LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Paralar ifadesini içeren 37 kelime bulundu...

atlab

  • (Tekili: Tâlib) Arayanlar, talibler; bilhassa talebeler.
  • (Tılb) Kadın peşinde dolaşanlar, zamparalar.

banka

  • İtl. Faizle para alıp veren, kredi, iskonto, kambiyo işlerini gören ticari kuruluş.Faiz dinimizde günahtır. Bankalar dar gelirlilerin paralarını faiz karşılığı toplar, zenginlere daha yüksek faizle verir. Bunlar dar gelirlilerin tasarruf ettikleri paralarla bir iş yeri açar, bir mal üretir ve bu mal

berat-ı cibayet

  • Vergi, icâre ve resim gibi vakfa veyahut da hazineye ait olan paraları toplamak salâhiyetini veren vesika.

ceyyid

  • Başka mâdenle karışım hâlinde basılmış altın ve gümüş paralardan, karışımında altın ve gümüş miktârı fazla olanlar.

derahim

  • (Tekili: Dirhem) Dirhemler. Okkanın dörtyüzde birleri.
  • Akçeler, paralar.

dirhem

  • İslâmiyet'ten önce ve sonra kullanılan değişik ağırlıktaki gümüş paralar.

döviz

  • Yabancı devlet parası. (Fransızca)
  • Yabancı ülkelerde ecnebi paralarla ödenecek olan poliçe, çek gibi senetler. (Fransızca)

emval-i batına / emval-i bâtına

  • Nakit paralarla, evlerde, mağazalarda bulunan ticaret malları.

evrak-ı nakdiyye

  • Kağıt paralar.

faiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile

fülus / fülûs

  • (Tekili: Fels) Bakır paralar.
  • Balık pulu.
  • Altın ve gümüşten olmayan mâdenî paralar, pul. Fels'in çoğulu.
  • Bakır paralar.

fülus-u felsefe / fülûs-u felsefe

  • Felsefenin bakır paraları, kuruşları; felsefenin kıymetsiz malları.

galle-i vakf

  • Vakfın faide ve mahsulü. Bununla vakfın tabiî ve hukukî semereleri anlaşılır. Vakıf paraların ticareti ve vakıf akarların kirası, vakıf bahçelerin sebze ve meyveleri bu kabildendir.

gasb-ı nukud

  • Paraların cebren alınması.

gulamiye

  • Tar: Cizye ve diğer vergileri tahsil edenlerin topladıkları paraların hazine veznesine teslim edilişi esnasında cizye veya vergi harç pusulalarının her biri için kendilerine verilen tahsil âidatı.

hasene

  • İyilik. Güzellik. Hayırlı amel. Allah rızasına çok uygun iş.
  • Eski altun paralardan biri.

iane-i cihadiye

  • Muharebe zamanında harbin icab ettirdiği fazla masrafları karşılamak ve yardım olmak için halktan alınan paralar. Miktarı, her mahallin iktidarı derecesine göre kaza ve liva üzerine merkezden tertib ve "tevzi defterleri"ne maktu' miktar olarak konulurdu. Bu çeşit vergi ve ianeler Tanzimat'tan sonra

iç hazine

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında sarayda muhafaza edilen bir kısım paralar. (Türkçe)

ihtiyat hazinesi

  • Tar: Savaş ve diğer fevkalâde masraflara karşılık olmak üzere sarayda biriktirilen paralar. Gelirleri havass-ı hümayun hâsılatı, ganimetlerin beşte biri ve başka hükümdarlardan gelen hediyelerdi. Buna "iç hazine" veya "enderun hazinesi" de denilirdi.

kuruz

  • (Tekili: Karz) Borçlar. Ödünç olarak verilen paralar.

mahmil-i şerif

  • Mekke ve Medine'ye, sürre namiyle gönderilen hediye ve paraların yüklendiği vasıta.

makbuzat

  • (Tekili: Makbuz) Alınan paralar. Satıştan veya borçlulardan toplanan paralar.

masarifat

  • (Tekili: Masârif) Masraflar, giderler. Harcanan paralar.

me'huzat / me'huzât

  • Alınmış olanlar. Alınan paralar ve bu paraların defterde yazılı kısmı.

mebaliğ

  • (Tekili: Meblâğ) Paralar, akçeler.

medfuat

  • (Tekili: Medfu') Defedilip dışarı çıkarılmış olanlar.
  • Sarfedilmiş ve verilmiş paralar. Harcanan veya kasadan çıkan paraların, hesap defterinde kaydedildiği hâne.

meskukat / meskûkât / مسكوكات

  • (Tekili: Meskuk) Sikke hâline getirilmiş mâdeni paralar. Akçeler.
  • Belli ağırlıkta basılmış olan altın ve gümüş paralar.
  • Madenî paralar, sikkeler. (Arapça)

müstakrazat

  • (Tekili: Müstakraz) (Karz. dan) Borç olarak alınmış paralar.

nukud / nukûd

  • (Tekili: Nakid) Nakidler, paralar, akçeler, madeni paralar.
  • Nakitler, paralar.
  • Paralar, nakidler.
  • Basılmış altın ve gümüş paralar. Müfredi (tekili) Nakddır.

nukud-ı mevkufe

  • Vakfedilen paralar.

para

  • Alış-veriş aracı olarak kullanılan, biriktirme ve tasarruf etmeye yarayan, çeşitli mâdenlerden veya kağıttan îmâl edilmiş değer ölçüsü. Belli ağırlıkta basılmış olan altın ve gümüş paralara sikke veya meskûkât, altın paralara dînâr, gümüş paralara dirhem denir.

peşinat / peşinât

  • Peşin verilen paralar. (Farsça)

pul

  • Altın ve gümüş dışındaki mâdenî paralar.

suluh

  • Sahte olmayıp geçer akçalar. Sağlam ve hakiki paralar.

surre / صره

  • Para kesesi. (Arapça)
  • Hükümdar tarafından Mekke'ye gönderilen paralar ve armağanlar. (Arapça)

varidat / vâridât

  • (Tekili: Vâride) Kâr, gelir.
  • Vârid olan. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar.
  • Hatıra gelen, içe doğan.

vezne

  • Tartı. Terazi.
  • Tartı yeri. Eskiden altun ve gümüş paralar sayı ile olduğu gibi tartıyla da alınıp verildiği için bu tabir meydana gelmiştir. Para alınıp verilen yer mânasında da kullanılır. Devlet daireleri ile büyük müesseselerde para alıp veren memura Veznedar denir.
  • Barut

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın