LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mey kelimesini içeren 148 kelime bulundu...

badefüruş / bâdefürûş / باده فروش

  • Meyhaneci. (Farsça)

bariz / bâriz

  • Meydanda, açık.

berahin-i aleniyye

  • Meydanda ve açık olan deliller.

cereyan eden

  • Meydana gelen.

cereyan etme

  • Meydana gelme.

diraht-ı meyvedar / diraht-ı meyvedâr

  • Meyve veren, yemişli ağaç.

eşcar-ı müsmire

  • Meyve ağaçları.

esmar / esmâr / اثمار

  • Meyveler.
  • Meyvalar. (Arapça)

fakiha / fâkiha / فاكهه

  • Meyva. (Arapça)

fakihe / fâkihe / فَاكِهَه

  • Meyve.
  • Meyve.

faş / fâş

  • Meydana çıkarma, açığa vurma.

gayr-i varid / gayr-i vârid / غَيْرِ وَارِدْ

  • Meydana gelmeyen.

hadl

  • Meyletmek, yönelmek.

hammar / hammâr / خمار

  • Meyhaneci. (Arapça)

hane

  • Meyhane.

hanzale

  • Meyvesi acı bir bitki.

harabat / harâbat / خرابات

  • Meyhane. (Arapça)

hasıl / hâsıl / حاصل

  • Meydana gelme, ortaya çıkma.
  • Meydana gelen.

hasıl etmek

  • Meydana getirmek, ortaya çıkarmak.

hasıl ettirmek

  • Meydana getirmek.

hasıl olan / hâsıl olan

  • Meydana gelen.

hasıl olma

  • Meydana gelme.

hazırun / hazırûn

  • Meydanda olanlar, gözönünde olanlar. Mevcut ve hazır olanlar.

hiss-i kablelvukū' / حِسِّ قَبْلَ الْوُقُوعْ

  • Meydana gelmeden önce hissetme duygusu.

hudus / hudûs / حدوس

  • Meydana gelme, vukubulma. (Arapça)

husul / husûl / حُصُولْ

  • Meydana gelme.
  • Meydana gelme.
  • Meydana gelme.

husul-pezir / husûl-pezîr

  • Meydana gelen.

husule gelen

  • Meydana gelen.

husule gelme / husûle gelme

  • Meydana gelme.
  • Meydana gelme.

husulpezir / husulpezîr

  • Meydana gelen.

ibaret / ibâret / عبارت

  • Meydana gelen, oluşan.
  • Meydana gelmiş, kadar.
  • Meydana gelen, oluşan. (Arapça)

ibaret olan

  • Meydana gelen, oluşan.

ibban-ül fakihe / ibbân-ül fâkihe

  • Meyva mevsimi.

ibtilac

  • Meydana çıkma, zuhur etme, görünme.

ictina / ictinâ

  • Meyve toplama.

ihtinac

  • Meyletme, bir tarafa yönelme, dönme.

ika' / îka'

  • Meydana getirme, gerçekleştirme.

iktitaf-ı esmar

  • Meyve toplama.

imale / imâle

  • Meylettirmek, eğmek; bir tarafa yorumlamak.
  • Meylettirme, uzun okuma.

imale etmek

  • Meylettirmek, eğilim göstermesini sağlamak.

ısaret

  • Meylettirmek, eğmek.

ismar

  • Meyve verme, netice verme.
  • Meyve verme.

ismar eden

  • Meyve veren.

istibraz

  • Meydana çıkarmak, açığa vurmak.

izhar etme

  • Meydana çıkarma, gösterme.

kabzımal

  • Meyve ve sebze yetiştiricileriyle, satıcı arasındaki aracı.

kanun-u teşekkülat / kanun-u teşekkülât

  • Meydana geliş kanunu.

mahall-i zuhur / mahall-i zuhûr / مَحَلِّ ظُهُورْ

  • Meydana çıkma yeri.

mec'ul / mec'ûl

  • Meydana çıkarılmış, yapılmış olan, yapmacık, uydurma.

medar-ı zuhur / medâr-ı zuhûr / مَدَارِ ظُهُورْ

  • Meydana çıkma sebebi.

memil / memîl

  • Meyletme, bir yana eğilme, temâyül etme.

memut

  • Meyyit. Ölmüş.

mendud

  • Meyvesi aşağıdan yukarıya yığılı, istifli.

meyadin / meyâdin

  • Meydanlar.

meydan-ı zuhur / meydân-ı zuhûr / مَيْدَانِ ظُهُورْ

  • Meydana çıkma.

meykede / ميكده

  • Meyhane. (Farsça)

meyl-i tahaddi / meyl-i tahaddî

  • Meydan okuma meyli. Üstünlüğünü göstermek fikri.

meyvedar / meyvedâr / مَيْوَه دَارْ

  • Meyve veren.
  • Meyveli.
  • Meyveli.

meyvefüruş

  • Meyve satan, yemiş satan. Manav. (Farsça)

meyyal / meyyâl

  • Meyilli, eğilimli.
  • Meyilli, istekli.

mive

  • Meyve kelimesinin aslıdır.

mivedar / mîvedar / ميوه دار

  • Meyvalı. (Farsça)

mu'cizat-ı katıa

  • Meydana gelişi kesin olan mu'cizeler.

mu'cize-i mutlaka

  • Meydana geldiğinde şüphe duyulmayan mu'cize.

mübareze / mübâreze / مُبَارَزَه

  • Meydana çıkma.

müferrec

  • Meydanı olan. Geniş.

mümal

  • Meyl etmek, yönelmek.

müsmir / مُثْمِرْ

  • Meyveli, verimli.
  • Meyveli, verimli.
  • Meyve veren, sonuç veren.

mütebeyyin

  • Meydana çıkan, anlaşılan. Tebeyyün eden.

mütehassıl / مُتَحَصِّلْ

  • Meydana gelen.
  • Meydana gelen.

mütemayil

  • Meyili, taraftar.

müteşekkil

  • Meydana gelmiş, oluşmuş.

müvellid

  • Meydana getiren, doğurtan.

müyul

  • Meyiller, yönelmeler.
  • Meyiller, eğilimler.
  • Meyiller, yönelmeler.

müyulat / müyulât / müyûlât

  • Meyiller, eğilimler.
  • Meyiller, eğilimler, istekler.

müyülat / müyülât

  • Meyiller, eğilimler.

muzi' / muzî'

  • Meydana çıkaran, açığa vuran.

muzmir

  • Meydana çıkarmayan. İçinde saklayan. İzmar eden. Gizli tutan.

müzz

  • Meyhoş, ekşimtrak.

naşi / nâşi

  • Meydana gelen, ortaya çıkan.

nebagat

  • Meydana çıkma.

neş'et

  • Meydana gelme, doğma.

neş'et etmek

  • Meydana gelmek, kaynaklanmak.

neşêt

  • Meydana gelme, çıkma.

peyda / peydâ

  • Meydana gelme, ortaya çıkma.

peyda olan / peydâ olan

  • Meydana gelen.

ragn

  • Meyletmek, yönelmek, eğilmek.

rekn

  • Meyletmek, yönelmek, eğilmek.

ru-nümun

  • Meydana çıkan, yüz gösterici. (Farsça)

rubb

  • Meyva suyu.

sagg

  • Meyletmek, yönelmek, eğilmek.

saha

  • Meydan, yer, avlu, geniş yer.

sebeb-i husul / sebeb-i husûl / سَبَبِ حُصُولْ

  • Meydana gelme sebebi.
  • Meydana gelme sebebi.

şecer-i meyvedar / şecer-i meyvedâr

  • Meyve veren ağaç, meyveli ağaç.

semar

  • Meyva, yemiş.

semer

  • Meyve, yemiş mahsul. Verim. Netice.
  • Meyve.

semerat / semerât / ثَمَرَاتْ

  • Meyveler.
  • Meyveler, neticeler.
  • Meyveler.

semere / ثمره / ثَمَرَه

  • Meyve.
  • Meyve, ürün.
  • Meyve.
  • Meyve.

semeredar / semeredâr

  • Meyveli, verimli.
  • Meyveli.

semeresiz

  • Meyvesiz, sonuçsuz.

silsile-i hadisat / silsile-i hâdisât

  • Meydana gelen olaylar zinciri.

şıra

  • Meyveden sıkılan su.

sugv

  • Meyletmek, yönelmek, eğilme.

suret-i teşekkül

  • Meydana gelen şekil, görüntü.

suretpezir

  • Meydana çıkan, hâsıl olan, şekillenen. (Farsça)

taayyün

  • Meydana çıkmak, âşikâr olmak, belli başlı ve itibarlı görünen insanlardan olmak.

taayyünat

  • Meydana çıkmalar. Belli olmalar. Belli başlı adam sırasına geçmeler.

tahaddi / tahaddî

  • Meydan okuma.
  • Meydan okuma.
  • Meydan okuma.

tahaddi vakti / tahaddî vakti

  • Meydan okuma ve ihtiyaç vakti (inanmayanlara peygamberliğin ispatı, inananlar için imanın güçlendirilmesi vaktinde gösterilen mu'cizeler).

tahassul etme

  • Meydana gelme, ortaya çıkma, elde edilme.

tarz-ı teşkilat / tarz-ı teşkilât

  • Meydana geliş tarzı.

tazayyüf

  • Meyletmek, eğilmek, yönelmek.

tecanüf

  • Meyletmek, eğilmek, yönelmek.

tefekküh / تَفَكُّهْ

  • Meyve yemek.
  • Meyve.
  • Meyve yeme, meyvelenme.

tefekkühat

  • Meyve ziyafetleri.

tefekkühat-ı ilmiye

  • Meyve ziyafetleri hükmünde olan ilmin detayları, ayrıntıları.

tehaddi / tehaddî

  • Meydan okuma.
  • Meydan okumak.

tekevvün / تَكَوُّنْ

  • Meydana gelme.

tekvin eden

  • Meydana getiren.

temayüc

  • Meyletmek, eğilmek, yönelmek.

temayül / temâyül / تَمَايُلْ

  • Meyletme, eğilim.
  • Meyletme.

temayülat / temâyülât

  • Meyletmeler, eğilimler.

teşkil

  • Meydana getirme.

teşkilat / teşkilât

  • Meydana gelme, oluşma.

teşkilce

  • Meydana gelişiyle, oluşuyla.

tezayug

  • Meyledişmek, haktan dönmek.

vaki olan

  • Meydana gelen.

vaki olmak

  • Meydana gelmek, gerçekleşmek.

vaki' / vâki' / وَاقِعْ

  • Meydana gelen.

vazzah

  • Meydanda, çok açık, belli.

vücud bulan

  • Meydana gelen, varlık âlemine çıkan.

vücuda getirilen

  • Meydana getirilen.

vücuda getirilme

  • Meydana getirilme, oluşturulma.

vücuda getirme

  • Meydana getirme.

vuku / وقوع

  • Meydana gelme.

vuku bulma

  • Meydana gelme.

vuku' / vukû' / وقوع

  • Meydana gelme, cereyan etme. (Arapça)

vukū' / وُقُوعْ

  • Meydana gelme.
  • Meydana gelme.

vukū'u muayyen / وُقُوعُ مُعَيَّنْ

  • Meydana gelmesi belirlenmiş olan şey.

vukua gelen

  • Meydana gelen.

vukua gelme

  • Meydana gelme.

vukuat / vukuât

  • Meydana gelen olaylar.

vukubulma

  • Meydana gelme.

za'r

  • Meyletmek, eğilmek.

zarar-ı beyyin

  • Meydanda ve âşikâr olan zarar. (Farsça)

zat-ul esmar / zât-ul esmâr

  • Meyve veren. Meyveli.

zayiga

  • Meyledici, eğilen.

zever

  • Meyl, eğrilik.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın