LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Men' ifadesini içeren 106 kelime bulundu...

ad kavmi / âd kavmi

  • Hûd aleyhisselâmın kavmi. Bu kavim Nûh aleyhisselâmın torunlarından Âd'ın evlâdından çoğaldıkları için bu adı almışlardır. Bu kabile, Yemen'de Hadramûd bölgesinde, Umman ile Aden arasında Ahkâf denilen yeri yurt edindi. Yemen ile Şâm arasında yerleştikleri de rivâyet edilmiştir.

aff

  • İffet, namus. İffetli olmak. Nefsini haramdan men'etmek.

akl

  • (Akıl) Men'etmek.
  • Sığınacak yer.
  • Kırmızı mihfe örtüsü.
  • Diyet.
  • İnsanın; hayrı, şerri ve ilimleri anlayan, sebeblerden neticeleri çıkaran ve eserden eser sahibine intikal eden hassası. Düşünme ve anlama kabiliyeti. Zihin, zekâ, tefehhüm, fehim, irade, anlayış, k

asb

  • Bağlamak.
  • Sağlam olarak dürmek.
  • İmâme, sarık.
  • Yemen'de yapılır bir nevi kumaş.
  • Firavun atı adı verilen bir deniz canavarının dişisi.
  • Kurumak.
  • Kızarmak.
  • Sarmaşık.
  • Sargı, bağ.
  • Mendil.

asım

  • Kendisini günahlardan men'edip pâk ve ismetli tutan, koruyan, men'eden.

azb

  • Tatlı, lâtif, hoş ve şirin olan yiyilecek ve içilecek şey.
  • Fazla susuzluktan yemek yemeği terketme.
  • Men'etme.
  • Feragat.

beles

  • İncire benzer bir yemiştir ve Yemen'de çok olur.

belkıs

  • Süleyman (A.S.) zamanında, Yemen'de Sebe şehrinde hükümet süren Himyerîlerden bir melikedir.
  • Süleymân aleyhisselâm zamânında Yemen'de Sebe' şehrinde hüküm süren Himyerîlerden bir kadın sultan.

besl

  • Helâk etmek.
  • Men'etmek.
  • Çirkin yüzlü olmak.
  • Helâl ve haram.

beyt-ül haram

  • (Beyt-ül Haram) Kâbe-i Muazzama'nın etrafının bir ismi. Kâfirlerin yaklaşmaları men' edildiği, onlara haram olduğu için bu isimle alınır.

cilvezet

  • Mâni olmak. Men'etmek.

dar'

  • Men'etmek, engel olmak.
  • Ansızın haberli olmak.
  • Eğrilik.

diriğ

  • Men'etmek, korumak, esirgemek. (Farsça)
  • Eyvâh, yazık. (Farsça)

efsun

  • Sihir, büyü, üfürük. Sihirbazların tuzağı. Hile ile yapılan kötü işler. (Efsun İslâmiyetçe men'edilmiş ve büyük günâhlardan sayılmıştır.) (Farsça)

emr-i bi-l-maruf, nehy-i anil-münker

  • Dinin emirlerini, Kur'âni ve İslâmi hakikatleri neşretmek ve bildirmek, men'edilen şeyleri de yaptırmamak. İyiliği, İslâmi hususları emretmek ve teşvik etmek, kötülüğü men'edip yaptırmamağa sevketmek. (Fakat bu kudsi vazifeyi âdabına itaat ve riâyet ederek ifâ etmek lâzımdır, zirâ bu itaat da dinimi

ezem

  • Ağzını yumup oturmak.
  • Sabretmek.
  • Yemekten ve içmekten men'etmek.
  • Isırmak.
  • Gayret etmek.
  • Bükmek.

felence

  • Hoş kokulu sarı renkli bir tohumdur. Yemen'den gelir.
  • Besbâse yaprağı.

gafa

  • Her şeyin kemi ve yaramazı.
  • Toza benzer bir âfet. (Hurma koruğunun üstüne gelip olgunluktan men'eder ve lezzetini bozar.)

gamide

  • Yemen'de bir kabilenin adı.

hacb

  • Men'etme. Mahrum etme.

hacr

  • (Hicr) Men'etmek. Birisine bir şeyi yasak etmek. Malını kullanmaktan men'etmek.
  • Kucak. Ağuş.

hacz

  • Men'etmek. Mâni olmak.
  • İki şeyin arasını ayırmak.
  • Alacaklı, borçludan alacağını alabilmesi için borçlunun malına el konulmak.

haram

  • Helâl olmayan, İslâmiyetçe ve dince nehyedilen şeyler ve ameller. Allah'ın izin vermediği, men'ettiği şeyler. Helâlin zıddı olan şey.

hardan

  • Kızgın, hiddetli, gadaplı.
  • Kast ve men'edici, engel olan.

harem-i şerif

  • Kâfir ve müşriklerin girmesi yasak olan ve canlı mahlukun öldürülmesi men'edilen Mukaddes Kâbe ve civârı.

hazk

  • Hapsetme.
  • Darlık.
  • Men'etme.

hedad

  • Yemen'de bir kabile.

hicab

  • Perde. Örtü. Hâil.
  • Utanma. Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek.
  • Men'etmek.
  • Allah ile kul arasındaki perde.
  • Setretmek. Gizlemek.

hicr

  • (Hicir) Men'etmek, bırakmak.
  • Şer'an haram olan şey.
  • Semud Kavmi'nin bulundukları vadinin ismi.
  • Men etmek; akıl ve bâliğ olmamış çocuk, deli, bunak, sefih yâni malını kötü yere harcayan ve borçlu gibi kimseleri, tasarruf-i kavlîsinden yâni alış-veriş, kirâlama, havâle, kefillik, emânet ve rehin alıp-verme, hibe gibi işlerin tasarruflarından men' etme.
  • Dostluğu bırakmak, dargın

i'tiraz

  • (İtiraz) Kabul etmediğini bildirmek. Bir fikir veya işin olmasını kabul etmemek.
  • Men' eylemek. Men' olmak.

icham

  • Men'etmek, engel olmak.

icyam

  • Men'etmek, engel olmak.

imsak

  • Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme.
  • Oruca başlama zamanı.
  • Hapsetmek.
  • Şer'an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men' etmek.
  • Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik.

ısdad

  • Men'etmek, engel olmak, geri döndürmek.

ismail aleyhisselam / ismâil aleyhisselâm

  • Yemen'den gelip Mekke ve civârına yerleşen Cürhüm kabîlesine gönderilen peygamber. Kur'ân-ı kerîmde ismi geçen peygamberlerden. Peygamber efendimizin dedelerindendir. Cürhüm kabîlesine peygamber olarak gönderildi. İbrâhim aleyhisselâmın oğludur. Anne si Hacer Hâtun'dur.

ismat

  • Susturma, sükut ettirme.
  • Men'etmek.
  • Tecvidde : Harfi söylerken lisana ağır geldiğinden, kendilerinden yalnız aslı rübâî olanlar ile, hümasi olanların terkibi men' edilmişti. İsmât sıfatının harfleri; izlâk sıfatının harfleri olan on altı harf ile harf-i meddin maadası olan on

ısnakat

  • El darlığı.
  • Men'etmek, engel olmak.

ka'kea

  • Men'etmek, engel olmak.
  • Hapsetmek.

kadh

  • Zemmetme, çekiştirme. Bir kimsenin ayıb ve kusurlarını söyleyerek gıybet etme.
  • Men'etmek, engel olmak.
  • Çakmak taşını çakmak.
  • Bir kimsenin işine halel vermek.

kasr

  • Men'etmek.
  • Zorla bir şeyi yaptırmak.
  • Galip olmak.

kavmiyetçilik

  • İslâmiyetin âyet-i kerime ve hadis-i şerifle men'ettiği, soy sop üstünlüğü ileri sürerek, kendi kavminden olmayanlardan ayrılmak ve onları hakir görmek.

keb'

  • Men'etmek, mâni olmak, engellemek.
  • Dinar. Dirhem.

keff

  • Vaz geçme, el çekme, çekinmek, men'etme, imtinâ etmek, sâkit olmak.
  • Avuç, el, avuç içi.
  • Nimet.

kefkefe

  • Men'etmek, engel olmak.

kehm

  • Men'etmek, engel olmak.
  • Kaldırmak.

kehr

  • Yüz pörtürmek.
  • Men'etmek, engel olmak.

kes'

  • El veya ayak ile bir nesnenin arkasına vurmak.
  • İttibâ etmek, tâbi olmak.
  • Yemen'de bir kabile adı.

keyd

  • Tuzak. Kötülük, hile.
  • Men'etmek.
  • Kusmak.
  • Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek.
  • Cenk etmek, dövüşmek.
  • Karganın ötmesi.

kezm

  • Kızgınlığı yenme. Öfke ve hiddeti meydana çıkarmama.
  • Men'etmek, engel olmak.
  • Hapsetmek.
  • Nefesin çıktığı yer.

kuvve-i dafia / kuvve-i dâfia

  • Zararlı şeyleri men'etme ve onlardan korunma hissi. İtme kuvveti.

lazz

  • Devamlı yağan yağmur.
  • Men'etmek, engel olmak.

leslese

  • Men'etmek, engel olmak.

mahcur

  • (Hacr. den) Huk: Hacir altına alınmış, malını kullanmaktan men' edilmiş, hacredilmiş.

makşuvv

  • Men' ve kahrolmuş. Tab'ından çıkarılmış.

mani' / mâni'

  • Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Din ve dünyâya âit zararları gideren, men' eden.
  • Men'eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Engel. Özür.

mania / mânia

  • Men'eden şey. Engel. Özür. Zorluk.

mechure

  • Harf, hareke ile okunduğu vakit, nefesin hapsolunup sesin âşikâr olmasında okunan harfler. Bu harfler nefesi kendileri ile cereyandan men'ederler.

men' / منع

  • Engel olma, alıkoyma. (Arapça)
  • Engel olunma, alıkonulma. (Arapça)
  • Yasaklama. (Arapça)
  • Yasaklanma. (Arapça)
  • Men' edilmek: Yasaklanmak. (Arapça)
  • Men' etmek: (Arapça)
  • Engel olmak, alıkoymak. (Arapça)
  • Yasaklamak. (Arapça)
    • (Arapça)

    menai / menaî

    • (Tekili: Men'â) Ölüm haberleri. Vefat haberleri. Kötü haberler.

    menhiyyat

    • Şer'an haram edilenler. Yasak edilmiş, İlâhi emirle men'edilmiş olanlar. Nehyedilenler. Yasak olanlar.

    menna' / mennâ'

    • (Men'. den) Alıkoyan, mâni olan, yaptırmayan.
    • Önleyici, men'edici.

    menuat

    • Men'etmeler. Yasaklar.

    müdafaa

    • Bir hücuma ve zarar veren bir harekete karşı durmak. Def'etmek. Savmak.
    • Düşman hücumunu men'etmek.
    • Mahkemede: İddiacının dâvasını def' edecek bir surette bir iddia dermeyân etmek, beyânatta bulunmak.

    müdara

    • Dost gibi görünme. Yüze gülme.
    • Başkalarının fikirlerine uyarcasına hareket etmek.
    • Sulh ve salâh üzere bulunmak. (Meşru bir surette ve iyi bir netice için yapılan müdârâ memduhtur. Fena bir netice için ise, kötüdür; İslâmlığa yakışmaz, İslâm onu men'eder.)

    muhacere

    • Birbirini men'etmek, birbirine engel olmak.

    muharede

    • Men'etmek, engel olmak.

    mükadere / mükâdere

    • Men'etmek, engel olmak. Reddetmek, kabul etmemek.

    musaytır

    • Bir şeyin üzerine kaim olup, ahvâlini görüp gözetir olan kimse.
    • Musallat.
    • Galip. Yaramaz işlerden men' edip saklayan ve koruyan.

    müseccel

    • (Secl. den) Kayda geçmiş, sicilli.
    • Mahkeme defterine geçirilmiş.
    • Kimseden men'olunmayan mübah nesne.

    müskirat

    • (Tekili: Müskir) İçilmesi ve kullanılması Allah (C.C.) tarafından men'edilmiş sarhoşluk veren şeyler.

    müzdecir

    • Edilen yasağı kabul edip onunla amel eden.
    • Men'eden.

    nasa

    • Kaldırmak.
    • Engel olmak, men'etmek.

    naşize

    • Kocasının hanesinden, izni olmaksızın çıkıp kendisini kocasından haksız yere men'eden kadın. Bu çıkış hakikaten olabileceği gibi, hükmen de olabilir.
    • Kabarmış, şişmiş.

    nech

    • Men' ve reddetmek.

    necnece

    • Geriye döndürmek.
    • Engel olmak, men'etmek. Bir nesneyi aşağı getirmek.
    • Zayıf etmek, zayıflatmak.

    nedh

    • Men'etmek, engel olmak.

    neht

    • Çağırmak.
    • Ses, avaz.
    • Men'etmek, engel olmak.

    nehyi an-il münker

    • Allah'ın haram kıldığı şeyleri işlemekten men'etmek, haram işleri yaptırmamak ve buna çalışmak.

    rad'

    • Men'etmek, engel olmak.
    • Bırakmak, terk etmek.
    • Güzellik eseri.
    • Kına.

    rebs

    • Hapsetmek.
    • Engel olmak, men'etmek.

    reda'

    • Önleme, men'etme, yasaklama.

    resuliler / resûlîler

    • Yemen'de 1231 (H. 629)-1454 (H. 858) yılları arasında hüküm sürmüş olan bozuk inanışlı bir hânedân, âile.

    riyazat

    • (Tekili: Riyazet) Nefsi terbiye maksadıyla az gıda ile geçinmek, nefsini hevesattan men' ile faydalı fikir ve işle meşgul olmak.

    sabn

    • Men'etmek, engel olmak.

    savm

    • Oruç. İkinci fecirden başlıyarak güneşin batmasına kadar yemekten, içmekten ve cinsi mukarenetten nefsi men'etmek suretiyle yapılan ibâdet.

    sebe'

    • (Sebâ) Hazret-i Süleyman Aleyhisselâm'ın mucizesi sonunda imana gelen ve onunla evlenen Belkıs'ın Yemen'de hükmü altında bulundurduğu mâmur şehrinin ismi.
    • Bir Arab kavminin adı.
    • Bir devlet ismi.
    • Bir şahıs adı.

    sebr

    • Men'etmek, engel olmak.
    • Helâk etmek.
    • Hapsetmek.

    şeddad

    • Kâfir.
    • Çok eskiden Yemen'de Âd Kavminin hükümdarı Allah'a isyan ederek Cennet'e benzetmek iddiasiyle İrem bağını yaptırmış, bu bağdaki köşke girmeden kavmi ile yani taraftarlariyle birlikte gazaba uğramış, çarpılmış, yerin dibine geçmiştir.

    sevvib

    • Geri çekmek.
    • Men'etmek, engel olmak.

    sudud

    • Men'etmek, engel olmak.

    tahacüz

    • Men'edişmek, karşılıklı engel olmak.

    tahavüz

    • Birbirini cenkten men'etmek. Dövüşten alıkoymak.

    tahbiye

    • Hıfzetmek, korumak.
    • Engel olmak, men'etmek.

    tahkim

    • Hakem tayin etmek. Hâkim nasbeylemek.
    • Kuvvetlendirme. Sağlamlaştırmak, kavileştirmek.
    • Birisini fesattan men'eylemek.
    • Mahkemede hasmın dâvalarının açıkça belli olması için hâkimi değiştirmek.

    taht-ı belkıs

    • Belkıs'ın tahtı. (Çok eski mecusi Yemen padişahlarından Şerahil'in kızı Belkıs, başka kardeşi olmadığından babasının yerine Yemen'e hükümdar olmuş idi. Sonra Süleyman Aleyhisselâm ile evlendi. Onun mu'cizeleriyle imana geldi.) Bak: Hüdhüd, Süleyman (A.S.)

    taus-u yemeni / taus-u yemenî

    • Yemen'li Tâus Ebî Abdurrahman. (Kırk defa hacceden ve kırk sene yatsı abdesti ile sabah namazını kılan ve Sahabelerle görüşen ve Tâbiînin azîm imamlarından olan zât. (R.A.)

    utull

    • Soğuk, sert ve cimri insan. Câhil ve hayırdan men'eden. Galiz ve bahil kimse.

    vasail

    • (Tekili: Vasâyil) : (Vasile) Yemen'de çıkan çubuklu, alaca kumaşlar.

    vez'

    • (Çoğulu: Evzâ) Hapsetmek.
    • Engel olmak, men'etmek.
    • Islah etmek, yerli yerince etmek, düzeltmek.
    • Topluluk, cemaat.

    zabzab

    • Men'etmek, engel olmak.
    • Ayıp.
    • Zahmet. Maraz, hastalık.

    zalf

    • Men'etmek. Nefsini bir işe rağbet ve teveccühten men etmek.
    • Mübah şey.
    • Bâtıl.
    • Şiddet.
    • Beyhude.

    zebr

    • Kitab. Cüz. Kitap yaprağı.
    • Yazı yazma.
    • Söz. Yazı.
    • Akıl, zekâ.
    • Kuvvetli, sağlam, şiddetli adam.
    • Men'eylemek.

    zecre

    • Çağırmak, bağırmak, sayha.
    • Men'etmek, engel olmak.

    zenyan

    • Men'etmek, engel olmak. Kabul etmemek, reddetmek.
    • Evmek, acele etmek.
    • Rüzgârın sert esmesi.

    zevacir

    • (Tekili: Zâcire) Yasak edenler, men'edenler, önleyenler.

    zeyd

    • Men'etmek, reddedip gidermek.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR