LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mesgul ifadesini içeren 108 kelime bulundu...

adem-i iştigal

  • Meşgul olmamak, ilgilenmemek.

ahter-bin / ahter-bîn

  • Müneccim. Yıldız ilmi ile meşgul olan kimse. (Farsça)

akif / âkif

  • Devamlı ibadetle meşgul olan.
  • Bir şeyde sebat eden.
  • Teveccüh, yönelme.

ani

  • (Çoğulu: Anat-Unât) Mütevazi, alçak gönüllü.
  • Köle
  • Meşgul.
  • Iztırab çeken. Muztarib.
  • İşçi.
  • Müfettiş.
  • Tahsildar. (Müennesi: Aniye)

bekar / bekâr

  • Hiç evlenmemiş, zevcesi olmayan adam.
  • Taşralı olup, büyük bir şehirde bir işle meşgul olarak, ailesiz yaşayan adam.

beyavar

  • Meşguliyet, meşgul olma, uğraşma, iş. (Farsça)

çile

  • Dervişlerin, nefislerini terbiye ederek tasavvuf yolunda ilerliyebilmek için kırk gün tenhâ bir yerde riyâzet (nefsin istemediği şeyler) ve ibâdetle meşgul olmaları.

daire-i mülkiye

  • Devlet idaresiyle meşguliyet dairesi.

ehl-i riyazat / ehl-i riyâzât

  • Az gıda ile nefsin heveslerini kırıp, ilim ve ibâdetle meşgul olanlar.

ehl-i tasavvuf / اَهْلِ تَصَوُّفْ

  • Tasavvufla meşgul olanlar.

ehl-i ulum-u diniye / ehl-i ulûm-u diniye

  • Dinî ilimlerle meşgul olanlar, din âlimleri.

eşgal

  • (Tekili: Şugl) İşler. Meşguliyetler.
  • İşler, meşguliyetler.

eshab-ı suffa / eshâb-ı suffa

  • Suffe ehli. Peygamber efendimizin Mekke'den hicretinden sonra, Medîne-i münevverede yaptırdığı câminin (Mescid-i Nebevî'nin) örtülü bölümünde ilim ve ibâdetle meşgul olan fakir ve kimsesiz müslümanlar.

ferag

  • Vaz geçmek. Hiç bir şeyle meşgul olmayıp dinlenmek.
  • Boşaltma.

fetva emini / fetvâ emîni

  • Şeyhülislâmlıkta fetva işleriyle meşgul olan dairenin başkanı.

gaybet

  • Tasavvufta, kalbin kendisine gelen mânâlarla meşgul ve onlara dalmış olarak, kendisinden ve halkın işlerinden, etrâfında olan şeylerden habersiz olması.

girdar

  • Meşgale, meşguliyet. (Farsça)
  • Tarz, âdet, yürüyüş. (Farsça)

hacegi / hacegî

  • Tüccar, ticaretle meşgul olan kimse. (Farsça)
  • Efendilik, hocalık. (Farsça)

hadaik-ı hassa / hadaik-ı hâssa

  • Saray bahçeleri. Bunlar biri saray içinde, diğeri saray dışında olmak üzere iki kısımdı. Saray içindeki bahçe ve bostan işleriyle meşgul olanlara "Has Bahçe Bostancıları"; saray dışındakilere ise "Hassa Bostancıları" denilirdi. Saray dışı bahçe ve bostanların bazıları şunlardı: Kadıköy bağı, Davut P

halvetnişin

  • Yalnız başına bir yere çekilip ibadetle meşgul olanlar.

hasr-ı fikir

  • Bir şeye bütün fikrini vermek ve başka şeyle meşgul olmamak tarzı ve düsturu ile o şeyde veya meslekte mütehassıs ve muvaffak olmaya çalışmak. Bütün fikri çalışmayı bir şey üzerinde toplamak.

hasr-ı iştigal

  • Bir tek şeyle meşgul olmak.

hemk

  • Bir kimseyi bir işle meşgul etme. Birini bir işe daldırma.
  • İnat etmek.
  • Sa'y etmek, çalışmak.
  • Cür'et etmek.

hırfet

  • Geçinmeğe medar (sebeb) olan iş, san'at. Devamlı meşgul olunan iş.

i'tikaf / i'tikâf

  • Bir yere çekilip tek başına ibadetle meşgul olmak.
  • Bir şeye devam etmek.
  • Ist: Bir yere çekilip yalnız ibadetle meşguliyet. Hususan Ramazanın son on gününde, mescidlerde ve buna benzer yerlerde kalıp, ibadet, ilm-i iman ve Kur'an, evrad ve ezkâr gibi ibadetlerle meşgul olmak. Böyle bir kimseye "Mu'tekif" denir.

i'tilal

  • (İllet. den) Hasta olma.
  • Hastalanma.
  • Bahane etme.
  • Her şeyden vazgeçip tek bir şeyle meşgul olma.

idare-i askeriye

  • Askerlik işleriyle meşgul olan idare.

iftitah tekbiri

  • Namaza başlarken alınan tekbir. Namaz, her nevi dünya meşguliyetinden alâkayı keserek kılındığı için, Allahü Ekber diye iftitah tekbirini alarak namaza başladıktan sonra ibadet esnasında dünya işi haram olup namazı bozar. Bu mâna için bu tekbire, tahrime adı da verilir.

ihsa'

  • Yalnız bir ilim ve san'at dalıyla meşgul olup, o hususda ihtisas yapıp terakki etme. Husyelerini çıkarma, iğdiş etme, eneme, erkekliğini giderme.

ihtisas

  • (Husus. dan) Kendine mahsus kılmak. Bir kimsenin dünyevi veya uhrevi, Kur'âni, İslâmi, imâni bir mesleğe, fen veya san'ata hasr-ı mesâi etmesi; yalnız onunla meşgul olması.
  • Gr: Mütekellim veya muhatab zamiri olan mübtedanın haberinin hükmünü bir isme âit (mahsus) kılma. Bu isim zamir

ilha'

  • Boş şeylerle meşgul etmek. Gaflet.

inayet

  • Yardım, lütuf meded etmek.
  • Mühim bir işle karşılaşıp onunla meşgul olmak.

inşaiyye

  • İnşâât işleriyle uğraşanlar. Bina ve gemi yapma işleriyle meşgul olanlar.

işgal / işgâl / اشغال

  • Zabtetme, istilâ etme.
  • Birisini işten alıkoyma, başka şeyle meşgul etme, oyalama, uğraştırıp kendi işine mâni olma.
  • Meşgul etme. (Arapça)
  • Ele geçirme. (Arapça)
  • İşgal etmek: (Arapça)
  • Meşgul etmek. (Arapça)
  • Ele geçirmek. (Arapça)

işgüç

  • Meşguliyet, vazife, memuriyet. (Türkçe)

israf

  • Lüzumsuz yere harcamak. Malı ve parayı lüzumsuz yere sarf etmek. İhtiyacından fazla istihlâk etmek ve harcamak.
  • En lüzumlu aslî vazifeleri bırakıp en lüzumsuz veya zararlı şeylerle meşgul olarak ömrünü veya gençliğini boş yere harcamak.

istatistik

  • Bir neticeye varmak veya bir hüküm çıkarmak için metodlu olarak mevcud lüzumlu şeyleri toplayıp sayı hâlinde göstermek işi ve bu işle meşgul olan ilim. (Fransızca)

iştigal / iştigâl / اشتغال

  • Bir iş işlemek. Uğraşmak. Çalışmak. Meşgul olmak.
  • Meşgul olma, uğraşma.
  • Meşguliyet, uğraşma.
  • Uğraşı. (Arapça)
  • İştigâl etmek: Uğraşmak, meşgul olmak. (Arapça)

iştigāl / اِشْتِغَالْ

  • Meşgul olma.

iştigal etme

  • Meşgul olma, uğraşma.

iştigal etmek

  • Meşgul olmak, uğraşmak.

iştigalat / iştigalât

  • (Tekili: İştigal) Meşguliyetler, çalışmalar, uğraşmalar.
  • Meşguliyetler, çalışmalar, uğraşmalar.

istigrak

  • Gark olmak, dalmak.
  • Dalgınlık.
  • Ist: Seraba kapılmak. Manevî bir hal ile hayret ve taaccübden bayılmak derecesine gelmek.
  • Tas: Dalgınlıkla, zihni bütün bütün meşgul olmak. Aşk-ı İlâhî ile dünyayı unutup kendinden geçmek.
  • Gr: "El" harf-i ta'rifinin, isimleri umu

kerrubiyyun

  • (Mukarrebûn) Sadece ibadetle meşgul olan melekler. Allah'a en yakın olan melekler. Büyük melekler. Kerubiyyun yalnız hamele-i arştır diyenler olduğu gibi, Kerrubiyyun diyenler de olmuştur. Aslı Kerubiyun'dur.

lafızperest / lâfızperest

  • Kelimenin mânâsından çok, sözlerine önem veren ve kelimenin dış şekliyle çok meşgul olan kimse.

layülhihi / lâyülhîhi

  • (İlhâ. dan) Ona gaflet vermez. Onu boş şeyler meşgul etmez. Boşuna iş yapmaz.

lehiv

  • (Lehv) Günahlı, şehevi, nefsâni meşguliyet. Kadınla yabancı erkeğin oynaması.
  • Eğlence, oyun.

medrese ehli

  • Dinî ilimlerin okutulmasıyla meşgul olan hocalar.

melaike-i arziye / melâike-i arziye

  • Dünyadaki işlerle meşgul olan melekler.

meşagil / meşâgil

  • Meşguliyetler ve çalışmalar.
  • Meşguliyetler. İşler. Meşgaleler.
  • Meşguliyetler.

meşağil / meşâğil

  • Meşguliyetler, uğraşlar.

meşagıl-i dünyeviye / meşâgıl-i dünyeviye

  • Dünya meşguliyetleri.

meşagil-i dünyeviye / meşâgil-i dünyeviye

  • Dünya meşguliyetleri, dünyayla ilgili işler.

meşagil-i kesire / meşagil-i kesîre

  • Aşırı meşguliyetler.

meşgale / مَشْغَلَه

  • İş. Meşguliyyet. Boş durmayış.
  • Meşguliyet.
  • İş, meşguliyet.

meşgalesiz

  • Meşguliyetsiz.

meşguliyet

  • Meşgul olma, bir iş yapma.
  • Uğraşılan ve meşgul olunan şey.
  • Meşgul olma, uğraşma.

mu'tekif

  • İ'tikâf eden. Bir yere çekilip ibâdetle meşgûl olan.

mülahafe

  • Mülâzemet, devamlı bir işle meşguliyet. Bir işe bağlılık.
  • İsrar etmek.

mülazemet

  • Devamlı bir işle meşguliyet.
  • Sımsıkı bir işe bağlılık.
  • Staj görme.
  • Gidip gelme.

münhall

  • Boş, meşguliyetsiz, işsiz.
  • Çözülmüş, çözülen.
  • Memuru bulunmayan.
  • Kim: Erimiş.

müntesibin-i ilmiye / müntesibîn-i ilmiye

  • İlimle meşgul olanlar, ilmiye sınıfı mensupları.

mürcif

  • (Recefe. den) Fitne ve fesad için iftiralar ve yalan haberler neşrederek ortalığı karıştıran. Yalancı.
  • Mutlak bir şey ile meşgul olan.
  • Yer sarsıntısı. Zelzele.

mürebbiye

  • Çocuk terbiyesiyle meşgul olan kadın.

müsafene

  • Mülazemet edişmek, devamlı meşgul olmak.

müştagil

  • (Şugl. den) Bir işle meşgul olan, iştigal eden, uğraşan.

müstehlik evliya / müstehlik evliyâ

  • Nihâyete erdikten, maksada kavuştuktan sonra sebepler âlemine indirilmeyen, geri döndürülmeyen evliyâ. Kalbi hep Allahü teâlâya dönük olup, O'ndan başkası ile meşgul olmayan zâtlar.

mutalaa

  • Bir mes'ele hakkında bilgi edinmek için tetkikatta bulunma, okuma, okuma ile meşguliyet.

mütedaris

  • Ders ile meşgul olan, okuyup yazan.

mütelaib

  • (La'b. dan) Oyun ile meşgul olan, oynayan.

mütevaggıl

  • Bir işle pek fazla meşgul olan.

mütevaggil

  • Bir şeyin çok derinliğine giren, meşguliyetini derinleştiren. Usanmayıp, yorulmayıp gayret ve devam eden.

mütevağğıl

  • Bir şeyle aşırı meşgul olan, derinlemesine dalan.

mütevaggil / مُتَوَغِّلْ

  • Fazla meşgul olan.

mütevaggilin / mütevaggilîn

  • (Tekili: Mütevaggil) Çok uğraşanlar, fazla meşgul olanlar. Bir şeyin derinliğine varanlar.

muvazzaf

  • Vazifeli. Bir işle meşgul.
  • İlk yapılan askerlik hizmeti.

neciyyullah

  • Resül-i Ekrem'in (A.S.M.) bir ismi. (Devamlı Cenab-ı Hakk'a karşı teveccühle meşgul ve münacatla, İlâhî feyizlerle inşirah bulan meâlindedir.)

nefsi, nefsi / nefsî, nefsî

  • "Nefsim, nefsim" mânâsına gelen ve herkesin kendi derdine düşüp başkalarıyla meşgul olamadığını ifade eden bir cümle.

perde-i cümud

  • Donmuş, katı perde.
  • Mc: Alem, tabiat.
  • Akıl ve hissiyatı kendisi ile meşgul edip, dini ve ulvi hakikatlardan ayıran, gaflet veren perde.

pişe

  • İş, kâr. Meşguliyet. (Farsça)
  • Alışkanlık, huy, âdet. (Farsça)
  • Meslek, san'at. (Farsça)
  • "Huy edinmiş, alışmış" anlamlarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Hasenât-pişe : İyi şeyleri âdet edinmiş olan. (Farsça)

rahib / râhib

  • Hiç evlenmeyen, bekâr ve yalnız yaşayan, yalnız ibâdetle meşgûl olan ve kilisede vazîfeli olan hıristiyan din adamı.

rahibe / râhibe

  • Kadın râhib. Hiç evlenmeyen, yalnız ve bekâr olarak yaşayan, kilisede ibâdetle meşgûl olan görevli kadın.

riyazat

  • (Tekili: Riyazet) Nefsi terbiye maksadıyla az gıda ile geçinmek, nefsini hevesattan men' ile faydalı fikir ve işle meşgul olmak.

riyazet / riyâzet

  • Nefsi kırma. Fani şeylerden nefsini çekerek kanaat içinde yaşamak.
  • Bir hastalıktan dolayı veya nefsini terbiye maksadıyla çok yemek ve içmeyi terkederek faydalı fikirlerle, ibadet ve ilimle meşgul olmak. Az gıda ile yaşamak.
  • İdman.
  • Gelip geçici şeylerden nefsi çekerek, kanaat içinde yaşama; ilim, ibadet ve fikirle meşgul olma.

ruhban / ruhbân

  • Evlenmeden bekâr yaşamayı tercih eden, dünyâdan yüz çevirip, insanlardan uzak yaşayan kimseler, râhibler. Hıristiyanlıkta sâdece ibâdetle meşgûl olan din adamları sınıfına verilen ad. Hıristiyan din adamları evlenmedikleri ve insanlardan uzak yaşadık ları için bu ad verilmiştir.

rüya / rüyâ

  • Düş. İnsanın kalbinin ve duyu organlarının dünyâ işleriyle olan meşgûliyetinin kısmen kesildiği, uyku, bayılma ve istiğrak (mânevî coşkunlukla kendinden geçme) gibi hallerde gördüğü şeyler.

şagil

  • İşgal eden, tutan.
  • Meşgul eden, meşgul edici.
  • Meşgul olmayı gerektiren.
  • Bir mülkte oturan.

saih

  • Seyahat eden.
  • Çok zaman oruçla veya ibadetle meşgul olan.

şebzindedar

  • (Şeb-zindedâr) Geceleri çalışan, gece vakti işle meşgul olan. (Farsça)
  • Gece bekçisi. (Farsça)
  • Geceleri uyumayıp ibadet eden. (Farsça)

şevagil

  • (Tekili: Şagile) Uğraşmalar, meşguliyetler.

şeytani pişe / şeytanî pişe

  • Şeytanın yolu. Şeytana ait meşguliyet. (Farsça)

sofi / sofî / صُوف۪ي

  • Tasavvufla meşgul olan.

şugl

  • İş, meşgul olunacak şey, gaile.

şügül

  • (Çoğulu: Eşgâl) Meşgul ve gafil olmak. Gaflette bulunmak.

tabakat-ı müfessirin / tabakât-ı müfessirîn

  • Kur'ân-ı kerîmdeki murâd-ı ilâhîyi, yâni kastedilen mânâyı açıklayan tefsîr ilmi ile meşgûl olan İslâm âlimlerinin dereceleri.
  • Tefsîr âlimlerini derecelerine göre sıralayıp, hayatlarını ve eserlerini anlatan kitaplar.

tasni'

  • Düzme. Uydurma. Yakıştırma.
  • Bir san'atla meşgul kılma.
  • Güzel terbiye etme.

tavaggul

  • Fazla meşguliyet, çok uğraşmak.
  • Çok meşgul olmak, uğraşmak, kendini birşeye tamamen vermek.

teakkul

  • Aklı kullanarak, lüzumlu şeyleri öğrenirken, her şeyin haddini, sınırını aşmamak, yâni lüzumlu olanı terk etmemek, lüzûmsuz olanla meşgûl olmamak, bunlarla vakit öldürmemek.

tecerrüd

  • Soyunma, çıplak olma.
  • Evli olmama.
  • Tas: Mâsivadan alâkasını kesip, Allah'a müteveccih olup, ibadet ü taatla meşgul olma.
  • İman ve İslâmiyete mücahidane ve fedakârane bir tarzda hizmetle iştigal etme.
  • Herşeyden boş olma.

tefrid

  • Dünya alâka ve meşguliyetlerinden ayrılıp, ibâdet ve tâatle meşgul olma.

telhiye

  • Gâfil olmak, gaflette bulunmak.
  • Meşgul olmak.

tevaggul

  • Çok uğraşma, meşgul olma. Bir işin çok ilerisine varmak.
  • Çokca meşgul olma.

tevağğul

  • Aşırı derecede dalma, meşgul olma.

tevaggul / تَوَغُّلْ

  • Fazla meşgul olma.

tevağğul eden

  • Meşgul olan, uğraşan.

üşgule

  • Uğraşılacak iş. Meşguliyet.

vahdet

  • Birlik. Yalnızlık. Teklik. (Kesretin zıddıdır.)
  • Edb: İfade esnasında mevzuun haricine çıkılmaması, maksad ne ise yalnız ondan bahsedilmesi, sözün dallandırılıp budaklandırılmaması.
  • Tas: Allah'a yakınlık. Gönlünü, kalbini tamamen Allah ile meşgul etme hali.

vahdet-ül vücud

  • (Vahdet-üş şuhud) Her yerde ve herşeyde kalbini yalnız Allah ile meşgul etme hali ve yaşayışıdır.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR