LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Ogan ifadesini içeren 126 kelime bulundu...

abdullah ibn-i zübeyr

  • Ebu Bekir-i Sıddık'ın kızı Esma'nın oğludur. Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret, şecaat, ibadet ve takvası ile meşhurdur. Zübeyr ibn-i Avvam'ın oğludur. Yezid'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke'de dokuz sene halifelik yaptı. 73 yaşında şehid edildi. (R.A.)

akika / akîka

  • Yeni doğan çocuk için Allah'a şükür maksadıyla kesilen kurban.
  • Yeni doğan bir çocuğun başındaki ana tüyü. Yahut böyle bir çocuk için Cenab-ı Hakk'a şükür niyetiyle kesilen kurbanın adı. Bu kurbana "Nesike" de denir.
  • Yeni doğan çocuk için şükür niyetiyle kesilen kurban.

akonitin

  • Kurtboğan denilen bir bitkiden çıkan zehirleyici bir madde. (Fransızca)

avrupazade / avrupazâde

  • Avrupa'dan doğan. Avrupa te'siri ile olan. Avrupalıyı taklid eden. (Farsça)

bariz

  • Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça.

basal

  • Bot: Soğan ve benzeri gibi kökler.

basal-i harif

  • Acı soğan.

basile

  • Bir nevi soğan. Bir soğan çeşidi.

baz / bâz / باز

  • Doğan. Yırtıcı kuş. Av kuşu. (Farsça)
  • Açık. (Farsça)
  • Ayırma. Temyiz etme. (Farsça)
  • İniş. (Farsça)
  • Tekrar. (Farsça)
  • Açık. (Farsça)
  • Doğan. (Farsça)

baz-ban / bâz-ban

  • Kuşçu. Doğancı. (Farsça)

baz-dar / bâz-dâr

  • Kuşçu, avcı, doğancı. (Farsça)

baz-ul eşheb / bâz-ul eşheb

  • Akdoğan.
  • Abdulkadir-i Geylâni Hazretlerinin bir nâmı.

bazek / bâzek

  • Küçük doğan (kuş). (Farsça)

bazü'l-eşheb / bâzü'l-eşheb

  • Kır renkli, ak doğan; Abdülkadir-i Geylânî'nin bir lâkabı.

bekuri / bekûrî

  • İlk evlat, ilk doğan çocuk.

belbus / belbûs

  • Bir nevi haşhaş. (Farsça)
  • Yabani soğan. Dağ soğanı, sarmısak. (Farsça)

benat-ür rüşde / benât-ür rüşde

  • Nikâhlı kadından doğan evlat.

bevahe

  • (Tekili: Bûhe) Dişi baykuşlar.
  • Çakır doğan kuşları.
  • Ahmak, ebleh adamlar.

bıtna

  • Malın, paranın ve servetin ziyadeliğinden doğan sürur, sevinç.
  • Mide dolgunluğu.

buh

  • Erkek baykuş.
  • Çakır doğan.

çarh

  • Çark, tekerlek.
  • Felek, gök, sema.
  • Ok yayı.
  • Elbisede yaka.
  • Tef.
  • Devreden, dönen.
  • Çakır doğan.
  • Talih.

çerh

  • Çark. Dolap. (Farsça)
  • Felek. Talih. (Farsça)
  • Dingil üzerine dönen. (Farsça)
  • Gök. (Farsça)
  • Def. (Farsça)
  • Zenberek. (Farsça)
  • Mancınık. (Farsça)
  • Elbise yakası. (Farsça)
  • Ok yayı. (Farsça)
  • Çakır gözlü doğan kuşu. (Farsça)

cezalet / cezâlet

  • Sözde kelimelerin düzgün dizilişinden doğan güzellik.

cürre-baz

  • Atmaca kuşu. (Farsça)
  • Erkek şahin veya akdoğan. (Farsça)
  • Hızla uçan ok. (Farsça)

dümlüc

  • Doğan kuşu.
  • Kan alacak yer.

ecdel

  • (Çoğulu: Ecâdil) Çakır doğan kuşu.

ef'al-i kulub / ef'âl-i kulûb

  • Kalbin işleri, kalbe doğan çeşitli duygu ve düşünceler. Arapça'da kalbî fiiller (bilmek, görmek gibi)

ekşem

  • Doğuştan kusurlu olan. Burnu, kulağı kesik veya noksan doğan (adam).
  • Pars denilen vahşi hayvan.

eşkil

  • Yaban soğanı.

etlad

  • Evde doğan câriyeler.
  • Eski mal.
  • Damızlık denilen doğurucu hayvan.

ezell

  • Kurtla sırtlandan doğan hayvan.
  • Oturak yerinin iki yanları arık ve yeyni olan.

fantezi

  • yun. Çeşitli ve süslü. Müsrifane süs isteğinden doğan hayal hareketi ile yapılmış süslü eşya veya süslenmek. Ağırbaşlı olmayan.

feha

  • (Çoğulu: Efhâ) Çorbaya katılan veya dövüp yemek üzerine ekilen bir ot.
  • Soğan.

feyz-i tecelli / feyz-i tecellî

  • Yansımadan doğan feyz, bereket.

gakfeka

  • Doğan sesi.

gark eyleyen

  • Boğan, batıran.

gürz

  • Silâhın icadından evvel kullanılan bir harp âleti. Gürz, yekpare veya yalnız baş tarafı demir ve bakırdan, sapı ise ağaç ve demirden olan bir nevi topuzdur. Gürzün Türkçesi "bozdoğan" dır. Bozdoğan bir cins yırtıcı kuştur. Gürz, bozdoğanın kafasına benzediği için bu adla anılmıştır. Gürzün baş kısmı

hadic

  • Vaktinden evvel doğan erkek veya kız çocuğu.

hads-i kat'i / hads-i kat'î

  • Hızlı bir şekilde kalbe doğan ve doğruluğu kesin olan bilgi.

hanık

  • (Hunk. dan) Boğucu, boğan.
  • Küçük dar yarık ve sokak.

hannak

  • Boğan, boğucu.

hasıb

  • Tipi. Ortalığı toza toprağa boğan şiddetli rüzgâr.

hatice / hatîce

  • (Hadîce) Vakitsiz ve erken doğan kız çocuğu.
  • Fetva metinlerinde kadını temsil eden umumi isimlerden birisi. (Ötekiler: Hind, Fâtıma ve Zeyneb'dir.)

hatır-zad

  • Akla gelen, hatıra doğan. (Farsça)

helahil / helâhil / هلاهل

  • Zehir, ağı, boğanotu. (Arapça)

hemzad / hemzâd / همزاد

  • Doğuşla birlikte gelen. (Farsça)
  • Birlikte doğan. (Farsça)

hisse senedi

  • Sermayesi paylara bölünebilen ticaret şirketlerinde, ortalıkdan doğan hakları ve sermaye payını temsil eden değerli evrak.

horasan

  • İran'ın doğusunda bir memleket adı. (Farsça)
  • Erzurum vilâyetine bağlı bir kasaba adı. (Farsça)
  • Tuğla tozu ile kireçten yapılan bir nevi sağlam harç ismi. (Farsça)
  • Kelime mânası: Doğan güneş. (Farsça)

huluvv

  • Boş olmak, hâlî oluş. Boşluk. Boşta olmak.
  • Huk: Tarafların anlaşarak evlilik hayatlarına son vermeleri.
  • Huk: Bir gayr-i menkulün, muayyen bir bedel ile kiralanmış olmasından doğan kiracılık hakkı ve menfaati.
  • Hava parası adıyla verilen meblağ.

hüzn-ü müştakane

  • Kavuşmanın gecikmesinden doğan hüzün, üzüntü.

ıhdac

  • Doğan çocuğun bir yerinin eksik olması.

ilham-ı evliya

  • Evliyanın kalbine doğan mânâ.

iltifat

  • Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek.
  • Dikkat, itina.
  • Edb: Bir mevzu anlatılırken, o anda kalbe doğan bir ilham coşkunluğu ile -mevzu dışına çıkmadan- sözün ve hitabın yönünü değiştirme san'atıdır. Meselâ: (Asım'ın nesli...

işgere

  • Şâhin, atmaca ve doğan gibi av için kullanılan terbiye görmüş kuş. (Farsça)

ispir

  • Arabacı. Arabacının yanında bulunan at uşağı.
  • Zabıta memuru.
  • Beyaz doğan kuşu.

işrak eden / işrâk eden

  • Doğan.

kamt

  • Kuş, dişisine cima etmek.
  • Doğan çocuğu beze sarmak.

kare

  • Anasından gözsüz doğan. Kör olarak dünyaya gelen.
  • Koyun sürüsü.

kariha-zad / kariha-zâd

  • Karihadan doğan, karihadan meydana gelen. (Farsça)

karnesa

  • Doğan kuşunun, avının ardına düşmesi.

kevser-i fesahat

  • Dilin doğru, düzgün, açık ve akıcı şekilde kullanılmasından doğan tatlılık, doygunluk.

kırnas

  • Doğan kuşunun, avının ardınca gitmesi.

kıyas-ı hafi-yi hadsiye / kıyas-ı hafî-yi hadsiye

  • Zihnin birşey hakkında, sezgi ve âni kavramayla yaptığı gizli kıyas. Meselâ "Eğer Ayın ışığı Güneşten gelmeseydi, durumu değiştikçe ışık yapısı değişmezdi" şeklinde zihne doğan gizli bir kıyasla aklın "O halde Ay ışığını Güneşten alır" şeklinde hükmetmesi.

kürrez

  • İki yaşına girmiş doğan kuşu.
  • Kötü ve hâzık kimse.

lahn

  • Hatâ etmek, doğrudan sapmak. Çoğulu elhândır.
  • Tecvîd ilminde, tecvîd kâidelerine uymamaktan doğan okuyuş hatâsı. Fıkıh kitablarında namaz kılanın namazın farzlarından olan kırâette yaptığı hatâ zelletül-kârî adı altında incelenmiştir.
  • Tegannî, sesi mûsikî perdelerine uydurmak için, mâ

ma'bude

  • Şirk, evham ve putperestlikten doğan kadın heykeli ve emsali put.

ma-imeşkuk / mâ-imeşkûk

  • Şüpheli su; ehlî merkebin ve ondan doğan katırın artığı olan su.

mahlukatın hukuku / mahlûkatın hukuku

  • Hukuk-u ibâd; kul hakları; toplum bireyleri arasında birlikte yaşamaktan doğan, yükümlünün irade ve tercih hakkının bulunduğu haklar; mülkiyet, sağlık, alışveriş, borç gibi.

melekat-ı akliyye / melekât-ı akliyye

  • Tecrübe neticesi aklen bilinen kolaylık, tecrübeden doğan bilgililik.

mevlud / mevlûd

  • Doğan.

mevludat

  • (Tekili: Mevlud) Belirli bir zaman içinde doğanlar.

mu'tekadat-ı hissiye / mu'tekadât-ı hissiye

  • His ve duyulara ait kanaatler ve onlardan doğan inançlar.

muhnik

  • (Hank. dan) Boğucu, boğan.

münbais

  • İnbias eden, gönderilen.
  • İleri gelen. Çıkan. Doğan.

mutavassıt nev'

  • Evrim teorisindeki ara geçiş türü, iki ayrı türden doğan melez.

mütenasil

  • Birbirinden doğan, tenasül eden.

mütevellid / متولد / مُتَوَلِّدْ

  • Doğan, çıkan.
  • Doğan, dünyaya gelen.
  • İleri gelen, çıkan, hâsıl olan.
  • Doğan, ortaya çıkan.
  • Doğan. (Arapça)
  • İleri gelen, kaynaklanan. (Arapça)
  • Doğan.

mütevelvil

  • İşi velveleye boğan. Gürültü ve şamata yapan.

neş'et eden

  • Doğan, meydana gelen.

niks

  • Ters doğan çocuk.
  • Zayıf ve cılız adam.

niyazi-i mısri / niyazi-i mısrî

  • (Mi: 1618 - 1694) Malatya'nın Soğanlı köyünde doğdu. Şâir ve tasavvufçu olup Halvetî tarikatının Niyaziye veya Mısriye şubesini kurmuştur. Mısır'da Câmi-ül-Ezher'de tahsil gördü. 1646'da İstanbul'a döndü ve Sokollu Mehmed Paşa Medresesinde irşada başladı. Eserlerinden bazıları şunlardır: Risale-i Ha

nühust

  • İlk gelen, evvel doğan, evvelki olan. (Farsça)

nuhustzad / nuhustzâd

  • İlk doğmuş olan. Evvel doğan. (Farsça)

piç

  • Büklüm, kıvrım, dolaşık. (Farsça)
  • Nesebi gayr-ı sahih olan, gayr-ı meşru münâsebetten doğan çocuk. (Farsça)
  • Aslına benzemiyen. (Farsça)
  • Ağacın kökünden biten sürgün. Aşılanmamış ağaç. (Farsça)
  • Sarmaşık. (Farsça)
  • Vida. (Farsça)

piyaz

  • Soğan. (Farsça)
  • Zeytinyağlı ve sirkeli fasulye haşlaması. (Farsça)

rende

  • Tahtaların yüzlerini pürüzlerden kurtarıp dümdüz etmek için marangozların kullandıkları âlet. (Farsça)
  • Mutfakta peynir, soğan, havuç gibi şeyleri ufalamak için kullanılan tenekeden veya ona benzer maddelerden yapılan âlet. (Farsça)

rüsum / rüsûm

  • Resmler, âdetler. Bir cemâatin veya bir milletin müşterek düşüncesinden doğan âdetler, alışılagelen, yapılagelen şeyler.

sa'r

  • Katil zehiri.
  • Kısa boylu adam.
  • Küçük hıyar.
  • Yaban soğanının kökü.

şahbaz

  • Doğan kuşu, çevik, yiğit.
  • İri ve beyaz doğan kuşu. (Farsça)
  • Mc: Çevik ve becerikli. Yiğit, şanlı, kahraman. (Farsça)

şahin

  • (Çoğulu: Şevâhin) Doğan'a benzer bir kuş ki, av avlamak için terbiye olunur.

şakşaka

  • Doğan kuşunun veya serçenin ötmesi.

şarık / şârık

  • Doğudan çıkan, doğan, parlayan.

sarsara

  • Doğan sesi.
  • Horoz sesi.

şehbaz

  • Çevik, cesur, beyaz doğan kuşu.

serer

  • (Çoğulu: Esirre) Ayın son gecesi.
  • Ebenin doğan çocuğun göbeğinden kestiği parça.
  • Mantar üstünde olan kabuk, balçık, toprak (Bu mânâya Çoğulu: Esrâr ve C: Esârir).

şerh

  • Her nesnenin evveli.
  • Her sene yeni doğan deve yavruları.
  • Yiğitlik.
  • Yarmak.

şevahin

  • (Tekili: Şahin) Şahinler, doğan kuşları.

sevanih

  • (Tekili: Sâniha) İçe doğan fikirler.

şevket / شَوْكَتْ

  • Kudret ve kuvvetten doğan büyüklük, heybet.

sevzak

  • Çakır doğan kuşu.

şiar / şiâr / شعار

  • Slogan. (Arapça)
  • İşaret. (Arapça)
  • Şiâr edinmek: Slogan haline getirmek, meslek edinmek. (Arapça)

sıhr / صهر

  • Evlilikten doğan akrabalık. (Arapça)

sıhriyet / صهریت

  • Evlilikten doğan akrabalık, kan bağı. (Arapça)

Sünuhat / Sünûhat

  • Kalbe doğan mânâ ve hakikatler

sünuhat / sünûhat / سنوحات

  • Akla gelenler, içe doğanlar. (Arapça)

tali '

  • Doğan. Tulu' eden.
  • Kısmet, kader, baht.
  • Nişangâhın arkasına düşen ok.
  • Yeni hilâl.

tali' / tâli' / طالع

  • Doğan. (Arapça)
  • Talih. (Arapça)

talia

  • Doğan. Ufuktan görünen. Tulu' eden.

tarid

  • Kovulmuş, uzaklaştırılmış, sürülmüş, çıkarılmış.
  • Bir kimsenin birinci çocuğundan sonra doğan ikinci çocuğu.

tasavvuf

  • Ahlâk ve kalb ilmi. Kalbi kötü huylardan temizleyip, iyi huylarla doldurmak. Kalbde îmânın vicdânileşmesi, yâni Ehl-i sünnet îtikâdının kalbde sağlamlaşması ve şüphe getirici te'sirlerle sarsılmaması, nefs-i emmâreden doğan tenbelliklerin ve sıkıntıl arın giderilip, ibâdetlerde kolaylık ve lezzet hâ

tev'em

  • İkiz. Çift doğan çocuklar.
  • Mc: Benzer, eş, mümasil.

tevellüd eden

  • Doğan, meydana gelen.

tevellüt eden

  • Doğan, meydana gelen.

tıla'

  • Üzerinde güneş doğan yer.

tirb

  • (Çoğulu: Tirâb-Etrâb) Anasından saçlı ve dişli doğan oğlan.
  • Yaşta diğerine eşit olan nesne.
  • Lezzet.

tulu eden / tulû eden

  • Doğan, ortaya çıkan.

tuluat / tulûât

  • Doğuşlar, kalbe doğan mânâlar.

unsul

  • Ada soğanı.

ürümek

  • Havlamak. (İt ürür, kervan yürür)Ürüyen köpek ısırmaz: Tehdit savuran, işi gürültüye boğan kimselerden yılmamak lâzım geldiğini anlatır. (Farsça)

varidat / vâridât

  • (Tekili: Vâride) Kâr, gelir.
  • Vârid olan. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar.
  • Hatıra gelen, içe doğan.

veled-i nameşru / veled-i nâmeşru

  • Evlilik dışı ilişki sebebiyle doğan çocuk.

veled-i zina / veled-i zinâ

  • Meşru olmayan birleşmeden doğan çocuk, nikah dışı birleşmeden doğan çocuk.

veraset-i ırkıye

  • Doğan yavrunun ecdadına benzemesi.

yafuh

  • Bıngıldak. Yeni doğan çocukların baş kemiklerinin arasındaki yumuşaklık.

zade-i tab / zâde-i tab

  • Bir kimsenin düşünce mahsûlü olarak kaleminden çıkan, doğan.

zehder

  • Çakır doğan.
  • Doğan yavrusu.
  • Bir atın adı.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın