LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mukaddes ifadesini içeren 162 kelime bulundu...

ahd-i atik

  • Tevrat, Zebur ve Mezamir'in bazıları, Yahudilerin eski ve mukaddes kitapları.
  • Eski ahd. Hıristiyanlarca Mûsâ aleyhisselâma inen kitab. Bu ismi ilk olarak hıristiyanlar kullanmışlardır. Hıristiyanların Kitab-ı mukaddes denilen kitabları Ahd-i Atîk ile Ahd-i Cedîd'den meydana geldiğinden onlar da Ahd-i Atîk'i kutsal kabul etmekt edirler. Yahûdîler, Ahd-i Atîk yerine Tanah demek

ahd-i cedid / ahd-i cedîd

  • Hıristiyanların kutsal kitabı olan Kitâb-ı mukaddes'in ikinci bölümü.

akdes / اَقْدَسْ

  • En mukaddes.
  • En mukaddes.

arazi-i mukaddese / arâzi-i mukaddese

  • Mukaddes yerler. Kudsi topraklar.

ashab-ı yemin / ashâb-ı yemin

  • Ahid ve yeminlerinde sebât edenler. Kendi kazançlarından ziyâde Cenab-ı Hakk'ın lütuf ve ikrâmına kavuşacakları ümid edilenler. Allah'a itâatleri ve amelleri iyi olup ahirette amel defterleri sağ taraftan verilecek olanlar. Sağcılar. Mukaddesatçılar. Kur'an ve İmân yolunda Allah (C.C.) için çalışanl

aşk-ı mukaddes-i ilahiye / aşk-ı mukaddes-i ilâhîye

  • Cenâb-ı Hakkın zâtına mahsus mukaddes sevgisi.

atebat

  • (Tekili: Atebe) Eşikler, basamaklar.
  • İranlıların mukaddes ziyaret yeri.

beyt-ül makdis

  • Mukaddes ev. Beyt-ül Mukaddes de denir. Çok eskiden Peygamberlerin inşâ ettikleri kudsî mâbet. Bir ismi de Mescid-ül Aksâdır.
  • İnsanın, Cenab-ı Hak'tan başka kimse ile tatmin olmayan kalbine de aynı isim verilir.

beyt-ül-makdis

  • (Bak. BEYTÜ'L-MUKADDES)

beytü'l-makdis

  • Mescid-i Aksa, Kudüs'teki meşhur mukaddes mâbed.
  • Mukaddes ev, Mescid-i Aksa, Kudüs'teki büyük camii.

beytullah

  • Mekke-i mükerremede Mescid-i harâmın ortasında bulunan mukaddes binâ. Kâbe-i muazzama; müslümanların kıblesi; Fazîlet ve kıymetini bildirmek için Beytullah buyurulmuştur.
  • Câmi, mescid.

burhan-ı kudsi / burhan-ı kudsî

  • Kutsal, mukaddes delil, Kur'ân.

cühud

  • Bilerek inkâr etmek. Bildiği hâlde yanlış söylemek.
  • Peygamberimiz Resul-i Ekremi (A.S.M.) bildikleri ve mukaddes kitablarında O'nun evsâfını okudukları hâlde inkâr eden Yahudiler. (Türkçedeki "cıfıt" kelimesi bundan gelir.)
  • Bir kimseyi bahil bulmak.

cümle-i tevhidiye-i kudsiye

  • Mukaddes ve mübarek olan tevhid cümlesi.

delil-i nakli / delil-i naklî

  • Kur'an, Hadis-i Şerif veya diğer mukaddes kitaplardaki verilen haberler ile olan delil.

desatir-i kudsiye / desâtir-i kudsiye

  • Kudsî düsturlar, mukaddes prensipler.

ehl-i teslis

  • Allah'ı baba, oğul ve mukaddes ruh diye üçlü unsur olarak kabul eden Hıristiyanlar.

elfaz-ı kudsiye-i ilahiye / elfâz-ı kudsiye-i ilâhiye

  • Mukaddes İlâhî lâfızlar, ifadeler.

emakin-i mukaddese / emâkin-i mukaddese

  • Mukaddes yerler, kutsal mekânlar.

emanat-ı mukaddese / emânât-ı mukaddese

  • İslâm dîni ve târihi bakımından büyük önem taşıyan, Peygamber efendimize ve diğer din büyüklerine âit bâzı mübârek şahsî eşyâ ve hâtıralar. Mukaddes emânetler. Bunlar: Hırka-i Saâdet, Seyf-i Nebevî, Nâme-i Saâdet, Mühr-i Seâdet, Dendân-ı Seâdet, Lıhy e-i Seâdet, Nakş-ı Kadem-i şerîf, Sancak-ı şerîf,

envar-ı kudsiye-i esma / envâr-ı kudsiye-i esmâ

  • Allah'ın isimlerinin mukaddes nurları.

envar-ı kudsiye-i esmaiye / envâr-ı kudsiye-i esmâiye

  • Allah'ın isimlerinin mukaddes nurları.

esma-i kudsiye-i nuraniye / esmâ-i kudsiye-i nuraniye

  • Nurlu mukaddes isimler.

esma-i mukaddese / esmâ-i mukaddese

  • Mukaddes isimler; her türlü kusur ve noksandan uzak, yüce isimler.

esma-yı kudsiye-i ilahiye / esmâ-yı kudsiye-i ilâhiye / اَسْمَايِ قُدْسِيَۀِ اِلٰهِيَه

  • Allahın mukaddes isimleri.

evsaf-ı kudsiye / evsâf-ı kudsiye

  • Mukaddes vasıflar, sıfatlar.

gamara / gamârâ

  • Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kitab saydıklarıTalmûd'un kısımlarından biri. Talmûd; Mişnâ ve Gamârâ olmak üzere iki kısımdır.

gaza / gazâ

  • Din vatan ve millet gibi mukaddes değerler uğruna yapılan cihat ve mücadele.

hakaik-ı kudsiye

  • Mukaddes, yüce hakikatler.

hakaik-i kudsiye

  • Mukaddes hakikatler, gerçekler.

hakaik-i kudsiye-i imaniye ve kur'aniye / hakaik-i kudsiye-i imaniye ve kur'âniye

  • Kur'ân'ın ve imanın mukaddes ve kutsal hakikatleri.

hakimiyet-i kudsiye / hâkimiyet-i kudsiye

  • Kusur ve eksiklikten yüce, mukaddes egemenlik, hâkimiyet.

halet-i kudsiye / hâlet-i kudsiye

  • Mukaddes hal, durum.

hamiyet

  • Gayret.
  • Nâmustan gelen gayretle utanma veya kızma.
  • İstinkâf etmek.
  • Mukaddesatı ve milletin haklarını, mâmus ve haysiyeti korumak hususlarında gösterilen gayret ve ihtimam hasleti. İman ve İslâmiyeti ve Hz. Peygamber'in (A.S.M.) Sünnet-i Seniyyesini ve din ve mücahede

hamiyet-i aliye / hamiyet-i âliye

  • Din, millet gibi mukaddes değerleri en üst düzeyde koruma duygusu ve gayreti; millî onur ve haysiyet.

hamiyetçilik

  • Din gibi mukaddes değerleri ve kendi vatan, aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti içinde oluş.

hamiyetli

  • Din gibi mukaddes değerleri ve kendi aile ve yakınlarını koruma duygusu ve gayreti olan.

hamiyetsizlik

  • Hamiyetsiz olma, mukaddes değerleri koruma duygusu ve gayreti içinde olmama.

hamiyyet

  • Din gibi mukaddes değerleri ve aile ve vatanı koruma duygusu ve gayreti.

harem-i şerif

  • Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.

haremeyn

  • İki mukaddes harem. Müşrik ve kâfirlere yasak olan mukaddes Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere.

harim-i islam / harîm-i islâm

  • İslâmın mukaddes merkezi.

harim-i ismet / harîm-i ismet

  • Namus ocağı, mukaddes ocak. Kudsi âile yuvası.

harut

  • Mukaddes kimse.
  • İpini sahibi elinden çekip kaçan davar.

hayat-ı akdes

  • Cenâb-ı Hakkın Zâtına mahsus, her türlü noksanlıktan mukaddes hayatı.

hazain-i kudsiye / hazâin-i kudsiye

  • Mukaddes, kutsal hazineler.

hazain-i mukaddese-i kur'aniye / hazâin-i mukaddese-i kur'âniye

  • Kur'ân'ın mukaddes hazineleri.

hikmet-i kudsiye

  • Mukaddes, kusursuz ve eksiksiz hikmet.

himmet

  • Kalbin bütün kuvveti ile Cenab-ı Hakk'a ve sâir mukaddesata yönelmesi. Kalb isteği ile gösterilen ciddi gayret.
  • Allah indinde makbul ve mübârek bir kimsenin mânevi yardımı ile birisini koruması, yardım etmesi.
  • Tabiî şevk ve meyil ve heves.
  • Lütuf, yardım.

hırka-i saadet dairesi

  • İstanbul'da Topkapı Sarayı'nda "mukaddes emanetlerin" bulunduğu yer. Burada yüzyıllardan beri, başta Peygamberimiz Hz.Muhammed'in (A.S.M.) hırkaları olmak üzere İslâmî nitelikte birçok mukaddes eşya saklanmaktadır. Bu eşya Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim tarafından, Mısır'ın fethinden (1517) son

hizb-üş şeytan

  • Şeytana ve nefislerine tâbi olanların grubu. Allah'ın kanun ve nizamına tâbi olmadan kafalarına güvenerek ve nefsanî arzularına uyarak gitmek isteyenler. Milleti, memleketi ve mukaddesatı yıkmağa çalışan ve ahlâksızlığa alıştıranların ve dinsizlerin topluluğu ve cereyanı.

hizmet-i kudsiye-i imaniye

  • Mukaddes olan iman hakikatlerini muhtaç insanlara ulaştırma hizmeti.

hurufat-ı kudsiye / hurufât-ı kudsiye

  • Kudsi, mukaddes harfler.

iftihar-ı mukaddes

  • Mukaddes iftihar; her türlü kusur ve noksandan yüce bir iftihar ve övünç.

incil / incîl

  • Dört büyük kitabdan birisi. Hristiyanların mukaddes kitabı olup, Hazret-i İsa'ya (A.S.) gelen kitab.
  • Beşaret, müjde.
  • Allahü teâlânın, Îsâ aleyhisselâma gönderdiği ve sonradan tahrif edilen, aslı değiştirilmiş olan mukaddes kitab.

insan-ı himmetperver

  • Gayretli, himmetli insan; kalbin bütün kuvvetiyle mukaddes şeylere yönelen insan.

isa

  • Dört büyük peygamberden birisidir. Hakiki Hristiyanlık dininin peygamberidir. Kur'an-ı Kerim'de meziyet ve senası geçmektedir. İncil, mukaddes kitabıdır. Vahiy ile kendine gönderilmiştir. Ancak kendisinden sonra Havarileri tarafından yazılmıştır.

ittihad-ı islam cemiyet-i kudsiyesi / ittihad-ı islâm cemiyet-i kudsiyesi

  • Bütün Müslümanların birliğini sağlama gibi mukaddes bir hedef için faaliyet gösteren bir topluluk.

izzet-i kudsiyet

  • Mukaddesliğinin izzeti, yüceliği.

ka'be / kâ'be

  • (Kâbe) Dünyanın en kudsi ma'bedi. Beytullah, Beyt-ül Ma'mur, Beyt-ül Atik. Bütün mü'minlerin ibâdet esnâsında yöneldikleri merkez. Dört köşe olduğu için Kâbe denir. Bu mukaddes makamın etrafına Mescid-ül Haram ismi verilir. İçinde bir kısım olarak Makam-ı İbrahim mevcuddur. Burası İbrahim Aleyhissel

kabe / kâbe

  • Namaz için yöneldiğimiz mukaddes mabet.

kaddesallah

  • Allah mübarek ve mukaddes eylesin.

kaddesallahü esrarehüm / kaddesallahü esrârehüm

  • Allah onların sırlarını (kalplerini mukaddes kılsın.

kaddesallahüesrarehüm

  • Allah onların sırlarını mukaddes kılsın.

kelimat-ı mukaddese / kelimât-ı mukaddese

  • Mukaddes kelimeler.

kilvaz

  • Tevrat'ın mukaddes sandığı.

kitab-ı mukaddes / kitâb-ı mukaddes

  • Mukaddes Kitap; Tevrat, Zebur ve İncil.
  • Hıristiyanların mukaddes bilip inandıkları Ahd-i atîk (Eski ahd) ve Ahd-i cedîd (Yeni ahd) kısımlarından meydana gelen kitab. İncîl.

kıyam-ı binefsihi / kıyam-ı binefsihî

  • (Kıyâm-ı bizâtihî) : Fık: Varlığı, durması kendi zâtı ile olmak mânasında bir sıfat-ı İlâhîdir. Şöyle ki: Hak Teâlâ'nın ezelî ve ebedî olan varlığı kendi zâtı ile kaimdir. Kendi varlığı, kendi hüviyetinin, kendi mukaddes zâtının muktezasıdır. Aslâ başkasının değildir. Bunun için, Allah Teâlâ'ya "Vâc

kuddise

  • "Mübarek, kudsi ve mukaddes olsun." anlamına gelen bir kelimedir.

kuddise sirruhu

  • Kalbi mukaddes olsun, sırrı temiz olsun.

kuddisesırruhu / kuddîsesırruhu

  • Sırrı mukaddes olsun!

kuddus

  • Kusur ve noksanlıklardan müberrâ olan, en mukaddes. Hiç eksiği olmayan, pâk, temiz. Cenab-ı Hakk'ın sıfatlarındandır.
  • Mübarekliğin hadsiz derecesini ifâde eder. "En mukaddes" gibi.

kudsi / kudsî / قُدْس۪ي

  • (Kuds. dan) Mukaddes, kutsal, muazzez.
  • Mukaddes.

kudsi medrese / kudsî medrese

  • Mukaddes okul.

kudsi rejim / kudsî rejim

  • Dinî yönetim; İslâmın ve Kur'ân'ın mukaddes hükümlerinin uygulandığı yönetim.

kudsiye

  • Mukaddes, kutsal.

kudsiyet / قُدْسِيَتْ

  • Kudsilik, mukaddeslik, azizlik.
  • Temizlik, paklık.
  • Mukaddeslik.

kur'an

  • Allah (C.C.) tarafından Hz. Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâma Cebrâil Aleyhisselâm vâsıtası ile (yâni vahiyle) gönderilen ve beşeriyetin bütün saadet düsturlarını hâvi en mukaddes ve en son kitâb-ı semâvidir. Din ve dünyanın nizâmını en iyi şekilde bildirir, kâinatın neden ve niçin yaratıldığ

kur'an şecere-i semavisi / kur'ân şecere-i semâvîsi

  • İlâhî, mukaddes Kur'ân ağacı.

kur'an-ı mukaddes / kur'ân-ı mukaddes

  • Mukaddes Kur'ân.

kütüb-ü mensuha-i semaviyye

  • İslâma ve bütün beşeriyyete gönderilen Kur'an-ı Kerim'den evvel eski peygamberlere gelen -Tevrat, İncil, Zebur- namlarındaki şimdi hükmü kalkmış olan mukaddes kitablar.

kütüb-ü mukaddese / كُتُبُ مُقَدَّسَه

  • Mukaddes kitablar.
  • Mukaddes kitaplar.

kütüb-ü mukaddese-i semaviye / kütüb-ü mukaddese-i semâviye / كُتُبُ مُقَدَّسَۀِ سَمَاوِيَه

  • Semâvî mukaddes kitaplar.

kütüb-ü münzele

  • Vahiy ile Cenâb-ı Hak tarafından indirilmiş, ihsan edilmiş mukaddes kitaplar.

kütüb-ü sabıka-i mukaddese

  • Geçmişteki (Kur'ân'dan önceki) mukaddes kitaplar.

kütüb-ü salife / kütüb-ü sâlife

  • Geçmişteki eski mukaddes kitaplar.

kütüb-ü semaviyye / kütüb-ü semâviyye

  • Mukaddes kitaplar. Tevrat, Zebur, İncil ve Kur'an.

leyali-i şerife / leyâlî-i şerife

  • Mübarek, mukaddes geceler.

ma'rifet-i kudsiye / مَعْرِفَتِ قُدْسِيَه

  • Mukaddes tanıma.

maani-i mukaddese / maanî-i mukaddese / maânî-i mukaddese

  • Mukaddes mânâlar.
  • Her türlü kusur ve noksandan yüce, mukaddes mânâlar.

maani-i mukaddese-i muhabbet / maânî-i mukaddese-i muhabbet

  • Sevgi ile ilgili mukaddes mânâları.

maden-i kudsi / mâden-i kudsî

  • Mukaddes, kutsal mâden, kaynak.

mahiyet-i kudsiye

  • Mukaddes mahiyet, özellik.

mahiyet-i kudsiye-i ahmediye

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) mukaddes, kutsal mahiyeti, mânevî özü, gerçeği.

mahiyet-i mukaddese

  • Mukaddes mahiyet, özellik.

makdis

  • Mukaddes yer.

maneviyyat

  • Maddi olmayan kuvvet. Mânâ âlemine âit olanlar. Dinden, imândan, mukaddesât ve imândan gelen kuvvet.

maneviyyun

  • Allah'a, dine, mukaddesata inanmış olanlar.

medrese-i kudsiye-i ahmediye

  • Peygamberimizin mukaddes medresesi, okulu.

mekke

  • Hicaz'da Kâbe'nin bulunduğu en mukaddes şehrin ismidir. Aynı zamanda Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.) doğduğu şehirdir.
  • Kabenin bulunduğu mukaddes şehir.

mekke-i mükerreme

  • İlk ismi Mekke olan bu şehire, Hz. Peygamber'in (A.S.M.) gelmesi ve Mukaddes Kâbe'nin putlardan temizlenmesi ile Mükerrem Mekke mânâsında bu isim verilmiştir.

memnuniyet-i mukaddese

  • Mukaddes memnuniyet; her türlü kusur ve noksandan uzak bir memnuniyet.

menkul

  • Nakledilen. Akli olmayıp mukaddes kitapla bildirilen.
  • Bir yerden başka yere taşınmış olan. Taşınabilen.
  • Anlatılan.

menşur-u mukaddes

  • Mukaddes ferman.
  • Mukaddes ferman. (Kelime-i şehadet kastedilmektedir)

mertebe-i kudsiye

  • Mukaddes mertebe, yüce derece.

mertebe-i ulya-yı akdes / mertebe-i ulyâ-yı akdes

  • Yüce ve mukaddes mertebe, derece.

mescid-i aksa / mescid-i aksâ

  • Kudüs'te Süleymân aleyhisselâm tarafından yaptırılan mescid. Beyt-i Mukaddes (Makdis).
  • Kudüs'te Hz. Süleyman tarafından yaptırılan mukaddes mescid.

mescid-i haram

  • Mekke-i Mükerreme'de ve içinde Kâbe'nin bulunduğu en büyük, mukaddes ibadet yeri.

mesruriyet-i kudsiye

  • Mukaddes sevinç.

milliyet-i mukaddese

  • Mukaddes islâmiyet milliyeti.

mişna / mişnâ

  • Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kabûl ettikleri Talmûd kitâbının iki kısmından biri.

mizmar

  • Düdük, kaval.
  • Mukaddes Zebur Kitabının her bir suresi.
  • Hançere, nefes borusu.

muhabbet-i mukaddese

  • Mukaddes muhabbet; her türlü kusur ve noksandan yüce bir sevgi.

mukaddesat / mukaddesât / مُقَدَّسَاتْ

  • Mukaddes olan şeyler, kutsal değerler.
  • (Tekili: Mukaddes) Kudsi olanlar. Mukaddes olanlar.
  • Mukaddes şeyler.

mukaddesat-ı ahlakiye / mukaddesat-ı ahlâkiye

  • Ahlâka dayanan mukaddes şeyler.

mukaddesat-ı semaviye

  • İlâhî emre ve vahye dayanan mukaddes şeyler.

müna

  • (Minâ) Arzular.
  • Birinin yerine kaim-i makam olmak, birinin yerine geçmek.
  • Suya giden yol.
  • Mekke-i Mükerreme'de hacıların kurban bayramında kurban kestikleri ve şeytan taşladıkları mukaddes yer.

münezzeh / منزه

  • Mukaddes, temiz.

müsemma-yı akdes / müsemmâ-yı akdes / مُسَمَّايِ اَقْدَسْ

  • En mukaddes isimlerle isimlendirilen.

musevilik / mûsevîlik

  • Allahü teâlânın Mûsâ aleyhisselâm vâsıtasıyla İsrâiloğullarına gönderdiği din. Mukaddes (ilâhî) kitabı Tevrâttır. Îsâ aleyhisselâma kadar olan peygamberler bu dîni insanlara tebliğ ettiler. Îsâ aleyhisselâmın gelmesiyle Mûsevîlik dîninin hükmü kaldır ıldı.

müzdelife

  • Mekke'de Arafat ile Mina arasında bulunan mukaddes bir yer.
  • Kâbede mukaddes bir yer.

nazil olmak / nâzil olmak

  • Yukardan aşağıya inmek; mukaddes kitabların vahiy yoluyla peygamberlere gönderilmesi.

nebiyy-i akdes

  • Kusur ve noksandan yüce, mukaddes nebî, peygamber; Hz. Muhmmed.

rabıta-i kudsiye

  • Mukaddes bağ.

ravda-i mukaddese

  • Mukaddes bahçe. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i münevveredeki mescidinin içinde kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberinin arasında kalan mübârek mekân, yer.

ravda-i mutahhera

  • Temiz bahçe. Medîne-i münevveredeki Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) mescidinin içinde bulunan ve Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberi arasında kalan 26 m. uzunluğundaki mübârek yer. Ravda-i mukaddese, Ravda-i mübâreke de denir.

ruh-ül emin

  • Cebrail Aleyhisselâm'ın iki ayrı ismi. Emin ve mukaddes ruh.
  • Allah'ın ism-i azamı.
  • İncil.
  • Kur'an.

sada-yı semavi / sadâ-yı semâvî

  • Semâvî ses; yüce ve mukaddes kaynaktan gelen ses.

sahret

  • Kudüs'te, Beyt-i Mukaddeste çok eski ve tarihi bir kaya. Bu kayaya "Hacer-i Muallak" da der. Hz. Peygamberin (a.s.m.) Mîrac Gecesinde bu kayadan Burak'a binerek semâya çıktığı hakkında rivâyet vardır.

sahretullah

  • Kudüs'te, Beyt-i Mukaddes'te çok eski ve tarihî bir kaya. Hazret-i Peygamber (A.S.M.), Mir'ac gecesinde bu kayadan uruc ettiği hakkında rivayet vardır. Bu kayaya "Hacer-i Muallak" da denir.

salabet

  • Metanet, katılık, sulbiyet.
  • Peklik, dayanma. Sağlamlık.
  • Mukaddesatı korumak hususunda cesaret, metanet ve sebat gibi sıfatlarla muttasıf olmak. (Bunun zıddı: Lâübalilik)

şecaat-i kudsiye

  • Mukaddes yiğitlik.

şelim

  • Şam yakınında bir beyt-i mukaddes.

şevk-i mukaddes / شَوْقِ مُقَدَّسْ

  • Mukaddes bir şevk.
  • (Allah'a layık) Mukaddes istek, arzu.

seyf ibn-i ziyezen / seyf ibn-i zîyezen

  • Yemen padişahlarındandır. Hz. Muhammed'in (A.S.M.) bi'setinden evvel onun evsafını evvelki mukaddes kitaplarda görmüş ve iman etmiş ve müştak olmuştu.

sıfat-ı mukaddese / sıfât-ı mukaddese

  • Mukaddes sıfatlar.

sırr-ı kudsi / sırr-ı kudsî

  • Mukaddes, kutsal sır.

surre

  • Para kesesi, cüzdan. Osmanlı pâdişâhlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i şerîfeyn (Mekke ve Medîne) halkına ve buralarda geçici olarak bulunan müslümanlara, mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölge sindeki diğer idârecilere gönderdikleri para ve d

sürur-u mukaddes / sürûr-u mukaddes / سُرُورِ مُقَدَّسْ

  • Mukaddes bir sevinç ve ferahlık.
  • (Allah'a layık) Mukaddes sevinç.

şuun-u mukaddese / şuûn-u mukaddese

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler.

şuun-u zatiye-i rabbaniye / şuûn-u zâtiye-i rabbâniye

  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecelliye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler.

şuunat / şuûnât

  • İşler, faaliyetler; Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler.
  • İşler, faaliyetler
  • Cenâb-ı Hakkın yüce sıfatlarının mahiyetlerinde bulunan ve onları tecellîye sevk eden Zâtına ait mukaddes özellikler.

şuunat-ı mukaddese / şuûnât-ı mukaddese

  • Allah'ın tertemiz ve noksansız olan işleri, mukaddes özellikleri.

tabu

  • (Polinezya dilinden) Var olduğu sanılan, mukaddes hususiyetlerinden dolayı dokunulamıyan. Uğursuz ve korkunç olan şey.

tabut-i sekine / tâbût-i sekîne

  • İsrâiloğullarının, içinde mukaddes emânetleri sakladıkları ve Mûsâ aleyhisselâmdan beri nakledilerek gelen altın kaplamalı sandık.

takaddes

  • Mukaddes olsun (mânasında).

takaddüs

  • Mübarek kılmak. Kudsî kılmak.
  • Çok temiz olma.
  • Mukaddes olma.

takdis

  • Mukaddes tanıma.
  • Büyük hürmet göstermek. Mukaddes bilmek.
  • Cenab-ı Hakk'ın kusursuz, pâk ve her hususta noksansız olduğunu bildirmek, söylemek ve Allah'a (C.C.) şükretmek.

takdiskar / takdiskâr

  • Takdis eden, mukaddes ve kusurlardan uzak olduğunu ifade eden.

talmud / talmûd

  • Yahûdîlerin Tevrât'tan sonra mukaddes kabûl ettikleri, sözlü emirlerin toplandığı Mişnâ ve Gamâra olmak üzere iki kısımdan meydana gelen kitap.

teslis akidesi / teslis akîdesi

  • Üçleme; Hıristiyanların Allah'ın baba, oğul ve mukaddes ruh olmak üzere üç varlıktan mürekkep olduğuna inanmaları.

tevrat

  • Hz. Musâ Aleyhisselâm'a nâzil olan kitab-ı mukaddesin nâm-ı celili. (Hakiki Tevrat, Kur'an-ı Kerim ile barışıktır. Şimdiki ise, çok yerleri değiştirilmiş, tahrif edilmiştir. Bu kitabın aslından az bir şey kalmıştır. Aklı başında ve İslâmiyeti, Kur'an-ı Kerim'i tetkik eden Yahudiler de hidayeti seçmi
  • Hz Mûsâ'ya (a.s.) indirilen mukaddes kitap.

ulum-u nakliye

  • Hadis, tefsir, fıkıh gibi ve mukaddes kitaplardan nakil olunan ve rivâyet üzerine kurulmuş olan ilimler.

umre

  • Hac günleri dışında yapılan Kâbe ve diğer mukaddes yerlerin ziyareti.
  • Ziyâret. Hac mevsimi dışında Kâbe'yi ve Mekke ve Medine'deki mukaddes yerleri ziyaret etmek. Ist: Kâbe-i Muazzama'yı tavaftan ve Safâ ile Merve denilen iki mukaddes mevki arasında sa'yetmekten ibarettir. Farz olan hacca Hacc-ı Ekber denildiği gibi, Umreye de Hacc-ı Asgar denilir. Cuma gününe tevafuk

vazife-i kudsiye-i imaniye

  • Mukaddes iman vazifesi, kutsal imanî görev.

vazife-i kudsiye-i kur'aniye / vazife-i kudsiye-i kur'âniye

  • Mukaddes Kur'ân hizmeti.

zat ve sıfat ve şuun-u ilahiye / zât ve sıfât ve şuûn-u ilâhiye

  • Allah'ın Zât, sıfat ve mukaddes özellikleri.

zat-ı akdes / zât-ı akdes / ذَاتِ اَقْدَسْ

  • En mukaddes zât.

zat-ı kudsi / zât-ı kudsî

  • Mukaddes zât; Hz. Muhammed.

zat-ı mukaddese-i ilahiye / zât-ı mukaddese-i ilâhiye

  • Allah'ın mukaddes zâtı.

zebur / zebûr

  • Kitap. Mektub.
  • Peygamber Hz. Dâvud'a (A.S.) vahiy ile gelen mukaddes kitabın adı.
  • Dört büyük kitabdan biri. Dâvûd aleyhisselâma indirilen mukaddes kitâb.

zemzem

  • Kâbedeki mukaddes su.