LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ortu ifadesini içeren 319 kelime bulundu...

abiye

  • Örtü ile yüzünü örten, utangaç kız veya kadın.

agşiye

  • (Tekili: Gışa) Perdeler, örtüler.
  • Zarflar, mahfazalar.

ahfiye

  • (Tekili: Hıfâ) Örtüler, perdeler, gizli şeyler.
  • Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk.

ahkam-ı mesture / ahkâm-ı mesture / اَحْكَامِ مَسْتُورَه

  • Örtülü (açık olmayan) hükümler.

aker

  • Zeytinyağı tortusu.

akl

  • (Akıl) Men'etmek.
  • Sığınacak yer.
  • Kırmızı mihfe örtüsü.
  • Diyet.
  • İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası. Düşünme ve anlama kabiliyeti. Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, k

ashab-ı suffa / ashâb-ı suffa

  • Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak Kur'ânın en yükse

atal

  • (C. A'tâl) Vücudun örtüsüz yeri, bilhassa ense.
  • Bir kişinin güzelliği.
  • Vücudun tamamı.
  • Boyuna asılan gerdanlığı kaybetmek.

avret

  • Eksik. Gedik. Gizlenmesi lâzım gelen şey. Dinen örtülmesi vâcib olan âzâ, ud yeri. Utanılacak ve hayâ edilecek şey. Erkeklerde göbek ile diz kapağı arasındaki kısım.
  • Kadın. Zevce. Nikâhlı.
  • Gece uykuya yatacağı vakit ve seherden evvel uykudan kalkılacak saate de şeriat örfünde

başam

  • Perde, örtü. (Farsça)

başame

  • Kadınların örtündükleri yaşmak. Tülbent, başörtüsü. (Farsça)

bedestan

  • Değerli, kıymetli kumaşlar, silâhlar ve mücevherler vs. alış-verişine mahsus üstü örtülü ve mahfuz çarşı. (Farsça)

berku'

  • Yüz örtüsü. Peçe.

beyin

  • Kafatasının en büyük kısmını kaplayan, kalınca ve dayanıklı üç zarla örtülmüş olan bir sinir merkezidir. Yumuşak ve beyazımsı bir kitle olan beyin, duygu ve bilgi merkezidir. Ak ve boz maddeden yapılmıştır ve iki yarım küre olarak yaratılmıştır. Yarım kürelerden birinde bir arıza sebebiyle bu merkez (Türkçe)

beyzat-ül hıdr

  • Kapalı, örtülü güzel kadın.

bihicap / bîhicap

  • Perdesiz, örtüsüz.

buhnuk

  • Kadınların başlarına örtüp iki uçlarını çenesi altına bağladıkları bez. (Türkçe "destâr" derler)

bürka'

  • Kadınların örtündükleri yaşmak, peçe.

burku'

  • (Berku') Kadınların yüz örtüsü, peçe.
  • Kâbe örtüsü.
  • Yedinci kat gök.

bürme

  • (Çoğulu: Birem-Birâm) Çömlek yapımında kullanılan yumuşak taş.
  • Çömlek.
  • Baş örtüsü.

busayri / busayrî

  • (Şeref-üd-din) (Mi: 1213-1295) Busayr'da doğdu. Meşhur Arap şair ve hattatıdır. "Kaside-i Bürde" sahibidir. Esas ismi "El-Kevakib-üd-Dürriyye fi Medh-i Hayrilberiyye" olan kasidesine; tutulmuş olduğu hastalıktan, rü'yasında Resûlullah'ın hırkasını (bürde) üzerine örtüp şifa bulması sebebiyle "Kaside

çader / çâder / چادر

  • Çadır. (Farsça)
  • Örtü, kadınların giydiği örtü. (Farsça)

çadır / چادر

  • Çadır. (Farsça)
  • Örtü, kadınların giydiği örtü. (Farsça)

car / câr

  • Kadınların, elbisenin üstünde örtündükleri çarşaf.

çarşaf

  • Yatağın üstüne serilen veya yorgana kaplanan bez örtü.
  • Kadınların kullandığı baştan örtülen, pelerinli eteklikli sokak elbisesi. Kadınların örtünmesi farzdır. Bu maksatla çarşaf ucuz, pratik, hafif olması ve zengin fakir herkesin kolayca sağlıyabilmesi bakımından yaygın olarak kulanı

ce've

  • (Çoğulu: Cââ-Cevâ) Çömlek.
  • Örtü.

ce'vet

  • Kıtlık.
  • Bir şeyin üzerine örtülen.
  • Üzerine tencere konulan örtü.
  • Çömlek.

cehamet

  • Yüz pörtümek, donuk yüzlü olmak.

celabib / celâbib

  • (Tekili: Cilbâb) Kadının bütün vücudunu örten ve dıştan giyilip bol olan çarşaf nevi. Yaşmaklar. Baş ve yüz örtüleri, ferâceler.
  • Uzun ve geniş örtü, manto. Cilbâb'ın çoğuludur.

çeşm-aviz

  • Yüz örtüsü, peçe. (Farsça)

çetu

  • Perde, örtü. (Farsça)

cilbab / cilbâb

  • Uzun ve geniş örtü, manto. Çoğulu Celâbîb'dir.

ciz'

  • Ağaç kütüğü. Ağaç kökü. Kuru direk. Hurma ağacının kökü. Hurma ağacı.
  • Çatı örtüsünde kullanılan ağaçlar.

cünnet

  • Örtü, kadın başörtüsü.
  • Yağan.
  • Kalkan.

cürd

  • Tüysüz, kılsız.
  • Cilt hastası (deve).
  • Tüyleri kısa olan (at).
  • Bitki örtüsü olmayan (arazi).
  • Piyâdesiz (süvâri).

dameni / damenî

  • Eteklik. (Farsça)
  • Kadın başörtüsü. (Farsça)

defain

  • Defineler, örtülü hazineler.

defn

  • Cenâzenin yıkanıp kefenlendikten ve namazı kılındıktan sonra kabre konularak üzerinin toprakla örtülmesi.

delalet-i zımni ve işari / delâlet-i zımnî ve işârî

  • Örtülü ve gizli işaretle bir mânâyı gösterme.

demc

  • Dühul etmek, girmek.
  • Mestur olmak, örtünmek.

derem

  • Baldır etli olduğundan dolayı topuğun görünmeyip belirsiz olması ve sâir kemiklerin etlilikten belirmeyip örtülmesi.
  • Ağızdan dişlerin dökülüp yerini et bürüyüp belirsiz olması.
  • Davarın yavaş yürüyüp adımlarını birbirine yakın atması.

derrace

  • Eskiden kullanılan bir çeşit harb âletidir ki, üstü sığır derisi ile örtülü olup, tekerlekleri içinde dönerdi.
  • Bisiklet.

desr

  • (Çoğulu: Dusur) Bürünmek, örtünmek.
  • Çok olan mal.

devac

  • Üste örtünecek şey. Yorgan. (Farsça)

dok

  • ing. Gemi tamir veya inşasında kullanılan üstü örtülü havuz.
  • Ticari eşya için rıhtımlarda yapılan büyük depo.

dümac

  • Çok sağlam nesne.
  • Gizli örtülü olan şey.

dürd / درد

  • Tortu, çöküntü, posa, işe yaramayan kısım. (Farsça)
  • Tortu. (Farsça)

dürdi / dürdî

  • Çöküntü, tortu. (Farsça)

dürdkeş / دردكش

  • Tortulu şarap içen. (Farsça)

ebih

  • Yüzünden örtüyü kaldırmayan tesettürlü kadın.

ehl-i suffa

  • Medîne-i münevverede, akrabâları ve evleri bulunmayan, Peygamber efendimizin mescidinin suffa denilen ve üzeri hurma dallarıyla örtülü bölümünde kalan eshâb-ı kirâm.

erdiye

  • (Tekili: Rıdâ) Baş örtüleri.

ervak

  • (Tekili: Revk) Revkler, perdeler, örtüler.
  • Çadırlar, muvakkat olarak bezden yapılan odalar.

esban

  • Kadınların başlarını örttükleri güzel ve ince bir örtü.
  • Kadınların, yüzlerini örtükleri peçe, tül.

eshab-ı suffa / eshâb-ı suffa

  • Suffe ehli. Peygamber efendimizin Mekke'den hicretinden sonra, Medîne-i münevverede yaptırdığı câminin (Mescid-i Nebevî'nin) örtülü bölümünde ilim ve ibâdetle meşgul olan fakir ve kimsesiz müslümanlar.

esrar-ı mesture / esrar-ı mestûre / esrâr-ı mestûre / اَسْرَارِ مَسْتُورَه

  • Üzeri örtülü kalan sırlar.
  • Örtülü sırlar.

estağfirullah

  • Cenâb-ı Hak'tan kusurumun örtülmesini dilerim. Allah (C.C.) kusurumu efvetsin (mealinde, kusurunu anlayan bir müslümanın duâsı. Hürmet veya ikramlara karşı tevâzu maksadı ile de söylenmektedir.)

estar

  • Örtüler, perdeler.

eyazi

  • Kadınların yüzlerine örttükleri peçe, örtü. (Farsça)

ferace

  • Örtünecek gibi olan ve giyilen bol elbise, cübbe.
  • Kadınların üzerlerine örttükleri örtü. Bütün vücudu kaplayan geniş örtü.

fil

  • (Çoğulu: Efyal-Füyul) Daha ziyade Hindistan ve Asya gibi yerlerde bulunan iri vücudlu, hortumlu bir hayvan.

fitan

  • Eyer örtüsü.

füruş

  • (Tekili: Firaş) Döşemeler. Yerlere serilen örtüler.
  • Yataklar.

gafir-üz zenb

  • Günahları örtüp afveden, suçları bağışlayan Cenab-ı Hak (C.C.) (Farsça)

gafur / gafûr

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kulların günâh, ayıb ve hatâlarını pek çok örtüp, bağışlayan.

galeri

  • San'at eserinin sergilendiği salon veya koridor. (Fransızca)
  • Tiyatroda seyircilere ait balkon. (Fransızca)
  • Üstü örtülü uzun yer. (Fransızca)
  • Yer altında açılmış uzun, dar yol. (Fransızca)

gama'

  • Ev örtüsü, çatı.

garin / garîn

  • Havuz dibinde olan balçıklı su.
  • Her nesnenin kap dibinde kalan çöküğü, tortusu.

gaşiye / gâşiye / غاشيه

  • Perde. Örtü.
  • Kıyamet.
  • Dilenci ve cerrar.
  • Ziyârete gelen dostlar gurubu.
  • Perde, örtü. (Arapça)
  • Zar. (Arapça)

gasl

  • Yıkamak, yıkanmak. Ölünün cenâze namazı kılınmadan ve kefenlenmeden önce teneşir tahtası üzerinde, ayakları kıbleye gelecek şekilde sırt üstü yatırıp, göbeğinden dizlerine kadar bir örtü ile kapatılarak yıkanması.

gaşve

  • (Gışâve-Guşve) Perde, hicap, örtü.
  • Göz kararmak.

gata

  • (Gıtâ) (Çoğulu: Agtıye) Perde, örtü.

gavaş

  • (Tekili: Gaşiye) Örtücü, örten.

gavaşi / gavaşî

  • (Tekili: Gaşiye) Kıyametler.
  • Örtü. At takımından sayılan bir nevi örtü.

gıfare

  • Kat kat bulut.
  • Başa örtülen bez parçası.
  • Yama.

gılaf

  • Kın. Kılıcın kılıfı. Bir şeyin üzerinin örtüsü.

gılaf-ı latif / gılâf-ı lâtif

  • Lâtif örtü.
  • İnce, soyut kılıf, örtü.

gırbil

  • Havuzun dibinde kalan balçıklı su.
  • Bardak ve şişenin dibinde olan tortu.

gışa / gışâ / غشا

  • Örtü, perde.
  • Zar. Deri. Kabuk.
  • Üst tabaka.
  • Zarf. Mahfaza.
  • Örtü. (Arapça)
  • Perde. (Arapça)
  • Zar. (Arapça)

gışavet

  • Göz kararmak.
  • Körlük yapan perde. Kabuk.
  • Baş örtüsü.
  • Örtü, perde.

gışyan

  • Bürünmek, örtünmek.
  • Cimâdan kinâye olur.

gıta / gıtâ

  • Örtü. Örtünecek şey. Perde.
  • Örtü, perde, zar.
  • Örtü, örtülecek şey.
  • Örtü, perde.

gıta-yı rakik

  • İnce örtü.

gül-nikab

  • Yüzü gülle örtülü, pembe yüzlü. (Farsça)

gülpuş

  • Gül örtülü, pembe yüzlü. (Farsça)

gusa'

  • Sel köpüklerine karışmış çürük ağaç yaprakları tortusu, köpüğü.

hangar

  • Eşyayı muhafaza etmek için yapılan üstü örtülü, yanları açık yer. (Fransızca)
  • Uçakları barındırmaya mahsus garaj. (Fransızca)

haşerat / حشرات

  • Haşereler, börtü böcek. (Arapça)

havacib

  • Hicablar, perdeler, örtüler.

hicab / hicâb

  • Perde. Örtü. Hâil.
  • Utanma. Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek.
  • Men'etmek.
  • Allah ile kul arasındaki perde.
  • Setretmek. Gizlemek.
  • Örtü, perde, avret yerlerini örtme, örtünme.

hicab-ı çihre

  • Yüz örtüsü.

hicabi / hicabî

  • Zar ve perde ile alâkalı ve ona müteallik. Perde ve örtüye âit.
  • Mahcub. Utangaç.

hicap

  • Örtü, perde.

hıfa'

  • Her şeyin örtüsü ve perdesi.
  • Kırba örtüsü.

hışt

  • Küçük mızrak şeklinde, ortasında ipten örtülü bir halka olan ve orta parmağa geçirilerek atılan eski bir savaş âleti.
  • Kerpiç.
  • Tuğla.

hufale

  • Arpa, buğday ve pirinç kabuğundan saçılan.
  • Her kabuklunun arınıp pâk olanı.
  • Her nesnenin kemi ve yaramazı.
  • Yağ tortusu.
  • Şıra sıkıntısı ve kepeği.

hükm-ü zımni / hükm-ü zımnî

  • Gizli, kapalı, örtülü hüküm.

hunus

  • Rücu etmek, vazgeçmek, geri dönmek.
  • Örtülü olmak.
  • Tehir etmek, sonraya bırakmak.

i'titaf

  • Bir şeye örtünme, bürünme.

icah

  • Örtü, perde.

icaz

  • Kadın eşarbı. Baş örtü.

idcan

  • (İdcican) Gökyüzü yağmur bulutlarıyla örtülme.
  • Hava çok sisli ve dumanlı olma.

iğtita'

  • Örtünme, bir şeye sarınma.

ihram / ihrâm

  • Hacıların örtündükleri dikişsiz elbise.
  • Yün yaygı. Büyük yün çarşaf.
  • Fık: Hac veya umreyi yada her ikisini eda etmek için mübah olan şeylerden bazılarını nefsine menetmek ve onlardan sakınmak.
  • Mîkât denilen mahalde (yerde) hacca veya umreye niyet ederek, peştemal gibi dikişsiz iki parça örtüyü giymek ve telbiye getirmek sûretiyle, daha önce mubah (serbest) olan bâzı şeyleri kendine haram kılmak yâni bunları yapmaktan sakınmak. İhrâmlı kims eye muhrim denir. İhrâm elbisesinin belden aşağı

ıhtiba'

  • Gizlenmek, örtünmek.

ihticab

  • Örtünme. Saklanma. Gizlenme. Perdelenme.
  • Doğumun belirli zamanından fazla uzaması.

ihtidar

  • Örtülenme, perdelenme, perde tutma.

iktinan-ı nisvan

  • Kadınların örtünmesi.

ilbas

  • (Lebs. den) Giydirme veya giydirilme.
  • Örtme yahut örtülme.

iltifaf

  • Örtünme, sarınma.
  • Çiçeklerin katmerleşmesi.

iltihaf

  • (Lihaf. dan) Sarılıp bürünme. Örtünme.

iltisam

  • Örtünmek, yaşmaklanmak, ağzını örtmek.
  • Öpmek, takbil eylemek, öpülmek.

iltisam-ı nisvan

  • Kadınların örtünmeleri.

inhidar-ı nisvan

  • Kadınların örtünmesi.

irtida

  • (Ridâ. dan) Örtünme, bürünme.

ısam

  • Göze çekilen sürme.
  • Kırba bağı.
  • Kırba örtüsü.

istigşa'

  • Bürünme, örtünme.

istitar / istitâr / استتار

  • Kapanmak, örtünmek.
  • Örtünme.
  • Örtünmek, kapanmak.
  • Örtünme. (Arapça)

istitare

  • Örtülecek, perdelenecek şey.

ıtbak

  • Örtünmek.
  • Yürümek.
  • Değiştirmek.
  • (Bak: İtbak)

izar / izâr

  • Peştemal. Futa. Göğüsten aşağı örtülen elbiseler.
  • İsmet, iffet.
  • Zevce.
  • Belden yukarıya mahsus örtü, peştemal, futa.

kabuk

  • Bir şeyin dışındaki sert örtü, kışır.
  • Bazı hayvanların katı mahfazaları.

kameriyye

  • Çardak. Bahçelerde, mehtaplı gecelerde oturmak üzere yapılıp, etrâfı sarmaşık v.s. çiçeklerle örtülü bulunan yer. Küçük köşk.

kaplıca

  • Üstüne bina yapılmış sıcak maden suyu, üstü örtülü kaynarca, ılıca.

kefen-i farz

  • Erkek veya kadının vefât ettiğinde sarılarak örtüldüğü bezlerden bir parçası. Buna kefen-i zarûret (lâzım olan kefen) de denir.

keffaret

  • (Masdar gibi kullanılıyorsa da "keffâr" mübalâğa isminin müennesi olup, asıl mânası: örtücü ve imhâ edici demektir.) Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç.
  • Günahtan arınma.

kefiye

  • Başa sarılan ve omuzların üzerine kadar gelen, uçları püsküllü ince ipek örtülü kumaş.

kehr

  • Yüz pörtürmek.
  • Men'etmek, engel olmak.

kell

  • (Çoğulu: Külul) Ağırlık.
  • Yorgunluk.
  • Ufak taneli yağmur.
  • Yetim.
  • Semizlik, besililik.
  • Cibinlik dedikleri ince örtü.

kellepuş

  • Başa giyilen şey. (Farsça)
  • Bir cins başörtüsü. (Farsça)

kenif

  • (Çoğulu: Künüf) Hıfzedici, koruyan.
  • Örtücü.
  • Kalkan.
  • Deve ağılı.
  • Ayakyolu, tuvalet.

kenin

  • Örtülü, gizli, mahfuz.

kenn

  • Örtülüp gizlenme.

kevsec

  • Köse kişi.
  • Testere gibi hortumu olan bir balık cinsi.

kılde

  • Yağ tortusu.

kımat

  • Örtü, sargı. Sarılacak bez. Beşik bağırdağı.
  • Keserken koyunun ayağını bağlamada kullanılan ip.

kına'

  • Başörtüsü, eşarp. Örtü, yaşmak, peçe, nikâb.
  • İçinde hediye gönderilen tabak.

kinan

  • (Çoğulu: Eknan-Ekinne) Perde, örtü.

kinaye / kinâye

  • Dolayısı ile dokunaklı söz. Maksadı dolayısı ile anlatan söz. Üstü örtülü dokunaklı söz. Açıktan olmayıp hakiki mânâyı başka ifâde ile dokunaklı konuşmak.
  • Mânâyı dolayısıyla anlatan söz, üstü örtülü dokunaklı söz.

kinn

  • (Çoğulu: Eknân) Perde, örtü.

kıram

  • Nakışlı perde.
  • Duvara tutulan örtü.
  • Çarşaf.

kışde

  • Yağın tortusu.
  • Maymunun dişisi.

kisve-i şerife / kisve-i şerîfe

  • Resûlullah efendimizin medfûn bulundukları hücre-i seâdet üstündeki kubbe üzerine serilen örtü.

kıtab

  • Karıştırmak.
  • Yüzünü pörtürmek.
  • Kaşlarını bir yere toplayan.

kühure

  • Yüzünü pörtürmek.

külah

  • Takke. Kalpak. Baş örtüsü.
  • Kazıkların toprağa girmesini kolaylaştırmak için uçlarına geçirilen huni şeklindeki demir gömlek.

lay / lây / لای

  • Tortu, posa. (Farsça)
  • Kül. (Farsça)
  • Çamur. (Farsça)
  • Çamur. (Farsça)
  • Tortu. (Farsça)

lebus

  • Her giyecek ve örtünecek nesne.

lefaif

  • (Tekili: Lifafe) Sargılar, örtüler. Zarflar.

lefk

  • Giymek.
  • Örtünmek.
  • İki parçayı birbiri üstüne koyup dikmek.

lesme

  • Yüzörtüsü, peçe.

levs

  • Kapı aralığından veya örtü ve perde kenarından bir nesneyi görmek.

leyh

  • Örtünmek, bürünmek.

libs

  • Kâbe-i Muazzama'ya örtülen örtü.

lifa'

  • Örtünecek nesne. Yorgan.

lifam

  • Eskiden kadınların burun örtüsü.

lihaf

  • (Çoğulu: Lühuf) Örtünecek ve sarınılacak şey.
  • Yorgan. Sargı.
  • Kabuk, zar.

lisam

  • Yüz örtüsü, yaşmak. Nikab.

lühuf

  • (Tekili: Lihâf) Örtüler, sargılar. Örtünecek şeyler.

mahcub / mahcûb / محجوب

  • Utanan. Utangaç.
  • Perdeli, örtülü. Kapalı.
  • A'ma.
  • Yaşmak veya perde ile mestur olan.
  • Örtülmüş. (Arapça)
  • Utangaç. (Arapça)
  • Mahcûb etmek: Utandırmak. (Arapça)
  • Mahcûb olmak: Utanmak. (Arapça)

mahdure

  • Örtülü ve kapalı kadın veya kız.

makani'

  • (Tekili: Mıkna' ve Mıknaa) Başörtüleri, eşarplar.

mehmuse

  • Gizli. Gizlenmiş eşya.
  • Örtülmüş.
  • Tecvidde: Gizli okunan harfler. Fısıltı ile okunan harfler. Bunun zıddı "Huruf-u mechure" dir.

meknun

  • Örtülü, gizli. Saklı.
  • Dizilmiş. Dizili. Manzum.
  • Gizli, örtülü.
  • Örtülü, gizli.

meknuz

  • Gömülü define, örtülü, gizli. Hıfzedilmiş, mahfuz.

mestur / mestûr / مستور / مَسْتُورْ

  • Örtülmüş. Setredilmiş. Gizlenmiş.
  • Örtülü, gizli.
  • Örtülmüş.
  • Örtülü, gizli, kapalı. (Arapça)
  • Örtülü.

mesture / mestûre

  • Örtülmüş, tesettürlü.
  • Örtülü kadın. İslâmiyetin emrettiği şekilde örtülmesi farz olan yerlerini örtmüş olan kadın.
  • Gizli tutulan resmi işlerde harcanmak için hükümetin emrine verilen para. (Buna tahsisat-ı mesture de denir.)
  • Örtülü.
  • Örtünmüş, örtülü.
  • Örtülü kadın.

mesturiyet-i nisvan

  • Kadınların örtünmesi.

mi'cer

  • Bir cins kadın başörtüsü. Eşarp.

mi'zar

  • (Çoğulu: Meâzir) Örtü, perde.

mıkna'

  • (Mıknaa) (Çoğulu: Mekani') Başörtüsü.

milhafe

  • Kadının sokağa çıkarken giydiği manto ve ferâce gibi uzun geniş örtü.

mu'amma / mu'ammâ

  • Gizli, örtülü, anlaşılmaz veya anlaşılması güç şey.
  • Edebiyâtta bir ad sorulacak şekilde düzenlenmiş manzûm bilmece.

mu'cir

  • Bir çeşit kadın başörtüsü. Eşarp.

müddessir

  • Örtünen, bürünen. Gizlenen.
  • Kur'an-ı Kerimde Peygamberimiz Resul-i Ekreme (A.S.M.) "Ey müddessir!" diye hitâb vardır.

mugammed

  • (Gamd. dan) Örtülü, kılıflı. Kınına konmuş.

mugatti / mugattî

  • Perdelenmiş, örtülmüş. Üstü örtülü.

mugşa

  • (Gaşy. den) Bürünmüş, örtülmüş.

muhadder

  • (Muhaddere) Kapalı, örtülü.
  • Nâmuslu müslüman kadını.

muhammere

  • Başı beyaz, cesedi siyah olan koyun.
  • Örtülmüş nesne.

mühl

  • Erimiş bakır.
  • Potada eritilen maden.
  • Yağ tortusu.

muhtecib

  • Hicablanmış. Perdeli. Örtülü. Örtülmüş. Saklanan. Gizlenen.

muhtemir

  • (Hamr. dan) Mayalanan. Mayalanarak ekşiyip kabaran.
  • Örtü ile örtünen. Yaşmaklanan.

mukanfez

  • Üzeri yumuşak dikenlerle örtülü olan hayvan. Kirpi.

müksif

  • Kalınlaştırıcı.
  • Tortu çöktürücü.

mülaet / mülâet

  • Bir örtü adı.

münehmes

  • Örtülü, saklı, gizli.

müphem

  • Kapalı, örtülü, belirsiz.

mürevvak

  • Süzülmüş, tortusu giderilmiş.

müsakkaf

  • (Çoğulu: Müsakkafât) (Sakf. dan) Üstü dam veya tavanla örtülmüş. Tavanı veya damı olan.

müsatere

  • (Setr. den) Örtme, setretme.
  • Örtünme.

müşavir

  • İstişare olunacak kimse, kendisine danışılan kişi.
  • İdare işlerinde yakın yardımcı memur.
  • Kovanlık üstünde yapılan örtünün direkleri.

müstagfir

  • (Gufran. dan) İstiğfar eden. Günahlarının örtülmesini, bağışlanmasını Allah'tan (C.C.) isteyen.

müstagşi

  • Örtünüp bürünen.

müstetir

  • (Setr. den) Örtülü, gizlenen. Gizli, saklı.
  • Gizli, örtülü.
  • Örtülü.

mütegammid

  • (Gamd. dan) Örtülü. Kınlı, kılıflı.

mütegaşşi

  • (Gaşy. dan) Kendinden geçen, gaşyolan.
  • Bürünen, örtünen.

mütehaddir

  • (Mütehaddire) Örtünen, bürünen, tahaddür eden.
  • Mc: Namuslu.

mütekemmi

  • Örtünmüş.

müteressib

  • (Rüsub. dan) Dibe çöken, tortulanan.

mütezemmil

  • Tezemmül eden. Elbiseye, örtüye bürünen.

muvarat

  • Bir şeyi örtüp gizleme.

müzemmil

  • Elbise içine sarınan, örtünen, sargılanmış.

muzmer

  • Gizli, saklı, örtülü. İzmar edilmiş. İçinde saklı kalmış.
  • Gizli, örtülü, saklı, dışarıya vurulmamış, içte gizli.

muzmerat

  • Örtülü, gizli şeyler.
  • (Tekili: Muzmer) Örtülü, saklı, gizli, dışarı vurulmamış.

na-mestur

  • Açık, meydanda, âşikâr. (Farsça)
  • Örtülmemiş. (Farsça)

nasif

  • Baş örtüsü.

nemat

  • (Çoğulu: Enmut-Nimât) Usul, tarz.
  • Yol, tarik.
  • Örtü, ihram.
  • Topluluk, insan cemaati.
  • Döşek yüzü, yatak yüzü.

nikab

  • Yüz örtüsü, peçe, perde.
  • Yüz örtüsü, peçe, perde.
  • Peçe, yüz örtüsü.
  • Perde, örtü.

nikap

  • Örtü.

nimat

  • (Tekili: Nemat) Örtüler, ihramlar.

nitak-ı ka'be-i ulya / nitâk-ı ka'be-i ulyâ

  • Yüce Kâbe'nin örtüsü (Burada Kâbe örtüsü nutaka benzetilmiştir. Nutak ise, hanımların vücudun ortasına gelecek şekilde taktıkları ikiye bölünmüş bir elbise veya elbisenin bir parçasıdır ve yere kadar serbestçe sarkıtılır.).

peçe

  • Kadınların tesettür için yüzlerine örttükleri tüle benzer örtü.
  • Örtü; kadınların yüzlerine örttükleri örtü.

penam

  • Gizli, saklı. Örtülü. (Farsça)

perde-i izzet-i kudret-i ilahiye / perde-i izzet-i kudret-i ilâhiye

  • Allah'ın kudretinin izzetini koruyan bir perde, örtü.

perdegi / perdegî

  • (Çoğulu: Perdegiyân) İyi örtünmüş ve namuslu kadın. (Farsça)

perdekar / perdekâr

  • Perdeli. Perde ile örtülü yer. (Farsça)

perdekeş

  • Perde çekici, örtücü. Engel, mâni. (Farsça)

perdepuş

  • Örten, örtücü. (Farsça)

puş

  • "Örten, giyen, giyinmiş" mânasına birleşik kelimeler yapılır. (Farsça)
  • Örtü, elbise, zırh. (Farsça)

puşende

  • Örten. Örtücü. (Farsça)

puşide / pûşîde / پوشيده

  • (Puşe) Örtülmüş. (Farsça)
  • Örtü. (Farsça)
  • Örtülü, gizli. (Farsça)
  • Örtülü, gizli.
  • Örtülü, gizli.
  • Örtülü. (Farsça)
  • Gizli. (Farsça)
  • Kapalı. (Farsça)
  • Örtü. (Farsça)

puşide olma / pûşide olma

  • Örtülü, kapalı kalma.

puşide-çeşm

  • Örtünecek, giyilecek şey. (Farsça)
  • Örtü. (Farsça)

puşideni / puşidenî

  • Örtünecek, giyilecek şey. Örtü. (Farsça)

puşiş

  • Örtecek şey. Örtü. (Farsça)

rasib

  • Tortulaşan, dibe çöken.

revak

  • (Rivak) Ev önündeki saçak.
  • Kemer. Kubbe. Çardak. Önü açık, üstü örtülü yer.

revasib

  • (Tekili: Rüsub) Tortular.

revasib-i remliye

  • Kum tortuları.

reyc

  • Akça, para, pul.
  • Örtülmüş ve kilitlenmiş olan büyük kuyu.

reyta

  • (Çoğulu: Riyat-Riyâtâ) Car denilen örtü.

rida / ridâ / ردا

  • Örtü, belden yukarı örtülen şey, çar ve şal.
  • Akıl. İlim. Seha.
  • Zinet. Parlaklık veren şey.
  • Hırka.
  • Örtü, hırka.
  • Örtü.
  • Örtü. (Arapça)
  • Hırka. (Arapça)
  • Derviş postu. (Arapça)

rida'

  • Örtü, belden yukarıya örtülen örtü.

rida-yı memat

  • Ölüm örtüsü.

ru-puş

  • Yüz örtüsü, peçe. (Farsça)
  • Yüz örten. (Farsça)

rüsub / rüsûb

  • Kab içinde kalan su.
  • Suyun dibine batmak.
  • Tortu, dibe çöken, çöküntü.
  • Tortu.

rüsubat / rüsûbât

  • Çöküntüler, tortular.
  • Tortular.

sabat

  • (Çoğulu: Sevâbıt-Sâbâtât) Pazar sokağı, iki duvar arasının örtüsü (altı yol olur.)

safil

  • Tortu.

sahn

  • Evin ortasındaki açıklık, avlu, oyuk.
  • Boşluk. Boş yer. Orta, meydan, aralık.
  • Sahne.
  • Cami ve medreselerdeki umumun toplanmasına âit üstü kubbeli ve örtülü yer.
  • Büyük kâse. Sahan.
  • Zil.

şame / şâme / شامه

  • Kadın baş örtüsü. (Farsça)
  • Arapçada: Vücuddaki ben. (Farsça)
  • Başörtüsü. (Farsça)

şame-geş / şâme-geş

  • Başına örtü alan. (Farsça)

şamil

  • Çevreleyen, içine alan, ihtivâ eden, kaplayan.
  • Çok şeye birden örtü ve zarf olan.
  • Fazla şeyleri veya kimseleri ilgilendiren.

sanduka

  • Türbelerde mezarların üzerine tahtadan sandık şeklinde yapılan ve üstüne yeşil çuha örtülen yerin adıdır. Kadın sandukaları düz olduğu halde, erkek sandukalarının baş tarafına bir ağaç konarak üzerine kavuk, taç, sikke gibi sağlığında giydikleri başlık konurdu. Açık mezarlıklarda sandukalar taştan y

sebzpuş

  • Yeşil elbiseli, yeşil örtülü. (Farsça)

sedail

  • (Tekili: Sedil) Askılar. Perdeler. Zarlar. Örtüler.

sedd / سد

  • Set. (Arapça)
  • Baraj. (Arapça)
  • Engel. (Arapça)
  • Kapama, tıkama. (Arapça)
  • Kapatılma. (Arapça)
  • Sedd edilmek: Örtülmek, örülmek, kapatılmak. (Arapça)

sedil

  • (Çoğulu: Sedâil) Askı. Perde. Örtü. Zar.

sema

  • Gök yüzü. Asuman. Gök.
  • Her şeyin sakfı.
  • Gölgelik.
  • Bulut ve emsali örtü.

semave

  • Örtü.
  • Şam yolunda bir bâdiyenin adı.

serbeste

  • Başı bağlı. (Farsça)
  • Gizli, kapalı, örtülü. (Farsça)

serpuşe

  • Başörtüsü. (Farsça)

setair

  • (Tekili: Sitâre) Örtünülecek veya perdelenecek şeyler.

setir

  • Örtülmüş, kapalı. Mestur.

setr-i avret

  • Başkalarına gösterilmesi haram olan yerlerin örtünmesi.
  • Başkalarına gösterilmesi haram olan yerleri örtmek. Şer'an örtülmesi lâzım gelen yerlerini örtmek.

setr-i hüsn

  • Güzelliği örtüp gizleme.

setretmek

  • Örtüp gizlemek.

sibb

  • Tülbent. Baş örtüsü.

sıdar

  • Küçük gömlek.
  • Başa örttükleri bez, baş örtüsü.
  • Devenin göğsünde olan nişan ve alâmet.

sıka'

  • Kadınların, kirlenmemesi için başörtülerinin üstüne örttükleri ikinci örtü.

sika'

  • Devenin burnuna bağladıkları nesne.
  • Kadınların örtündükleri peçe.

sırrentenevveret

  • Görünmeden nurlandırma, îman hakikatlarını örtülü hizmetlerle yayma.

sitare

  • (Setr. den) (Çoğulu: Setâir) Örtünülecek, perdelenecek şey.

sitr

  • (Çoğulu: Estâr) Örtü.
  • Perde.

şu'lepuş

  • Alev içinde kalmış, alevle örtülü. (Farsça)

sücuf

  • (Tekili: Secf) Perdeler, örtüler.

süfl

  • Tortu, çöküntü.

süfül

  • (Çoğulu: Esfâl) Her şeyin köpüğü ve tortusu.
  • Örtmek.
  • Yemek.

sukuf

  • (Tekili: Sakf) Tavanlar, ev örtüleri.
  • Uzun ve sarkık şeyler.
  • Semavat.

sütre / ستره

  • Perde. Örtü. Perdelenecek şey.
  • Namaz kılarken kıble cihetinde duvar ve sâir olmadığından, önden geçenlerin namaza zarar vermemeleri için, ön tarafa dikilen şey. (En az altmış cm. yükseklik)
  • Perde, örtü. Namaz kılarken ön tarafa konulan engel.
  • Örtü. (Arapça)
  • Perde. (Arapça)

sütur

  • (Tekili: Sitr) Örtüler. Perdeler.

tabak

  • (Çoğulu: Etbâk) Örtü.
  • Hâl.
  • Cemaat, topluluk.
  • Kabile.

tabaka-i mesturiyet

  • Gizlilik tabakası. Örtülü oluş.

tabakat-ı gaflet

  • Vurdumduymazlık örtüleri, umursamazlık perdeleri.

tac

  • Hükümdarların başlarına giydikleri mücevherli ve kıymetli taşlarla süslü başlık.
  • Müslümanların, Peygamberimizin sünnetine uygun olarak veya onu temsilen başlarına sardıkları örtü; sarık, imame.
  • Gelinlerin başlarına koydukları cevahirli süslü başlık.
  • Kuşların başındaki

tagaşşi

  • (Gışâ. dan) Bürünmek, örtünmek.

tagşiye

  • (Gışâ. dan) Örtmek, örtünmek. Bürünmek.
  • (Gaşi. den) Kendinden geçirilmek.

tagtiye

  • Örtme, örtülme.

tahaddür

  • (Hader. den) (Kadının) örtünme(si). Tesettür.
  • Uyuşma, uyuşturulma.

tahdir

  • (Hader. den) Örtülendirme, örtülü bulundurma.
  • Uyuşturmak.

tahtırevan

  • Deve, fil, at vb. hayvanlara yüklenerek veya omuzlarda taşınan üstü örtülü taşıma aracı.

takannu'

  • Başına örtü örtmek.

takni'

  • Başına örtü örttürmek.

talh

  • Necis bulaşmak, pislik bulaşmak.
  • Havuz dibinde kalan tortu.
  • Kene böceği.

tamele

  • Havuzun dibinde kalan balçık ve tortu.

tanef

  • Kayış.
  • Dağ burnu. Dağ başı.
  • Kapı üstüne yapılan örtü.
  • Duvar üzerine yapılan saçak.

tarsis

  • (Rasas. dan) Kurşunla perçinleme, kurşunlaştırma, sağlamlaştırma.
  • Kadının sadece gözleri görünecek şekilde örtünmesi.

tecahüm

  • Yüz pörtürmek.

teezzür

  • Örtünme, bürünme. Tesettür.

tefsir / tefsîr

  • Örtülü bir şeyi açmak, yorumlamak.
  • Kur'ân-ı Kerim'in anlamını açıklayan bilim.
  • Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur'ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir.

tegaşşi

  • (Gışâe. den) Örtünme, bürünme.
  • (Gaşy. den) Kendinden geçme.

tekemmüm

  • (Kümm. den) Örtünüp bürünme.

tekennüs

  • Gizlenmek.
  • Örtünmek.

telbis

  • (Lebs. den) Ayıbını, kusurunu örtüp iyi göstermek.
  • Suret-i haktan görünerek hile edip aldatmak.
  • Hile. Oyun.

telebbüs

  • Giymek. Giyinmek.
  • İki şeyi birbirine benzeterek ayırdedememek.
  • Örtülü olmak.

tenakkub

  • Nikab örtünmek, yüze peçe örtmek.

terdiye

  • (Ridâ. dan) Örtme. Örtü ile kapatma.

tereddi

  • Gerilemek. Soysuzlaşmak. Aşağı düşmek.
  • Şal ve örtü örtünmek.

teressüb / ترسب

  • Dibe çökme, tortu oluşturma.
  • Dibe çökmek. Tortulanmak, ayrılmak. Durulmak. Süzülmek.
  • Tortulanma. (Arapça)
  • Teressüb etmek: Tortulanmak. (Arapça)

tersib / tersîb / ترسيب

  • Tortulaştırma.
  • Tortulaştırma, tortu halinde biriktirme. Tortusunu durultma.
  • Tortulandırma. (Arapça)

tersip

  • Durultma, tortulardan temizleme, süzme.

tesettür / تستر / تَسَتُّرْ

  • Kapanıp gizlenme. Örtünme.
  • Fık: Kadınların ve erkeklerin başkasına, nâmahremlere vücutlarının haram kısımlarını örtüp göstermemeleri.
  • Örtünme.
  • Örtünme. Dînin bildirdiği şekilde örtünme.
  • Örtünme.
  • Örtünme
  • Örtünme. (Arapça)
  • Örtünme.

tesettür-ü nisa / tesettür-ü nisâ / تَسَتُّرِ نِسَا

  • Kadınların örtünmesi.
  • Kadınların örtünmesi.

tesettür-ü nisvan

  • Kadınların örtünmesi.
  • Kadınların örtünmesi.

tevriye

  • Örtüp gizlemek.
  • Sözünü veya bir haberi izah etmeyip gizlemek.
  • Edb: Birkaç mânası olan bir kelimenin en uzak mânasını kasdetmek.
  • Örtüp gizlemek.

tezemmül

  • Bürünmek. Sarılmak. Örtünmek.
  • Bürünme, örtünme.

tezmil

  • Gizlemek. Bir şeyi elbiseye sarmak. Esvaba sarınıp bürünmek.
  • Örtü.

tüfe

  • Yırtıcı bir canavar.
  • Karakulak denilen canavar.
  • Örtünmüş kadın.

turbuş

  • Takke, külah. Başa giyilen örtü. Fes.

tutuk

  • Örtü, perde, peçe.

tütuk

  • Örtü, perde. Çadır.

vahdetü'ş-şuhud

  • "Allah'tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi" tarzında tasavvufî bir görüş; Allah'tan başka varlıkları nisyan (unutma) perdesine sarmak.

vahdetü'ş-şühud

  • İlâhi tecellilerin karşısında Allah'tan başka bir şeyin görülmemesi ve Allah'tan başka herşeyin unutkanlık perdesiyle örtülmesi.

varik

  • (Çoğulu: Vürük) Süs için palanın önüne geçirip astıkları saçaklı kıvrımlı esvap.
  • Nakışlı kumaştan yapılmış saçaklı palan ve eyer örtüsü.

vasıta-i tesettür

  • Örtünme, gizlenme aracı.

vasvas

  • Kadınların örtündükleri ve ancak gözleri görünecek derecede dar olan yüz örtüsü.

vasvasa

  • Yüz örtüsü.
  • Köpek eniğinin gözlerinin açılması.

zımni / zımnî

  • Gizli, örtülü.
  • Saklı, gizli, örtülü.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR