LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mevsim ifadesini içeren 92 kelime bulundu...

asyaf

  • (Tekili: Sayf) Yaz mevsimleri.

bahar

  • Kış ile yaz arasındaki mevsim. İlk bahar. Rebi'. (Farsça)

bahar haşri

  • Bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi.

bahar-ı alem / bahâr-ı âlem

  • Âlemin baharı, bahar mevsimi.

behamin

  • Bahar mevsimi. (Farsça)

bozkır

  • Yağışlı mevsimler de yeşeren ot cinsinden bitkilerin ve bazı bodur ağaçların yetişebildiği yarı kurak yer.

çağ

  • Zaman, vakit, esnâ, hengâm, mevsim.
  • Yaş.
  • Boy, kamet, tenâsüb, lüzumu derece semizlik.
  • Devir, tarih çağları. (İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ, Yakınçağ.)

cinas-ı tamm

  • Edb: Lâfızda, harekelerde ve harflerde eksiklik ve ziyâdelik bulunmayan cinâs. Kır (kırmaktan emir), kır (çöl); yaz (yazmaktan emir), yaz (mevsim).

devr-i lale / devr-i lâle

  • Lâle devri, lâle mevsimi, lâle zamanı.

dünyevi haşir / dünyevî haşir

  • Büyük haşre örnek olarak bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi.

engam

  • Vakit, zaman, an. Mevsim. (Aslı: Encam'dır.) (Farsça)

eyyam-ı cem'

  • Hac mevsiminde Arafat ve Mina'da geçen dört gün.

fasıl

  • Mevsim, bölüm.

fasıla / fâsıla

  • Bend. Kısım. Bölük. Durak.
  • Mevsim.
  • Mebhas.

fasl / فصل

  • (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal.
  • Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme.
  • Bölüm.
  • Mevsim.
  • Aynı makamda çalınan şarkı.
  • Çocuğu memeden kesmek.
  • Birini zem
  • Mevsim.
  • Bölüm, mevsim.
  • Mevsim. (Arapça)
  • Bölüm. (Arapça)
  • Çözümleme. (Arapça)

fasl-ı bahar / fasl-ı bahâr / فَصْلِ بَهَارْ

  • Bahar mevsimi.
  • Bahar mevsimi.

fasl-ı gül

  • Gül mevsimi, ilkbahar.

fasl-ı harif

  • Güz mevsimi.

fasl-ı nev bahar

  • İlkbahar mevsimi.

fasl-ı şita / fasl-ı şitâ

  • Kış mevsimi.

fusul / fusûl / فصول

  • (Tekili: Fasıl) Fasıllar. Mevsimler. Bölükler. Kısımlar.
  • Fasıllar, mevsimler.
  • Bölümler, kısımlar.
  • Fasıllar, mevsimler, kısımlar.
  • Fasıllar, bölümler. (Arapça)
  • Mevsimler. (Arapça)

fusul-ü erbaa

  • Dört fasıl olan, ilkbahar, yaz, sonbahar, kış mevsimleri.

hacc-ı temettu' / hacc-ı temettû'

  • Hac mevsiminde evvelâ umre için ihrama girilip umre yapıldıktan sonra; aynı mevsimde daha yurda, aile ocağına dönülmeden tekrar ihrama girilerek usulü dairesinde yapılan hacdır. Bunu yapan kimseye "mütemetti" denir.
  • Hac mevsiminde (Şevvâl, Zilkâde, Zilhicce aylarında) önce ömre için niyet edilerek ihrâma girilip ömre yapıldıktan sonra memleketine dönmeyerek, yeniden ihrâma girip hac yapmak. Bu haccı yapana mütemetti hacı denir.

harif

  • Güz mevsimi, sonbahar.
  • Meyve toplama zamanı.

hasad

  • Ekin biçmek. Ekin biçme mevsimi.

hasbel mevsim

  • (Hasb-el mevsim) Mevsime göre.

haşr-i bahar

  • Bahar mevsiminde bitkilerden hayvanlara kadar bütün bedenlerin inşa edilmesi ve diriltilmesi.

haşr-i bahari / haşr-i baharî

  • Bahardaki diriliş, bahar mevsiminde bitkilerin ve hayvanların dirilişi.

hazandide

  • Güz mevsimini görmüş, yaprakları sararmış solmuş. (Farsça)

hazani / hazanî

  • Sonbahar ile alâkalı, güz mevsimine ait. (Farsça)

hecir

  • Yaz mevsiminde öğle vaktindeki sıcaklık.
  • Otun kuruması.
  • Büyük havuz.

helva sohbetleri

  • Eskiden kış mevsiminin başlıca eğlencelerinden biriydi. Bu eğlenceler, her sınıf halk arasında rağbetteydi. Devlet erkânı, vükelâ, zengin konak sahibleri ve orta halli halk kendi imkânları ölçüsünde helva sohbetleri düzenler, eş ve ahbabına ziyafetler verirdi. Vükelânın düzenlediği sohbetler tantana

hengam / hengâm

  • Zaman, devir, çağ,sıra, vakit, mevsim. (Farsça)

hengam-ı bahar / hengâm-ı bahar

  • Bahar mevsimi.

hengam-ı şita / hengâm-ı şita

  • Kış mevsimi.

hulul-i şita

  • Kış mevsiminin gelmesi.

husaf

  • Hasad, hasad mevsimi.
  • Ekin biçme.

ibban / ibbân

  • Uygun zaman, vakit. Her şeyin mevsimi.

ibban-ül fakihe / ibbân-ül fâkihe

  • Meyva mevsimi.

ılgam

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi göüren yer. Serap, pusarık.

ılgımsalgım

  • Sıcak mevsimlerde çöl veya ovalarda, buharın yayılmasıyla uzaktan su gibi görünen yer. Serap, pusarık.

ilkbahar

  • Mart, nisan ve mayıs aylarını içine alan mevsim. (Türkçe)

inkılab-ı sayfi / inkılâb-ı sayfî

  • İlkbaharın bitip, yaz mevsiminin balayışı. Gün dönümü. (21 hazirana rastlar.)

inkılab-ı şitevi / inkılâb-ı şitevî

  • Sonbaharın bitip, kış mevsiminin başlayışı. (Aralık ayının 21'ine rastlar.)

irtiba'

  • Bahar mevsiminde güzel bir yerde oturma.

ıstıyaf

  • Yaz mevsimini geçirmek, bir yerde yazlamak.

izmihrar

  • Surat asma.
  • (Yıldız) parıldama.
  • Kış mevsiminin şiddetli olması.

kanun / kânun

  • Ocak. Ateş yanan yer. Zaman.
  • Kış mevsimi.
  • Sakil, ağır adam.
  • Kış mevsiminin ilk iki ayı.
  • Mangal. Soba.

katf

  • Atın veya diğer davarın adımını geç atması.
  • Tırmalamak.
  • Üzüm kesmek.
  • Ağaçtan meyve devşirme.
  • Devşirme mevsimi.

kayz

  • Yaz mevsiminin en sıcak zamanları.

masaif

  • (Tekili: Masif) Sayfiyeler, yazlıklar. Yaz mevsiminde oturulacak yerler.

masnuat-ı sayfiye / masnuât-ı sayfiye

  • Yaz mevsiminde ortaya çıkan sanat eseri varlıklar.

masnuat-ı sayfiyye

  • Cenab-ı Hakk'ın yaz mevsiminde yarattığı san'atlı güzel eserler.

meltem

  • Yaz mevsiminde karadan denize doğru esen rüzgâr.

meşati / meşatî

  • (Tekili: Meştâ) Kışlıklar. Kış mevsiminde barınılacak yerler.

meşta

  • (Çoğulu: Meşâti) (Şitâ. dan) Kış mevsiminde barınılacak yer. Kışlık otlak, kışla.

mevasim / mevâsim

  • Mevsimler.
  • Pazar yerleri.
  • Mevsimler.

mevasim-i erbaa / mevâsim-i erbaa

  • Dört mevsim. Rebi' (İlkbahar), Sayf (Yaz), Harif (Sonbahar), Şitâ (Kış).
  • Dört mevsim.

mevcudat-ı bahariye / mevcudât-ı bahariye

  • Bahar mevsimindeki renk renk, çeşit çeşit varlıklar.
  • Bahar mevsiminde ortaya çıkan varlıklar.

mevsim be mevsim

  • Her mevsim.
  • Zaman zaman. Mevsimden mevsime, zamanı geldikçe.

mevsim-i asar / mevsim-i âsâr

  • "Eserlerin mevsimi" mânâsında, Kur'ân hakkında yazılan eserler mevsime benzetilmiştir.

mevsim-i bahar

  • Bahar mevsimi.

mevsim-i elimane / mevsim-i elîmâne

  • Acılarla dolu mevsim.

mevsim-i erbaa

  • Dört mevsim.

mevsim-i hazinane

  • Hüzünlü mevsim.

mevsim-i sayf

  • Yaz mevsimi, yaz devresi.

mevsim-i şita / mevsim-i şitâ

  • Kış mevsimi.
  • Kış mevsimi.

mihrgan

  • Sonbahar. Güz mevsimi. (Farsça)
  • Eski İranlıların iki büyük bayramlarından birinin adı. (Farsça)

mikati / mikatî

  • Hacc mevsimini beklemek üzere Mekke-i Mükerreme'de kalan kimse.

mutasayyif

  • Bir yerde yazlıyan.. Yaz mevsimini geçiren.

na-behengam / na-behengâm

  • Vakitsiz, mevsimsiz, zamansız. (Farsça)

nebati haşir / nebatî haşir

  • Bitkilerin öldükten sonra bahar mevsiminde yeniden diriltilmeleri.

rebi-i evvel

  • İlkbahar. Çiçeklerin açıp otların bittiği mevsim.

safriye

  • Güz mevsiminden önce biten ot.

sayf

  • Yaz, yaz mevsimi.

sayfi / sayfî

  • Yaza ait. Yaz mevsimiyle alâkalı.

şita

  • Kış. Senenin soğuk mevsimi.

şitevi / şitevî

  • (Şiteviyye) Kışa ait. Kış mevsimiyle ilgili.
  • Kış sebzesi, kışlık sebze.

surre

  • Para kesesi, cüzdan. Osmanlı pâdişâhlarının her yıl hac mevsiminde Haremeyn-i şerîfeyn (Mekke ve Medîne) halkına ve buralarda geçici olarak bulunan müslümanlara, mukaddes yerlerin ve hac yollarının emniyetini sağlayan Mekke şeriflerine ve Hicaz bölge sindeki diğer idârecilere gönderdikleri para ve d

suyuf

  • (Tekili: Sayf) Yaz mevsimleri.

tabistan

  • Yaz mevsimi. (Farsça)

tasarrufat-ı azime-i bahariye / tasarrufât-ı azîme-i bahariye

  • Bahar mevsimindeki büyük tasarruflar, faaliyetler.

tasayyuf

  • (Sayf. dan) Yazlıkta oturma, yazlama, bir yerde yaz mevsimini geçirme.

terfend

  • (Terfende) Turfanda. Mevsiminden önce yetiştirilmiş meyve veya sebze. (Farsça)

teşetti

  • (Şitâ. dan) Kışlama. Kış mevsimi boyunca bir yerde oturma. Kışı geçirme.

turfanda

  • Mevsiminden önce yetiştirilen meyve veya sebze.

umre

  • Ziyâret. Hac mevsimi dışında Kâbe'yi ve Mekke ve Medine'deki mukaddes yerleri ziyaret etmek. Ist: Kâbe-i Muazzama'yı tavaftan ve Safâ ile Merve denilen iki mukaddes mevki arasında sa'yetmekten ibarettir. Farz olan hacca Hacc-ı Ekber denildiği gibi, Umreye de Hacc-ı Asgar denilir. Cuma gününe tevafuk

umurat

  • (Tekili: Umre) Umreler. Hac mevsiminin haricinde Kâbe'yi ve Mekke-i Mükerreme'nin mübarek yerlerini ziyaret etmeler.

vakt

  • (Vakit) Zaman. Saat. Çağ. Mevsim.
  • Boş zaman.
  • Geçim.
  • Fırsat.
  • Muayyen, belli bir zaman.

zeman

  • Zaman, devir, vakit, çağ, mevsim, mehil.

zemistan

  • Kış. Kış mevsimi. (Farsça)

zemistani / zemistanî

  • Kışlık. Kış mevsimine ait. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR