LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mertebe ifadesini içeren 196 kelime bulundu...

adem-i mutlak / عَدَمِ مُطْلَقْ

  • Hiçbir varlık mertebesinde olmama.

ahadi hadis / ahadî hadis

  • Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir. İştihar haddine yetişmeyen hadistir. Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder, muktezası ile amel vâcib olur. (Muvazzah İlm-i Kelâm)

ahfa / ahfâ

  • Çok gizli, âlem-i emrin (madde ve ölçü olmayan ve arşın üstündeki âlemin) beşinci ve son latîfesi (makamı, mertebesi).

ahsen-ül halıkin / ahsen-ül hâlıkîn

  • Hâlıkıyyet mertebelerinin en güzel ve en münteha mertebesinde olan bir Hâlık-ı Zülcelal. Her şeyi herşeyle münasebetine lâyık bir tarzda güzel yaratan Hâlık. (C.C.)

akl-ı feal / akl-ı feâl

  • İşrâkiyye (Yeni Eflâtunculuk) felsefesinde ukûl-ı aşerenin (on akılın) sonuncusu olup, yaşadığımız âlemle alâkalı akla verilen ad. Öldürme ve yaratma işlerine bakan mertebe.

aksa-yı meratib / aksâ-yı merâtib

  • Rütbelerin, mertebelerin en büyüğü.

ala-yı illiyin / âlâ-yı illiyîn

  • Yüceler yücesi, en yüksek mertebe.

ala-yı illiyyin / alâ-yı illiyyîn

  • Allah katında en iyilerin derecesi, cennetin en yüksek derecesi, en yüksek mertebe.

ala-yı illiyyin-i şeref / âlâ-yı illiyyîn-i şeref

  • Şerefin zirvesi, en yüce mertebesi.

ala-yı illiyyin-i tevhid / âlâ-yı illiyyîn-i tevhid

  • Tevhid mertebelerinin en yükseği; her şeyi bir olan Allah'a verme derecelerinin en yükseği, en zirvesi.

arş-ı ehadiyet

  • Allah'ın birliğinin en azami mertebede göründüğü makam.

avend

  • Sicim, ip. (Farsça)
  • Senet, delil. (Farsça)
  • Kapkacak. (Farsça)
  • Taht, yüksek mertebe. (Farsça)
  • Satranç oyunu. (Farsça)
  • Evvel, önce, ilk. (Farsça)

ayet-i nuriye-i hasbiye / âyet-i nuriye-i hasbiye

  • "Hasbünallahu ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)" âyetinin mertebeleri, nurları.

ayn-el-yakin / ayn-el-yakîn

  • Görerek bilme.
  • Hadîs-i şerîfte bildirilen ihsân (Allahü teâlâyı görüyormuş gibi ibâdet etme) mertebesinde bir ışığın kalbde parlaması. Zamanımızda tarîkata girmiş bir çok kimse, kendilerine tasavvufçu süsü vererek vahdet-i vücudu dillerine almış, bundan yüksek mertebe olmaz sanıyor.

baliğ / bâliğ

  • Erişmiş, vâsıl olmuş, son mertebeyi bulan.
  • Yekûn.

bilkuvve

  • Fiil mertebesine varmadan. Tasavvurda, tasavvurî olarak. Düşünce halinde. Kabiliyet ve istidat ile.

bostan-ı huda / bostan-ı hudâ

  • Huda'nın, Allah'ın bostanı meâlinde olup, İlâhî güzellikleri ve tecelli-i İlâhînin aksettiği yer mânâsında kullanılır. "Vahidiyet mertebesi" diye de söylenmiştir. (Farsça)

celil

  • Celâlet ve celâdet sâhibi. Azîm, mertebesi yüksek.

cell

  • (Çoğulu: Cülûl) Yerden birşey toplamak.
  • Gemi yelkeni.
  • Yaşlı olmak.
  • Kadr ve mertebesi büyük olmak.
  • Celil, büyük, ulu.

cilve-i a'zam / جِلْوَۀِ اَعْظَمْ

  • En büyük mertebede görünme.

derecat

  • (Tekili: Derece) Dereceler, basamaklar, kademeler, yükseklikler, mertebeler.

derecat-ı kurbiye

  • Yakınlık dereceleri. Allah'a manevi yakınlık mertebeleri.

derece

  • (Çoğulu: Derecât) Yukarıya çıkacak basamak.
  • Dairenin bölündüğü dilim. 360 kısmın beheri ki, açıları ölçmeye yarar.
  • Termometrenin bölündüğü kısımların beheri. Mertebe, paye.
  • Miktar, rütbe.

derece-i hürmet

  • Hürmet ve saygıya lâyık mertebe, derece.

derece-i melekiye

  • Yüksek olan meleklik mertebesi, derecesi.

derece-i şuhud

  • İmanı ve mânevi hakikatları, mânevi terakki yoluyla görmek seviyesinde olan iman mertebesi.

derekat / derekât

  • Aşağılık dereceleri. En aşağı mertebeler.
  • Aşağı mertebeler.

dereke

  • Aşağı inen basamak. Aşağı mertebe.
  • Sıfırın altındaki derece. Düşüklük.

devle

  • "Devlet" kelimesinin Arapça tabirlerde geçen bir şekli.
  • İki asker muharebe ettiklerinde birinin diğerine galip olması. (Düvlet malda; devlet harpte ve mertebede kullanılır.)

ebahir

  • Kuş kanadının üçüncü mertebede olan yelekleri.

ehl-i velayet ve keşif / ehl-i velâyet ve keşif

  • Mânevî mertebelere yükselen ve maneviyat âlemlerinde iman hakikatlerini keşfeden insanlar.

eimme-i alişan / eimme-i âlîşan

  • Çok yüksek mertebesi ve büyük kıymeti olan imamlar. İmam-ı A'zam, İmam-ı Şâfiî gibi.

ekser-i meratib

  • Mertebelerin çoğu, mertebe, derece çokluğu.

ektar

  • (Tekili: Keter) Haysiyetler, onurlar, şerefler, şanlar, ünvanlar, soylar. Nesebler, dereceler, mertebeler.

endaze

  • Ölçü, mikyas. (Farsça)
  • Arşının bez, basma vesâire ölçmeğe mahsus küçük cinsi. (60 cm.dir) (Farsça)
  • Tahmin, takdir. (Farsça)
  • Derece, mertebe. (Farsça)
  • Mc: Hesap. (Farsça)

eşku

  • Tavan. (Farsça)
  • Tabaka, kat, derece, mertebe. (Farsça)

eşüdd

  • Büluğa gelmek mertebesi.

etbak

  • (Tekili: Tabak ve Tabaka) Yemek tepsileri, sofraları. Büyük sahanlar.
  • Tabakalar, dereceler, mertebeler, katlar.
  • Kabileler, kavimler, aşiretler.

evliya

  • (Tekili: Veli) Veliler. Nefsine değil, dâimâ Cenab-ı Hakk'ın rızâsına tâbi olmağa çalışan, ibâdet ve taatta, takvâ ve riyâzatda çok yüksek mertebelere ulaşıp Allahın (C.C.) mahbubu ve karibi olan büyük ve ender zâtlar.

fark

  • Tasavvufta cem' denilen mertebeden sonra gelen bir makam. Buna cem'ül-cem' de denir.

fazilet-i şehadet

  • Şehitlik mertebesinin yüceliği.

ferc

  • Kadir, kıymet, mertebe. (Farsça)

ferdiyyet

  • Tasavvufta yüksek bir mertebe.

gavsiyet

  • Evliyaların başı olma, velilik mertebelerinde yüksek bir makamda olma; en büyük yardım etme makamı.

gavsiyyet

  • Evliyaullahın başı olmak. Velâyet mertebelerinden yüksek bir makam sahibi olmak.

hak / hâk

  • Toprak. Turab. (Hâk ol ki, Hüdâ mertebeni eyleye âli.Tâc-ı ser-i âlemdir o kim hâkk-ı kademdir.) (Farsça)

hakikat / hakîkat

  • Bir lafzın (sözün) asıl mânâsı.
  • Gerçek.
  • Kötülüklerin kalbden tekellüfsüzce, zorlanmadan gitmesinin gerçekleşmesi, fenâ(Allahü teâlâdan başka her şeyi unutma) mertebesi.
  • Mâhiyet.

hakk-ul yakin / hakk-ul yakîn

  • (Hakk-al yakîn) Mârifet mertebesinin en yükseği. En yakînî bir surette hakikatı müşahede edip yaşamak hali. Ateşin yakıcı olduğunu bütün hislerimizle yakından duyup yaşadığımız gibi.

hakke'l-yakin / hakke'l-yakîn

  • Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.

hakku'l-yakin / hakku'l-yakîn

  • Hakke'l-yakîn. Bilgi ve marifet mertebelerinin en yükseği, bizzat yaşayarak elde edilen bilgi, gerçeğin özünü kavramak.

hareket-i dahil / hareket-i dâhil

  • Tar: Kanuni Sultan Süleyman zamanında Süleymaniye medreselerinin binasından sonra onikiye çıkarılan tarik-i tedris (okutma yolu) silsilesinin dördüncü mertebesindeki müderrislerine verilen bir ünvandır.

hatve

  • Basamak, mertebe.

havass / havâss

  • (Tekili: Hâss - Hâssa) Hâslar. Hâssalar. Keyfiyetler. Hususlar.
  • Dindarlık ve doğruluğu ile, ilmiyle âmil olup mâneviyat mertebelerinde yükselmekle makbul ve muteber olan zatlar.
  • Zenginler sınıfı.
  • Kur'anî ve manevî sırlara ve hususlara vâkıf bulunan, ilim, ibadet, tâat

haysiyet

  • İtibar. Şeref. Değer. Kıymet. Derece. Câh. Mesned. Mertebe.

haziyy

  • Mertebeli, değerli kişi.
  • Yarış atlarının sekizincisi.

hey'et-i a'yan / hey'et-i a'yân

  • Senato.
  • Mertebesi yüksek ve itibar edilenlerin heyeti.

hilafetname

  • Tarikata intisab ile usulü dairesinde belirli mevkilere çıkarak irşad mertebesine yükselenlerden isteklilerin irşad ve terbiyesine ruhsat ve izni mutazammın şeyhi tarafından verilen mühürlü vesika.

hızır

  • İkinci tabaka-i hayat mertebesine mazhar olan ve Kur'an-ı Kerim tefsirlerinde ismi zikredilen bir zât-ı kerim.

hızve

  • Kadının, kocası yanında hürmetli, izzetli ve mertebeli olması.

hızzet

  • Mertebe, menzile, derece.

idare-i kelam / idâre-i kelâm

  • Sözü mümkün mertebe yürütmek, işi idare etmek.

idare-i maslahat

  • Bir işi mümkün mertebe iyi-kötü yürütmek.

iknaiyyat-ı hitabiyye

  • Kelâm ilmine ait bir ıstılahtır. Zannî olan aklî delil demektir. Bürhanın aşağı mertebesidir. Aklı, muhalif fikirlerle karışmamış ve bürhanı anlayamayacak kimseler için kullanılır. İsbattan çok ikna vasfı taşır.

ilbas-ı hırka

  • Bir tarikata intisab ile mutad olan menzilleri geçerek irşad mertebesine yükselenlere, şeyhlerinden gördükleri yolda başkalarını irşad ile izin verme salâhiyetini ihtiva eden "İcazetname: hilâfetname" verme.

imam / imâm

  • Câmi, mescid veya başka yerlerde cemâate namaz kıldıran kimse.
  • Hadîs, fıkıh, kelâm ve tefsîr ilminde ve tasavvuf gibi İslâmî ilimlerden birinde en yüksek mertebeye ulaşan âlim.
  • Müslümanların devlet reîsi.

intiha-i terakkiyat-ı hayat-ı ahmediye

  • Hz. Peygamberin (a.s.m.) hayatı süresince katettiği mânevî mertebelere yükselme ve ilerlemesinin en son noktası.

ism-i a'zam

  • Allah'ın (C.C.) Kur'ân ve Hadis-i Şeriflerde zikredilen yüz isminin mânâca en câmi' olanıdır. İsm-i A'zam, diğer isimlerin de mânâlarını içinde toplar. Her ism-i İlâhiyenin de, her mahlukun da bir a'zamlık mertebesi vardır.

kadir-danlık

  • Kadirbilirlik. Herkesin mertebesini bilip ona göre muamele yapan. Kadir ve kıymet bilen.

kalb

  • Gönül. Yürek denilen, et parçasına yerleştirilmiş nûrânî ve mânevî kuvvet.
  • Tasavvuf yolunda birinci mertebe.

kamet-i kıymet

  • Kıymet ve değerinin mertebesi. Manevî büyüklük.

kat'-ı meratib

  • Mertebeleri aşıp geçme.

kat'-ı meratip / kat'-ı merâtip

  • Mertebeleri aşma.

kat-ı meratip / kat-ı merâtip

  • Manevî derece ve mertebelere yükselme.

kayyum-i alem / kayyûm-i âlem

  • Kayyûmiyyet makâmında bulunan velî zât. İnsanların âhirete âit derece ve seâdetleri bu mertebedeki velîlerin imdâdına verildiğinden kayyûm denilmiştir.

kazasker

  • İlmiye mesleğinin en yüksek mertebelerinden biri. Lügat mânası asker kadısı, ordu kadısı demektir. Osmanlılarda Kazaskerliğin ihdası Sultan I.Murat zamanındadır. İlk Kazasker de "Çandarlı Kara Halil"dir.

kazaskerler

  • Osmanlı Devletinde ilmiye sınıfının en yüksek mertebesinde bulunan devlet görevlileri; askerî kadılar.

keramet

  • Allah (C.C.) indinde makbul bir veli abdin (yâni, âdi beşeriyyetten bir derece tecerrüd edebilen zatların) lütf-u İlâhî ile gösterdiği büyük mârifet. Velâyet mertebelerinde yükselen bir abdin hilaf-ı âdet hâli.
  • Bağış, kerem.
  • İkram, ağırlama.

keter

  • (Çoğulu: Ektâr) Kadr, mertebe, derece.

kutbiyet

  • Kutup mertebesine erme hali.

kutbiyyet

  • Kutubluk denilen yüksek evliyâlık mertebesi.

latife / latîfe

  • Hoş, tatlı söz, şaka.
  • Maddeli, zamanlı ve ölçülü olmayan Âlem-i emirdeki beş mertebeden her biri.

maaliyat

  • Yüce bilgiler, yüksek mertebeler.

makam

  • Yer, mertebe, müzikte usul.

makamat

  • (Tekili: Makam ve makame) Makamlar, mertebeler.
  • Cemaatler, cemiyetler, kalabalıklar, topluluklar.

mehma-emken

  • Olabildiği kadar. Mümkün mertebe.

melekut

  • Tam bir hâkimiyyetle, Saltanat-ı İlâhiyyenin müessiriyyet ve idâresinin esrarı. Her şeyin kendi mertebesinde, o mertebeye münâsib ruhu, canı, hakikatı. Bir şeyin iç yüzü, iç ciheti.
  • Hükümdarlık. Saltanat.
  • Ruhlar âlemi.

mensıb

  • (Çoğulu: Menâsıb) Demir sayacak.
  • Asıl.
  • Mertebe, derece.

menzilet

  • Derece, pâye, rütbe, mertebe. Yükseklik derecesi.
  • Konak yeri, inecek yer. Hane, ev.

meratib / merâtib / مراتب

  • Mertebeler. Basamaklar. Kademeler. Dereceler.
  • Mertebeler, dereceler.
  • Mertebeler.
  • Mertebeler.
  • Rütbeler, mertebeler. (Arapça)

meratib-i beşeriye

  • İnsanlığa ait mertebeler, dereceler.

meratib-i delalat / merâtib-i delâlât

  • Delillerin, işaretlerin mertebeleri.

meratib-i dünya / merâtib-i dünya

  • Dünya mertebeleri.

meratib-i esma / merâtib-i esmâ

  • İsimlerin mertebeleri.

meratib-i gaflet

  • Gerçeklerden habersiz olma mertebeleri, dereceleri.

meratib-i halıkıyet / merâtib-i hâlıkıyet

  • Yaratıcılık mertebesi.

meratib-i hayat

  • Hayat mertebeleri.

meratib-i ihsan ve cemal / merâtib-i ihsan ve cemâl

  • Güzellik ve iyilik mertebeleri.

meratib-i ilim / merâtib-i ilim

  • Bilmek mertebeleri.
  • İlmin mertebeleri, dereceleri.

meratib-i iman / merâtib-i iman

  • İman mertebeleri.

meratib-i imaniye / merâtib-i imaniye

  • İman mertebeleri, dereceleri.

meratib-i kemalat / merâtib-i kemâlât

  • Fazilet ve mükemmellik mertebeleri.

meratib-i kibriya / meratib-i kibriyâ

  • Cenab-ı Allah'ın büyüklüğünün mertebeleri.

meratib-i külliye / merâtib-i külliye

  • Büyük ve kalabalık mertebeler.

meratib-i külliye-i esmaiye / merâtib-i külliye-i esmâiye

  • Allah'ın isimlerinin büyük ve geniş mertebeleri.

meratib-i külliye-i rububiyet

  • Rububiyetin geniş, kapsamlı mertebeleri; Allah'ın herbir varlığa yaratılış gayelerine ulaşmaları için muhtaç olduğu şeyleri vermesinin, onları terbiye edip idaresi ve egemenliği altında bulundurmasının mertebeleri.

meratib-i külliyet

  • Büyük mertebeler.

meratib-i maneviye / merâtib-i mâneviye

  • Mânevî mertebeler.

meratib-i muhabbet ve iftihar ve izzet ve kibriya / merâtib-i muhabbet ve iftihar ve izzet ve kibriyâ

  • Sevgi, övgü, şeref ve büyüklük mertebeleri.

meratib-i münkeşife-i meşhude

  • Bizzat görerek açığa çıkmış mertebeler (k-ş-f;.

meratib-i mütefavite

  • Çeşitli mertebeler.

meratib-i nimet / merâtib-i nimet

  • Nimet dereceleri, mertebeleri.

meratib-i nisbiye

  • Göreceli olan mertebeler, başkalarına oranla ortaya çıkan dereceler.

meratib-i tevhid / merâtib-i tevhid

  • Tevhid mertebeleri, dereceleri.

meratib-i velayet / merâtib-i velâyet

  • Evliyalık, velîlik mertebeleri, dereceleri.

meratip / merâtip

  • Mertebeler.

merhesa

  • (Çoğulu: Merâhis) Mertebe, derece.

mertebe-i aliye / mertebe-i âliye

  • Yüce mertebe.
  • Yüksek derece, âli mertebe.

mertebe-i arşi / mertebe-i arşî

  • Arşa uzanan yücelik mertebesi.

mertebe-i asli / mertebe-i aslî

  • Asıl mertebe.

mertebe-i asliye

  • Asıl mertebe.

mertebe-i azam / mertebe-i âzam

  • En büyük mertebe.

mertebe-i emanet-i kübra / mertebe-i emanet-i kübrâ

  • En büyük emanet mertebesi, halifelik.

mertebe-i hakkaniyet

  • Hak ve adalet mertebesi.

mertebe-i haşir

  • Haşir mertebesi.

mertebe-i hayatiye

  • Hayat mertebesi.

mertebe-i huzur

  • Kendini Allah'ın huzurunda hissetme mertebesi.

mertebe-i ilm

  • İlim mertebesi, derecesi.

mertebe-i iman

  • İman mertebesi, derecesi.

mertebe-i iman ve ahlak ve fazilet / mertebe-i iman ve ahlâk ve fazilet

  • İman, ahlâk ve fazilet mertebesi.

mertebe-i imaniye

  • İman mertebesi, derecesi.

mertebe-i ismet / مَرْتَبَۀِ عِصْمَتْ

  • Günahsızlık, masumluk mertebesi.
  • Günahsızlık, masumluk mertebesi.

mertebe-i kemal / mertebe-i kemâl

  • Olgunluk, mükemmellik mertebesi.

mertebe-i kemalat / mertebe-i kemâlât

  • Mükemmellik mertebesi, derecesi.

mertebe-i kübra / mertebe-i kübrâ

  • En büyük mertebe.

mertebe-i kudsiye

  • Mukaddes mertebe, yüce derece.

mertebe-i külliye

  • Büyük ve kapsamlı mertebe.

mertebe-i külliye-i ubudiyet / mertebe-i külliye-i ubûdiyet

  • Allah'a kulluğun büyük ve kapsamlı mertebesi.

mertebe-i letafet / mertebe-i letâfet / مَرْتَبَۀِ لَطَافَتْ

  • Güzellik mertebesi.

mertebe-i nuriye-i hasbiye

  • "Hasbünallahu ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.)" âyetinin mertebesi, derecesi.

mertebe-i risalet

  • Peygamberlik mertebesi, derecesi.

mertebe-i rıza / mertebe-i rızâ

  • Allah'tan gelen herşeye razı olanların mertebesi.

mertebe-i rububiyet

  • Rububiyetin mertebesi.

mertebe-i ruh

  • Ruh mertebesi.

mertebe-i sadise / mertebe-i sâdise

  • Altıncı mertebe.

mertebe-i şehadet

  • Şehadet mertebesi.

mertebe-i tadad / mertebe-i tâdâd

  • Sayma ve sıralama mertebesi.

mertebe-i tefekkür

  • Tefekkür mertebesi.

mertebe-i tevhid

  • Herşeyi bir olan Allah'a verme ve Ona ait kılma mertebesi, derecesi.

mertebe-i tevhid-i rububiyet / mertebe-i tevhîd-i rubûbiyet

  • Varlık âleminin terbiye, tedbir ve idaresindeki birlik ve bu birliğin bir olan Allah'tan gelmesini bilme mertebesi.

mertebe-i uluhiyet / mertebe-i ulûhiyet

  • İlâhlık mertebesi.

mertebe-i ulviye

  • Yüksek, yüce mertebe.

mertebe-i ulviyet

  • Yücelik mertebesi.

mertebe-i ulya / mertebe-i ulyâ

  • En yüce mertebe.

mertebe-i ulya-yı akdes / mertebe-i ulyâ-yı akdes

  • Yüce ve mukaddes mertebe, derece.

mertebe-i uzma / mertebe-i uzmâ

  • En büyük ve en yüksek mertebe.

mertebe-i uzma-yı tevhid / mertebe-i uzmâ-yı tevhid

  • Tevhid hakikatlerine ulaşmada varılacak olan en büyük mertebe.

mertebe-i velayet / mertebe-i velâyet / مَرْتَبَۀِ وَلَايَتْ

  • Velilik mertebesi, derecesi.
  • Velilik mertebesi.

mertebe-i vücub ve vücud ve tevhid / mertebe-i vücûb ve vücûd ve tevhid

  • Vücûb, vücut ve tevhid mertebeleri.

mesned

  • Dayanacak yer, nokta.
  • Mertebe. Makam.
  • Destek.

mesned-i meşihat

  • Şeyhül-islâmlık mertebe ve mevkii.

mirkat

  • Mertebe, derece.

mürşid-i kamil / mürşîd-i kâmil

  • Tasavvufta kemâle gelmiş, olgunlaşmış, evliyâlık mertebelerinin sonuna ulaşmış, kâbiliyeti olanları bu yolda yetiştiren rehber zât.

nüfus-u seb'a

  • Nefsin yedi mertebesi.

nüfus-u seba / nüfûs-u seba / نُفُوسُ سَبْعَه

  • (Nefsin) yedi mertebesi.

paye / pâye

  • Mertebe, rütbe.

paygah / paygâh

  • Derece, mertebe, rütbe. (Farsça)

radde

  • Derece. Rütbe. Sıra. Kerte. Mertebe.
  • Aşağı yukarı.
  • Fayda, menfaat.
  • Çizgi, hat.

rayet-i ulviyet-i şeyh-i hakkani / râyet-i ulviyet-i şeyh-i hakkanî

  • Mânevî mertebelere ulaşma ve hakikatleri elde etme yolunda Şeyh Abdülkadir-i Geylânî'nin elinde tuttuğu yücelik sembolü olan sancak.

risale-i hasbiye

  • "Hasbünallahü ve ni'me'l-vekîl (Allah bize yeter O ne güzel vekildir.)" âyetinin sırlarını ve mertebelerini anlatan risale.

rücu' / rücû'

  • Dönme, yönelme.
  • Tasavvufta en yüksek mertebeye ulaşmış olan bir velînin tekrar geri insanlar arasına dönmesi.

rütbe

  • Basamak, derece.
  • Memuriyet derecesi.
  • Sıra. Mertebe, menzile.
  • Efkârın sonu.
  • Merdiven ayağı.

sahib-i mertebe-i hilafet-i arziye / sahib-i mertebe-i hilâfet-i arziye

  • Yeryüzü halifeliğinin mertebesinin sahibi.

şecaat

  • Yiğitlik, cesurluk. Korkulu anda kalb kuvveti ile cesaretini muhafaza etme. Kuvve-i gadabiyenin vasat mertebesidir.

şefaat

  • Şefaat etmek. Af için vesile olmak.
  • Fık: Âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin affedilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm ve sâir büyük zâtların Allah Teâlâ'dan (C.C.) niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

şehamet / şehâmet

  • İyi işler yapmak, yüksek mertebeler ele geçirmek; zekâ ve akıllılıkla berâber olan cesâret, yiğitlik.

şeref

  • Yükseklik, büyüklük, yüksek mertebe. İnsanlar arasında geçerli ve makbûl olma. Cenâb-ı Hakk'a itâat ve yüksek hizmeti ile çok ihsâna mazhâr olma, iftihâr.

şernak

  • Göz kapağının ağır ve kalın olması.
  • Ekinin bir mertebe uzun olması.

şevk-i tenzili / şevk-i tenzilî

  • Kur'an-ı Kerim'in ilk önceki mânâsıyla Sahabelere verdiği sevgi ve iştiyak. Kur'an-ı Kerim'in tenzil mertebesindeki mânâsının verdiği şevk. İlâhî bir makamdan inmenin verdiği şevk.

seyr ü süluk-i ruhani / seyr ü sülûk-i ruhanî

  • Mânevî âlemlerde ruh ile bazı mertebelere yükselme ve yolculuk etme.

sıddikiyet / sıddîkiyet

  • Sadâkat ve doğrulukta en ileri oluş. Çok sâdık olma hâli. Velilik mertebesinin nihâyeti. Peygamberlik mertebesinin bidâyeti olan makam.
  • Aşere-i Mübeşşere'nin birincisi ve ilk halife olan Hz. Ebubekir'in (R.A.) nâmı ve sıfatıdır.
  • Çok doğru olup, hiç yalan söylememek.

sır

  • Gizli, gizlenilen şey.
  • Âlem-i emrin (maddesiz, zamansız ve ölçüye girmeyen âlemin) beş mertebesinden biri. Tasavvuf yolculuğunda rûhun üstündeki derece.

şühud / şühûd

  • Görme. Tasavvuf yolunda ilerleyenin kalb ve rûh ile çeşitli mertebeleri görmesi.

süluk

  • (Silk. den) Belli bir gruba girme. Bir yolu takib etme. Bir tarikata bağlanma. Mânevi terakki mertebelerinde devam etme.

sunuf

  • (Tekili: Sınıf) Sınıflar.
  • Dereceler, mertebeler.
  • Nikablar, yaşmaklar.
  • Soylar, neviler.

şüunat / şüûnât

  • Şanlar, haller, keyfiyetler, hâdiseler, vak'alar. İsimlerin zât-ı ilâhîye nisbetleri ve mertebeleri.

şuur

  • Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak.
  • Nefsin mânâya ilk vusul mertebeleridir.
  • Kendi varlığından haberi olma.
  • Bir şeyi hoşça tanıma.
  • İnceliklerini iyice idrak etme.
  • (Tekili: Şa'r) Kıllar.

tasavvuf / تَصَوُّفْ

  • Beden ve ruhun eğitilmesiyle bazı mânevî mertebelerin katedilmesini sağlayan yol.
  • Kalb ayağıyla rûhânî mertebelerde ilerleyerek nefsi terbiye etme yolu.

tayy-i meratib

  • Birden üst mertebeye geçmek. Birden mertebeleri aşıp, geçip gitmek.

teayyün-i imkani / teayyün-i imkânî

  • İnsanın hakîkati olan teayyün-i vücûbîsinin zılli yâni görüntüsü. Ehlullah (evliyâ) kendi yaratılışlarına, güçlerine göre tasavvuf mertebelerine kavuşmakta birbirlerinden çok ayrıdırlar. Evliyâ arasında Allahü teâlânın ismine kavuşanlar pek azdır. Ço ğu bu ismin teayyün-i imkânîsine kavuşmuştur. (İm

teh

  • Dip. (Farsça)
  • Mertebe, kat. (Farsça)

tehevvür

  • Korkusuzlukla düşünmeden hareket etmek. Sonunu düşünmeden birden bire karar vermek.
  • Kuvve-i gadabiyenin ifrat mertebesi; maddi mânevi hiçbir şeyden korkmamak hâleti.

terakkiyat-ı ruhiye / terakkiyât-ı ruhiye

  • Ruh ile mânevî mertebelere yükselme.

tertib

  • (Çoğulu: Tertibât) Tanzim etme. Dizme, sıralama, düzene koymak.
  • Tedarik edip hazır ve müheyya kılmak.
  • Bir şeyi bir yere sabit ve pâyidar kılmak.
  • Mertebelere göre davranmak.
  • Hile ile aldatma.

tevazu / tevâzu

  • Alçakgönüllülük, isteyerek mertebesinin altında görünme.

vahy-i mahz

  • Kuvvetli ve sarih mertebede olan vahiy. Sırf vahiy olup, içinde Allah'ın bildirdiğinden başka bir şey katılmamış vahiy.

velayet-i kamile / velâyet-i kâmile

  • Mükemmel velilik; kulluk noktasında mânevî mertebeleri aşarak Allah'ın yakınlığını ve dostluğunu elde etme mükemmelliği.