LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Oku kelimesini içeren 68 kelime bulundu...

ayat-ı hırz / âyât-ı hırz

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olan âyet-i kerîmeler.

ale's-sevr

  • Öküzün üzerinde.

avam-ı mü'minin / avâm-ı mü'minîn

  • Okuyup yazması, ilim ve irfanı az olan mü'minler.

bakar-perest

  • Öküzü mâbut yapan. Öküz ve emsalini put yapıp ona ibâdet eden sapkınlar. Ehl-i dalâlet. (Farsça)

cevder

  • Öküz. (Farsça)

cug

  • Öküz boyunduruğu. (Farsça)

ehl-i kıraat

  • Okuma yazma bilen.

ehl-i kıraat ve erbab-ı kitabet

  • Okuma yazma bilenler.

ehl-i kıraat ve kitabet

  • Okuma-yazma bilen kimseler.

ehl-i mektep

  • Okulda ilim öğrenen ve öğretenler.

ehl-i mektep ve fen

  • Okumuş ve ilim ehli kimseler.

fenn-i kıraat

  • Okuma bilgisi. Okumanın çeşitli usûllerini öğreten ilim dalı.
  • Okuma ilmi.

fenn-i kıraat ve fenn-i kitabet

  • Okuma ve yazma ilmi.

gav / gâv

  • Öküz, sığır, bakara. (Farsça)

gayr-ı melfuz

  • Okunmayan.

gayr-ı melfuze

  • Okunmayan.

han / hân / خوان

  • Okuyan, okuyucu, çağıran manasına gelir. Meselâ: Duâ-hân : (Niyaz ve tazarrukârane bir tezellül ile) duâ okuyan. (Farsça)
  • Okuyan. (Farsça)

handen

  • Okumak. (Farsça)

hanende / hânende

  • Okuyan, şarkı söyleyen. (Farsça)

hırz ayetleri / hırz âyetleri

  • Okunduğunda veya üzerinde taşındığında Allahü teâlânın muhâfazasına (korumasına) kavuşmaya vesîle (sebeb) olduğu bildirilen âyet-i kerîmeler.

hoşhan

  • Okuyuşu güzel (Farsça)

ikra

  • Oku!

kağnı

  • Öküz arabası.

kalemsiz

  • Okur yazar olmayan.

kalkale

  • Okurken harfi iki kere seslendirme.

kari / karî

  • Okuyucu.
  • Okuyucu.

kàri

  • Okuyucu.

kari' / kâri' / قارء

  • Okuyucu. (Arapça)

kari'in / kâri'în / قارئين

  • Okuyucular. (Arapça)

kıraat / kırâat / قرائت

  • Okuma.
  • Okuma.
  • Okuma.
  • Okuma. (Arapça)
  • Kırâat etmek: Okumak. (Arapça)

kıraaten

  • Okumakla.

kıraet / kırâet

  • Okuma, ibare sökme, düzgün ve sürekli okuma. Kur'ân okuma.

kıraeten

  • Okuyarak, okumak suretiyle.

lehhan

  • Okurken çok yanlışlık yapan kimse.

li-ecl-it-tahsil

  • Okumak için, tahsil yapmak için.

makru / makrû

  • Okunan.

makru'

  • Okunan. Okunmuş olan.

mekatib / mekâtib / مكاتب

  • Okullar.
  • Okullar. (Arapça)

mekteb / مَكْتَبْ

  • Okul.
  • Okul.

mektep / مكتب

  • Okul.
  • Okul. (Arapça)

mektepli

  • Okullu, öğrenci, talebe.

mektepliler

  • Okullular, eğitimli kesim.

melfuze

  • Okunan.

mubassır / مبصر

  • Okul düzenini sağlayan görevli. (Arapça)

mütalaa etme / mütalâa etme

  • Okuma, inceleme.

mütaliin / mütaliîn

  • Okuyucular, mütalâa edenler.

nafis

  • Okuyup üfüren.

nasl

  • Okun ucundaki sivri demir. okun uçmasına yardım eden kanatlar.

nebiy-yi ümmi / nebiy-yi ümmî

  • Okuma ve yazma bilmeyen peygamber; yani beşerî ilimleri tahsil etmemiş ve ilmi İlâhî olan Hz. Muhammed (a.s.m.).

nebiyy-i ümmi / nebiyy-i ümmî

  • Okuma-yazması olmayan peygamber.

nevager

  • Okuyucu, hânende. (Farsça)

peykan

  • Okun ucundaki sivri demir.

secde ayetleri / secde âyetleri

  • Okunduklarında veya işitildiğinde secde yapılan, Kur'ân-ı kerîmdeki on dört secde âyet-i kerîmesi. Bunlar: A'râf: 206, Ra'd: 15, Nahl: 50, İsrâ: 109, Meryem: 58, Hac: 18, Furkân: 60, Neml: 25, Secde: 15, Sa'd: 24, Fussilet: 37, Necm: 62, İnşikâk: 21, Alak: 19. âyet-i kerîmeleridir.

sevr / ثَوْرْ

  • Öküz, boğa; Boğa burcu.
  • Öküz, boğa burcu.
  • Öküz.

sevr ve hut / sevr ve hût

  • Öküz ve balık.

sömestr

  • Okullarda bir ders yılının ayrıldığı iki dönemin herbiri. (Fransızca)

tahsilli

  • Okumuş, ilim sahibi.

tedarüs

  • Okuma, yazma.

tedris

  • Okutmak. Öğretmek. Ders vermek.

tekrar-ı tilavet / tekrar-ı tilâvet

  • Okumanın tekrarı.

tilavet / tilâvet / تلاوت

  • Okumak. Takib etmek, arkasına düşmek.
  • Okuma.
  • Okuma.
  • Okuma.

ümmi / ümmî / امي / اُمّ۪ي

  • Okuma yazma bilmeyen, tahsil görmemiş.
  • Okuma yazma bilmeyen.
  • Okuma-yazması olmayan.
  • Okur yazar olmayan.

ümmilik / ümmîlik

  • Okuma-yazma bilmeme, tahsil görmemişlik.

ümmiyet

  • Okuma yazma bilmeme.

vakt-i kıraat

  • Okuma zamanı.

vavik

  • Okun nişana dokunmayıp yanına düşmesi hâli.

zahiri ilimler / zâhirî ilimler

  • Okuyarak, çalışarak ve araştırarak elde edilen, öğrenilen ilimler. Kelâm, tefsîr, fıkıh gibi din bilgileriyle; mantık, matematik, fizik, kimyâ, biyoloji, geometri gibi fen bilgileri.

zellet-ül kari'

  • Okuyanın yanılması. Namaz içinde, kırâat esnasındaki yapılan yanlışlık.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın