LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ort kelimesini içeren 196 kelime bulundu...

abiye

  • Örtü ile yüzünü örten, utangaç kız veya kadın.

ağleb-i ömür

  • Ortalama ömür, hayat süresi.

ahkam-ı mesture / ahkâm-ı mesture / اَحْكَامِ مَسْتُورَه

  • Örtülü (açık olmayan) hükümler.

aleliştirak / aleliştirâk / على الاشتراک

  • Ortaklaşa. (Arapça)

bazig / bâzig

  • Ortak, şerik.

behreberi / behreberî

  • Ortaklık, şeriklik. (Farsça)

ber-vech-i iştirak / ber-vech-i iştirâk

  • Ortaklıkla, iştirak ederek.

bertaraf / بَرْطَرَفْ

  • Ortadan kaldırma.

bertaraf edilmek

  • Ortadan kaldırılmak.

bertaraf etmek

  • Ortadan kaldırmak.

bezaga

  • Ortaklık, şirket.

burjuva

  • Orta halli olup, ne çok zengin ve ne de çok fakir olan halk. Eskiden Avrupa'da köylü ve asilzade olmayıp şehirde yaşayan halka denirdi. Kendi başına işi ve malı olan, ücretle çalışmayan, ferde bağlı iş hayatını güden sınıftan olan. (Fransızca)

büruz / bürûz / بروز

  • Ortaya çıkma. (Arapça)

damise

  • Örten, setreden. Defneden.

def / دفع

  • Ortadan kaldırma.

def'

  • Ortadan kaldırma, uzaklaştırma.

delalet-i zımni ve işari / delâlet-i zımnî ve işârî

  • Örtülü ve gizli işaretle bir mânâyı gösterme.

dems

  • Örtmek. Defnetmek, gömmek.

derece-i zuhur

  • Ortaya çıkma derecesi.

dermeyan / dermeyân / درميان

  • Ortada, ortaya.
  • Ortada. (Farsça)
  • Dermeyân edilmek: Ortaya konulmak, ele alınmak. (Farsça)
  • Dermeyân etmek: Ortaya koymak, ele almak. (Farsça)

dermiyan / dermiyân

  • Ortada.

ehl-i şirk ve tuğyan / ehl-i şirk ve tuğyân / اَهْلِ شِرْكْ وَطُغْيَانْ

  • Ortak koşanlar ve azgınlık yapanlar.

enbaz

  • Ortak, şerik, eş. (Farsça)

engizisyon / اَنْگِيزِيسْيُونْ

  • Ortaçağdaki işkenceci hristiyan mahkemeleri.

eşrak

  • Ortaklar. şerikler.

esrar-ı mesture / esrâr-ı mestûre / اَسْرَارِ مَسْتُورَه

  • Örtülü sırlar.

estar

  • Örtüler, perdeler.

evasıt / evâsıt / اواسط

  • Ortalar, ortadakiler. (Arapça)

evsat / اوسط / اَوْسَطْ

  • Orta.
  • Orta, orta hâl.
  • Orta, ortadaki. (Arapça)
  • Orta halde olan.

evsat yoktur

  • Ortası yoktur.

faş / fâş

  • Ortaya çıkmış.

fitne-kar / fitne-kâr

  • Ortalığı bozmağa çalışan. Fitneci. Fesâd verici. Fitne çıkarmak isteyen. (Farsça)

gama

  • Örtmek, setretmek.

gaşş

  • Örtmek, setretmek.

gışavet

  • Örtü, perde.

gıta / gıtâ

  • Örtü. Örtünecek şey. Perde.
  • Örtü, perde, zar.
  • Örtü, örtülecek şey.
  • Örtü, perde.

hadd-i müşterek

  • Ortak derece.

hadd-i vasat / حَدِّ وَسَطْ

  • Orta çizgi, orta yol.
  • Orta yol.

hasıl / hâsıl / حاصل / حَاصِلْ

  • Ortaya çıkan, ürün.
  • Ortaya çıkan, var olan. (Arapça)
  • Hâsılı: Kısacası, sonuç olarak. (Arapça)
  • Hasıl etmek: Meydana getirmek, ortaya çıkarmak. (Arapça)
  • Hâsıl olmak: Ortaya çıkmak, var olmak. (Arapça)
  • Ortaya çıkan.

havz-ı müşterek

  • Ortak havuz.

hembaz / hembâz / همباز

  • Ortak. (Farsça)

hicab / hicâb

  • Örtü, perde, avret yerlerini örtme, örtünme.

hicap

  • Örtü, perde.

hulta

  • Ortaklık, şirket.

husul / husûl / خصول

  • Ortaya çıkma, gerçekleşme, var olma. (Arapça)
  • Husûle getirmek: Meydana getirmek, gerçekleştirmek. (Arapça)

husulde

  • Ortada, neticede.

icah

  • Örtü, perde.

igşa

  • Örtmek. Bürümek. Kapamak. Perdelemek.

iğtita'

  • Örtünme, bir şeye sarınma.

ihdas / ihdâs

  • Ortaya çıkarma.

ihfa / ihfâ

  • Örtmek, gizlemek; tecvidde bir terim. On beş ihfâ harflerinden önce gelen tenvin veya sâkin nunu, izhâr (birbirinden ayırmak) ile idgâm (birbirine katmak) arasında, şeddeden uzak olarak gunne ile genizden çıkarmak.

ihtidar

  • Örtülenme, perdelenme, perde tutma.

iknan

  • Örtme, saklama, gizleme.

inan şirketi / inân şirketi

  • Ortakların birbirine vekil olup, kefil olmadıkları şirket.

incila / incilâ

  • Ortaya çıkma, parlama.

inkişaf eden

  • Ortaya çıkan.

inkişaf ettiren

  • Ortaya çıkaran.

intifa / intifâ / اِنْتِفَا

  • Ortadan yok olma.

iştirak / iştirâk / اشتراك / اِشْتِرَاكْ

  • Ortaklık, katılma.
  • Ortaklık.
  • Ortak olma.
  • Ortak olma.

iştirak etme

  • Ortak olma, katılma.

istitar / istitâr / استتار

  • Örtünme.
  • Örtünmek, kapanmak.
  • Örtünme. (Arapça)

istitare

  • Örtülecek, perdelenecek şey.

itidal / îtidâl

  • Orta hâllilik.

ittifak noktaları

  • Ortak noktalar, ihtilâflı olmayan noktalar.

izale etmek / izâle etmek

  • Ortadan kaldırmak, gidermek.

izale-i şüyu'

  • Ortaklığı giderme.

keffaret / keffâret

  • Örtmek. Allahü teâlânın bâzı hususlarda kullarının kusur ve günahlarını affetmek ve örtmek için vesîle yaptığı şeylerden her biri. Çoğulu keffârâttır. Keffâretler, bir bakımdan ibâdet, bir bakımdan cezâ durumundadır. Keffâret, katl (insan öldürme), zıhar, yemîn, oruç ve hac keffâreti olmak üzere beş

kenin

  • Örtülü, gizli, mahfuz.

kenn

  • Örtülüp gizlenme.

küfr

  • Örtmek; hakkı örtmek, kapamak, Hakk'ı inkâr etmek. Dinde bilinmesi ve inanılması zarûrî olan şeyleri ve ahkâm-ı şer'iyyeden (dînî hükümlerden) tevâtüren (kesin olarak) bildirilenleri inkâr etmek ve dinden olduğu herkesçe bilinen bir şeyi kabûl etmemek.

kühulet

  • Orta yaşlılık. (35-40 yaş arası) Olgunluk çağı. Bazılarına göre: Yirmibir ile altmış yaşa kadar olan insanın hayat devresi. Veya otuz ile elli arası.
  • Orta yaşlılık, olgunluk çağı.

kurun-i vusta

  • Orta çağlar.

kurun-i vüsta / kurûn-i vüstâ / قرون وسطى

  • Ortaçağ.

kurun-u vusta / kurun-u vustâ / kurûn-u vustâ

  • Ortaçağ.
  • Ortaçağ.

kurun-u vüsta / kurûn-u vüstâ

  • Ortaçağ.

lahf

  • Örtmek, setr etmek.

leyh

  • Örtünmek, bürünmek.

lifa'

  • Örtünecek nesne. Yorgan.

ma'rez

  • Ortaya çıkma yeri.

mağfiret

  • Örtme; Allahü teâlânın, kullarının günâhlarını bağışlaması.

mahdure

  • Örtülü ve kapalı kadın veya kız.

mal-ı müşterek

  • Ortak mal, değer.

mazhar

  • Ortaya çıkma ve görünme yeri.

mecmaü'l-küll

  • Ortak toplanma yeri, hepsinin toplandığı yer.

mekatib-i rüşdiyye / mekâtib-i rüşdiyye

  • Orta mekteb derecesinde ve altı sınıflık olan Osmanlı Devleti devrindeki mektebler.

mekfere

  • Örtecek, sertredecek yer.

meknun

  • Örtülü, gizli.

mekteb-i idadi / mekteb-i idadî

  • Ortaöğretim kurumu, lise.

mekteb-i rüşdi / mekteb-i rüşdî / مكتب رشدی

  • Ortaokul.

men-i iştirak

  • Ortaklığı kabul etmemek.

menfaat-i müşterek

  • Ortak menfaat ve yarar.

merbu'

  • Orta boylu olan.

merkez

  • Orta mekân, idare yeri.

mestur / mestûr / مستور / مَسْتُورْ

  • Örtülmüş. Setredilmiş. Gizlenmiş.
  • Örtülü, gizli.
  • Örtülmüş.
  • Örtülü, gizli, kapalı. (Arapça)
  • Örtülü.

mesture / mestûre

  • Örtülmüş, tesettürlü.
  • Örtülü.
  • Örtünmüş, örtülü.
  • Örtülü kadın.

mevsut

  • Ortada. Vasat olan.

meyan / meyân

  • Orta, ara.

miyan

  • Orta, ara, vasat, meyan. (Farsça)
  • Orta, ara.

mu'tedilane

  • Orta hâllice. Ne çok hızlı, ne de çok yavaş olmadan.

mübadi / mübadî

  • Ortaya koyan, meydana çıkaran.

mücahereten

  • Ortaya koyarak, meydana çıkararak.

mudarebe şirketi / mudârebe şirketi

  • Ortaklardan bir kısmının sermâye vermesi, bir kısmının da iş yapmayı üzerine alması üzerine anlaşma yapılarak kurulan şirket, ortaklık.

müddet-i sefer

  • Orta hâlli bir gidiş ile üç günlük yol, mesâfe.

muhles

  • Orta yaşlı kimse.

mükeffire

  • Örtecek, gizleyecek yer.

münceli / müncelî

  • Ortaya çıkan, zâhir olan, parlayan.

münehmes

  • Örtülü, saklı, gizli.

müşareket / müşâreket

  • Ortaklık.
  • Ortaklık, ortak olma.
  • Ortaklık.

müşarik / مشارک

  • Ortak. (Arapça)

müstagşi

  • Örtünüp bürünen.

müşterek / مُشْتَرَكْ

  • Ortak.
  • Ortak olan.

müştereken / مشتركا

  • Ortak olarak, ortaklaşa.
  • Ortaklaşa, beraberce.
  • Ortaklaşa. (Arapça)

müstetir

  • Örtülü.

mutavassıt

  • Orta yolu tutan.
  • Ortalama. vasıtalık eden.

mutavassıt-ül kame

  • Orta boylu.

mütekemmi

  • Örtünmüş.

mütevellit

  • Ortaya çıkan, meydana gelen.

muzmerat

  • Örtülü, gizli şeyler.

naşi / nâşî / نَاشِي

  • Ortaya çıkan.

neş'et / نشئت / نَشْئَتْ

  • Ortaya çıkma.
  • Ortaya çıkma.

neşv ü nema / neşv ü nemâ / نَشْوُ و نَمَا

  • Ortaya çıkma ve büyüme.

nikap

  • Örtü.

nisbet-i ref'

  • Ortadan kalkma oranı.

nokta-i iştirak

  • Ortak nokta.

ömr-ü tabii / ömr-ü tabiî

  • Ortalama, normal yaşama müddeti.

ömr-ü vasati / ömr-ü vasatî

  • Ortalama ömür süresi.

patrik

  • Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların, en büyük rûhânî (dînî) lideri.

peçe

  • Örtü; kadınların yüzlerine örttükleri örtü.

perdepuş

  • Örten, örtücü. (Farsça)

peyda / peydâ / پيدا

  • Ortada, açıkta. (Farsça)

puşende

  • Örten. Örtücü. (Farsça)

puşide / pûşîde

  • Örtülü, gizli.
  • Örtülü, gizli.

puşide olma / pûşide olma

  • Örtülü, kapalı kalma.

puşideni / puşidenî

  • Örtünecek, giyilecek şey. Örtü. (Farsça)

puşiş

  • Örtecek şey. Örtü. (Farsça)

ref

  • Ortadan kaldırmak.

ref etme

  • Ortadan kaldırma.

ref etmek

  • Ortadan kaldırmak.

ref ve tard

  • Ortadan kaldırma ve kovma.

ref'

  • Ortadan kaldırma.

ref' etmek

  • Ortadan kaldırmak.

refik

  • Ortak, arkadaş, eş, yardımcı, yoldaş.

rida / ridâ

  • Örtü, hırka.
  • Örtü.

rida'

  • Örtü, belden yukarıya örtülen örtü.

sahr

  • Örtmek.

sebeb-i ref'

  • Ortadan kaldırma sebebi.

sebeb-i zuhur

  • Ortaya çıkış ve görünüş sebebi.

selb

  • Ortadan kaldırma.

şeraket / şerâket / شراكت

  • Ortaklık. (Arapça)

şerik / şerîk / شَر۪يكْ

  • Ortak, rakip.
  • Ortak, arkadaş.
  • Ortak.
  • Ortak.

şerik etmek

  • Ortak etmek.

şeriksiz

  • Ortaksız.

setir / سَتِرْ

  • Örtülmüş, kapalı. Mestur.
  • Örtme.

setr / ستر / سَتْرْ

  • Örtme, gizleme.
  • Örtme, gizleme.
  • Örtme, gizleme. (Arapça)
  • Setr etmek: Örtmek, gizlemek, kamufle etmek. (Arapça)
  • Örtme.

setretme

  • Örtbas etme, gizleme.

setretmek

  • Örtmek, gizlemek.
  • Örtüp gizlemek.

settar

  • Örten, kapayan gizleyen. En çok gizleyen ve örten.

şirket / شركت

  • Ortaklık.
  • Ortaklık, ortak olmak, iki veya daha çok kimsenin bir mala berâber sâhib olmaları. Bir şeyin birden çok kimseye âit olması, başkasına âit olmaması veya ortakların yazı ile yaptıkları akd, sözleşme.
  • Ortaklık, ortaklaşa kurulan iş kurumu.
  • Ortaklık. (Arapça)

şirket ve kesret

  • Ortaklık ve çokluğa dayalı sistem; bir çok unsurun kurduğu ortaklık, şirket; yani bir işe birçok elin karışması.

skolastik / skolâstik

  • Orta Çağda Hıristiyan âleminde, papazların dinî görüşüne ve onların baskısı altındaki dinî fikirlerine göre verilen felsefî fikirler.
  • Ortaçağ Hıristiyanlık eğitimi.

sudur / sudûr

  • Ortaya çıkma.

sudur eden / sudûr eden

  • Ortaya çıkan, meydana gelen.

şüreka / şürekâ / شركا / شُرَكَا

  • Ortaklar.
  • Ortaklar. (Arapça)
  • Ortaklar.

taayyün / تعين

  • Ortaya çıkma, belirme. (Arapça)

tagtiye

  • Örtme, örtülme.

tams

  • Örtme, söndürme, silme.

tard-ı şerik / tard-ı şerîk / طَرْدِ شَر۪يكْ

  • Ortağı, ortaklığı reddetmek.
  • Ortağı reddetme.

tavs

  • Örtmek.

tebarüz ettirmek / tebârüz ettirmek

  • Ortaya çıkartmak.

tebeyyün / تبين

  • Ortaya çıkma, görünme.
  • Ortaya çıkma, anlaşılma. (Arapça)
  • Tebeyyün etmek: Ortaya çıkmak, anlaşılmak. (Arapça)

tedmis

  • Örtmek, gizlemek.

teezzür

  • Örtünme, bürünme. Tesettür.

tefrit

  • Ortanın altında kalmak, normalden aşağı olmak.
  • Ortalamanın yani vasatın çok altında kalmak, geride kalmak. Normalden aşağı olmak. (İfratın zıddı)

tefsir / tefsîr

  • Örtülü, kapalı olan şeyi ortaya çıkarmak, açmak, beyân etmek, beşerî kudret dâhilinde, Kur'ân-ı kerîm âyetlerindeki murâd-ı ilâhîyi (Allahü teâlânın murâdını) anlamak. Bu işi yapabilen âlime müfessir denir.

tektim

  • Örtmek.

teşarük

  • Ortaklık etme. Birbirine ortak olma.
  • Ortaklık, birbirine ortak olma.

tesettür / تستر / تَسَتُّرْ

  • Örtünme.
  • Örtünme. Dînin bildirdiği şekilde örtünme.
  • Örtünme.
  • Örtünme
  • Örtünme. (Arapça)
  • Örtünme.

teşrik / teşrîk / تشریك / تَشْر۪يكْ

  • Ortak etme. İştirak ettirme.
  • Ortak etme.
  • Ortak etme.
  • Ortak etme. (Arapça)
  • Ortak etme.

teşrik etme

  • Ortak etme.

tevriye

  • Örtüp gizlemek.

tezahür / تظاهر / tezâhür

  • Ortaya çıkma.
  • Ortaya çıkma, belirme. (Arapça)
  • Tezâhür etmek: Ortaya çıkmak, belirmek. (Arapça)

tezahür eden / tezâhür eden

  • Ortaya çıkan, görünen.

tutuk

  • Örtü, perde, peçe.

tütuk

  • Örtü, perde. Çadır.

üstümme

  • Orta, vasat.

vakt-i zuhur

  • Ortaya çıkma vakti.

vasat

  • Orta; burada, boğaz ile dudak arası harflerin çıkış yeri olan damak kastedilmiştir.
  • Orta hâlli, normal.

vasat-ül hal / vasat-ül hâl

  • Orta halli, orta halde.

vasat-ül kame

  • Orta boylu.

vasati / vasatî

  • Ortalama.

vasıt / vâsıt

  • Ortada bulunan.

vasıta-i tesettür

  • Örtünme, gizlenme aracı.

velayet-i vusta / velâyet-i vustâ

  • Orta derecedeki velilik.

vücuda gelmek

  • Ortaya çıkmak, var olmak.

vusta / vustâ / وسطى / وُسْطٰي

  • Orta.
  • Orta.
  • Orta, iç. (Arapça)
  • Orta.

zaman-ı zuhur

  • Ortaya çıkma zamanı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın