LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te NEHİR ifadesini içeren 60 kelime bulundu...

ma-icari / mâ-icârî

  • Akar su. Devamlı akmakta olan ve üzerinde herhangi bir pisliğin durması mümkün olmayan çay, dere, ırmak, nehir veya yer altından çıkarılan artezyen suları. Bir saman çöpünü götüren su, akar su sayılır.

akıntı

  • Bir sıvı cismin mütemadiyen hareketi, akış.
  • Nehir veya deniz suyunun bir tarafa doğru cereyanı.
  • Bazı hastalıklarda vücuttaki bir delikten cerahat akması.

alüvyon

  • Nehirlerin sürükleyerek taşıdığı toprak.

amazon

  • Milattan önce yaşamış İskitlerin kadın askerlerine verilen isim. Göğüslerini dağlatarak küçükten harbe alıştırılan bu İskit kadınlarının şiddetli muharebeler yaptıkları yazılıdır.
  • Güney Amerika'da büyük bir nehir adı.

badiyet-üş-şam / bâdiyet-üş-şam

  • Fırat ve Dicle nehirlerinin birleşip denize döküldükleri yerden, batıya doğru uzanan çöl.

bahr

  • (Çoğulu: Bihâr - Ebhâr - Ebhur - Buhur) Deniz.
  • Âlim. Çok bilen.
  • Büyük göl veya nehir.
  • Yarmak, yırtmak.
  • Çok yürüyen at.
  • İyi kimse.
  • Deve hastalığı.
  • Aruzda aslî bir vezinle ondan tevellüd eden vezinler mecmuası.

betil

  • Hz. İsa'nın (A.S.) anası olan Hz. Meryem'in lâkabı.
  • Salkımları sarkmış ağaç.
  • Nehirlerdeki akıntılar.
  • Ağacın gövdesinden veya ana ağaçdan ayrılıp başka kök salan fidan.

cendel

  • Nehirlerde bulunan ve büyükçe olan kaya.

cevi

  • Akarsu, nehir, dere, çay. (Farsça)

cu

  • Akarsu, ırmak, nehir, çay. (Farsça)

cuy

  • Nehir, akarsu, ırmak, dere, çay. (Farsça)

cuybar

  • Akarsu, nehir, dere, çay, ırmak. (Farsça)
  • Irmak kenarı. (Farsça)

delta

  • yun. Nehirlerin taşıdığı toprakların (alüvyonları) akarsuyun, denize veya göle döküldüğü yerde yığılmasıyla meydana gelen kısım.

dilüviyum

  • Jeo: Nehirlerin en eski alüvyonlarına verilen isim.

elcezire

  • Mezopotamya. Dicle ve Fırat nehirleri arasında bulunan yerin adı. Bugün Irak'ın toprakları arasındadır.

enhar / enhâr / انهار

  • (Tekili: Nehr) Nehirler, çaylar, ırmaklar.
  • Nehirler.
  • Nehirler, ırmaklar.
  • Nehirler, ırmaklar. (Arapça)

enhar-ı amika / enhar-ı amîka

  • Derin olan nehirler.

enhar-ı kevser / enhâr-ı kevser

  • Kevser nehirleri.

enhür

  • (Tekili: Nehr) Nehirler, ırmaklar, çaylar, akarsular.

erga

  • (Ergav) : Irmak, dere, çay, nehir, akarsu. (Farsça)
  • Su akıtmak için açılan yol, ark. (Farsça)

esyah

  • (Tekili: Seyh) Nehirler, akarsular.
  • Çizgili elbiseler.

fahrul islam

  • Mavera-ün Nehir'deki Hanefî fukahasının meşhurlarındandır. Hicri 482 tarihinde Semerkant'ta vefat etmiştir.

felc

  • Nüzul, inme. Vücudda bir kısmın veya çok kısımların hareket etmekten âciz kalışı.
  • İki kısma yarılmak.
  • Küçük nehir.
  • Fevz, zafer.

felec

  • Küçük nehir.
  • Dişlerin seyrek olması.
  • El eğriliği.

fem-i nehr

  • Nehir ağzı.

gayl

  • Irmak, nehir.
  • Ağaç, şecer.
  • Cima etmek.
  • Kadının hâmile iken çocuğuna süt emzirmesi.

hafe-i nehr / hâfe-i nehr

  • Nehir kenarı.

halic / halîc

  • Liman. Boğaz. Kanal. Körfez. Koy. Denizin kara içine nehir gibi uzanmış kısmı.
  • Irmak.
  • Büyük çanak.
  • İp.
  • Deve ağzı.

haşşak

  • Bir nehir ismi.

hatra

  • Nehirlerde işleyen vapurların iskandil direği.

hatt-ı ictima-i miyah / hatt-ı ictima-i miyâh

  • Suların toplandığı hat. Dere, çay, nehir.

ik'ar-ı enhar

  • Nehirlerin derinleştirilmesi.

ırak-ı arab / ırâk-ı arab

  • Arap Irak. Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan ve Bağdat'ın kuzeyine kadar uzanan topraklara Osmanlı İmparatorluğu zamanında verilen isim.

ırmak

  • Büyük akarsu, doğrudan doğruya denize dökülen nehir.

kevser

  • Allahü teâlânın Kevser sûresinde Peygamber efendimize verdiğini bildirdiği büyük ihsân. Âhirette Cennet'te Peygamber efendimize âit meşhûr nehir veyâ kıyâmet (hesâb) günü Cehennem üzerindeki Sırat köprüsü geçilmeden önce Peygamber efendimizin ve ümme tinin başına geldikleri meşhûr havuz.

mükella'

  • Sâhil. Nehir kenarı.

munsabb

  • (Bir denize veya nehire) dökülen, karışan.

neher

  • Genişlik, bolluk.
  • Nehir, ırmak.

nehr / نهر

  • Nehir, ırmak.
  • Irmak, nehir. (Arapça)

nehr-i azim / nehr-i azîm

  • Büyük nehir.

nehr-i cari / nehr-i câri

  • Suyu devamlı akan nehir.

nehren

  • Nehirden. Nehir yoluyla.

nehreyn

  • İki nehir.

nehri / nehrî

  • (Nehriye) Nehirle ilgili, nehre ait.

nil

  • Mısırda bulunan büyük bir nehir.

nühur

  • Akarsular, nehirler, ırmaklar.

rebi'

  • Yaz günü.
  • Küçük nehir.

receb

  • Azametli, heybetli. Ta'zim etmek.
  • Cennet'te bir nehir ismi.
  • Mübarek üç ayların birincisi ve Kamerî aylardan yedincisi.
  • Erkek ismi.

rud-averd

  • Nehir sularının akarlarken etraftan sürükleyip getirdikleri ağaç, dal gibi şeyler. (Farsça)

sagan

  • Mâverâünnehir diyarında bir şehir adı.

şat

  • (Çoğulu: şutut) Büyük nehir.

şatt / شط

  • Irmak, büyük nehir. (Arapça)

sedir

  • Köşk.
  • Nehir.
  • Karyola.
  • Odanın baş köşesine konulan döşenmiş kerevet.

şehrud

  • Büyük ırmak. Nehir. (Farsça)

seriyy

  • (Çoğulu: Esriye-Seryân) Nefis.
  • Kavi, kuvvetli.
  • Reis.
  • Küçük nehir, ırmak.

şutut

  • (Tekili: şatt) Büyük nehirler.

süyuh

  • (Tekili: Seyh) Akarsular, nehirler, ırmaklar.
  • Çizgili elbiseler.

tıb'

  • (Çoğulu: Atbâ) Nehir.

vadi / vâdî / وادی

  • İki dağ arasındaki uzun çukur. Dere. Bir nehrin aktığı yer. Nehir yatağı.
  • Yol, tarz, usül.
  • Saha.
  • Vadi. (Arapça)
  • Nehir yatağı. (Arapça)
  • Saha, alan. (Arapça)

ya'bub

  • Hızla akan nehir.
  • Suyu çok olan ark.
  • Bulut.
  • Hızla giden at.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR