen edebî çığıra verilen addır.

şezerat

  • (Tekili: Şezre) İşlenmeden mâdenin içinden toplanılan altın parçaları.
  • Süs olarak kullanılan altın ve inci tâneleri.

şezr

  • Altın mâdeninden toplanan altın ufağı.
  • İnci parçaları.

sikaye

  • Su içilen kap. Maşraba.
  • İçme suyunun toplanması için yapılan yer.

sıram

  • Hurma ve yemiş toplayacak vakit.
  • Toplanmış hurma ve yemiş.

sohbet

  • Konuşma, sevdiği kimselerle yapılan toplantı.
  • Birlikte oturup tatlı tatlı hakikat üzerine konuşmak.

sufar

  • Yürekte sarı suların toplanması.

şümürde

  • Hesap edilmiş, hesaplanmış, sayılmış. (Farsça)

şura / şûra

  • Konuşma yeri, istişare meclisi. Büyüklerin istişare için toplanma yeri.
  • Meşveret için toplantı.
  • Meşveret etme.
  • Danışıp konuşmak için toplanılan yer.

süraka

  • (Ebu Süfyan Sürâka b. Mâlik) Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, Hz. Ebu Bekir ile beraber hicret için Mekke'den çıktıklarında, Kureyş Rüesasının mühim bir mal mukabilinde onları öldürmek için gönderdikleri cesur bir adam olup, Hz. Peygamber'in mu'cizesiyle atının ayakları kuma saplanmış ve bu üç

şüzur

  • (Tekili: Şezre) Süs eşyası olarak kullanılan altun veya inci gibi şeyler.
  • İşlenmemiş madenin içinden toplanan altın parçaları.

ta'n / طعن

  • Ayıplama, kınama, kötüleme, suçlama. (Arapça)
  • Ta'n edilmek: Ayıplanmak, kınanmak, kötülenmek, suçlanmak. (Arapça)
  • Ta'n etmek: Ayıplamak, kınamak, kötülemek, suçlamak. (Arapça)

tadafür

  • Bir yere toplanmak.
  • Yardım etmek, muâvenet etmek.

tadamm

  • Bir yere cem'olmak, toplanmak.

tahabbüş

  • Cem'olmak, toplanmak.

tahaşşüd

  • Birikme, yığılma. Toplanma.

tahazzüb

  • (Hizb. den) Toplanma, birikme. Küçük topluluk meydana getirme.

tahsilat / tahsilât

  • Devlet gelirlerinin toplanması.

takabbuz

  • (Çoğulu: Takabbuzât) (Kabz. dan) Toplanıp çekilme. Büzülme.
  • Kabız olmak, peklik.

takallus

  • Kısa olmak, kısalmak.
  • Toplanmak, cem'olmak.

takallüs

  • Kasılma. Bir şeyin büzülüp gerilmesi. Bir uzvun çekilip toplanması. Kıvrılma.

takdir / takdîr / تَقْدِيرْ

  • Ölçüleri belirleme, planlama.

taktik

  • Plânlı hareket.

talmud / talmûd

  • Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap.

tarak

  • Bulutların bir yere toplanması.
  • Aynı cinsten olan şeylerden bazısı bazısının üstünde olması.

tarh / طرح

  • Atma. (Arapça)
  • Düzenleme. (Arapça)
  • Desen. (Arapça)
  • Plan. (Arapça)

tasdik-i haşir

  • Haşri, öldükten sonra âhirette tekrar diriltilip Allah'ın huzurunda toplânmayı kabul etme.

tasnif

  • Bir âlimin, te'lif etmeden, kendi usûlünce daha önce benzeri olmayan bir kitâb yazması.
  • Hadîs ilminde tedvîn edilen yâni toplanıp bir araya getirilen hadîs-i şerîflerin konularına ayrılması, kitablara geçmesi.

tazib etme

  • Azaplandırma, eziyet verme.

teakkür

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Açlık.

tecamu'

  • Cima etmek.
  • Toplanmak, cem'olmak.

tecemmu / tecemmû / تجمع

  • Bir arada bulunma, toplanma.
  • Toplanma.
  • Toplanma, bir araya gelme. (Arapça)
  • Tecemmu etmek: Toplanmak, bir araya gelmek. (Arapça)

tecemmu' / تَجَمُّعْ

  • Toplanma. Birikme.
  • Toplanma.

tecemmuat / tecemmuât

  • (Tekili: Tecemmu') Birikmeler, toplanmalar, yığılmalar.

tecennüd

  • Bir yere toplanıp asker olmak.

tedbir-i hükumet / tedbir-i hükûmet

  • Hükûmetin tedbiri, işleri önceden planlayarak idare etmesi.

tedvin-i şeriat

  • İslâmî hükümlerin bir araya gelmesi, toplanması.

teellüb

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Dağ keçisinin erkeği.

tegavün

  • Cem'olmak, toplanmak.
  • Kötü işe yardım etmek, şer işe muâvin olmak.

tehacüm

  • Birbirine hücum etme.
  • Bir yere istekle, hızlıca toplanmak, üşüşmek.

tehayüt

  • Toplanıp gelmek.

tekasüf / tekâsüf

  • Kesifleşme. Yoğunlaşma. Sıklaşma.
  • Bir noktada toplanma.
  • Birbirinden ayrılan kimyevi maddelerin tekrar toplanarak birleşmeleri.

tekavüs / tekâvüs

  • Bir yere cem'olmak, yığılmak, toplanmak.
  • Sıkışmak.

teke'kü'

  • Cem'olmak, birikmek, toplanmak.
  • Korkak olmak.

tekennüf

  • Bir yere toplanmak.

tekye

  • Zikir veya ders için toplanılan yer. (Farsça)
  • Dervişlerin meskeni ve mâbedi. (Farsça)
  • Yaslanılacak, dayanılacak şey. (Farsça)
  • İtimâd etmek, dayanmak. (Farsça)
  • Tekke; zikir veya ders için toplanılan yer, dervişlerin kaldığı yer.

telemlüm

  • Cem'olmak, toplanmak, birikmek.

temerküz / تمركز / تَمَرْكُزْ

  • Merkez tutma, merkezleşme. Bir merkezde toplanma.
  • Yığılma. Birikme.
  • Birikme, toplanma.
  • Toplanma, yığılışma. (Arapça)
  • Temerküz etmek: Toplanmak, yığılışmak. (Arapça)
  • Bir merkezde toplanma.

temerküz etme

  • Bir yere toplanma; merkezleşme, birikme.

tenadi

  • Birbirine nida etmek, çağırmak.
  • Bir araya toplanma.

tenakkur

  • Müçtemi olmak, içtima etmek, toplanmak.

tenemmür

  • Birisini korkutmak için gürültü yapmak, gürültülü ses çıkarmak.
  • Uzun uzun bağırmak.
  • Kaplan huylu olmak. Kaplanlaşmak.

teraküm eden

  • Biriken, toplanan.

terakümat / terakümât

  • (Tekili: Teraküm) Toplanmalar, yığılmalar, birikmeler.

tereyyüb

  • Cem'olmak, toplanmak, birikmek.

tesevvüb

  • (Sevâb. dan) Sevap kazanma, sevaplanma.
  • Farz olan namazdan sonra nâfile namaz kılma.

tevhid-i efkar / tevhid-i efkâr

  • Düşüncelerin bir noktada toplanması, düşünce birliği.

tevsim

  • Hacıların hac zamanı toplanmaları.
  • Dağlamak sureti ile ten üzerine işaret koyma, döğme yapma.
  • İsimlendirme, ad verme.

tezafür

  • Birbirine yardımcı olma.
  • Bir yere toplanma.

tezahürat / tezahürât

  • (Tekili: Tezahür) Görünüşler. Gösterişler. Gösteriş için toplanmak.

tezekkür

  • Unuttuktan sonra hatıra getirmek. Zikretmek.
  • Bir şeyi ders gibi tekrar ile ezbere almak.
  • Birkaç kişi toplanıp iş üzerine görüşmek.
  • Akla getirme, hatırlama, anımsama.
  • Birkaç kişinin toplanarak bir işi konuşması, görüşme, müzakere etme.

topuz

  • t. Ucu top şeklinde sopadan ibâret eski silâh.
  • Top şeklinde toplanmış saç.
  • Kısa ve tıknaz kimse.

üstad-ı kader

  • Kader Üstadı; Allah'ın meydana gelecek hâdiseleri olmadan önce bilmesi, takdir edip, plânlaması demek olan kader ilmi, kader kalemi.

üstümm

  • (Çoğulu: Esâtim) Deniz suyunun toplandığı yer.

vahdet-i mesele

  • Bir mesele hakkında ileri sürülen delillerin biraraya toplanması.

velm

  • Ulaşmak, yetişmek.
  • Toplanmak, cem'olmak.

virat

  • Zekât vermek korkusundan hile edip bir yere toplanmış koyunlarını ayırıp dağıtmak veya perâkende koyunlarını bir yere toplamak.

yevm-i mahşer

  • Âhirette Allah tarafından yeniden diriltilen insanların toplanacağı gün.

yuz

  • Kaplanı andırır yırtıcı bir hayvan, pars. (Farsça)

zaviye

  • Küçük tekke, zikir veya ders için toplanılan yer.

ze'm

  • Tahkir etmek, hakaret etmek.
  • Ayıplanmak.

zeim

  • Ayıplanmış.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR