LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Neşe ifadesini içeren 144 kelime bulundu...

afitabi / afitâbî

  • Güneşe âit.
  • Güzelliğe dâir.

aftab-perest

  • Nilüfer çiçeği. (Farsça)
  • Güneşe tapan kimse. (Farsça)
  • Ayçiçeği. (Farsça)

aftab-ru

  • Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel). (Farsça)
  • Sevimli, dilber. (Farsça)
  • Güneşe karşı olan (yer). (Farsça)

aftabi / aftabî

  • Güneşlik, şemsiye, tente. (Farsça)
  • Güneşe ait, güneşle ilgili. (Farsça)

akraba / akrabâ

  • Aralarında soyca, nesebce yakınlık olanlar. Yakınlar.
  • Aralarında neseb (soy), süt ve evlilik bakımından yakınlık bulunanlar.

arik

  • Asil haseb ve neseb ehli olan.

asaletlu / asaletlû

  • Asâletli, soy ve neseb sahibi, necib, asil.
  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında resmi yazışmalarda büyükelçilere, Hristiyan büyüklerine, devlet adamlarına ve prenslerine denirdi.

ashab-ı kütüb-i sitte / ashâb-ı kütüb-i sitte

  • Kütüb-ü sitte ashabı, meşhur altı sahih hadis kitabı olan Sahih-i Buhâri, Sahih-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebu Davud, Tırmizi ve Neseî'nin yazarları.

asilane / asilâne

  • Asil olanlara yakışır şekilde. Asil ve neseb sahibine lâyık. (Farsça)

asl

  • Temel, esas, kök. Bidâyet. Mebde', dip, hakikat. Hâlis, sâfi. Haseb ve neseb. Soy sop. Zâten, en ziyâde.

asmani / asmanî

  • (Çoğulu: Asmâniyân) Gökyüzüne, aya, güneşe mensub. (Farsça)
  • Açık mavi. (Farsça)

ayheka

  • Neşat, sevinç, neşe, sürur.
  • Bir kuş adı.

azer

  • Ateş. (Farsça)
  • Şemsî senenin dokuzuncu ayı. Kasım. Her şemsî ayın dokuzuncu günü. (Farsça)
  • Mecusilere göre güneşe memur meleğin adı. (Farsça)
  • Hz. İbrahim'in (A.S.) babasının veya amcasının ismi. (Farsça)

azumet / azûmet

  • Eğlence. Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey.

bade-i ikbal / bâde-i ikbal

  • İkbal şarabı. Yüksek mevkide bulunmanın verdiği geçici neşe ve keyif.

bayram

  • İslâm dîninin bildirdiği ve müslümanların neşelenip sevindikleri Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramı.
  • Cumâ günü.
  • Allahü teâlânın emirlerine uyup, yasaklarından sakınarak, günâh işlemeden, haram lokma yemeden geçirilen günler.
  • Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zama

behc

  • Her zaman neşeli olma. Birisini şâd ve mesrur etme, sevindirme.
  • Güzellik, hüsn.

behs

  • Neşe ve güleryüzle karşılama.
  • Kahraman, yiğit, mert adam.
  • Cür'etkârlık.

burzag

  • Şişmanca, etine dolgun delikanlı.
  • Delikanlılık çağındaki neşe.

cahim / cahîm

  • Cehennem'in dördüncü tabakasına verilen ad. Güneşe ve yıldıza tapanların azab göreceği Cehennem.

cuş u huruş / cûş u huruş / cûş u hurûş

  • Neşe ve âhenk.
  • Coşup taşma; neşe ve âhenk.

decran

  • Neşeli, sevinçli, bahtiyar kimse.

derecat-ı şemsiye / derecât-ı şemsiye

  • Güneşe ait dereceler.

dı've

  • Nesep dâvâsı etmek.
  • Yalan dâvâ etmek.

ehl-i şevk

  • Arzu, istek ve neşe sahipleri.

ektar

  • (Tekili: Keter) Haysiyetler, onurlar, şerefler, şanlar, ünvanlar, soylar. Nesebler, dereceler, mertebeler.

ensab / ensâb / انساب

  • (Tekili: Neseb) Soylar, nesebler. Baba tarafından hısımlar.
  • Soylar, nesepler.
  • Nesepler, soylar. (Arapça)

ferahlı

  • Sevinçli, huzurlu, neşeli.

ferhan / ferhân / فرحان

  • Sevinçli, neşeli. (Arapça)

feşak

  • Sürur, neşe, sevinç, neşat.

feyz-i safa / feyz-i safâ

  • Neşenin feyzi, safânın bolluğu.

feza-yı şadüman / feza-yı şâdüman

  • Sevinç ve neşe veren bir atmosfer, saha.

firaş-ı kavi / firaş-ı kavî

  • Fık: Evli kadının firaşı mânâsına gelir bir tabirdir. (Bununla bilâdavet neseb sabit olup, nefy ile neseb nefy olunmayıp, lâkin laan ile nefy olunur.)

firaş-ı mütevassıt

  • Fık: Ümmü veledin firaşı mânâsına gelen bir tabirdir. Firaş-ı mütevassıtta bilâ davet neseb sahih olmaz.

firaş-ı zaif

  • Fık: Cariyenin firaşı. (Bununla neseb sâbit olur)

gevher

  • Akıl ve edeb. (Farsça)
  • Asıl ve neseb. (Farsça)
  • Elmas, cevher, mücevher. İnci. (Farsça)
  • Bir şeyin künhü ve esası. Hakikat. (Farsça)
  • Noktalı olan harf. (Farsça)

güneş-misal / güneş-misâl

  • Güneş gibi, güneşe benzer.

hasan-ı basri

  • (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.

hebs

  • Şâdlık, sürür, neşe, neşat.
  • Döşemek.

heşheşe

  • Şâdlık etmek, neşeli olmak.

hılt

  • Bir şeye karışık, karışmış bulunan.
  • Eski tıbda: Ahlât-ı erbaa (Kan, salya, safra, dalak) dan birisi.
  • Soyu, nesebi karışık kimse.

hizze

  • Sürur, sevinç, neşe, neşat.

hoşdil

  • Memnun, neşeli. Gönlü hoş. (Farsça)

hurmet-i müsahere / hurmet-i müsâhere

  • Erkeğin herhangi bir kadın ile zinâ etmesi veya herhangi bir yerine unutarak ve yanılarak da olsa şehvetle (lezzet alarak) dokunması hâlinde, o kadının neseb (soy) ile ve süt ile olan anası ve kızları ile; kadının da o erkeğin oğlu ve babası ile evle nmesinin ebedî, sonsuz olarak haram, yasak olması

ihtirak

  • Yanmak, tutuşmak, yanıp kül olmak.
  • Koz: Bir gezegenin güneşe yaklaşması.

imam-ı şafii / imam-ı şâfiî

  • (Hi: 150-204) İmam-ı Abdullah bin Muhammed diye de anılır. Üçüncü ceddi olan Şâfiî, hayatında Resulüllâh'ı (A.S.M.) gördüğü için o isimle anılır. Nesebi, Abd-i Menaf'da Peygamberimiz (A.S.M.) ile birleşir. Gençliğinde çok fakir bir hayat yaşadı. Çok ileri muhaddis ve müfessir-i Kur'andır. Usul-ü Had

iran

  • Tabut.
  • Neşeli ve mesrur olma.

istinsab

  • (Neseb. den) Soyu bildirme. Soy dâvâsı gütme.

istıtrab

  • Neşe arama, eğlence isteme.

katv

  • Sürur ve neşeyle ağır ağır yürümek.
  • Adımını biribirine yakın atmak.

kayıf

  • Ferasetle bir kimsenin nesebini bilen kişi.

kefaet

  • Denklik. Denk olmak. Beraberlik. Bir şeye yeterlik. Küfüv oluş.
  • Fık: Evlenen erkeğin, alacağı kadına neseb, diyanet, hürriyet ve mal hususlarında müsâvi ve daha üstün olması hususu. (Bunun en mühimmi de diyânet noktasındadır.)

kemal-i neş'e / kemâl-i neş'e

  • Tam bir neşe ve sevinç.

kemal-i neş'e ve sürur / kemâl-i neş'e ve sürur

  • Tam bir neşe ve sevinç.

küfv

  • Eş, denk. Evlenecek kız ile erkeğin din bilgileri, takvâ (haramlardan kaçmak), neseb (soy), mevki ve servet bakımından denk olması.

kütüb-ü sitte-i makbule

  • Kabul görmüş, güvenilir altı büyük hadis kitabı (Sahih-i Buharı, Sahîh-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebû Davud, Tirmizî ve Neseî).

kütüb-ü sitte-i sahiha

  • Doğru ve güvenilir olan altı büyük hadis kitabı (Sahih-i Buhari, Sahîh-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebû Davud, Tirmizî ve Neseî).

mahrem

  • Gizli.
  • Dince ve şer'an müsaade olunmayan.
  • Birisinin hususi hâllerine ait gizli sır.
  • Nikâh düşmeyen, evlenilmesi haram olan yakın akraba. (Baba, dede, anne, nine, erkek ve kızkardeş, amca, dayı, hala ve teyzeler arasında bir neseb yakınlığı, bir ebedî mahremiyet vardır

medar-ı sevap

  • Sevinç ve neşe vesilesi.

medar-ı sürur

  • Sevinç ve neşe vesilesi.

medar-ı sürur ve saadet

  • Sevinç ve neşe kaynağı.

mekanis / mekânis

  • (Tekili: Miknese) Süpürgeler.

menşat

  • (Çoğulu: Menâşıt) Neşat, sürur, neşe.

merhaba

  • Şâdlık, neşeli oluş.
  • Genişlik, vüs'at.
  • Müslümanlar arasında bir nevi selâmlaşma kelimesi olup, "rahat olunuz, serbest olun, hoş geldiniz" mânasında söylenir.
  • Nazımda medholunan kimseye hitâb olarak kullanılır.

merih

  • Koz: Güneş etrafında seyreden seyyarelerden dünyadan sonra güneşe en yakın olanı. (Aslı: Merrih veya Mirrih okunur.)
  • Mars.

meşrık

  • Güneş doğacak cihet. Gündoğusu. Doğu. Şark ciheti.
  • Şems-âbâd, güneşi bol yer. Kış vakti ısınmak için güneşe karşı oturacak yer.
  • Tövbe kapısının adı.

mez'uk

  • Mesrur, neşeli, sürurlu.
  • Tuzlu.

milt

  • Nesebi bilinmeyen.

mirrih

  • Şâd, neşeli ve mesrur kimse.

mısbah

  • Kandil. Çıra. Meş'ale. Lâmba. (Aya, güneşe, yıldızlara ve mecâzen de Resul-i Ekrem'e (A.S.M.) bu isim verilmiştir.)Sabah ve sabahat maddesinden ism-i âlettir ki; sabah gibi lâtif ve kuvvetli aydınlık veren lâmba demektir.

mıtrab

  • Neşeli adam. Neşesi bol kimse.

mizad

  • Sürur, sevinç, neşe.

müfterih

  • (Ferah. dan) Keyifli, neşeli. Şen, ferah içinde olan.

mühtezz

  • (İhtizaz. dan) Sevinç ve neşeden dolayı oynayan.
  • Titreyen, ihtizaz eden.

mükeyyif

  • Keyif verici, neşelendirici şey. Sarhoşluk veren.
  • Klima cihazı.

münacat

  • Allah'a yalvarmak. Duâ. Allah'tan necat için dua.
  • Yalvarmak için yazılan duâ veya manzume.
  • Sürurlaşmak, neşelenmek.

münşerih-ül bal / münşerih-ül bâl

  • Gönlü neşeli.

muntalik

  • (Talâk. dan) Salıverilmiş, bırakılmış.
  • Bağsız.
  • Kederi, hüznü ve gamı olmıyan. Sevinçli, mesrur, neşeli.

müstatrib

  • (Tarab. dan) Neşe, âhenk ve eğlence isteyen.

müteşemmis

  • (Şems. den) Güneşlenen, güneşe çıkan.

naşıt

  • Büyük yoldan ayrılan küçük yol.
  • Vahşi sığır. Bir burçtan başka burca varan yıldız.
  • Neşeli ve şen adam.

nazar-baz / nazar-bâz

  • Neşe ile bakan. (Farsça)

neş'e-i ruhani / neş'e-i ruhanî

  • Ruhen duyulan sevinç ve neşe.

neş'e-nisar

  • Neşe dağıtan. (Farsça)

neş'e-yab

  • Keyifli, neşeli, sevinçli. (Farsça)

neşat-bahş

  • Sevinç ve neşe bağışlayan. (Farsça)

neşat-efza

  • Neşe ve sevinç artıran. (Farsça)

nesebi / nesebî

  • Neseb ve soya âit. Sülâle ile alâkalı.
  • Soy yönünden, neseble ilgili olarak.

nesevi / nesevî

  • (Neseviye) Kadına mensub, kadınla alâkalı, kadınlık.

nessabe

  • Nesepleri iyi bilen kimse.

neşvebahş

  • Keyif ve neşe veren. Neşelendiren. (Farsça)

neşvedar / neşvedâr / نشوه دار

  • Keyifli, neşeli. (Farsça)
  • Neşeli. (Arapça - Farsça)

neşvegah / neşvegâh

  • Neşe ve keyif yeri. (Farsça)

neşvemend

  • Keyifli, neşeli. (Farsça)

neşvet

  • Keyif, neşe. Sevinç sarhoşluğu.

neşveyab / neşveyâb

  • Neşeli, keyifli. (Farsça)
  • Neşveyâb olmak: Neşelenmek.

nijad

  • Nesil, soy, neseb. (Farsça)
  • Cibilliyet, tabiat. (Farsça)

nu'm

  • Sürur, neşe, sevinç, neşat.

nüzhet

  • Neşe, eğlence, ferahlık.

nüzhet-pezir

  • Safa ve neşe bulmuş olan. (Farsça)

pertev-suz

  • Yakan ışık. Güneşe karşı tutulduğu zaman, ışıkları bir noktaya toplayan ve bu suretle ışığın değdiği yeri yakan mercek.

piç

  • Büklüm, kıvrım, dolaşık. (Farsça)
  • Nesebi gayr-ı sahih olan, gayr-ı meşru münâsebetten doğan çocuk. (Farsça)
  • Aslına benzemiyen. (Farsça)
  • Ağacın kökünden biten sürgün. Aşılanmamış ağaç. (Farsça)
  • Sarmaşık. (Farsça)
  • Vida. (Farsça)

pür-hande / pür-hânde

  • Neş'e dolu, çok gülme ve sevinç dolu. Sevinçli, neşeli.

şad / şâd

  • Neşeli, memnun.

şadeyleyen / şâdeyleyen

  • Neşelendiren, sevindiren.

safa-engiz

  • Safa koparan. Neşe, sevinç yapan.

şatır / şâtır / شاطر

  • Neşeli. (Arapça)

şemakmak

  • Uzun, tavil.
  • şâd ve neşeli kimse.

şemsi / şemsî

  • Güneşe ait. Güneşle alâkalı.

şen

  • Sevinç, neşe.

şeng

  • Neşeli, kıvrak. (Farsça)
  • Haydut, şaki, eşkiya. (Farsça)

sergerm

  • Kızgın, öfkeli. Kafası kızmış. (Farsça)
  • Neşeli. Sarhoş. Mest. (Farsça)

serr

  • Çocuğun göbeğini kesmek.
  • Göbekte ağrı olmak.
  • Şâdlık, neşeli ve sevinçli olma.

şetaret / şetâret / شطارت

  • Neşe. (Arapça)

şevk-alud / şevk-âlud

  • Şevkli, neşeli, sevinçli, keyifli. (Farsça)

şevk-aver / şevk-âver

  • Neşe veren, neşe getiren, şevklendiren. (Farsça)

şevk-efza / şevk-efzâ

  • Şevklendiren, neşe artıran. (Farsça)

şevk-i bahari / şevk-i bahârî

  • Bahar neşesi.

şevki / şevkî

  • Neşe ve şevk ile alâkalı.

şibab

  • Bıçak üstüne sürçmek.
  • At neşesi.

şuh / şûh / شوخ

  • Oynak ve neşeli. (Farsça)
  • Hareketlerinde serbest olan. (Farsça)
  • neşeli güzel. (Farsça)

şuh-meşreb

  • Açık meşrebli, şen ve neşeli. (Farsça)

sulbiye

  • Nesebi hâlis olan.

şürr

  • Ayıp.
  • Yayıp döşemek.
  • Kurutmak için güneşe sermek.

sürur / sürûr

  • Sevinç, neşe.
  • Sevinç, neşeli olmak.
  • Tahtlar, yatacak yerler.

tarab / طرب

  • Şenlik, neşelenme. (Arapça)

tarab-efsa / tarab-efsâ

  • Neşe ve ferahlığı artıran. (Farsça)

tarab-nak / tarab-nâk

  • Sevinçli, neşeli, coşkun. (Farsça)

tarabengiz / tarabengîz / طرب انگيز

  • Neşe veren. (Arapça - Farsça)

tarabgah / tarabgâh / طربگاه

  • Neşelenme yeri, eğlence yeri. (Arapça - Farsça)

tatarrub

  • Şevke gelme, coşma, neşelenme, keyiflenme.

tatrib

  • Zevklendirme, neşelendirme, keyiflendirme.

tebar

  • Soy, nesil, neseb. (Farsça)

tenşit / tenşît / تنشيط

  • Neşelendirme. (Arapça)

teşemmüs

  • (Şems. den) Güneşleme, güneşe çıkma.
  • Güneş çarpması.

teşmis

  • (Şems. den) Güneşe tutma, güneşe serme.
  • Güneşe tutup hasta etme.

uşabe

  • (Çoğulu: Eşâyib) Karışık olan.
  • Nesebi karışık kişi.

üşabe

  • Irkı, nesebi karışık adam.
  • Karışık cemaat.
  • Rüşvet ve hırsızlık gibi yollarla elde edilen kazanç.

utarid

  • Merkür, güneşe en yakın olan gezegen.

uztumme

  • İnsanın ırk ve nesebi.
  • Her şeyin aslı.

vasati saat / vasatî saat

  • Hakiki güneşe tâbi olmak üzere, muntazam hareket ettiği tasavvur olunan mevhum bir güneşin, o yerin nısfun nehârından (meridyeninden) arka arkaya iki defa geçişi arasındaki zamanın yirmi dörtte biri.

zaal

  • Şâdlık, neşeli oluş, neşat.

zeml

  • Atın, davarın neşeli yürüyüşü.
  • Yük yüklemek.
  • Refik. Arkadaş.

zevk-bahş

  • Zevk veren, eğlendiren, neşelendiren. (Farsça)
  • Meşhur bir cins lâle. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR