LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Misk ifadesini içeren 77 kelime bulundu...

ahrak

  • Miskin, akılsız adam.

ahseb

  • Çok iyi hesab edilmiş, münâsib.
  • Çok fazla cimri, hasis.
  • Miskin.
  • Saçının rengi kırmızıya yakın.
  • Tüyünün rengi boz renk olan kızıl deve.

asare

  • Anber ve misk gibi şeylerin kokması.

ater

  • Arap kadınlarının misk ve başka güzel şeylerle yoğurup, boyunlarına taktıkları gerdanlık.

beze

  • Miskin, zavallı.

bi-vare / bî-vare

  • Âciz, fakir, miskin, zavallı, kimsesiz, garib. (Farsça)

devf

  • Suda ıslamak.
  • Irak etmek, uzaklaştırmak.
  • Misk ezmek.

dımışk

  • (Bak: Dimişk)

dinar / dînâr

  • Bir miskal (4.8 gram) ağırlığındaki altın para.

ebras

  • İnsanın rengini degiştiren alaca ve miskin eden çok fena bir maddi hastalık ismi.

eczem

  • (Cüzâm. dan) Cüzamlı, miskinlik illetine uğramış olan.
  • Parmakları veya eli kesik olan adam.

edmen

  • Hâlis ve katıksız misk. (Farsça)

ehadis-i meşhure / ehâdis-i meşhure

  • Meşhur hadis-i şerifler, ilk asırda âhâdî hadis iken (yani bir Sahabî tarafından rivayet edilmişken), ikinci asırda meşhur olan ve yalanda birleşmeleri mümkün olmayan topluluk tarafından rivâyet edilen hadisler.

ejgan

  • (Ejgehân) : Tenbel, miskin, iş yapmaktan hoşlanmayan. (Farsça)

enbeste

  • Koyulaşmış, katılaşmış, sıvılığını kaybetmiş. (Farsça)
  • Uyuşmuş, miskinleşmiş insan. (Farsça)

enbeste-dem

  • Miskin, uyuşuk kişi. Tenbel, gayretsiz kimse. (Farsça)

erec

  • Güzel ve hoş koku. Misk ü anber ve ıtır gibi şeylerin güzel kokusu.

eric

  • Güzel koku. Misk, anber ve ıtır gibi hoş ve lâtif olan şeylerin kokusu.

fen'

  • Malın çok olması.
  • Misk kokusunun etrafa yayılması.
  • Bir kimsenin iyiliğini ve ihsanını söyleyip methetmek.

galiye

  • Galeyan eden.
  • Değerinden çok pahalı.
  • Misk ve amberden yapılmış meşhur koku.
  • Hoş kokulu kıymetli madde.

hadis-i meşhur / hadîs-i meşhûr

  • İlk zamanda bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler.

hadis-i sahih / hadîs-i sahîh

  • Âdil ve hadîs ilmini bilen kimselerden işitilen, müsned-i muttasıl (Resûl-i ekreme kadar, rivâyet edenlerin hepsi tam olup noksan bulunmayan), mütevâtir (bir çok sahâbînin rivâyet ettiği) ve meşhûr (önceleri bir kişi bildirmişken, sonraları şöhret bu lan) hadîsler.

hımbıl

  • Budala ve miskin.

hitamuhu miskün

  • Onun mühürü (sonu) misktir, meâlinde Mutaffifîn Suresi'nin 26. âyetinden bir kısımdır. Onda Cennet nimetlerinden bahsedildiği gibi, bu kelâm tatbikatta sözün, sohbetin sonunu hoş ve güzel sözle bitirmeğe denilir.

istar

  • Yüzletme, astar çekme.
  • (Çoğulu: Esâtir) Altıbuçuk dirhem ağırlığında (19.5 gr.) bir ölçü.
  • Dört tane.
  • Dört veya dört buçuk miskal.

istitraden / istitrâden / استطرادا

  • Sırası gelmişken. (Arapça)

istitradi / istitradî

  • Asli mevzudan olmayıp sırası gelmişken bir konuyu dile getirme.

kebs

  • Çukur bir yeri doldurup düzeltme.
  • Bir cins hurma.
  • Misk hokkası.

kırat-ı urfi / kırât-ı urfî

  • Kullanılması âdet olan ve hükûmetin kabûl ettiği miskâl ve dirhemden küçük bir ağırlık birimi.

latime / latîme

  • (Çoğulu: Letâyim) Misk.
  • Güzel kokular konulan kap.
  • Attarlar pazarı.
  • Güzel kokulu nesneleri götüren deve.

luri / lurî

  • Cüzzâm veya miskinlik denilen hastalık. (Farsça)
  • Fare avlıyan bir kuş. (Farsça)

mefluk

  • Yoksul, zavallı, biçare, miskin.

meşaki

  • (Tekili: Mişkât) İçerisine lâmba, kandil gibi şeyler koymak üzere duvarda yapılan küçük hücreler, oyuklar.

mesakıb

  • (Tekili: Miskab) Delme âletleri, matkablar.

mesakıl

  • (Tekili: Mıskal) Cilâlayan veya parlatan âletler.

mesakil / mesakîl

  • (Tekili: Miskal) Miskaller, 1,43 dirhemlik ağırlık ölçüleri.

mesakin / mesakîn / mesâkin / mesâkîn / مساكن

  • (Tekili: Miskin) Ziyadesiyle fakir olanlar. Miskinler. Uyuşuklar. Zavallı, fakir kimseler.
  • Oturanlar.
  • Miskinler, zavallı fakir kimseler.
  • Miskinler, fakirler.
  • Yoksullar. (Arapça)
  • Miskinler. (Arapça)

meşhur hadis / meşhûr hadîs

  • İslâm'ın ilk asrında bir kişi bildirmişken, ikinci asırda şöhret bulan, yâni bir kimsenin Resûl-i ekremden, o kimseden de, çok kimselerin ve bunlardan dahî, başka kimselerin işittiği hadîs-i şerîfler.

meskenet / مسكنت

  • Miskinlik. Tembellik. Uyuşukluk. Bitkinlik. Beceriksizlik. Fakirlik. Yoksulluk.
  • Miskinlik, fakirlik.
  • Yoksulluk, miskinlik.
  • Miskinlik. (Arapça)

meskenet-fiken

  • Miskinliği gideren. (Farsça)

meşmum

  • Koklanmış.
  • Itır ve misk gibi güzel kokulu olan şey.

metrebe

  • Fakirlik, miskinlik.

misk ile anber

  • Tamamıyla isteğe uygun. (Misk ü anber de denir).

miska

  • (Bak: MİSKAT)

miskin / miskîn / مسكين

  • Bir günlük nafakasından (yiyeceğinden, giyeceğinden) fazla bir şeyi olmayan müslüman.
  • Dervîş. Miskîn Yûnus var yârına, Koma bugünü yârına, Yârın Hakk'ın dîvânına, Varam Allah deyü deyü!..
  • Misk sürülmüş, miskli. (Farsça)

miskinane / miskinâne

  • Tenbelcesine, miskincesine. (Farsça)

mümessek

  • (Misk. den) Misk kokulu.

müs'ut

  • Misk kutusu, enfiye kutusu.

müşgin / müşgîn

  • Misk kokulu, miskli. (Farsça)
  • Siyah şey. (Farsça)

müşk

  • (Müşg) Misk. Misk kokulu. (Farsça)

müşk-alud / müşk-âlud

  • Miske bulanmış. (Farsça)

müşk-bar / müşk-bâr

  • Misk yağdıran. (Farsça)

müşk-bu

  • Misk kokulu. Misk gibi kokan. (Farsça)

müşk-efşan

  • Misk saçan. (Farsça)

müşk-fam / müşk-fâm

  • Misk renginde olan, siyah. (Farsça)

müşk-feşan

  • Misk saçan, misk saçıcı. (Farsça)

müşk-füruş

  • (Çoğulu: Müşk-füruşân) Misk satan. (Farsça)

müşk-sa

  • Misk gibi. (Farsça)

müstmend

  • (Çoğulu: Müstmendân) Kederli, hüzünlü, mahzun. Zavallı, miskin, biçâre. (Farsça)

müstmendan / müstmendân

  • (Tekili: Müstmend) Hüzünlü, kederli ve mahzun kimseler, üzgün kişiler. Zavallılar, miskinler, biçareler. (Farsça)

mütemeskin

  • Miskinleşen. Miskinlik gösteren.

nafe / nâfe / نافه

  • Ceylanın göbeğinden çıkan misk. (Farsça)
  • Sevgilinin saçı. (Farsça)

nafice

  • (Çoğulu: Enfice) Misk göbeği.

necaset-i kalile

  • Katı şeylerden ise miskalden; sıvı ise el ayası sahasından geniş olan necaset, namaza mânidir. Bu miktardan fazlası necaset-i galizadır.

nisab

  • Zekât ölçüsü, ölçü miktarı.
  • Üzerine zekât verilmesi farz olan mal miktarı.
  • Asıl, esas. Sermaye mal. Derece, had.
  • Fık: Altının nisabı: 20 miskal; gümüşünki 200 dirhem (yani 600 gram); koyun ile keçinin 40 adet; sığır, manda 30; ve devenin nisabı da 5'dir.
  • Bir m

okiyye

  • (Veya hemzenin hazfı ile "Vekiyye") Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Yerlere ve muhitlere göre değişir. Dörtyüz dirhem ağırlık. Yedi miskal veya kırk dirhem ağırlık. Şer'an kırk dirhem kabul edilmiş. En tanınmışı dörtyüz dirhemdir.

ramik

  • Miskle karıştırılan siyah bir madde.

rukye

  • Şifâ âyetleri ve duâlarını yazmak, okuyup hasta üzerine üflemek. Mıska.

şam

  • Akşam. Akşam yemeği. "Şe'm, şâm" Arapçada "sol" mânâsına gelir. "Yemen" sağ demek olduğundan Hicaz'a nisbetle sol taraftaki memleketlere Şam, sağ tarafdaki beldeye de Yemen ismi verilmiştir.
  • Suriye ve Lübnan memleketlerine de Şam denilmiştir.
  • Arabların Dımışk dedikleri şehrin

savlec

  • Misk.
  • Gümüş.

sihab

  • Miskten ve karanfilden yapılan gerdanlık.

sıvar

  • (Çoğulu: Sirân-Asvire) Sığır sürüsü.
  • Misk kabı.

sıyar

  • (Çoğulu: Sirân-Asvire) Misk kabı.
  • Sığır sürüsü.

sünepe

  • Miskin, mıymıntı. Üstü başı kirli, pis.

temeskün

  • Miskin olma. Miskinleşme.

tesekkün

  • (Sükûn. dan) Yatışma, sükûn bulma.
  • Miskin ve fakir olma.

tübbet

  • Bir yerin adı. (İyi miskler ona nisbet olunup "Misk-i Tübbetî" derler)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın