LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Pîr ifadesini içeren 89 kelime bulundu...

aglal

  • (Tekili: Gull) Boyna geçirilen zincirler.
  • Kelepçeler, pırangalar.

bakteri

  • Basit, çekirdeksiz, bölünerek çoğalan tek hücreli canlılara verilen addır. Çeşitli şekilleri vardır: Kürevî (coccus), çubuk şeklinde (basil), virgül şeklinde (vibriyon), burmalı (spiril).Bakteriler ya tek tek, ya da birkaçı bir arada bulunmalarına göre de ayrı adları vardır. Havanın oksijeni ile yaş (Fransızca)

beha-baha

  • Güzellik, süs, pırıltı.
  • Kıymet, değer, bedel.

behet

  • Sütlaç. Süt lapası. (Farsça)
  • Pirinç unu ile pişirilen ve Me'muniye adı verilen helva. (Farsça)

behetta

  • Pirinç çorbası.
  • Sütlü pirinç yemeği.

beragis

  • (Tekili: Bürgus) Pireler.

berheme

  • Gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak.

billur

  • Pırıl pırıl cam.

birad

  • İhtiyar, pir. Dermansız, güçsüz kimse. (Farsça)

birinc / برنج

  • Bir hububat cinsi olan pirinç. (Farsça)
  • Pilav. (Farsça)
  • Pirinç madeni. (Farsça)
  • Pirinç. (Farsça)

biryan

  • Kebabın bir nev'i. Piran. Pürân. (Farsça)

bumbar

  • Koyun ve benzeri gibi hayvanların kalın bağırsağı. (Farsça)
  • İçine kıyma, pirinç vs. doldurulmuş bağırsakla yapılan bir cins yemek. (Farsça)

bürgus

  • (Çoğulu: Beragis) Pire.

busiş / bûsiş

  • Şapırtılı öpüş. (Farsça)

çakçak

  • Parça parça, yırtık pırtık.
  • Kılıç ve emsâli şeylerin sesleri.

cünbiş / جنبش

  • Kıpırtı, hareket, sallanma. (Farsça)

dendene

  • Mırıltı, homurdanma. Ağır ağır, dudak kıpırtısıyla, yavaş yavaş söylenen söz. (Farsça)

deneycilik

  • (Ampirizm) Fels: İnsan zihninde mevcut her bilginin ve her düşüncenin kaynağı tecrübe (deney) olduğunu iddia eden felsefi görüş. Bu görüş, tecrübenin ehemmiyetini belirtirken aklın ve dinin rolünü inkâr ediyor. Tecrübe maddi dünyayı anlamak için gerekli ama, yeterli değildir. Tecrübe görüneni ve müş

dirdih

  • Yaşlı, pir, ihtiyar kişi.

ebu eyyub-il ensari / ebu eyyub-il ensarî

  • Sahabe-yi Kiramdan olup Halid bin Zeyd-i Hazrecî diye de anılır. Hicretten sonra Peygamberimize (A.S.M.) ilk mihmandârlığı yapmış idi. Hicretin 50. yılında pir-i fâni olduğu halde teberrüken Kostantiniyye'nin fethine azimet eden İslâm ordusu ile harbe iştirak etmiş, İstanbul surları dışında şehid ol

ehram / ehrâm / اهرام / اَهْرَامْ

  • Mısır'da Firavunların piramit şeklindeki mezarları.
  • Mısır'daki Firavunların piramit şeklindeki mezarları.
  • Piramit. (Arapça)
  • Piramitler.

ehram-ı mürebbai / ehram-ı mürebbaî

  • Dörtgen piramit. Dört köşeli ehram.

ehram-ı müsellesi / ehram-ı müsellesî

  • Üçgen piramit.

eşyah

  • (Tekili: Şeyh) Şeyhler, ihtiyarlar, yaşlılar, pir-i fâniler.

fekk

  • Açmak. Ayırmak.
  • Kırmak.
  • Kaldırmak.
  • Kesmek.
  • El ve bilek, yerinden burkulup çıkmak.
  • Rehin verilen şeyi kurtarıp çıkarmak.
  • Köle azadetmek.
  • Pir-i fâni olmak.

fertut

  • Pir, çok ihtiyar. (Farsça)
  • Bunak, kocamış. (Farsça)

fertuti / fertutî

  • İhtiyarlık, pirlik, bunamışlık, bunaklık. (Farsça)

feyruzec

  • Piruze dedikleri kıymetli taş.

gırajova ateşi

  • Tar: Eskiden kale müdafaalarında hücum edenlere karşı ve deniz savaşlarında düşman gemilerini tutuşturmak için kullanılan ve su ile sönmeyen bir cins ateş. Balmumu, kükürt, ispirto, kâfuru karmasından ibarettir. Bu ya doğrudan doğruya tutuşturulur veya buna batırılmış yuvarlak yün parçaları ateşlene

haduş

  • Pire. Sinek.

helime / helîme

  • Buğday ve pirinç gibi bazı hububatın kaynamasıyla hâsıl olan koyu ve yapışkanlı su.

herem

  • Kocamak, yaşlanmak, ihtiyar olmak.
  • Mısır'da firavunlar zamanından kalmış piramit şeklindeki mezarların beheri.
  • Geo: Mahrutî şekil, piramit.

hevamm

  • Böcekler, haşereler.
  • Yılan, pire, akrep gizli zararlı hayvanlar.
  • Böcekler, haşereler. Pire, tahta kurusu, bit, örümcek, yılan gibi, kışın gizlenip yazın meydana çıkan, insan ve hayvanın vücudundan beslenerek yaşayan, insana zararı dokunan (parazit yaşayan) küçük canlılır.

hiram

  • (Tekili: Herem) Piramitler, ehramlar.

hirem / هرم

  • Piramit. (Arapça)

hortlak

  • Bazıların hakikatsız ve batıl inanışına göre mezarda dirilip geceleri çıkarak dolaştığı tevehhüm edilen ölü. Cadı, vampir.

hufale

  • Arpa, buğday ve pirinç kabuğundan saçılan.
  • Her kabuklunun arınıp pâk olanı.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.
  • Yağ tortusu.
  • Şıra sıkıntısı ve kepeği.

hulliyyat

  • (Tekili: Hulliyy) Pırlanta, altun, gümüş gibi süs eşyaları.

hurkus

  • Pire gibi bir böcek (Az olarak kanatlanır uçar).

husare

  • Arpa, buğday ve pirinç gibi hububâtın kabuğundan düşen parçalar.
  • Her kabuklu nesnenin, kabuğundan ayrılıp temizlenmesi.
  • Şirâ sıkıntısı.
  • Her nesnenin fenâsı.

kazez

  • Pire.

kazzan

  • Pire.

keylekan

  • Bir pırasa cinsi.

kürras

  • Pırasa.

küul

  • İspirto. Alkol.

kuzze

  • (Çoğulu: Kuzze) Ok yeleği.
  • Pire, bürgus.

lümey'a

  • Küçük pırıltı. Küçük ışıkcık. Parıltıcık.

medrus / medrûs / مدروس

  • Eski, yırtık pırtık. (Arapça)
  • Ders olarak verilen. (Arapça)

medyum

  • (Medyom) Lât. İspirtizmacılık için vasıtalık eden.

mefluciyet / meflûciyet / مفلوجيت

  • Felçlilik. (Arapça)
  • Kıpırdayamama. (Arapça)

meşayih

  • Şeyhler. Pirler. İhtiyarlar.
  • Şeyhler, pirler.

mevlana celaleddin-i rumi

  • Hi: 672 de Belh'de doğdu. Konya'ya geldi ve yerleşti. Mühim eseri Farsça ve manzum yazdığı Mesnevi'sidir. İkişer mısralı kafiyeli şekilde olduğundan bu isim verilmiştir. Mevlevi Tarikatının piri ve serefrâzıdır.

mızz

  • Yemeğin lezzetinden ağzını şapırdatmak.

mülatafe / mülâtafe

  • Lâtifede bulunma, espiri yapmak, edep sınırlarını aşmadan şaka ile takılma, karşılıklı şakalaşma.

mülatefe / mülâtefe

  • Karşılıklı lâtifede bulunma, espiri yapma.

mürşid

  • (Rüşd. den) İrşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran. Peygamber vârisi olan, kılavuz. Tarikat piri, şeyhi.

müteharrik / متحرک

  • Hareket eden, kıpırdayan. (Arapça)

müteveccih

  • Yönelmiş, dönmüş. Bir yere doğru yola çıkan.
  • Birisine karşı iyi düşünce ve sevgisi olmak. İhsan ve iltifat üzere olmak.
  • Pir-i fâni olmak.

pir-i moğan

  • (Pir-i muğan) Meyhaneci.
  • Mc: Mürşid.

pirahen

  • (Pirehen) Gömlek. Kamis. (Farsça)

piran

  • (Tekili: Pir) İhtiyarlar, yaşlılar. (Farsça)

piraste

  • Tertibedilmiş, düzenlenmiş donatılmış, süslü. Pirastegî . f. Düzen, intizam. (Farsça)

piristu

  • (Piristuk) Kırlangıç kuşu. (Farsça)

pırlanta

  • İtl. Çok tıraş edilmiş, foyasız parlak elmas. Taşı pırlanta olan.

pırlanta-misal

  • Pırlanta gibi.

pırlantamisal

  • Pırlanta gibi.

postnişin / پست نشي ن

  • Postta oturan. (Farsça)
  • Pîre vekaletle postta oturan, tekke şeyhi. (Farsça)

rengarenk / rengârenk

  • Pırıl pırıl renklerle bezenmiş.

rezzaz

  • Pirinç satan. Pirinç satıcı.

rüzz

  • Pirinç.

şah-ı evliya / شَاهِ اَوْلِيَا

  • Bütün velilerin piri (Hz Ali Efendimiz).

şah-ı velayet / şâh-ı velâyet / شَاهِ وَلَايَتْ

  • Bütün velilerin pîri olan Hz. Ali Efendimiz (r.a).

se'bül

  • (Çoğulu: Sevâbil) Aş havucu.
  • Pirinç, buğday, nohut, mercimek.

şebe

  • Bakırla çinko madeninden yapılan pirinç.
  • Benzeme, müşabehet.

şebeh

  • (Şibih) Benzer, nazir, benzeyen şey.
  • Bakır ile çinkodan karıştırılıp yapılan pirinç madeni.

şehriyye

  • Çok yaşamış pir. Çok yaşlı, ihtiyar.

şemlak

  • Yaşlı, pir, ihtiyar.

serçeşme

  • (Çoğulu: Serçeşmegân) Çeşme başı, su başı. Pınar. (Farsça)
  • Pir, şeyh. Baş. (Farsça)
  • (Tanzimattan evvel) yardımcı askerlerin maddi işlerine bakan kimse. (Farsça)

şeyh

  • Pir, tarikat önderi, ihtiyar.

şirhar

  • Tar: Acemiliğe alınmayan veya sayısı beşten az olan esirlerden bir kısmı. Pencik kanuni hükümlerine göre esirler: Şirhâr, beççe, gulamçe, gulâm, sakallı ve pir olmak üzere sınıflara ayrılır ve bu tertibe göre vergiye tâbi tutulurdu. Üç yaşına kadar olan çocuklara, süt emen mânâsına gelen şirhâr; üç (Farsça)

sırr-ı i'caz-ı kur'an / sırr-ı i'câz-ı kur'ân

  • Kur'ân'ın mu'cize oluşunun sırrı, espirisi.

tabtaba

  • Su çağıltısı.
  • Tıpırtı.

tamir bin tamir

  • Aslı bilinmeyen kimse.
  • Pire.

tefciye

  • Yemeğin içine nohut, buğday, pirinç, maydanoz ve bunlara benzer şeyler koymak. (Bu konulan şeylere "ebazir" derler.)

temattuk

  • Bir nesnenin lezzetinden ağzını şapırdatmak.

ümmi sinan

  • (Vefatı Hi: 958, Mi: 1551) Halvetî Tarikatı, Sinaniye kolunun piridir. Bursa'lı olduğu nakledilir. Karaman'lı olduğu hakkında da rivayet vardır. Risale-i Şerife-i İstanbulî Ümmi Sinan adında bir eseri vardır. (R. Aleyh.) (Osmanlı Müellifleri sh: 214)

usam

  • Pire.

vasl

  • Kavuşma. Allahü teâlâya kavuşma; velî olma. Vasl olanlar reisidir, o hocasının pîridir. Mektûbât ki eseridir, câna can katar efendim.
  • Birleştirme. İlm ile, irfân ile, sâhib olan Sıla'ya İki temel bilgiyi vasl eden bir araya Dalıp uçsuz bucaksız, o muazzam deryâya Ve bu zikr deryâsınd

zerde

  • Safranla pişirilen bir çeşit pirinç tatlısı. Safran, sarı renge boyadığı için bu ad verilmiştir. Eskiden düğünlerde pişirilirdi. (Farsça)
  • Safran. (Farsça)
  • Yumurta sarısı. (Farsça)