LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Oyunlar ifadesini içeren 45 kelime bulundu...

a'nak / a'nâk

  • (Tekili: Unk) Boyunlar, gerdanlar.

acaib-i dekaik / acâib-i dekâik

  • Anlaşılmaz hileler, ince oyunlar.

adet-i agnam / âdet-i agnâm

  • Keçi ve koyunlar için alınan vergi.

agnam

  • (Tekili: Ganem) Koyunlar, keçiler.
  • Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir.

ağnam / ağnâm / اغنام

  • "Ganem"in çoğulu. Davarlar, koyunlar, keçiler.
  • Koyunlar. (Arapça)

arab / ârâb

  • (Tekili: İrb ve İrbe) Hacetler.
  • Uzuvlar.
  • Akıllar, zekâlar.
  • Hileler, oyunlar.

ater

  • Arap kadınlarının misk ve başka güzel şeylerle yoğurup, boyunlarına taktıkları gerdanlık.

atrab

  • Oyunlar. Eğlenceler. Şenlik ve ferahlıklar.

çevgan

  • Cirit oyunlarında atlıların birbirlerine attıkları değnek. (Farsça)
  • Baston, ucu eğri değnek. (Farsça)

cüyud

  • (Tekili: Cid) Gerdanlar, boyunlar.

desais / desâis / دسائس

  • Desiseler, hileler, oyunlar.
  • Hileler, oyunlar. (Arapça)

dümme

  • Arap oyunlarından bir oyun ismi.
  • Yol, tarik.

ecyad

  • (Tekili: Cîd) Uzun boyunlar.

egnam

  • Koyunlar.

emihe

  • Koyunlarda meydana gelen uyuzluk.

hatem-i sadaret / hâtem-i sadaret

  • Padişahın sadrazamlarda bulunan mührü. Buna "hâtem-i vekâlet", "hâtem-i şerif" veya "mühr-i hümayun" da denilirdi. İlk zamanlar yüzük şeklinde idi ve parmağa takılırdı. Sonraları zincire bağlı olarak sadrazamlar, boyunlarına asarlardı. Bundan ayrılmak, vazifeden azledilmek demek olduğu için; mühürü

hezhaz

  • Aygırları boyunlarından sıkıp zebun eden yavuz aygır.

hid'

  • Koyunlar ürküp dağıldıklarında, onları durdurmak için söylenen bir kelimedir.

hokkabaz

  • Elçabukluğu ile birtakım şaşırtıcı oyunlar göstermeyi kendine meslek edinmiş kişi.
  • Mc: Başkalarını aldatarak yalan ve hile ile iş çeviren kimse.

i'tinak

  • (Unk. dan) Birbirlerinin boyunlarına sarılma.
  • Kucaklama.
  • Sıkıca kavrayıp alma.

ihtiyalat

  • (Tekili: İhtiyal) Düzenler, hileler, aldatmalar, oyunlar.

ir'a-yi agnam / ir'â-yi agnam

  • Koyunları otlatma.

kahal

  • Koyunların derisini kurutan bir hastalık.

kaid

  • (A, uzun okunur) Süren. Sevkeden.
  • Koyunların önünden giden ve "Küsem" denilen koyun.
  • Yedeğine alıp çeken. Çavuş. Serasker, kumandan.
  • Sıradağ.
  • Geniş ark.

kayıd

  • (Çoğulu: Kıvâd-Kâde-Kavâyid) Çekici, çeken.
  • Çavuş.
  • Koyunların önünde yürüyen "kösem" dedikleri koyun.

kibaş

  • (Tekili: Kebş) Erkek koyunlar, koçlar.

kuhaz

  • Koyunlara ârız olan bir hastalık.

kumar

  • Para vs. karşılığında oynanılan oyun. Meşru bir ihtiyacın karşılanması için bir çalışma sonucu olmadan piyango ve şans oyunları gibi haram yollarla kazanç elde etmektir. Dinimizde böyle oyunların her türlüsü haramdır.

lehviyat-ı medeniye

  • Medeniyetin haram eğlenceleri, oyunları.

lehviyyat

  • (Tekili: Lehv) Lehivler, kadınlı erkekli haram eğlenceler, oyunlar. Nefsanî gayr-i meşru oyun ve eğlenceler. (Farsça)

lu'biyyat / lu'biyyât

  • Oyunlar, eğlenceler.

melahi

  • Oyunlar, eğlenceler. Cümbüşler.

melaib / melâib

  • Oyunlar, oyun yerleri.

mukmehun

  • Elleri boyunlarına bağlı veya boyunlarından zincir takılı olarak azab çekenler.
  • Başı yukarı kalkmış, gözleri bir yere dikilmiş ve etrafa bakamayan somurtmuş kimseler.

mükur

  • (Tekili: Mekr) Hileler, oyunlar, dalavereler.

na'cat

  • (Tekili: Na'ce) Dişi koyunlar.

niac

  • (Tekili: Na'ce) Dişi koyunlar.

rakabat

  • (Tekili: Rakabe) Boyunlar. Ense kökleri.
  • Köleler, câriyeler. Kullar.

sevel

  • Koyunlarda olan bir hastalıktır. Hasta koyun sürüye uymaz, otlak yerinde döner durur.

sofestaicesine

  • Sofistler gibi, safsata ve kelime oyunlarıyla kabul ettirmeye çalışırcasına.

telbisat / telbisât

  • Telbisler. Hileler, oyunlar.

temsilat / temsîlât / تمثيلات

  • Tiyatro oyunları. (Arapça)

tıksar

  • Halka biçiminde taç.
  • Kaınların boyunlarına yaptıkları bağ.

velsan

  • Birbirinin boyunlarına el atarak yürüme.

virat

  • Zekât vermek korkusundan hile edip bir yere toplanmış koyunlarını ayırıp dağıtmak veya perâkende koyunlarını bir yere toplamak.