LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Payi ifadesini içeren 47 kelime bulundu...

abi / abî

  • “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” Gazi Mustafa Kemal Atatürk
  • “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır” Gazi Mustafa Kemal Atatürk
  • Kurban payı.

asabe

  • Baba tarafından akrabâ, hısım. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisse (pay) takdîr edip bildirdiği vârislerden (Eshâb-ı ferâizden) sonra gelen ve belli bir payı olmayıp artan malı almaya hak kazanan, ölene erkek vâsıtasıyla bağlanan erkek akrabâ veya bâzı durumlarda bunlar gibi vâris olan kadınlar.

avrupaperest

  • Avrupayı taparcasına seven.

avrupazade / avrupazâde

  • Avrupayı taklit eden.

basit kesir

  • Sûreti (payı), mahrecinden (paydasından) küçük kesir. 2/5 gibi.

başkent

  • Başşehir. Bir devletin idare merkezi olan şehir. Devlet merkezi. Payitaht. (Türkçe)

behrever

  • Hisse ve nasibini almış, payını zimmetine geçirmiş. (Farsça)

behreyab / behreyâb

  • Nasibi olan, payı bulunan.

bi-künem

  • Yapayım.

fariza / farîza

  • Namaz, oruç, zekât gibi kesin delil (mânâsı açık olan âyet-i kerîme) ile bildirilen emirler.
  • Miktârı bildirilen vârislerden her birine düşen hisse. Mîrâs payı.

hacb

  • İslâm mîrâs hukûkunda bir vârisi (hisse sâhibini) diğer bir vârisin bulunmasından dolayı kısmen veya tamâmen mîrastan menetmek. Bir vârisi mîrâstan kısmen (payının azalması şekliyle) mahrûm etmeğe hacb-i noksan, mîrastan hiç alamamak şeklinde mahrûm etmeğe hacb-i hirman denir.

hisse

  • Bölünebilen bir mal veya şeyin her ortağa âit olan kısmı, ortaklardan her birinin hakkı, payı.

hisse senedi

  • Sermayesi paylara bölünebilen ticaret şirketlerinde, ortalıkdan doğan hakları ve sermaye payını temsil eden değerli evrak.

hisse-i ders

  • Ders payı.

hisse-i erzakiye

  • Geçim payı.

hisse-i gurur

  • Gurur payı.

hisse-i iştirak

  • Katılma payı.

hisse-i taallüm

  • Öğrenme payı.

hisse-i zevk

  • Zevk hissesi, payı.

hissedar / حصه دار

  • Pay sahibi. (Arapça - Farsça)
  • Hissedar olmak: Payını almak. (Arapça - Farsça)

hisseyab / hisseyâb / حصه یاب

  • Pay alan. (Arapça - Farsça)
  • Hisseyâb olmak: Payını almak. (Arapça - Farsça)

irsa'

  • Sağlamlaştırma, sâbit kılma.
  • Geminin demir atması.
  • Pâyidar olmak.

isbat

  • Doğruyu delil göstererek meydana koymak. Delil ve şâhitle bir fikrin sıhhatını göstermek. İtiraf, ikrar ve tasdik etmek.
  • Sabit ve muhkem kılmak.
  • Bâki ve pâyidar eylemek.
  • Delil. Bürhan. Şâhit.

lahza / lâhza

  • Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman, an.

lemha-i basar

  • Pek az bir zaman. Göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman.

mahrum / مَحْرُومْ

  • Nasibsiz, hisse ve payı olmayan.

mahrumiyet / مَحْرُومِيَتْ

  • Nasibsizlik, hisse ve payı olmama.

makar

  • Oturulan, karar kılınan yer; merkez; pâyitaht.

makarr

  • (Karar. dan) Karar yeri. Karargâh. Kararlı yer. Merkez. Pâyitaht.
  • Durulan yer, karargâh,ocak, merkez, başkent, payitaht.

makarr-ı hükümet

  • Hükümet merkezi. Pâyitaht.

makarr-ı idare

  • İdare merkezi. Pâyitaht. Hükümet merkezi.

muhriz

  • (İhraz. dan) Elde eden, kendi payına alan, kazanan.

paydar

  • (Pâyidar) İyice yerleşmiş. Devamlı, kadim. (Farsça)
  • Sağlam. Muhkem. (Farsça)
  • Sermedî. (Farsça)
  • Bedi. ' (Farsça)
  • Sâbit. (Farsça)

payidar / pâyidâr

  • İyice yerleşmiş, sağlam, sürekli.

    “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır Ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır”
    Gazi Mustafa Kemal Atatürk


paymal

  • (Pâyimal) Ayak altında kalmış, mahvolmuş, telef olmuş, sürünmüş. (Farsça)

paytaht

  • (Pâyitaht) Merkez-i hükümet, başşehir, başkent. (Farsça)

protestanlık

  • (Prutluk) Papayı Hristiyanların başı olarak tanımayıp ruhaniyetini kabul etmeyen bir Hristiyanlık mezhebi.

sahib-i arş-ı azam / sahib-i arş-ı âzam

  • Kâinatın payitahtı ve merkezi olan büyük Arşın sahibi.

sübut

  • Sâbit, berkarar ve pâyidar olup durmak. Oynak ve müteharrik olmamak. Kat'i olarak meydana çıkmak. Sâbit oluş.

ta'vim

  • Arpayı ve buğdayı tutam tutam biçip yığmak.

tarfe / طرفه

  • Göz açıp kapayış. (Arapça)

tarfetü'l-ayn

  • Bir göz açıp kapayıncaya kadar olan an.

tarfetülayn / طرفة العين

  • Göz açıp kapayıncaya kadar.
  • Göz açıp kapayıncaya dek, bir anda. (Arapça)

terettüb

  • Sıralanmak.
  • Gerekmek. Lâzım gelmek. Netice olarak çıkmak.
  • Bir yerde aslâ kımıldamak, bir vecih üzere sâbit ve pâyidar olup durmak.
  • Zuhura gelmek.
  • Muayen sebeblerin, muayyen ve mukannen olan neticeler vermesi.

tertib

  • (Çoğulu: Tertibât) Tanzim etme. Dizme, sıralama, düzene koymak.
  • Tedarik edip hazır ve müheyya kılmak.
  • Bir şeyi bir yere sabit ve pâyidar kılmak.
  • Mertebelere göre davranmak.
  • Hile ile aldatma.

tevfik / tevfîk

  • Allahü teâlânın kullarının işini, rızâsına muvâfık (uygun) kılması, şer (kötülük) yolunu kapayıp, hayır (iyilik) yolunu kolaylaştırması.

tevziat / tevziât

  • (Tekili: Tevzi') Tevziler, dağıtmalar.
  • Herkese payını vermeler.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın