LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Neci ifadesini içeren 71 kelime bulundu...

ahteran / ahterân

  • Yıldızlar. Necimler. (Farsça)

akzer

  • Necis ve murdar nesne.

ali

  • Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib.

aliye / âliye

  • Yüksek, yüce. Şerif ve aziz olan.
  • Necid ve Hicaz ülkesi.
  • (Çoğulu: Avali) Süngü başı.

aliyy

  • Necip, büyük, yüksek, meşhur, namdar, ünlü.

an'aneviye

  • An'aneciler.
  • An'aneden gelen.

asaletlu / asaletlû

  • Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil.
  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

atik

  • (Atika) Esaretten serbest bırakılmış olan.
  • Soyu temiz. Necib.
  • Genç kız.
  • Kadim. İhtiyar.
  • Yavru kuş.
  • Eski.
  • Hz. Ebû Bekir'in (R.A.) bir nâmı.

ayb-gu / ayb-gû

  • Fitneci, fitnekâr, dedikoducu.

badefüruş / bâdefürûş / باده فروش

  • Meyhaneci. (Farsça)

bahanecu / bahânecû / بهانه جو

  • Bahaneci. (Farsça)

beyzade

  • Osmanlı Sultanlarının oğulları.
  • Bey oğlu. Babası reis veya âmir olan.
  • Soylu, asil, necib.

ca'mus

  • (Çoğulu: Ceâmis) Pis, necis.

ca's

  • Pis, necis.

cu'mus

  • Pis, necis.

dabuka

  • Pis. Necis.

daf'

  • Necis, pis.

ebbar

  • İğneci. İğne yapan veya satan kimse.

ecim

  • Bir şeye çok devam etmekten usanç gelme.
  • Suyun necis olup bozulması.
  • Birini istemediği hâle koymak.

ednas

  • (Tekili: Denes) Pislikler, necisler, kirler.
  • En aşağılar, âdi ve bayağı kişiler.

encas

  • (Tekili: Necis) Pisler. Necis şeyler.

fenik

  • (Çoğulu: Finak-Efnâk) Gayet kerim ve necip olan.

fettan / fettân / فَتَّانْ

  • Fitneci. Kurnaz. Fitne çıkaran. Karıştıran.
  • Hırsız.
  • Şeytan.
  • Altın eriten kuyumcu.
  • Çok fitneci.

fitne-kar / fitne-kâr

  • Ortalığı bozmağa çalışan. Fitneci. Fesâd verici. Fitne çıkarmak isteyen. (Farsça)

fitnekar / fitnekâr

  • Fitneci, ortalığı bozmaya çalışan.

gammaz

  • Birisine iftira ederek zarar veren. Münafık, fitneci.
  • Adamın ayıplarını arayıp gizli şikâyet eden.
  • Tersane kethüdalarına mahsus altı çifte kayık.

gammazane

  • Fitnecilikle, gammazlıkla, koğuculukla. (Farsça)

gammaziyyet

  • Koğuculuk, fitnecilik, gammazlık.

habes

  • (Tekili: Habis) Kötüler. Alçaklar. Pisler.
  • Necaset denilen ve maddeten pis şeyler (Necis veya necaset-i hakikiye de denir.)

hadan

  • Necid'de bir dağ.

hafız-ı kütüb / hâfız-ı kütüb / حافظ كتب

  • Kitabları hıfzeden, saklayan. Kütüphane me'muru, kütüphaneci.
  • Kütüphaneci.

hammar / hammâr / خمار

  • (Hamr. den) Şarap yapan veya satan kimse. Meyhaneci, şarapcı.
  • Tas: Mc: Mürşid, şeyh, kılavuz.
  • Meyhaneci. (Arapça)

heterojen

  • yun. Kim: Cinsi ayrı olan. Türlü özellikteki taneciklerden yapılan maddelerdir.

hubeyb

  • (Hubeybe) (Çoğulu: Hubeybât) Küçük tane, ufak tane, tanecik.

hubeybat

  • (Tekili: Hubeybe) Küçük tanecikler.

hur'

  • (Çoğulu: Hurü') Kuş tersi, necis.

ıky

  • Yemek yemezden evvel çocuğun karnından çıkan necisi.

incas

  • (Necis. den) Pisleme, necisleme.

istisare

  • Toz savurma, tozutmak, toz kaldırma.
  • Fesatçılık ve fitnecilik yapmak.

karen

  • (Çoğulu: Akrân) Ok mahfazası.
  • Kılıç.
  • Ok.
  • İki deveyi biribirine çattıkları ip. Başka deveye çatılmış deve.
  • Çatık kaşlı olmak.
  • "Yakınlık" mânâsına mastar.
  • Necid ahâlisinin mikâtı olan mevzi.

kevkebe

  • Necim, yıldız.
  • İnsan cemaatı. Süvari alayı.

mets

  • Necisle atmak.

mey-füruş

  • Şarap satan, meyhâneci, şarapçı. (Farsça)

mincere

  • Soğuk suya harâret veren kızmış sıcak taş. (O suya "necire" derler.)

mugbeçe

  • (Çoğulu: Mugbeçegân) Meyhaneci çırağı. (Farsça)
  • Mecusi çocuğu. (Farsça)

münafık / münâfık

  • İki yüzlü, fitneci, görünüşte Müslüman gerçekte kâfir.

mürcif

  • Fitneci, yalancı.

nebalet

  • Zekâ, fazilet ve neciblik sâhibi olmak.
  • Büyüklük, azamet.
  • İyi olmak.
  • Cömertlik, elaçıklık.
  • Okçu, ok yapıp satan. Okçuluk.

necabet

  • Neciblik, temiz soyluluk. Huy temizliği.

necaib

  • (Tekili: Necib) Şerefli, necib, asil, temiz kimseler.

necil

  • (Necile) Soyu temiz. Soylu.
  • Ağaç yaprağından bir cins.

necm

  • (Necim) Yıldız, ahter, kevkeb. Ülker yıldızına da denir. Ülker, onbir yıldızdır. Altısı görünür, gözü kuvvetli olan yedinciyi de görebilir.
  • Belirli olan vakit. (Araplar, vakti yıldızlarla tahdit ederlerdi)
  • Kabak ve hıyar gibi yayvan nebat.
  • Belirli vakitte yapılan vazi

necv

  • (Çoğulu: Nicâ) Yüzmek.
  • İki kişi arasında olan sır.
  • Karından çıkan necis.

nemimekar / nemimekâr

  • Koğucu, fitneci, dedikoducu, münafık. (Farsça)

nüceba

  • (Tekili: Necib) Necib kimseler. Nesli, soyu sopu temiz ve pâk olan kişiler.

nuzar

  • Altın.
  • Her nesnenin hâlisi ve iyisi.
  • Necid diyârında yetişen bir ağacın adıdır, ondan tas ve kâse yaparlar.

pir-i moğan

  • (Pir-i muğan) Meyhaneci.
  • Mc: Mürşid.

reci'

  • Necis, pislik. Terslemek.

riks

  • Adam topluluğu.
  • Pis, necis.

rücz

  • Devenin mak'adında olan bir hastalık.
  • Pis, necis.
  • Azap.
  • Put, sanem.

sülah

  • Necis, pis.

sürm

  • (Çoğulu: Esrem) Necisin çıktığı yer.

suzenger

  • İğne yapan, iğneci. (Farsça)

suzer

  • (Çoğulu: Suzerât) Necis, pis, murdar.

ta'zir

  • Kusur ve özür etme.
  • Aslı olmayan özürler beyan etme.
  • Necis bulaştırmak.

tafes

  • Kir, necis.

talh

  • Necis bulaşmak, pislik bulaşmak.
  • Havuz dibinde kalan tortu.
  • Kene böceği.

tencis

  • Necis hale getirme, pisleme.

üffe

  • Necis, pis.

zag

  • (Çoğulu: Ziygan) Karga ve kuzgun. (Farsça)
  • Fitneci, gammaz. (Farsça)

zamyan

  • Palamut ağacına benzer bir ağaç. (Necid bölgesinde olur.)