LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mut kelimesini içeren 168 kelime bulundu...

alem-i saadet / âlem-i saadet

  • Mutluluk âlemi.

alet-i tes'id / âlet-i tes'id

  • Mutluluğa ulaştırma aleti.

amelde mezheb

  • Mutlak müctehid denilen derin âlimin, Kur'ân-ı kerîm, hadîs-i şerîf, icmâ ve Eshâb-ı kirâma âit nakilleri esas alarak, iş ve ibâdetle ilgili hükmü açıkça bildirilmeyen husûslarda çıkardığı hükümlerin hepsi.

armani / armanî

  • Müteessif, kederli, üzüntülü. Pişman, nâdim. (Farsça)

asar-ı mergube / âsâr-ı mergube

  • Muteber ve rağbet kazanmış olan eserler.

aşhane / aşhâne / آشخانه

  • Mutfak. (Farsça)

asr

  • Muttali olmak. Gözcülük etmek.

asr-ı saadet / asr-ı saâdet

  • Mutluluk asrı; Peygamberimizin (a.s.m.) yaşadığı dönem.

asr-ı saadet ve tabiin / asr-ı saadet ve tâbiîn

  • Mutluluk asrı olan sahabe dönemi ve sahabelere tâbi olan bir sonraki dönem.

asr-ı seadet / asr-ı seâdet

  • Mutluluk devri. Peygamber efendimizin yaşadığı mübârek, bereketli ve hayırlı devir. Zamân-ı seâdet ve vakt-i seâdet de denir.

atalet-i mutlak / atâlet-i mutlak

  • Mutlak tembellik, işsizlik.

bahtiyarlık

  • Mutluluk.

beher-hal

  • Mutlaka, her hâlde. (Farsça)

berhürdar / berhürdâr / برخوردار

  • Mutlu, muradına ermiş. (Farsça)

bidar-baht / bîdar-baht

  • Mutlu. (Farsça)

bidevlet / bîdevlet

  • Mutsuz, zavallı. (Farsça)

bil-ıtlak

  • Mutlak olarak. Hiçbir şeye bağlı olmaksızın.

buhu

  • Mütevazi bir şekilde hakkını isteme.

burudet-i mutedilane / burudet-i mutedilâne

  • Mutedil soğukluk; soğukkanlılık.

çarh-ı saadet

  • Mutluluk çarkı.

ceffah

  • Mütekebbir kimse, gururlu kişi.

dalalet-i mutlaka / dalâlet-i mutlaka

  • Mutlak dalâlet, tam bir sapkınlık.

damhar

  • Mütekebbir, kibirli, terbiyesiz kimse.

dar-ı saadet / dâr-ı saadet / dâr-ı saâdet

  • Mutluluk yeri.
  • Mutluluk yurdu, âhiret.

defain-i saadet / defâin-i saadet

  • Mutluluk defineleri.

demma'

  • Mütekebbir gönüllü, gururlu kimse.

derece-i saadet

  • Mutluluk derecesi.

diyar-ı saadet

  • Mutluluk yeri.

ebadid

  • Müteferrik, dağınık.

ehl-i ihtisas / ehl-i ihtisâs / اَهْلِ اِخْتِصَاصْ

  • Mütehassıslar, uzmanlar.

ehl-i itizal / ehl-i itizâl

  • Mutezile mezhebinden olanlar.

ehl-i saadet

  • Mutluluğa erenler.

elleys

  • Mutlak hiçlik. Adem-i sırf.

enva-ı saadet / envâ-ı saadet

  • Mutluluk çeşitleri.

fakirhane / fakirhâne

  • Mütevazilikle söz söyleyen kişinin evi.

fakr-ı mutlak

  • Mutlak fakirlik. Mü'min bir kulun Cenâb-ı Hakka karşı mutlak muhtaç halde olduğunu bilişi. Nihayetsiz muhtaç olduğu Allaha (C.C.) ve emirlerine tam teslimiyyetle sığınması hâleti.

fariza-i zimmet

  • Mutlaka yapılması gereken vazifeler, farzlar.

fekih

  • Mütekebbir, gururlu ve şerli kimse.

feyyaz-ı mutlak

  • Mutlak ve sonsuz feyiz ve bolluk sahibi. Allah.

gadr-ı mutlak

  • Mutlak gadr, zulüm.

galib-i mutlak / gâlib-i mutlak

  • Mutlak galip; her yönden üstün gelme.

gıtrif

  • Mütekebbir, gururlu, kendini beğenmiş.

gurbet-i mutlaka

  • Mutlak gariplik, yabancılık, yalnızlık.

haki-nihad / hakî-nihad

  • Mütevazi, kibirsiz, alçak gönüllü. (Farsça)

hami-i saadet / hâmi-i saadet

  • Mutluluğun koruyucusu.

handeruy

  • Mütebessim, güler yüzlü. (Farsça)

hatıra-i sürur

  • Mutluluk veren hatıra.

hayat-ı mes'udane / hayat-ı mes'udâne

  • Mutlu bir hayat.

hazıane / hâzıâne

  • Mütevâzi olarak, alçak gönüllülükle.

her-ayine

  • Mutlaka, elbette. Behemehal, zaruri, herhalde. (Farsça)

herayine / herâyîne / هر آیينه

  • Mutlaka. (Farsça)

id-i said-i fıtr / îd-i saîd-i fıtr

  • Mutlu Fıtır Bayramı; Ramazan Bayramı.

id-i said-i fıtri / îd-i saîd-i fıtrî

  • Mutlu Fıtır Bayramı; Ramazan Bayramı.

idaha

  • Muti olmak, itaat etmek.

ıhtimar

  • Mütegayyer olmak, bozulmak, değişmek.

inkılab-ı mes'ud / inkılâb-ı mes'ûd

  • Mutluluk ve huzur veren değişim, Hürriyet inkılâbı.

intizam-ı mutlak / intizâm-ı mutlak / اِنْتِظَامِ مُطْلَقْ

  • Mutlak, mükemmel düzen.
  • Mutlak düzen, düzgünlük.

ıtlakat / ıtlâkât

  • Mutlak bırakmalar; işaret ettiği fertlerden teklik, çokluk gibi belli bir mânâ ile kayıtlamama, serbest bırakma.

kadir-i mutlak

  • Mutlak güçlü (Allah).

kamkar / kâmkâr / كامكار

  • Mutlu. (Farsça)

kamkarane / kâmkârane

  • Mutlu olan bir kimseye yakışır şekilde, mutlulukla. (Farsça)

kamkari / kâmkârî

  • Mutluluk, saâdet, bahtiyarlık. Murada ermeklik. (Farsça)

kamrani / kâmranî

  • Mutluluk, kâmranlık. İsteğine, arzusuna kavuşmuş olma. (Farsça)

kamyab / kâmyâb / كامياب

  • Mutlu. (Farsça)

kat'i / kat'î

  • Mutlak. şüphesiz. Tereddütsüz.

kema hüve-l-mutad / kemâ hüve-l-mutad

  • Mutad olduğu ve alışıldığı üzere.

kemal-i mutlak / kemâl-i mutlak / كَمَالِ مُطْلَقْ

  • Mutlak mükemmellik.

kesret-i mutlaka

  • Mutlak, sayısız çokluk.

kubbe-i saadet

  • Mutluluk kubbesi; büyük ve manevî derecesi yüksek bir zâtın kabrinin ve türbesinin bulunduğu yer.

kuvve-i mutasarrıfa

  • Mütehayyile vasıtasıyla zihinde hazırlanan şeyleri tertib kuvveti.

lede-l-mütalaa

  • Mütâlaa edilip okunduktan sonra.

levha-i saadet / levha-i saâdet

  • Mutluluk levhası, tablosu.

lezzet-i saadet

  • Mutluluk lezzeti.

lil-müttekin / lil-müttekîn

  • Müttekiler için.

maden-i saadet ve hürriyet

  • Mutluluk ve hürriyet madeni, kaynağı.

mahall-i saadet

  • Mutluluk yeri.

mahkum-u mutlak / mahkûm-u mutlak

  • Mutlak sûretle hüküm altında bulunan, başkasının hüküm ve iradesiyle her yönden sınırlı olan.

makam-ı saadet

  • Mutluluk yeri.

matbah / مطبخ / مَطْبَخْ

  • Mutfak.
  • Mutbah. Yemek pişirilen yer.
  • Mutfak.
  • Mutfak. (Arapça)
  • Mutfak.

medar-ı saadet / medar-ı saâdet

  • Mutluluk vesilesi, ferahlık sebebi.

menba-ı saadet

  • Mutluluk kaynağı.

meratib-i saadet ve kemalat / merâtib-i saadet ve kemâlât

  • Mutluluk ve mükemmellik dereceleri.

mes'ud

  • Mutlu.

mes'udane / mes'udâne / mes'ûdâne

  • Mutlu bir şekilde.
  • Mutlu bir şekilde.

mes'udiyet

  • Mutluluk.

mes'ut

  • Mutlu.

mes'ut etmek

  • Mutlu etmek.

mesud / مسعود

  • Mutlu.
  • Mutlu.

mesut

  • Mutlu.

mevhibe-i mutlaka

  • Mutlak Allah vergisi; Allah'ın sınırsız ihsan ve ikramı.

meyl-i saadet

  • Mutlu olma eğilimi.

mu'vel

  • Mutemed, itimat edilen.

müderreb

  • Mutad olunmuş, alışılmış.

müdhiş

  • Müthiş, korkutan.

muhtal

  • Mütekebbir. Kibirli.

mülahaza

  • Mütâlaa. Dikkatle bakmak. İyice düşünüp bir işin hakikatını tetkik etmek. Tefekkür, düşünce.

müleslis

  • Mütereddit, tereddütlü, kuruntulu kimse.

müntabık

  • Mutabık ve muvafık, uygun olan.

mürşid-i mutlak

  • Mutlak irşad edici, doğru yolu gösteren.

müsavat-ı mutlaka

  • Mutlak eşitlik.

müselhem

  • Mütegayyer olmuş, değişmiş. Bozulmuş.

müstağrak-ı sürur

  • Mutluluğa gark olmuş, dalmış.

mutali'

  • Mutâlaa eden. Kitab okuyan. Kitablarla tetkik ve bilgi için uğraşan.

mütaliin / mütaliîn

  • Mütalaa edenler.

mütarekename / mütarekenâme

  • Mütareke için tarafların imzaladıkları vesika. (Farsça)

mutasavvife

  • Mutasavvıflar, tasavvuf ehli olanlar.

mute harbi

  • Mute, Şam'a bağlı, Kudüs'e iki konak mesafede bir yerdi. Mute harbi müslümanlarla Rumlar arasında vuku bulan muharebelerin başlangıcıdır. Sebebi de Peygamber'in elçisinin öldürülmesidir. Resul-ü Ekrem Busrâ emiri Şürahbil bin Amr'e, ashâbından Hâris bin Umeyr ile bir mektub göndererek İslâma dâvet e

mütefekkirin / mütefekkirîn

  • Mütefekkirler.

mütefenninane / mütefenninâne

  • Mütefennin olan kimseye yakışır surette. (Farsça)

mütehakkimane / mütehakkimâne

  • Mütehakkim bir surette. Tahakkümle, zorbalıkla. (Farsça)

mütemayilane / mütemayilâne

  • Mütemayil olarak. Temayül ederek. Taraftarcasına. (Farsça)

müteşerriane / müteşerriâne

  • Müteşerri gibi, ona yakışır yolda. (Farsça)

mütevatiren

  • Mütevatir olarak, tevatürle naklolunmak suretiyle.

mütevekkilen

  • Mütevekkil olarak, tevekkül etmiş olarak.

müttekın

  • Mutmain. İyice bilen, doğruluğunu, hakikatini tamamlayan. Ayn-el yakin bilen.

netice-i müthiş

  • Müthiş ve insanı dehşete düşüren sonuç.

nübüvvet-i mutlakanın mebhasi

  • Mutlak peygamberlik; peygamberliğin insanlık için zorunluluğunu ispat eden bölüm.

nun-u mütekellim-i maa-l gayr

  • Mütekellim-i maalgayrın "nun" harfi. Fiildeki cemi' sigasındaki nun.

nur-u saadet

  • Mutluluk nuru.

ömr-ü saadet

  • Mutlulukla geçen ömür, Peygamberimizin altmış üç yıl olan saadetli ömrü.

rah-ı saadet / râh-ı saâdet

  • Mutluluk yolu.

ravza-i saadet

  • Mutluluk bahçesi; Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mübarek kabri.

rehber-i saadet

  • Mutluluk rehberi.

rüfaz

  • Müteferrik. dağılmış, parçalanmış.

saadat / saâdât

  • Mutluluklar.

saadet / saâdet / سعادت

  • Mutluluk.
  • Mutluluk.
  • Mutluluk.
  • Mutluluk. (Arapça)

saadet-aver / saadet-âver

  • Mutluluk verici.

saadet-feşan

  • Mutluluk veren.

saadet-mendi / saâdet-mendî

  • Mutluluk, bahtiyarlık. (Farsça)

saadet-saray-ı medeniyet

  • Mutlu eden medeniyet sarayı.

saadetaver / saâdetâver

  • Mutluluk verici.

saadetbahş / saâdetbahş / سعادت بخش

  • Mutluluk veren. (Arapça - Farsça)

saadetfeşan / saâdetfeşân

  • Mutluluk saçan.

saadetgah / saadetgâh / saâdetgâh

  • Mutluluk yeri.
  • Mutluluk yeri.

saadetkarane / saadetkârâne / saâdetkârâne

  • Mutlu bir şekilde.
  • Mutlu olarak.

saadetli / saâdetli

  • Mutlu.

saadetmend / saâdetmend / سعادتمند

  • Mutlu, bahtiyar. (Arapça - Farsça)

saadetresan / saâdetresân

  • Mutluluğa ulaştıran.
  • Mutluluğa götüren.

said / saîd

  • Mutlu, mesut.

saray-ı saadet

  • Mutluluk sarayı.

şart

  • Mutlaka gerekli olan, durum, yemin.

seadet / seâdet

  • Mutluluk, bahtiyarlık. Dünyâda ve âhirette mutluluk.

sebeb-i saadet

  • Mutluluk sebebi.

semere-i saadet / semere-i saâdet

  • Mutluluk meyvesi.

şems-i saadet

  • Mutluluk güneşi.

sermaye-i kemterane / sermaye-i kemterâne

  • Mütevazi sermaye, az servet.

sermaye-i saadet

  • Mutluluk sermayesi.

sufiyye / sûfiyye / صوفيه

  • Mutasavvıflar, tasavvufla uğraşanlar. (Arapça)

şühub

  • Mütegayyer olmak, değişmek.

sükun-u mutlak / sükûn-u mutlak

  • Mutlak hareketsizlik, durgunluk.

sürur

  • Mutluluk, sevinç.

sürur-u mes'udiyetkarane / sürur-u mes'udiyetkârâne

  • Mutluluk verici bir sevinç.

sürurlu

  • Mutluluk ve sevinç verici.

suver-i müteşabihe

  • Müteşâbih ifadeler; Kur'ân-ı Kerimde mânâsı kapalı olan ve yorumlara açık olan suretler, temsiller.

taa

  • Muti olmak. İtaat etmek.

tabib-i müslim-i hazık / tabîb-i müslim-i hâzık

  • Mütehassıs (uzman) ve açıkça günâh işlemeyen müslüman doktor.

tatvi'

  • Muti etmek, itaat ettirmek, boyun eğdirmek.

tedbih

  • Muti etmek, itaat ettirmek, boyun eğdirmek.

teebbüs

  • Mütegayyer olmak, rengi değişmek.

teessün

  • Mütegayyer olmak, rengi ve tadı değişmek.

tulk

  • Mutlak. Bağlı ve kayıtlı olmayan.

uluhiyet-i mutlaka / ulûhiyet-i mutlaka

  • Mutlak ilâhlık; hiçbir kayda ve şarta bağlı olmaksızın ilâh olma.

varis-i mutlak / vâris-i mutlak

  • Mutlak mirasçı.

vasf-ı cari / vasf-ı cârî

  • Mütedavil olan özellik, yürürlükte olan nitelik.

vasıta-i saadet

  • Mutluluk vasıtası.

veraset-i mutlaka

  • Mutlak vârislik.

vesile-i saadet

  • Mutluluk vesilesi.

zamir-i mütekellim

  • Mütekellim zamiri, yani konuşanın isminin yerini tutan zâmir. ("Ben" gibi)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın