LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ortada ifadesini içeren 80 kelime bulundu...

asr-ı evvel

  • İlk asır.
  • Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendisinin bir misli daha uzadığı zamandan başlayıp, iki misli uzayıncaya kadar süren ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)

asr-ı sani / asr-ı sâni

  • İkinci asır.
  • Ist: Fey-i zevâle ilâveten, herşeyin gölgesi kendi boyunun iki misli daha uzadığı zamandan başlayan ikindi vaktidir. (Fey-i zevâl; güneş tam ortada iken, gölgenin uzunluğudur.)

bedihü'l-butlan / bedîhü'l-butlan

  • Batıl ve yanlışlığı apaçık ortada olan.

bel'

  • Yutma, ortadan kaldırma.
  • Yutma. Emme.
  • Belirsiz etme. Ortadan kaldırma.
  • Yutma, ortadan kaldırma.

bel' ve imha

  • Yutma, ortadan kaldırma.

ber-taraf

  • Bir yana atılan, ortadan kalkan.
  • Bertaraf etmek: Ortadan kaldırmak, yok etmek.

bertaraf / بَرْطَرَفْ

  • Bir tarafa atılan, bir yana atılmış, ortadan çıkmış, zâil olmuş. (Farsça)
  • Ortadan kaldırma.

bertaraf edilmek

  • Ortadan kaldırılmak.

bertaraf etmek

  • Ortadan kaldırmak.

dafi'

  • Def'eden, menedici. Ortadan engeli kaldıran.
  • Cenâb-ı Hak. (C.C.)

def / دفع

  • Ortadan kaldırma.

def'

  • Ortadan kaldırma, uzaklaştırma.
  • Ortadan kaldırmak, Öteye itmek.
  • Mâni' olmak. Savmak. Savunmak.
  • Himaye etmek.
  • Fık: Bir dâvayı müdafaa için başka bir dâva açmak.

def-i mefsedet

  • Fesadı ortadan kaldırma.

def-i şer

  • Kötülüğü def etme, ortadan kaldırma.

dermeyan / dermeyân / درميان

  • (Der-miyân) Ortada olan şey, arada. (Farsça)
  • Ortada, ortaya.
  • Ortada. (Farsça)
  • Dermeyân edilmek: Ortaya konulmak, ele alınmak. (Farsça)
  • Dermeyân etmek: Ortaya koymak, ele almak. (Farsça)

dermiyan / dermiyân

  • Ortada.

düsur

  • Mahvolma. Eseri kalmama. Ortadan kalkma. Nişanı belirsiz olma.
  • Kaftan eskime.
  • Ev köhne olma.

evasıt / evâsıt / اواسط

  • Ortalar, ortadakiler. (Arapça)

evsat / اوسط

  • Ortada olmak.
  • Vasatta olan. Orta. Orta hâlli.
  • Orta, ortadaki. (Arapça)

fey-i zeval

  • Güneşin garba doğru dönmesinin başlaması, Güneş tam ortada gibiyken yerde dikili olan şeylerin gölgeleri batıdan doğuya dönüp kısalmakta son bulduğu zamandır. Bundan sonra öğle namazı vakti başlar.

gaib / gâib / غائب

  • Bulunmayan, ortada görünmeyen, kayıp. (Arapça)

gayb-ül gayb

  • Kalbde olmayan şey. Hiç ortada eseri, varlığının, geleceğinin izi ve nişanı olmayan. Gaybın gaybı olan.

hazf

  • Aradan çıkarma, çıkarılma. Yok etme, silme, ortadan kaldırma, giderme, düşürme.
  • Selâm ve tahiyyatı uzatmayıp kısa kesmek.
  • Mahvetmek.
  • Vurmak.
  • Atmak.

hedim / hedîm

  • Yıkan, ortadan kaldıran.

helak / helâk / هلاک

  • Yok olma. (Arapça)
  • Ölme. (Arapça)
  • Helâk etmek: (Arapça)
  • Yok etmek, ortadan kaldırmak. (Arapça)
  • Öldürmek. (Arapça)
  • Helâk olmak: (Arapça)
  • Yok olmak, ortadan kalkmak. (Arapça)
  • Ölmek. (Arapça)
  • Çırpınmak. (Arapça)

hetk-i hürmet

  • Saygının ortadan kalkması. Şer'an haram olanın bozulması.

husulde

  • Ortada, neticede.

i'dam

  • Vücudu ortadan kaldırmak. Yok etmek. Öldürmek.

imha / imhâ

  • Yok etme, ortadan kaldırma.

imha etme / imhâ etme

  • Yok etme, ortadan kaldırma.

imha-yı fazilet / imhâ-yı fazilet

  • Faziletin ortadan kaldırılması.

imha-yı hakikat / imhâ-yı hakikat

  • Hakikatin ortadan kaldırılması.

ıntıfa

  • Sönme. Yanarken sönme. Ortadan kalkma.

intifa / intifâ / اِنْتِفَا

  • Ortadan yok olma.

intifa'

  • Bir şey ortadan yok olma. Aradan çıkma.

iptal-i hak

  • Hakkın ortadan kaldırılması.

iptal-i hakk-ı nev'

  • Bir türe ait hakkın ortadan kaldırılması.

ıskat

  • Düşürme, ortadan kaldırma.

istiare-i mekniye

  • (Kapalı istiare) Teşbihin temel unsurlarından yalnız benzetilenle yapılan istiare. Meselâ: Merhum Mehmed Akif'in:Şu karşımızda mahşer kudursa, çıldırsa,Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa,Değil mi ortada bir sine çarpıyor, yılmaz.Cihan yıkılsa, emin ol bu cephe sarsılmaz...beyitlerinde düşman k

istiva / istivâ

  • Müsavî olma, denk olma.
  • Düz olma, düzlük.
  • Kaplama, örtme.
  • Ortada ve tam bir derecede bulunma.

itlaf / itlâf / اتلاف

  • Öldürme, telef etme, ortadan kaldırma. (Arapça)

izale / izâle

  • Zevale erdirmek. Gidermek. Ortadan kaldırmak. Mahvetmek.
  • Giderme, ortadan kaldırma.

izale eden

  • Gideren, ortadan kaldıran.

izale etme / izâle etme

  • Giderme, ortadan kaldırma.

izale etmek / izâle etmek

  • Ortadan kaldırmak, gidermek.

kahir / kâhir

  • Kahreden, zorlayan.
  • Üstün gelen, ezen, ezici.
  • Yok eden, ortadan kaldıran.

kahir-ül eşrar / kahir-ül eşrâr

  • Şerleri ve kötülükleri ortadan kaldırıp yok eden. Haydutları kahreden.

levh-i mahv ve isbat

  • Bir tabirdir. Levh: Görünen ve ibret verici bir vaziyeti ifade eder. Mahv ise; o vaziyetin birden ortadan kalkması, mahvolmasını ifade eder. Gökyüzü bulutlarla kaplı, şimşek çakar, yağmur yağar bir levha halinde iken birden hava açılır, hiç bir şey yokmuş gibi, eski manzarayı mahvolmuş hâlde görürüz

mahi-i tarik-ı fetret / mâhi-i tarik-ı fetret

  • Fetret dönemini ortadan kaldıran, yok eden.

mahık

  • (Mahk. dan) Yok eden. Silen. Ortadan kaldıran.

mahv

  • Harab olma. Yıkılma. Ortadan kalkma. Çökme. Bozulma.
  • Tas: Beşeri noksanlıklardan kurtuluş hâli.
  • Yok etme, ortadan kaldırma.
  • Beşerî noksanlardan kurtulma hali.

mevsut

  • Ortada. Vasat olan.

mevt-i zekat / mevt-i zekât / مَوْتِ زَكَاتْ

  • Zekâtın ölmesi, ortadan kalkması.

meyl

  • Ortadan bir tarafa eğik olmak.
  • İstek. Yönelme. Arzu.
  • Sevme, tutulma, âşık olma.
  • Gönül akışı.

müntefi

  • Sönen, ortadan yok olan, intifa eden.
  • İntifa edilen, sönen, ortadan yok olan.

mutavassıt

  • Ortada vasıtalık eden. Arada ıslâh edici olan.
  • Orta derecede. Orta hâlli.
  • Sebeb.
  • İyi ile kötü arasındakini alan.

nasih / nâsih

  • Değiştiren, bir hükmü ortadan kaldıran.

nisbet-i ref'

  • Ortadan kalkma oranı.

peyda / peydâ / پيدا

  • Ortada, açıkta. (Farsça)

ref

  • Ortadan kaldırmak.

ref etme

  • Ortadan kaldırma.

ref etmek

  • Ortadan kaldırmak.

ref ve tard

  • Ortadan kaldırma ve kovma.

ref'

  • Ortadan kaldırma.

ref' etmek

  • Ortadan kaldırmak.

sebeb-i ref'

  • Ortadan kaldırma sebebi.

sebeb-i ref-i bereket

  • Bereketin ortadan kalkmasının sebebi.

selb

  • Ortadan kaldırma.

tayy-i mekan / tayy-i mekân

  • Mekânı ortadan kaldırmak. Bir şahsın bir anda muhtelif yerlerde görünmesi.

tayy-ı zaman

  • Zamanı ortadan kaldırmak. Çok uzun bir zamanı pek kısa olarak görmek ve yaşamak. Meselâ: Kur'an-ı Kerimde beyan edilen "Ashab-ı Kehf" mağarada 309 sene kaldıkları halde, kendileri yarım gün veya bir gün kadar kaldıklarını söylemişlerdir.

tebahbuh

  • Durmaya, oturmaya, girmeye ve çıkmaya kadir olmak.
  • Ortada oturmak.

tekfir

  • Birisine "kâfir" deme, kâfirliğine hükmetme.
  • Ortadan kaldırma, yok etme.
  • Setretme, örtme.
  • Keffaret verme.
  • Elini göğsüne koyup tevazu yapma.

tenkil / tenkîl / تنكيل

  • Uzaklaştırma. (Arapça)
  • Ortadan kaldırma. (Arapça)
  • Cezalandırma. (Arapça)

Troçkizm / Troçkist

  • Troçkizm, Marksizm'in Troçki'nin bakış açısıyla yorumlanmasıdır. Aynı zamanda 1917 Ekim Devrimi'nden sonra ortaya çıkmış bir ayrımı ifade eder. Sovyetler Birliği'nde "sol muhalefet" olarak örgütlenmiş, Troçki'nin kurduğu 4. Enternasyonal'le başlayarak günümüze kadar gelmiştir. Troçkizm'in en önemli unsurları; özgürlüğü ortadan kaldıracak bir sistem olarak görülen "tek ülkede sosyalizmi" fikrinin reddi, dünya devrimi fikri, enternasyonalin gerekliliği, sürekli devrim ve Doğu Bloku ülkelerinin gerçek sosyalizm olmadığı fikirleridir.

    Kaynak: Wikipedia: https://tr.wikipedia.org/wiki/Troçkizm


vakt-i zeval

  • Güneşin tam ortada, bize göre doğu ve batı ortasında bulunduğu ve gölgenin gündüzde en kısa olduğu zaman. Zeval vakti.

vasıt / vâsıt

  • Ortada bulunan.
  • İkisinin ortası.
  • Ortada bulunan.

vesile-i def-i bela / vesile-i def-i belâ

  • Belâları ortadan kaldırma, uzaklaştırma vesilesi, aracı.

ya

  • Kur'ân alfabesindeki son harfin ismidir. Ebcedî değeri 10'dur. Hecâ harflerinin mahmuse kısmındandır. Şedide ile rihve arasında, ortadadır.

zail / zâil / زائل

  • Yok olan, yok olucu. (Arapça)
  • Zâil olmak: Yok olmak, ortadan kalkmak. (Arapça)

zeval

  • Zâil olma, sona erme.
  • Gitmek. Yerinden ayrılıp gitmek.
  • Güneşin tam ortada gibi, baş ucunda bulunduğu zaman.
  • Güneşin nısf-ı nehar dairesinden batmaya doğru dönmesi. Seyrinin sonuna yaklaşması.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın