LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Nima ifadesini içeren 120 kelime bulundu...

adem-i ıttıla

  • Bilememe, tanımama.

ahdname / ahdnâme

  • Devlet başkanının emriyle, bâzı devlet, topluluk ve şahıslara özel haklar tanımak maksadıyle hazırlanan belge.

aks-ün nakiz / aks-ün nakîz

  • Birbirine zıt olan iki şey.
  • Man: Mevzuun nakîzini yüklem; ve yüklemin nakîzini de mevzu kılmak. Misâl: "Her aklı başında olan insan Allah'ı tanır" kaziyesinden aks-ün nakîz yolu ile şu hüküm elde edilir: "Allah'ı tanımayanlar, aklı başında olmayan insanlardır."

anarşi

  • yun. Başıboşluk. Din ve nizam tanımamak. Din ve nizam düşmanlığı. Birden başıboş kalmak. Başta hükümet olmamak. Hükümetinin otoritesi kalmamış olan bir milletin durumu.
  • Kargaşa, kanun ve kural tanımama.

anarşilik

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımama, kargaşa çıkarma.

anarşist

  • Hiçbir kayıt ve kural tanımayan, kanun ve düzen karşıtı.
  • Düzen tanımaz, yıkıcı, isyancı, bozguncu.

anarşistlik

  • Kural tanımama, her türlü düzen ve otoriteye karşı çıkma.

arş-ı marifetullah

  • Allah'ı hakkıyla tanımanın ve bilmenin en yüksek derecesi.

asi / âsi

  • İsyan eden. Emirlere itâat etmeyen.
  • Günah işleyen.
  • Meşru idâreyi tanımayıp baş kaldıran.

aşinalık / âşinâlık

  • Tanıma, yakınlık.

aşinalık etmek / âşinalık etmek

  • Alışmak, (o şeyi) tanımak.

baran-ı marifet / bârân-ı mârifet

  • Allah'ı tanıma, bilme yağmuru.

bilamühlet / bilâmühlet / بلامهلت

  • Zaman tanımadan, süre vermeden. (Arapça)

cahil

  • Tecrübesiz. Bilgisiz. Genç. Toy.
  • Allah'ı unutmuş olan. Gafil. (Dünya ve kâinatta Allah'ın bunca eserleri sergilenip dururken bunların sanatkârını ve yaratıcısını tanımamak cahilliğin en akılsızcasıdır.)

cühhal-i vahşiye

  • Vahşî ve kural tanımaz zırcahiller.

derece-i marifet

  • Allah'ı tanıma ve bilme derecesi.

ders-i marifet

  • Allah'ı tanıma ve bilme dersi.

diyar-ı irfan / diyâr-ı irfan

  • İrfan ülkesi; uçsuz bucaksız bir beldeyi andıran Allah'ı tanıma, İlâhî hakikatlere ulaşma özelliği.

ehl-i marifet / ehl-i mârifet

  • Allah'ı bilme ve tanıma lütfuna eren kimseler.

ehl-i tefekkür

  • Varlıklar üzerinde Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünenler.

envar-ı marifet / envâr-ı marifet

  • Bilme ve tanıma nurları.

envar-ı marifetullah / envâr-ı mârifetullah

  • Allah'ı bilmenin ve tanımanın nurları.

fasık / fâsık

  • Allah'ın emirlerini tanımayan, günah işleyen.

fevzai / fevzaî

  • Anarşist. Hiç bir din ve nizam tanımayan.
  • Kargaşalık ve anarşi ile alâkalı.

fevzaiye

  • Fls: Anarşik. Kanun ve nizam tanımayan hal ve hareket.

fir'avniyyet

  • Firavun gibi oluş, isyankârlık ile Allah'ı tanımayış. İnat ile Allah'a isyan edip halkı sapık yollara, dalâlete ve dinsizliğe sevke çalışmak.

fücur / fücûr / فُجُورْ

  • Helâl haram tanımama.

güldeste-i marifet

  • Allah'ı tanıma ve imanın meydana getirdiği bilgilerden derlenmiş gül destesi.

hakk-bini / hakk-bînî

  • Hakkı görme, hakkı tanıma. (Farsça)

hakk-ı marifet / hakk-ı mârifet

  • Hakkıyla, gerçek bir şekilde bilme ve tanıma.

hakşinaslık

  • Doğruyu, hakkı tanımak.

hikmet-i imhal / hikmet-i imhâl

  • Zaman tanımanın sebebi.

hodbin

  • Başkasına hak tanımayıp, kendi lezzet ve menfaatını tâkib eden. Bencil. Enaniyetli. Kibirli. (Farsça)

hüdabinlik / hüdâbinlik

  • Allah'ı tanımak.

hümanizm

  • Lât. Edb: İslâmiyete mugayir ve aykırı eski Yunan ve Lâtin edebiyatı ve felsefesi taraftarlığı hareketi.
  • Fls: İnsan menfaatını hayatta değer ölçüsü kabul eden ve dine tâbi olmayan, insana aşırı hâkimiyet tanımak isteyen ve maddeperest, dinsiz, imansız bir cereyan, bir fikir ve bâtıl

ibadet-i tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünme ibadeti.

ibaha mezhebi / ibâha mezhebi

  • Dinî kuralları, ahlâk ve namus prensiplerini, şahsî mülkiyet kavramını tanımayan sözde özgürlükçü batıl bir akım.

ilm-ül-yakin / ilm-ül-yakîn

  • Eserden müessire yol bulmak. İşi görüp yapanı tanımak, bilmek. Dumanı görüp, orada ateşin olduğunu anlamak böyledir.

inkar / inkâr

  • Bilmeme, tanımama. Yaptığını ve söylediğini gizleme.
  • Yapmadım deme ve ayak direme.
  • Reddetme.
  • Tanımama.

irfan / irfân

  • Bilme, anlama. Mârifet. Kalble bilip tanıma. Allahü teâlânın ihsânı olan mânevî, vehbî ilim. Buna ma'rifet de denir.

ism

  • (İsim) Ad, nâm.
  • Ist: Bilinen veya bilinmeyen, hissedilen veya hissedilmeyen herhangi bir şeyi birbirinden ayırmak, tanımak veyahut zihne getirmek için kullanılan söz veya lâfız.
  • Man: Tam mânalı ve hem mevzu, hem mahmul olabilen lâfızdır.

isti'zam

  • Büyük tutmak ve büyük tanımak.
  • Gururlanmak. Kibirlenmek.

istibdadkarane / istibdadkârane

  • İstibdad idaresi gibi. Kendi kendine, kanunları ve kimseyi tanımadan idare eder surette. (Farsça)

kafir / kâfir

  • Hakk'ı tanımayan, bilmeyen,
  • Allah'ın varlığına ve birliğine inanmayan.
  • Küfreden, küfredici.
  • İyilik bilmeyen, nankör.

kesb-i muarefe / kesb-i muârefe

  • Tanımak, alışkanlık kazanmak.
  • Bir mevzuda çalışarak ihtisas sahibi olmak. Birbinini tanımak ve alışmak.

küfr-i inkari / küfr-i inkârî

  • Aslâ Cenab-ı Hakk'ı tanımayıp, İslâmiyet hakikatlarını ikrar ve tasdik etmemektir.

kutb-ül-aktab / kutb-ül-aktâb

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk, kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan ricâl-i gayb yâni herkesin tanımadığı zâtların reisi. Emrinde üçler, yediler, kırklar... denilen yine bu işlerle vazîfeli seçilmiş kimseler bulunur.

lezzet-i ma'rifet / لَذَّتِ مَعْرِفَتْ

  • (Allah'ı) tanımanın lezzeti.

ma'nevi miras / ma'nevî mîrâs

  • Âlem-i emrdeki (gözle görülmeyen âlemdeki) şeyler yâni îmân, mârifet (tanıma, bilme), rüşd (doğru yolda olmak) gibi nîmetler (güzellikler, iyilikler).

ma'rifet / مَعْرِفَتْ

  • Bilme, tanıma, gönülle bilme. Allahü teâlânın sıfatlarını ve isimlerini hakkıyla bilme, tanıma. Ma'rifetullah.
  • Tanıma.

ma'rifet-i ilahiye / ma'rifet-i ilâhiye / مَعْرِفَتِ اِلٰهِيَه

  • Allahı tanıma.

ma'rifet-i kamile / ma'rifet-i kâmile / مَعْرِفَتِ كَامِلَه

  • (Allahı) Kâmil bir imanla tanıma.

ma'rifet-i kudsiye / مَعْرِفَتِ قُدْسِيَه

  • Mukaddes tanıma.

ma'rifetullah

  • Masnuat-ı İlâhiyeyi ve Kur'âni hakikatleri tefekkür ve tahsil ile veya lütf-i İlâhi ile kalbi inkişâf ve basirete sâhib olmak. Esmâ-i İlâhiyyeyi tanımak. İlâhi hakikatlara vukufiyet. Her işte Allah rızâsına en uygun hareket tarzını bilip amel etmek.
  • Allah'ı tanıma, bilme.
  • Allahü teâlâyı tanıma, bilme.

maarif / maârif

  • Marifetler, ilimler, tanımalar, eğitim.

maarif-i ilahi / maarif-i ilâhî

  • Allah'ı tanıma yolunda elde edilen bilgiler.

maarif-i ilahiye / maârif-i ilâhiye

  • Allah'ı tanıma ilmi.

mana-yı ismi / mânâ-yı ismî

  • İsme dair mânâ. Bir şeyin sadece kendisini bilip tanımak. Bir şey başka şeyleri tanıttığı, bildirdiği veya sevdirdiği için olan mânâya da mânâ-yı harfî denir. Bir ağacı gölgesinden, zahirî görünüşünden, bize verdiği meyvesinden dolayı alâka gösterir ve seversek mânâ-yı ismî ile seviyoruz demektir. A

marifet / mârifet

  • Allah'ı bilme ve tanıma.
  • İlim, hüner, tanıma.

marifet-aşina / marifet-âşinâ

  • Allah'ı tanıma ve bilmeye alışmış.

marifet-i ilahiye / mârifet-i ilâhiye

  • Allah'ı bilme ve tanıma.

marifet-i islamiye / marifet-i islâmiye

  • İslâmiyeti bilme ve tanıma.

marifet-i kamile / marifet-i kâmile

  • Allah'ı tam olarak tanıma ve bilme.

marifet-i kudsiye / mârifet-i kudsiye

  • Allah'ı tanıma ve bilmeden gelen kutsal bilgi, marifet.

marifet-i nebi / mârifet-i nebi

  • Peygamberi bilme ve tanıma.

marifet-i rabbaniye / marifet-i rabbâniye

  • Rab olan Allah'ı bilme ve tanıma.

marifet-i sani / mârifet-i sâni

  • Herşeyi sanatlı bir şekilde yaratan Allah'ı tanıma ve bilme.

marifet-i tamme

  • Allah'ı tam olarak tanıma ve bilme.

marifet-i zülcelal / mârifet-i zülcelâl

  • Sonsuz yücelik ve haşmet sahibi Allah'ı bilme, tanıma.

marifetü'n-nebi / mârifetü'n-nebî

  • Peygamberi (a.s.m) bilmek, tanımak.

marifetullah / mârifetullah

  • Allah'ı bilme ve tanıma.
  • Allahı bilme, tanıma.

materyalizm

  • Maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.

mehl / مهل

  • Süre tanıma. (Arapça)

melahide / melâhide / ملاحده

  • Dinsizler, tanrıtanımazlar. (Arapça)

mertebe-i marifet

  • Allah'ı tanıma ve bilme derecesi.

meş'ur

  • Bir şeyi iyice idrak eylemek.
  • Şuurlu. Kendini bilen.
  • Tanımak.

mikyas-ı ma'rifet / mikyâs-ı ma'rifet / مِقْيَاسِ مَعْرِفَتْ

  • Tanıma ölçüsü.

mikyas-ı marifet

  • Allah'ı tanıma ölçüsü.

mir'at-ı ma'rifet / mir'ât-ı ma'rifet / مِرْاٰتِ مَعْرِفَتْ

  • (Allahı) Tanıma aynası.

mir'at-ı marifet / mir'ât-ı marifet

  • Marifet aynası, tanıma aynası.

muarefet

  • Tanıma, yakından bilme.

muattıl

  • Îmansız, tanrıtanımaz.

muattıla

  • Îmansız, tanrıtanımaz.

mühlet / مهلت

  • Tanınmış süre. (Arapça)
  • Mühlet vermek: Süre tanımak. (Arapça)

müstebid

  • Başlı başına, müstakil olan. Emri altındakilere söz ve hürriyet hakkı tanımayan, istibdat yapan. Despot.

na-şinas

  • Bilmez, câhil. (Farsça)
  • Tanımaz olan, tanımayan. (Farsça)

navakıf / nâvâkıf

  • Tanımayan, bilmeyen.

nefis

  • Can, maddî arzuların kaynağı olup sınır tanımayan bir duygu.

nefis-perest

  • Şeriat kanunlarına aykırı olarak, ahlâk kaidesini tanımadan nefsinin isteklerine uyan. Nefsine taparcasına düşkün olan.

nemat

  • (Çoğulu: Enmut-Nimât) Usul, tarz.
  • Yol, tarik.
  • Örtü, ihram.
  • Topluluk, insan cemaati.
  • Döşek yüzü, yatak yüzü.

nimr

  • (Çoğulu: Enmâr - Nümur - Nimâr) Kaplan.

nur-u marifet / nur-u mârifet

  • Allah'ı bilme ve tanıma nuru.

örf

  • İnsanlar arasında güzel görülmüş, red ve inkâr edilmeyip mükerreren yapılagelmiş olan şeydir. Bu kelime; ihsan, ma'ruf, cud, sehâ, bezl ve atâ olunan, atiyye, tanımak, bilmek, biliş, ikrar eylemek, arka arkaya tetebbu ve tevâli etmek, Allah (C.C.) tarafından ulülemre ve Sultana tevdi' olunan

partizan

  • Kendi partisine aşırı düşkün olup başkasına hak tanımak istemeyen kimse. (Fransızca)

pencere-i marifet

  • Allah'ı bilmeye ve tanımaya açılan bir pençere.

protestanlık

  • (Prutluk) Papayı Hristiyanların başı olarak tanımayıp ruhaniyetini kabul etmeyen bir Hristiyanlık mezhebi.

sofestai / sofestaî

  • (Sevfestâi) Kâinatın yaratıcısını, Cenab-ı Hakkı kabul etmemek için herşeyi inkâr eden. Müsbet veya menfi hiç bir hükme varmayan, daima şüphe içinde kalmayı esas alan felsefi bir doktrinin (Septisizm) mensubu. Septik. Alemde hakikat namına hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar

sofizm

  • Fls: Sofestaiye. Safsatacılık. Alemde hakikat olarak hiç bir şey tanımayan ve hakikatı araştırmaktan sarf-ı nazar ederek zevk ü safâ ve şiir gibi şeylerle eğlenmeği tercih eden bâtıl bir meslek. İnâdiye, indiye ve Lâedriye "Septizm" adlarıyla üç kısma ayrılırlar. (Mesail-i İlm-i Kelâm'dan) (Fransızca)
  • Hakikatı tanımayan şüpheci filozofların felsefesi.

şuaat-ı marifetü'n-nebi / şuâât-ı mârifetü'n-nebî

  • Peygamberi tanıma parıltıları, nurları.

şuur

  • Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak.
  • Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir.
  • Kendi varlığından haberi olma.
  • Bir şeyi hoşça tanıma.
  • İnceliklerini iyice idrak etme.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

taarrüf

  • Tanışma, tanıma.

taarrüfat / taarrüfât

  • Tanıtmalar, tanımalar.

taarüf

  • Birbirini bilmek, tanımak.
  • Karşılıklı tanışma, birbirini tanıma.

takdis

  • Mukaddes tanıma.

tazim / tâzim

  • Büyük tanıma.

tearüf / teârüf

  • Tanışmak. Birbirini tanımak. Birbirine tanış çıkmak.
  • Tanışma, birbirini tanıma.

tefekkür

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünme.

tefekkür etmek

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde düşünmek.

tefekkürname / tefekkürnâme

  • Allah'ı tanımayı sonuç verecek şekilde varlıklar üzerinde düşünmeye sevk edici eser, yazı.

temhil / temhîl

  • Temhîl etmek: Süre tanımak.

tesfih

  • Sefih görme, kıt akıllı sayma, eğlence düşkünü olarak tanıma.

teşhis

  • Şahıslandırma. Şekil ve suret verme. Seçme, ayırma, ne olduğunu anlama. Tanıma.
  • Hastalığın ne olduğunu anlayıp bilmek.
  • Edb: Canlılandırmak, suretlendirmek.
  • Eşyaya şahsiyet vermek.
  • Şahıslandırma, tanıma.

teslis

  • Üçleme. Hristiyanların sonradan uydurdukları ve dinlerinin esasında olmayan bir akidedir ki; bazılarının hâşâ, Cenab-ı Hakk Üçdür, bazıları da Üçü birdir diyerek, Allah'a şerik ve ortak tanımaları. Cenab-ı Hakk'ı Üç Unsurdur diye tevehhüm etmeleri. (Ekanim-i selâse de denir.)

tetebbu

  • Araştırıp incelemek, derinliğine inceleyip tanımak.

tetebbu'

  • Araştırıp tetkik etme. Derinliğine inceleyip tanıma, öğrenme. Öğrenmek için okuma.

tevkil

  • Birini vekil atama, birini vekil etme, vekil tanıma.

ukuk

  • Anaya babaya itaatsizlik ve hürmetsizlik etmek. Zorbalık, tanımamak, âsi olmak.

vazife-i tefekküriye ve ubudiyet

  • Varlıklar ve olaylar üzerinde düşünüp Allah'ı tanıma ve Ona kullukta bulunma görevi.

vicdan

  • İnsanın içindeki iyiyi kötüden ayırabilen ve iyilik etmekten lezzet duyan ve kötülükten elem alan manevî his.
  • Kendinden geçme, dalma.
  • Bir şeyi bir halde görme, bulma.
  • Duyma, duygu.
  • İnanç.
  • Şuur.
  • Bâtın ile Hakkı tanımak.
  • Din.

zenbilli ali efendi

  • Yavuz Sultan Selim Han ve Kanuni Süleyman devrinin meşhur Şeyh-ül İslâmı ve âlimidir. Asıl adı Alâaddin Ali Cemâl Çelebi'dir. Allah rızası ve Allah korkusundan başka birşey tanımaması sayesinde, pervasız hareketleri ile bir çok insanın hayatlarını koruyabilmiş, adaleti te'min etmiştir. Sağlam dindar

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR