LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Peygamberlik ifadesini içeren 89 kelime bulundu...

berahin-i nübüvvet / berâhin-i nübüvvet

  • Peygamberlik delilleri.

bi'set / بعثت

  • Peygamberlikle gönderilme.

bi'set-i muhammediye

  • Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamberlikle görevlendirilmesi.

bi'set-i nebeviyye

  • Peygamberin, peygamberlikle gönderilişi.

burhan-ı nübüvvet

  • Peygamberlik delili.

cihetü'l-vahdet-i nübüvvet

  • Peygamberlik müessesesinin birlik yönü, bütün peygamberlerin ortak niteliği.

da'va-yı nübüvvet / da'vâ-yı nübüvvet

  • Peygamberlik dava etmek. Peygamber olduğunu ilân etmek.

daire-i nübüvvet

  • Peygamberlik dairesi.

dava-yı nübüvvet / dâvâ-yı nübüvvet

  • Peygamberlik iddiası.

dava-yı risalet / dâvâ-yı risalet

  • Peygamberlik dâvâsı.

delail-i nübüvvet / delâil-i nübüvvet

  • Peygamberlik delilleri.

delil-i nübüvvet

  • Peygamberlik delili.

divan-ı nübüvvet

  • Peygamberlik divanı, makamı.

eimme-i verese

  • Peygamberlik varisi olan imamlar.

emn-ül-azl

  • Peygamberlere mahsûs sıfatlardan biri. Peygamberlerin peygamberlikten azl edilmemesi, atılmaması.

eş'iya

  • (A.S.) Beni-İsrail peygamberlerindendir. (M.Ö. 759-700) tarihlerine kadar Beni-İsrail arasında peygamberlik yapmış, birçok mucizeler göstermiştir. Zamanının padişahı tarafından takib ettirilerek bir ağaç oyuğunda gizli olduğu halde, ağaçla beraber biçki ile kesilerek şehid edilmiştir. 66 babdan ibar

fahr-i risalet / fahr-i risâlet / فَخْرِ رِسَالَتْ

  • Peygamberlik makamının kendisiyle övündüğü zat (Hz. Muhammed asm).

ferman-ı risalet / fermân-ı risalet

  • Peygamberlik fermânı, buyruğu; Hz. Muhammed'in (a.s.m.) bütün cin ve insanlara tebliğ ettiği Kur'ân-ı Kerim.

feyz-i sohbet-i nübüvvet / فَيْضِ صُحْبَتِ نُبُوَّتْ

  • Peygamberlik sohbetinin manevi zevki, bereketi.

hadisat-ı risalet / hâdisât-ı risalet

  • Peygamberlikle ilgili hâdiseler, olaylar.

hakikat-i risalet

  • Peygamberlik, elçilik gerçeği.

hatem-i divan-ı nübüvvet / hâtem-i divan-ı nübüvvet

  • Peygamberlik meclisinin mührü olan Peygamberimiz.

hatem-i nübüvvet / hâtem-i nübüvvet

  • Peygamberlik mührü.

hatem-i risalet / hâtem-i risalet

  • Peygamberlik zincirinin sonu, mührü.

hikmet

  • Nübüvvet (peygamberlik).
  • Faydalı ilim.
  • Edeb, ahlâk ve nasîhat ile ilgili güzel sözler.
  • Gizli sebep, fâide.
  • Fıkıh ilmi, helâl ve harâmı bildiren din ilmi.
  • İlm-i Ledünnî, mânevî ilim.
  • Peygamber efendimizin sünneti.

hil'at-i risalet

  • Peygamberlik elbisesi.

hilafet-i nübüvvet / hilâfet-i nübüvvet

  • Peygamberimizden sonra devam eden peygamberlik varisliği, vekilliği; tebliğ görevi.

hüccet-i risalet

  • Peygamberlik delili.

hükm-ü nübüvvet

  • Peygamberlik hükmü.

iddia-yı nübüvvet

  • Peygamberlik iddiası.

imdad-ı risaletpenahi / imdâd-ı risaletpenâhî

  • Peygamberlik sahibi olan Hz. Muhammed'in (a.s.m.) yardımı, imdadı.

irhasat / irhâsât

  • Efendimizin peygamberlikten önceki harika hâlleri.

ismet

  • Günahsızlık, mâsumluk. Günahlardan kaçınmak melekesine sâhib olmak. Suçsuzluk.
  • Peygamberlik vasıflarından birisidir. Peygamberler (A.S.), hiç bir zaman gizli, âşikâr herhangi bir ma'siyete yaklaşmazlar; bütün kusur ve hatâlardan ve şâibelerden müberrâdırlar.

kalib aleyhisselam / kâlib aleyhisselâm

  • İsrâiloğullarına gönderilen peygamberlerden. Yâkûb aleyhisselâmın on iki oğlundan Şem'ûn'un neslindendir. Babasının ismi Yuknâ'dır. Kendisine Yûşâ aleyhisselâmdan sonra peygamberlik verildi. Mûsâ aleyhisselâma bildirilen dînin emir ve yasaklarını ins anlara tebliğ etti (bildirdi).

kenz-i i'caz-ı risalet / kenz-i i'câz-ı risalet

  • Peygamberlik mu'cizesinin hazinesi.

kıyas-ı hadsi-i hafi / kıyas-ı hadsî-i hafî

  • Gizli olan hükmün illetine (sebebine) güçlü bir sezgi ile (zihnin hemen intikali olan hads ile) ulaşmak sûretiyle yapılan kıyas; yani peygamberlik sebebi olan bütün peygamberlerdeki esasların Peygamber Efendimizdeki (a.s.m.) esaslar ile kıyaslanmasıdır ki, zihin bu esasların Peygamber Efendimizde da

kurb-i nübüvvet

  • Nübüvvet (peygamberlik) yoluna âit yakınlık.

lisan-ı nübüvvet / lisân-ı nübüvvet / لِسَانِ نُبُوَّتْ

  • Peygamberlik dili.
  • Peygamberlik dili.

lisan-ı risalet

  • Peygamberlik dili.

makam-ı nübüvvet

  • Peygamberlik makamı.

menba-ı risalet

  • Peygamberlik kaynağı.

mertebe-i risalet

  • Peygamberlik mertebesi, derecesi.

mesalik-i nübüvvet

  • Peygamberlik misyonunu ispat eden yollar.

misbah-ı nübüvvet / misbâh-ı nübüvvet

  • Peygamberlik lambası, ışığı, kandili.

mu'cizat / mu'cizât

  • Mûcizeler. Allahü teâlânın peygamberlerine, peygamberliklerini isbât etmeleri için ihsân etmiş olduğu hârikulâde yâni âdet dışı (olağan üstü) hâller. Mûcize kelimesinin çokluk şeklidir.

mu'cize

  • Peygamberlerden aleyhimüsselâm peygamberliklerine delil olarak Allahü teâlânın izniyle meydana gelen hârikulâde (olağanüstü) haller.

mu'cize-i nübüvvet

  • Peygamberlik mu'cizesi.

mu'cize-i risalet

  • Peygamberlik mu'cizesi.

müftera hadis / müfterâ hadîs

  • Peygamberlik iddiâsında bulunan Müseylemet-ül-Kezzâb'ın ve ondan sonra gelen münâfıkların (kalbi ile inanmayıp, sözleriyle inandık diyenlerin), zındıkların (kâfirlerin), müslüman görünen dinsizlerin uydurma sözleri.

mühr-i nübüvvet

  • Peygamberlik mührü; Peygamber efendimizin mübârek sırtı ortasında, sol küreğine yakın kalbi hizâsında bulunan nübüvvet mührü. Gümüş teninde, letâfet vardı, İrice Mühr-i nübüvvet vardı. Sırtında idi, Mühr-i nübüvvet, Sağ tarafına yakındı elbet. Bildirdi bize edenler ta'rîf, Bir büyük ben idi, mühr-i

mühr-ü nübüvvet

  • Peygamberlik mühürü. Peygamberimiz Hz. Muhammedin (A.S.M.) iki omuzu arasındaki (sırtındaki) peygamberlik işareti.

müseyleme

  • (Adı: Müseylemet-ül-kezzâb olan) Yalancı Müseyleme, Arabistan'da Asr-ı Saadette Yemame'li bir yalancı, peygamberlik iddia ederek maskara olmuş, Hicri onbirinci yılda öldürülmüştür.

müseylime

  • Peygamberlik dâvâ eden yalancının adı.

nazar-ı nübüvvet / نَظَرِ نُبُوَّتْ

  • Peygamberlik bakışı.
  • Peygamberlik bakışı.

nokta-i nübüvvet

  • Peygamberlik noktası, konusu.

nübüvvet / نبوت / نُبُوَّتْ

  • (Nebi. den) Peygamberlik, nebi olmak, nebilik. Allah'ın (C.C.) emriyle vazifeli olarak insanları doğru yola çağırmak.
  • Peygamberlik, elçilik.
  • Peygamberlik.
  • Peygamberlik; insanları Allahü teâlânın beğendiği yola kavuşturmak, onlara doğru yolu göstermek için Allahü teâlâ tarafından seçilmiş kimselere verilen peygamberlik vazîfesi.
  • Nebilik, peygamberlik.
  • Peygamberlik.
  • Peygamberlik. (Arapça)
  • Peygamberlik.

nübüvvet-i mutlaka

  • Genel olarak peygamberlik.

nübüvvet-i mutlakanın mebhasi

  • Mutlak peygamberlik; peygamberliğin insanlık için zorunluluğunu ispat eden bölüm.

nübüvvetdarane / nübüvvetdârâne

  • Peygamberlik şeklinde.

nübüvvettarane / nübüvvettârâne

  • Peygamberlik şeklinde, peygambere yakışır bir şekilde.

nur-ı nübüvvet / nûr-ı nübüvvet

  • Peygamberlik nûru.

nur-u a'zam-ı nübüvvet / نُورُ اَعْظَمِ نُبُوَّتْ

  • En büyük peygamberlik nuru.

nur-u nübüvvet

  • Peygamberlik nuru.

nur-u risalet

  • Peygamberlik nuru.

peygamberi / peygamberî

  • Peygamberlik. (Farsça)
  • Peygamberle alâkalı. (Farsça)

risalet / risâlet / رِسَالَتْ

  • Peygamberlik.
  • Elçilik, habercilik.
  • Peygamberlik.
  • Birisini bir vazife ile bir yere göndermek.
  • Peygamberlik. Büyük kitapla gelen peygamberlik.
  • Elçilik.
  • Resullük, peygamberlik.
  • Peygamberlik, resûllük.Fahr-i âlem girdi çün kırk yaşına Kondu pes, risâlet tâcı başına.
  • Peygamberlik.

risalet ve't-tenzil

  • Peygamberlik ve Cenâb-ı Allah'ın peygamberlere vahiy yoluyla kitaplar indirmesi.

risaletpenahi

  • Peygamberlik kendisinde noktalanan Peygamberimiz.

rütbe-i risalet

  • Peygamberlik rütbesi.

şecere-i risalet

  • Peygamberlik ağacı, Hz. Âdem'den gelen peygamberlik zinciri.

sema-i risalet / semâ-i risalet

  • Peygamberlik semâsı, göğü.

sema-yı risalet / semâ-yı risalet

  • Peygamberlik semâsı, göğü.

şems-i nübüvvet / شَمْسِ نُبُوَّتْ

  • Peygamberlik güneşi.
  • Peygamberlik güneşi.

şems-i risalet

  • Peygamberlik güneşi.

sıddikiyet / sıddîkiyet

  • Sadâkat ve doğrulukta en ileri oluş. Çok sâdık olma hâli. Velilik mertebesinin nihâyeti. Peygamberlik mertebesinin bidâyeti olan makam.
  • Aşere-i Mübeşşere'nin birincisi ve ilk halife olan Hz. Ebubekir'in (R.A.) nâmı ve sıfatıdır.
  • Çok doğru olup, hiç yalan söylememek.

silsile-i nübüvvet

  • Peygamberlik zinciri.

silsile-i nübüvvet ve diyanet

  • Din ve peygamberlik zinciri.

süleyman

  • Beni İsrail Peygamberlerindendir. Davud (A.S.) ın oğludur. Babasının vasiyyeti üzerine Beyt-ül Makdisi yedi senede inşa ettirdi. Kudüste büyük bir hükümet sarayı yaptırdı. Şark ve garb melikleri kendisine itaate geldiler. Kırk sene hem peygamberlik, hem padişahlık yaptı. Beni İsrailden Yahuda ve Bün

tebliğ-i risalet / tebliğ-i risâlet / تَبْلِيغِ رِسَالَتْ

  • Peygamberlik yoluyla dinin ulaştırılması, bildirilmesi.

tenebbi

  • (Nübüvvet. den) Peygamberlik iddiasına kalkışma, peygamberlik dâvasında bulunma.

tenebbü'

  • (Nübüvvet. den) Peygamberlik iddiasına kalkışma.

tesis-i ahkam-ı risalet / tesis-i ahkâm-ı risalet

  • Peygamberlik makâmının hükümlerinin tesisi, uygulamaya konulması.

tur-i sina / tûr-i sînâ

  • Tûr dağı. Allahü teâlânın Mûsâ aleyhisselâmı peygamberlikle müjdelediği ve sonra Tevrât'ı indirdiği, Kızıldeniz'in kuzeyinde, Asya ve Afrika kıtalarının arasındaki Sinâ yarımadasının güney kısmında yer alan dağ.

usulü'd-din allameleri / usûlü'd-din allâmeleri

  • Kelâm âlimleri, mütekellimler; Allah'ın zât ve sıfatlarından, peygamberlik, âhiret ve inançla ilgili diğer meselelerden İslâmî esaslar dâiresinde bahseden âlimler.

vazife-i nübüvvet

  • Peygamberlik vazifesi.

vazife-i risalet

  • Peygamberlik vazifesi.

vazife-i risalet ve davet / vazife-i risalet ve dâvet

  • Peygamberlik ve davet görevi.

vezaif-i nübüvvet / vezâif-i nübüvvet

  • Peygamberlik görevleri.

zat-ı peygamberi / zât-ı peygamberî

  • Peygamberlik görevini ifa eden zât; Hz. Peygamber efendimizin (a.s.m.) kendisi.