LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mek kelimesini içeren 93 kelime bulundu...

arafat / arafât

  • Mekke'ye 12 mil yani takriben 20 km. uzaktaki bir yer. Hacca gidenler Zilhicce'nin 9. günü buraya gelerek bir müddet vakfe yaparlar.
  • Mekkenin 16 kilometre doğusunda Hacıların arefe günü toplandıkları tepe ve bunun eteğindeki ova. Tepenin diğer bir adı Cebel-ür Rahme (Rahmet dağı)dır. Adem (A.S.) ile Havva anamız Cennet'ten çıkarıldıktan sonra burada bir araya geldiler. İbrahim Peygamber (A.S.) Cebrail ile burada konuştu. Hz. Muha
  • Mekke-i mükerreme şehrinin yirmi beş kilometre güneydoğusunda bulunan ve haccın farzlarından biri olan vakfenin yapıldığı mübârek yerin adı.

arefe

  • Mekkede hacıların arefe günü toplandıkları tepe.

batha / bathâ

  • Mekke-i Mükerreme'de iki dağ arasında bulunan bir dere.
  • Mekkenin eski bir adı.

bessase

  • Mekke-i Mükerreme.

bu'diyet-i mekan / bu'diyet-i mekân

  • Mekân uzaklığı.

cebel-ün nur

  • Mekke dağlarından, Hira veya Hırra veya Harra Dağı. Peygamberimize (A.S.M.) ilk vahyin geldiği dağ.

celevla'

  • Mekân ismi.

cennetmekan / cennetmekân / جنت مكان

  • Mekanı cennet olan. (Arapça)

daru'n-nedve / dâru'n-nedve

  • Mekke şehir meclisi.

debistan

  • Mekteb, okul. (Farsça)

ehle'l-mekteb

  • Mektepli, okumuş, bilgili.

emakin / emâkin / اماكن

  • Mekanlar. (Arapça)

emkine / امكنه

  • Mekanlar, yerler. (Arapça)

etfal-i mekatib / etfal-i mekâtib

  • Mekteb çocukları, okul talebeleri.

eyniye

  • Mekânsal ("Eyne?" Arapçada "Nerede?" mânâsına gelir ve yer ve mekân bu soru edatıyla sorulur.).

eyniyet

  • Mekânda bulunması sebebiyle birşeye ârız olan hâlet.

faran / fârân

  • Mekke dağlarının incildeki adı.

fend

  • Mekir, hile, desise, yalan, dolan. (Farsça)

feth-i mekke

  • Mekke'nin fethi.

fukara-yı muhacirin / fukara-yı muhacirîn

  • Mekke'den Medine'ye hicret edenlerin fakirleri, yoksulları.

hamil-i mektup / hâmil-i mektup

  • Mektup taşıyan, postacı.

hamiş / hâmiş / هامش

  • Mektubun altına sonradan yazılan sözler. Hâşiye.
  • Mektubun altına ilave edilen yazı, hâşiye, dipnot.
  • Mektup ilavesi. (Arapça)

haremeyn

  • Mekke ve Medine.

haremeyn-i şerifeyn

  • Mekke'de bulunan Kâbe-i Şerif ve Medine'de bulunan Peygamber Efendimizin (a.s.m.) mescidine (Mescid-i Nebevî) verilen isim.
  • Mekke'deki Kâbe ile Medine'deki Ravza-i Mutahhara.

hicaz

  • Mekke ve Medinenin bulunduğu yer.

hılle

  • Mekân ismi. "Büluğ" mânâsına mastar.

hıra

  • Mekke-i Mükerreme'nin civarında bulunan ve Hz. Peygamber'e (A.S.M.) ilk vahyin geldiği mağaranın ismidir. Bu mağaranın bulunduğu dağa Hırâ dağı denildiği gibi, Harrâ veya Cebel-i Nur da denilmektedir.

hudeybiye

  • Mekke-i Mükerreme'den Medine-i Münevvere'ye giden yolun üzerinde ve Mekke'den bir merhale uzaklıkta küçük bir köy olup, yakınında bir kuyu ve bir ağaç vardır ki, bu ağacın altında Hz. Fahr-i Kâinat Efendimize (A.S.M.) beşinci hicri senede eshabı tarafından biat olunmuştur. Hicretten beş sene on ay g

huneyn

  • Mekke-i Mükerremeye üç mil mesafede ve Mekke ile Taif arasında bir vâdinin adı.

ihtilaf-ı mekan / ihtilâf-ı mekân

  • Mekân farklılığı.

karan

  • Mekke arzı.

karyeteyn

  • Mekke ile Taif şehirleri.

keda

  • Mekke-i Mükerreme üstünde, Mekâbir yakınında bir yolun adı.

kerahiyyet

  • Mekruh oluş. Kerih ve çirkin olan işin hâli.

küda

  • Mekke-i Mükerreme'de Bâb-ı Umre'nin yolu.

kurbiyet-i mekan / قُرْبِيَتِ مَكَانْ

  • Mekan yakınlığı.

lamekan / lâmekan / لامكان

  • Mekansızlık. (Arapça)

mahmil-i şerif

  • Mekke ve Medine'ye, sürre namiyle gönderilen hediye ve paraların yüklendiği vasıta.

mean / meân

  • Mekân, menzil.

mekani / mekânî

  • Mekânla ilgili.

mekatib / mekâtîb / مكاتيب

  • Mektuplar. (Arapça)

mekkari / mekkârî

  • Mekkârlık, hile, düzen. Hilekârlık.

mekki / mekkî

  • Mekke'de inen.
  • Mekke ile ilgili, Mekkeli, Mekke'de nazil olmuş âyetler veya sûreler.

mekkiye

  • Mekke'de inen.

mekkiye ayetler / mekkiye âyetler

  • Mekke'de inen âyetler.

mekkiye sureler / mekkiye sûreler

  • Mekke'de inen sûreler.

mekkiye sureleri / mekkiye sûreleri

  • Mekke'de inen sûreler.

mekteb

  • Mektep, okul.

mektub / mektûb

  • Mektup, yazılan.

mektubat / mektûbât / mektûbat / مكتوبات

  • Mektuplar.
  • Mektuplar. (Arapça)

merve

  • Mekke-i Mükerreme'de bir tepenin adı olup hacılar, Merve ile Safâ arasında yedi def'a gidip gelirler. Bu, haccın rükünlerindendir. Bu gidip gelmeye "sa'y" denir.
  • Mekkede bir mübarek tepe.

meş'ar-ül-haram / meş'ar-ül-harâm

  • Mekke-i mükerremede, Arafât ile Minâ arasında bulunan Müzdelife'nin sonunda Cebel-i kuzah yakınında bir yer. Meş'ar, şiâr (alâmet) yeri demektir. Meş'ar denmesi; ibâdet yeri olması; haram diye vasıflandırılması ise, hürmeti ve kıymeti sebebiyledir.

mescid-i haram

  • Mekke'de içinde Kâbenin bulunduğu büyük mescid.
  • Mekke-i Mükerreme'de ve içinde Kâbe'nin bulunduğu en büyük, mukaddes ibadet yeri.

mihanikiyyet / mihânikiyyet

  • Mekaniklik.

mina / minâ

  • Mekke-i mükerremenin doğusundaki dağların eteğinden Arafât'a giden yol üzerinde bulunan yer. Hac ibâdeti esnâsında kurban kesmek ve cemre (şeytan) taşlamak için buraya gidilir. İbrâhim aleyhisselâm, kurban etmek için, oğlu İsmâil'i buraya götürmüştü.

muhacirin-i evvelin / muhacirin-i evvelîn

  • Mekke'den ilk hicret eden müslümanlar.

mümahale

  • Mekir ve hile etme, aldatma.

müraselat / müraselât / مراسلات

  • Mektuplaşmalar. Resmi mektuplar.
  • Mektuplaşmalar. (Arapça)

mürasele / mürâsele / مراسله

  • Mektuplaşma, haberleşme.
  • Mektuplaşma. (Arapça)

mürsil-i mektub

  • Mektub gönderen.

müterasil

  • Mektuplaşan, haberleşen.

müzdelife

  • Mekke'de Arafat ile Mina arasında bulunan mukaddes bir yer.
  • Mekke-i mükerremede Minâ ile Arafât arasında bulunan, Âdem aleyhisselâmla hazret-i Havvâ'nın yeryüzünde ilk buluştukları yer.

naf-ı alem / nâf-ı âlem

  • Mekke-i Mükerreme.

name / nâme

  • Mektub. Risale. Kitap. (Farsça)
  • Mektup.

name-res

  • Mektup ulaştıran, mektup eriştiren. (Farsça)

nameber

  • Mektup götüren, nameâver. (Farsça)

nehy-i gayr-i iktizai / nehy-i gayr-i iktizâî

  • Mekruhlar.

nevahi-i mekke / nevâhî-i mekke

  • Mekke civarı. Mekke'nin yakınları, nahiyeleri.
  • Mekke civarları, tarafları, bölgeleri.

risale / risâle

  • Mektûb; bir mes'eleye, bir ilme ve fenne dâir yazılan müstakil küçük kitâb.

safa / safâ

  • Mekke'de bir tepe adı. Sa'yin başlangıç noktası.

safa ile merve

  • Mekke-i Mükerreme'de iki tepenin adları. Sa'yin iki ucu.

sebir / sebîr

  • Mekke civarında bir dağın adıdır.
  • Mekkede bir dağ.

sebuha

  • Mekke şehri.

selasil-i resail / selâsil-i resâil

  • Mektup silsileleri, mektup zincirleri.

şerif-i mekke

  • Mekke emiri.

sername / sernâme / سرنامه

  • Mektup, kitap vs. nin başına yazılan yazı. Önsöz. (Farsça)
  • Mektup başlığı. (Farsça)

sülüs-ü mektubat

  • Mektubat'ın üçte biri.

sure-i mekkiye / sûre-i mekkiye

  • Mekke döneminde nâzil olan, inen sûre.

ta'liye-i name

  • Mektuba başlık koyma.

tahfe

  • Mekân, mevzi.

tarih-i mektup

  • Mektup tarihi.

tavaf-ı kudum / tavâf-ı kudûm

  • Mekke-i mükerremeye varınca, yapılan ilk tavâf. Buna tahiyye, likâ (kavuşma) tavâfı da denir.

tavaf-ı nafile / tavâf-ı nâfile

  • Mekke-i mükerremede bulunanların fırsat buldukça yaptıkları tavâf.

tayy-ı mekan / tayy-ı mekân

  • Mekânı atlama; Allah'ın yardımıyla uzun bir mesafeyi kısa bir zamanda aşmak, kat'etmek.

tayy-i mekan / tayy-i mekân

  • Mekânı ortadan kaldırmak. Bir şahsın bir anda muhtelif yerlerde görünmesi.
  • Mekân ve mesafe boyutunu atlama, aşma.
  • Mekânı, mesâfeyi katetme, geçme, mesâfelerin dürülmesi. Allahü teâlânın izniyle az zamanda çok uzak yerlere gitme.

temekkün

  • Mekân tutma, yer kaplama.

ukaz

  • Mekke-i Mükerreme yakınındaki bir pazar adı.

ümm-ül bilad / ümm-ül bilâd

  • Mekke-i Mükerreme.

ümm-ül kura / ümm-ül kurâ

  • Mekke-i Mükerreme.

ümmülbilad / ümmülbilâd / ام البلاد

  • Mekke. (Arapça)

ümmülkura / ümmülkurâ / ام القرا

  • Mekke. (Arapça)

ürk

  • Mekân, mevki.

zarf-ı mekan / zarf-ı mekân

  • Mekân gösteren kelime. ("Burada, dışarda, içerde" gibi)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR