LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Onüç ifadesini içeren 161 kelime bulundu...

a'razi / a'razî

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey, ilinek; hareket ve koku gibi.

afra'

  • Beyazı kızıllığına galip olan geyik.
  • Ayın onüçüncü gecesi.

ahir-i kar / âhir-i kâr / آخر كار

  • Sonunda.
  • Sonuç.

akıbet / âkıbet

  • Nihayet, sonuç.

akibet / âkibet

  • Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice, sonuç.

akıbet-endişane / âkıbet-endişâne

  • Âkıbetten ve sonuçtan endişe ederek.

akıbetü'l-akıbe / âkıbetü'l-âkıbe

  • Nihâî sonuç, neticenin sonu.

akim / akîm / عقيم

  • Sonuçsuz, verimsiz.
  • Kısır. (Arapça)
  • Sonuçsuz. (Arapça)
  • Akim kalmak: Gerçekleşememek, sonuçsuz kalmak. (Arapça)

akim bırakma / akîm bırakma

  • Sonuçsuz bırakma, başarısız kılma.

akim kalma / akîm kalma

  • Başarısız ve sonuçsuz kalma.

aks-i kaziye

  • (Mantıkta) Doğru farzedilen bir hükmün, konusu ile yükleminin (mahmulünün) ters çevrilmesi ile zaruri bir sonucun elde edilmesidir. Çeşitli şekilleri vardır. Meselâ : "Her insan canlıdır." sözünde konu olan insan ile, yüklem olan canlı sözü yer değiştirilerek (aksedilerek) şu hüküm elde edilir: "Baz

ampirizm

  • (Deneyci felsefe) Her çeşit bilginin kaynağının duyu organlarının kullanılması sonucu kazanılan tecrübe olduğunu, duyu organlarının kullanılmadan hiçbir bilginin akılda yer alamıyacağını savunan felsefe. Akılcı felsefe gibi bu felsefenin de aşırı iddiasının yanlışlığını, tenkitçi felsefe ve psikoloj

analoji

  • Mant. Benzetme yoluyla sonuç çıkarma. Bilinmeyen bir durum, bir hadise, bir münasebet ve bir varlık hakkında hüküm vermek için bilinen bir benzeri hakkındaki bilgilerden faydalanılarak muhakeme yürütülmesidir. Bu tarz düşünce çok defa düşüneni yanlış sonuca götürür. Muhtemel olanın muhakkak zannedil

araz

  • Bir şeye zorunluluk sonucu bağlı olmayan, onun özünde bulunmayan şey (ilinek.

avakıb / avâkıb / عواقب

  • Sonuçlar. (Arapça)
  • Sonlar. (Arapça)

bedir muharebesi

  • Bedir Savaşı; Peygamberimizin (a.s.m.) Medine'ye hicretinden sonra, 624 tarihinde Mekkeli müşriklerle yapılan ve Müslümanların galibiyetiyle sonuçlanan savaş.

bihasıl / bîhâsıl / بى حاصل

  • Sonuçsuz. (Farsça - Arapça)

binnetice / بالنتيجه

  • Sonuçta, sonuç olarak. (Arapça)

bolşevik / بُولْشَوِيكْ

  • Çoğunluktan yana anlamına gelen Rusça kelime, 1903 yılında düzenlenen Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi'nin İkinci Kongresi'nde Vladimir Lenin ve Julius Martov arasında yeni kurulmakta olan partinin üyelik tanımı üzerine başlayan görüş ayrılığı sonucu yaşanan ayrışmadaki taraflardan Lenin yanlısı grup.

ca'l

  • Yaratmak, halk.
  • Almak.
  • İş işlemek. Yapmak.
  • Bu kelime Kur'ân-ı Kerim'de onüç vecihle kullanılmıştır:1- Tafak ve ahz (inşâ ve ikbal) mânasına; bir işi işlemeğe müteveccih olup başlamak ve işler olmak.2- Halketmek, yaratmak.3- Kavl ve irsal.4- Tehiyye ve tesviye (tanzim

edat

  • Tek başına bir anlam ifade etmeyen, kullanıldığı kelimelerle sebep, sonuç, vasıta benzerlik vb. bakımlardan ilişkisi olan kelime (dahi, gibi, için vs.).

ehl-i tefekkür

  • Varlıklar üzerinde Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünenler.

elhasıl / elhâsıl / الحاصل

  • Özetle, sonuç olarak.
  • Sonuçta. (Arapça)

elkıssa / القصه

  • Kısacası, sonuç olarak. (Arapça)

entimem

  • yun. Man: Mantıkta kısaltılmış kıyas şekli. Öncül veya had denilen ve bilinen kaziyelerden biri söylenmeden sonuca varmak. Örnek: (Orucu bozdu, o halde 61 gün keffareten oruç tutması gerekir.) Burada hadlerden biri (Orucu bozan, 61 gün keffareten oruç tutar), kaziyesi biliniyor kabul edilerek söylen

ermeni

  • Eskiden batı Asya'nın kuzey kısmında ve Avrupa'nın Asya'ya komşu olan bazı yerlerinde dağınık şekilde yaşayan bir milletti ki, İranlılar ve Romalılar tarafından birçok defa mağlub edilmeleri üzerine çeşitli yerlere dağılmışlardır. Ve bu dağılma sonucunda büyük şehirlere de yerleşerek san'at, kuyumcu

eser

  • Emek sonucu ortaya konan ürün.

eser-i acz

  • Acizliğin, çaresizliğin sonucu.

eser-i hata / اَثَرِ خَطَا

  • Hata eseri, sonucu.

eser-i ikram-ı ilahi / eser-i ikram-ı ilâhî

  • Allah'ın ikramının eseri, sonucu.

eser-i in'am / eser-i in'âm

  • Allah'ın nimetlendirmesinin eseri, sonucu.

eser-i inayet ve rahmet / eser-i inâyet ve rahmet

  • Allah'ın özel yardımının ve rahmetinin eseri, sonucu.

eser-i kast

  • Kasıt ve isteğin sonucu, bilerek ve isteyerek ortaya çıkan bir durum.

eser-i tasannu ve tekellüf

  • Yapmacık ve gösterişe dayalı eser veya sonuç.

eser-i telkin

  • Telkinlerin ortaya çıkardığı sonuç.

faktör

  • Bir sonucu oluşturan unsurlardan her birisi.

gaybi tevafuk / gaybî tevafuk

  • Gaybî ve mânevî bir yardım sonucu oluşan tevafuk, uygunluk.

gaye

  • Maksad, kasdedilen, netice, sonuç.
  • Erişilmek istenen sonuç.

gaye-i harp

  • Savaşın gayesi, sonucu.

gayr-ı muhassal

  • Sonuçlanmamış, somutlaşmamış, elde edilmemiş.

gerdan / gerdân

  • Dönen, dönücü. Çeviren. (Farsça)

gerden

  • Dönen. Dönücü. (Farsça)
  • Boyun. (Farsça)
  • Şeci'. Bahadır. Pehlivan. (Farsça)

gerdendade-i tevfik / gerdendâde-i tevfik

  • Gerekli çalışma ve vazifeleri yerine getirdikten sonra neticeye boyun eğme ve sonucu Allah'tan bekleme.

gerdun

  • Dünyâ, felek. (Farsça)
  • Dönen, dönücü, devreden, çevrilen. (Farsça)

hall / hâll

  • Çözme, sonuca varma.

hasıl / hâsıl / حاصل

  • Ortaya çıkan, var olan. (Arapça)
  • Hâsılı: Kısacası, sonuç olarak. (Arapça)
  • Hasıl etmek: Meydana getirmek, ortaya çıkarmak. (Arapça)
  • Hâsıl olmak: Ortaya çıkmak, var olmak. (Arapça)

hasıl-ı bilmasdar / hâsıl-ı bilmasdar

  • Bir şeyin kaynağından ortaya çıkan, gerçek tesir sahibinden meydana gelen sonuç; varmak fiili masdar, acı ise hâsıl-ı bilmasdardır.

hasıl-ı darb / hâsıl-ı darb

  • Çarpma işleminin sonucu.

hasıla / hâsıla

  • Bir işten elde edilen sonuç.

hasılıbilmasdar / hâsılıbilmasdar

  • Masdarla oluşan fiilin uygulanmasından çıkan sonuç.

hatime / hâtime

  • Sonuç, son.

hatimenin hatimesi / hâtimenin hâtimesi

  • Sonucun neticesi, son sözün son sözü.

hulasaten / hulâsaten

  • Özetle, sonuç olarak.

hüsn-ü akıbet / hüsn-ü âkıbet

  • Güzel bir sonuç.

ibadet-i tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ibadeti.

ibn-üz zina / ibn-üz zinâ

  • Zinâ sonucu meydana gelen çocuk. Piç.

icraat-ı rububiyet

  • Allah'ın bütün varlıkları kuşatan idare ve terbiyesinin ve egemenliğinin sonucu olan faaliyetler.

iktitaf

  • Edb: Sözün özünü almak.
  • Ağaçtan meyve toplamak. Toplanma. Toplama.
  • Bir uğraşma sonucunda faydalanma.

incirar

  • Bir sonuca sürüklenme, sonuçlanma.

intac / intâc / انتاج

  • Sonuçlandırma. (Arapça)
  • Doğurma. (Arapça)
  • İntâc etmek: (Arapça)
  • Sonuçlandırmak. (Arapça)
  • Doğurmak. (Arapça)

intaç eden

  • Sonuç veren.

intacı

  • Netice, sonuç vermesi.

iptal

  • Sonuçsuz kalma.

irtica / irticâ

  • Geriye dönme, geri dönücülük, gericilik.
  • Geri dönücülük.

ism-i ahir / ism-i âhir

  • Allah'ın her herşeyin sonunu hayırlı ve verimli sonuçlarla donattığını ifade eden ismi.

istihare / istihâre / استخاره

  • Bir işin nasıl sonuçlanacağını anlamak için ibadetten sonra uykuya yatma. (Arapça)

istihrac-ı cifri / istihrac-ı cifrî

  • Cifirle ilgili hesaplamalar, cifir ilmiyle elde edilen sonuçlar.

istikra / istikrâ / اِسْتِقْرَا

  • Birey veya olayları tek tek inceleyerek onlardaki ortak vasıfları tesbit etmek sûretiyle çıkartılan genel sonuç; tümevarım, endüksiyon; yani peygamberleri tek tek araştırıp "peygamberliğin sebebi olan küllî esaslar"ı tespit etmek bir istikra işlemidir. İşte bu esaslar Peygamber Efendimizde en mükemm
  • Hadiselerden ortak bir sonuç çıkarma.

istikra-ı tam / istikrâ-ı tam

  • Bütün cüz'î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor.

istikra-i tamme / istikrâ-i tâmme

  • Bütün cüz'î olaylardan hareket ederek küllî bir hükme varma; tümevarım; endüksiyon; burada bütün ilimlerin hep birlikte aynı sonuca parmak basmaları kastediliyor.

istintac

  • Netice çıkarma, sonuç çıkarma.

kıyas-ı fasit / kıyas-ı fâsit

  • Bozuk kıyas, yanlış sonuç veren kıyas.

kıyas-ı istisnai / kıyas-ı istisnâî

  • Bir kıyasın sonucunun aynı yahut karşıt halinin öncüllerde hem anlam hem de şekil bakımından bulunmasıyla meydana gelen kıyas; meselâ, "mıknatıs bu cismi çekiyor; o halde bu cisim demirdir" cümlesi gibi.

kıyas-ı kat'i / kıyâs-ı kat'i

  • Doğru sonuç veren kıyas.

kumar

  • Para vs. karşılığında oynanılan oyun. Meşru bir ihtiyacın karşılanması için bir çalışma sonucu olmadan piyango ve şans oyunları gibi haram yollarla kazanç elde etmektir. Dinimizde böyle oyunların her türlüsü haramdır.

ma-hasal / mâ-hasal

  • Hasıl olan, meydana gelen, netice, sonuç.

mahasal / mâhasal / ماحصل

  • Hâsıl olan, meydana gelen.
  • Netice, sonuç.
  • Sonuç. (Arapça)

mahsul / mahsûl / محصول

  • Ürün, sonuç.
  • Ürün, sonuç. (Arapça)

meal / meâl

  • (Geri dönmek ve rücu eylemek. den) Meydana gelen netice. Mefhum.
  • Mânası. Kısaca mânası.
  • Kaymak.
  • Husul yeri, peyda olunacak yer.
  • Son, sonuç.

mebde' ve mead / mebde' ve meâd

  • Başlangıç ve sonuç, dünyâ ve âhiret; mahlûkların (yaratılmışların) nereden ve nasıl vücûda geldiği, onları kimin yarattığı, yaratılış hikmetleri, sonunda ne olacakları ve ölümden sonraki hâlleri.

mef'ul / mef'ûl

  • Dilbillgisinde tümleç; özne tarafından yapılan iş, öznenin fiilinin sonucu.

mevadd-ı ihtilaf / mevadd-ı ihtilâf

  • İhtilâfa sebep olan maddeler; parçalanma, değişim, başkalaşım ve uyuşmazlık gibi sonuçlara sebep olan maddeler.

muahid / muâhid

  • Belli şartlar çerçevesinde antlaşma yapan.
  • Karşılıklı anlaşma sonucu olarak İslâm devletine cizye ödeyen ve buna karşılık koruma altına alınan Müslüman olmayan kimse.

muhassal

  • Netice, sonuç, ürün.

muhassala / محصله

  • Sonuç.
  • (Husul. den) Elde edilen netice, hâsıl olan sonuç.
  • Fiz: Bileşke.
  • Elde edilen sonuç.
  • Sonuç. (Arapça)

muhassalı

  • Toplamı, sonuç olarak elde kalanı.

müncer

  • Müncer olmak: Sonuçlanmak.
  • Sürüklenen, sonuçlanan.

müncer olmak

  • Sonuçlanmak.

müntec

  • Sonuçlanmış.

münteha / müntehâ

  • En son nokta, sonuç.

müsebbabat

  • Sebeplerin sonuçları olan şeyler; sebeplerle yaratılan varlıklar.

müsebbeb

  • Sebep olunan şey, sebebin sonucu.
  • Sebeplerin sonucu.

müsebbebat / müsebbebât

  • Sebelerin sonuçları.
  • Sebeplere bağlı olarak ortaya çıkan şeyler, neticeler, sonuçlar.

müsebbep

  • Sebeple meydana gelen, sebebin sonucu.

müsmir / مثمر / مُثْمِرْ

  • Verimli. (Arapça)
  • İyi sonuç veren. (Arapça)
  • Meyve veren, sonuç veren.

müstentic

  • (Netice. den) Sonuç çıkaran, netice çıkaran, istintac eden.

mütehassıl olan

  • Hâsıl olan, meydana gelen, sonuç itibariyle ortaya çıkan.

mütenatice

  • Her biri ötekinin sonucu; birbirlerini sonuç verme.

netaic / netâic / نتائج

  • Neticeler, sonuçlar.
  • Neticeler, sonuçlar.
  • Sonuçlar. (Arapça)

netaic-i mühimme / netâic-i mühimme

  • Önemli sonuçlar.

netaic-i uzma / netâic-i uzmâ

  • En büyük neticeler, sonuçlar.

netayic / netâyic

  • Neticeler, sonuçlar.

netice / نتيجه / netîce

  • Son, sonuç.
  • Sonuç.
  • Sonuç.
  • Sonuç. (Arapça)
  • Netice çıkarmak: Sonuç çıkarmak, sonuca varmak. (Arapça)

netice verme

  • Sonuç verme.

netice-i arziye

  • Dünyanın dönmesiyle sebep olduğu sonuçlar.

netice-i azam / netice-i âzam

  • En büyük sonuç.

netice-i bakiye / netice-i bâkiye

  • Ebedi, kalıcı meyve, sonuç.

netice-i burhan-ı bahir / netice-i burhan-ı bâhir

  • Açık, parlak, kesin ve sağlam delilin sonucu.

netice-i efkar / netice-i efkâr

  • Fikirlerin sonucu.

netice-i harb

  • Savaşın sonucu.

netice-i hareket

  • Hareketin sonucu.

netice-i hilkat

  • Yaratılışın sonucu.

netice-i himmet

  • Ciddî bir gayret ve çalışmayla elde edilen netice, sonuç.

netice-i hizmet

  • Hizmetin sonucu.

netice-i ıztırar

  • Çaresizliğin sonucu.

netice-i karar

  • Kararın sonucu.

netice-i kudsiye

  • Kutsal sonuç.

netice-i müddeayat

  • İleri sürülen iddiaların sonucu.

netice-i muhakkaka

  • Gerçekleşmesinden şüphe edilmeyen sonuç.

netice-i muharebe

  • Savaş sonucu.

netice-i mükafat / netice-i mükâfat

  • Sonuçta verilecek mükâfat.

netice-i müthiş

  • Müthiş ve insanı dehşete düşüren sonuç.

netice-i nimet-i sabıka

  • Geçmişte verilmiş nimetin sonucu.

netice-i şerriye

  • Şerden ortaya çıkan sonuç.

netice-i tahrib

  • Yok etme, bozma sonucu.

netice-i tevhid

  • Birleme, her şeyin bir olan Allah'a ait olduğu sonucuna ulaşma.

netice-i vahide

  • Tek netice, bir sonuç.

netice-i yegane / netice-i yegâne

  • Tek netice, sonuç.

netice-i zaruriye

  • Zorunlu sonuç.

neticebahş

  • Neticelendiren, sonuçlandıran. Netice veren. (Farsça)

neticepezir / netîcepezîr

  • Netîcepezîr olmak: Sonuçlanmak.

neticesinde

  • Sonucunda.

neticesiz

  • Sonuçsuz.

neticeten

  • Sonuç olarak.

nihai vesika / nihaî vesika

  • Son anlaşma belgesi, sonuç bildirgesi.

nihayet-i tahkik

  • Araştırmanın sonucu.

rapor

  • İnceleme sonucunu bildiren yazı.

selase-aşer

  • Onüç.

semer / ثمر

  • Meyva. (Arapça)
  • Ürün. (Arapça)
  • Sonuç. (Arapça)

semerat / semerât / ثمرات

  • Meyvalar. (Arapça)
  • Ürünler. (Arapça)
  • Sonuçlar. (Arapça)

semerat-ı medeniyet

  • Medeniyetin semereleri, sonuçları.

semere / ثمره

  • Meyva. (Arapça)
  • Ürün. (Arapça)
  • Sonuç. (Arapça)
  • Semere vermek: (Arapça)
  • Meyva vermek. (Arapça)
  • Sonuç vermek. (Arapça)

semeredar / semeredâr / ثمره دار

  • Meyvalı. (Arapça - Farsça)
  • Ürün veren. (Arapça - Farsça)
  • Sonuç veren. (Arapça - Farsça)

semeresiz

  • Meyvesiz, sonuçsuz.

sevk-i tabii / sevk-i tabiî

  • İçgüdü, düşünme sonucu olarak değil, tabii hareket.

şın

  • Kur'an alfabesinin onüçüncü harfi olup, ebcedî değeri 300'dür.

suğra / suğrâ

  • Küçük önerme; kıyası oluşturan önermelerden birisidir. Kıyasın sonuç önermesinin öznesi olan küçük terim bu küçük önermede bulunur.

suretlerin tahrimi / sûretlerin tahrimi

  • Resimlerin haram kılınması, yasaklanması; haset, gurur, riya, şehvet gibi nefsanî duyguları kabartan ve İslâmiyetin sakındırdığı sonuçların doğmasına sebep olan resimlerin, fotoğrafların yasaklanması.

tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme.

tefekkür etmek

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünmek.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünmeye sevk edici eser, yazı.

tenciz

  • Sona erdirme. Sonuçlandırma, neticelendirme.
  • Sözünü yerine getirme.

terettüb-ü netice / تَرَتُّبُ نَتِيجَه

  • Sonuç olarak ortaya çıkma.
  • Netice olarak gelme, sonuç alma.

terettüp eden

  • Sonuç olarak ortaya çıkan.

terettüp etme

  • Sonuç olarak ortaya çıkma, neticelenme.

terettüp-ü netice

  • Sonuç olarak ortaya çıkan şey.

tertib-i mukaddemat

  • Bir sonuca ulaşmak için uyulması gerekli olan sebepler sırası.

tesviye / تسویه

  • Eşitleme. (Arapça)
  • Düzleme. (Arapça)
  • Sonuçlandırma. (Arapça)
  • Hesap kapatma. (Arapça)
  • Tesviye edilmek: (Arapça)
  • Eşitlenmek. (Arapça)
  • Düzlenmek. (Arapça)
  • Sonuçlandırılmak. (Arapça)
  • Hesap katılmak. (Arapça)
  • Tesviye etmek: (Arapça)

tevekkül-ü tembelane / tevekkül-ü tembelâne

  • Tembelce tevekkülde bulunma; üzerine düşen görev ve sorumlulukları yerine getirmeden sonucu Allah'tan isteme.

tıktıka

  • Taşların birbirine dokunması sonucu çıkan ses.

tılsım-ı kur'ani / tılsım-ı kur'ânî

  • Harika sonuçlar doğuran Kur'ân hakikatleri; Kur'ân'ın gayet tesirli, derin hakikatleri.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR