LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Meşakkat ifadesini içeren 106 kelime bulundu...

alak

  • Zahmet, meşakkat gidermek.

amas

  • şiddetli harp.
  • Zahmet, meşakkat.

ammered

  • Her şeyin uzunu.
  • Yaramaz huylu.
  • Belâ ve meşakkat.

ana' / anâ'

  • Zahmet, meşakkat, güçlük, zorluk.

anak / anâk

  • (Çoğulu: Ânuk) Dişi keçi yavrusu.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Karakulak dedikleri hayvan.

anet

  • Günah. Zinâ .
  • Helâk.
  • Fesâd.
  • Meşakkat.
  • Kalb darlığı.
  • Hata. Galat.
  • Tıb: Kırılan bir kemiğin sarıldıktan sonra tekrar kırılması.

anka

  • İsmi olup cismi bilinmeyen bir kuş. Çok büyük olduğu anlatılır. Zümrüd-ü Anka ve Simurg gibi isimlerle de anılır.
  • Uzun boyunlu kadın.
  • Arabdan bir kimsenin lakabı.
  • Zahmet, meşakkat.

anye

  • Güçlük, engel, zorluk, meşakkat.

azreng

  • Çok üzüntü, meşakkat, eziyet. (Farsça)
  • Son derece sert ve katı. (Farsça)

bahiz / bâhiz

  • Güçsüz, âciz. Meşakkatli.

be's

  • Azab, şiddet. Korku.
  • Zarar, ziyan.
  • Zorluk, meşakkat, zahmet.
  • Fenalık. (Arapçada: "Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fenâ durumda olmak" mânâlarına gelir.)

behzet

  • Ağırlaştırmak, meşakkatli yapmak.
  • Zebûn etmek.

belva-yı am / belvâ-yı âm

  • Umûmî sıkıntı, meşakkat, kaçınılması mümkün olmayan zorluk.

berah

  • Şiddet. Ezâ ve meşakkat.

berh

  • Şiddet, eziyet, meşakkat, zorluk, zahmet.

buraha

  • Şiddet. Ezâ ve meşakkat.

ceşm

  • Meşakkatli iş buyurmak, zor bir iş söylemek.

da' / dâ'

  • (Çoğulu: Edvâ) Maraz, hastalık.
  • Meşakkat, zahmet.

dagt

  • Zahmet. Meşakkat.
  • Bir şeyi bir yere zorla sıkıştırmak. Sıkışmak.

damik

  • (Çoğulu: Devâmik) Belâ, musibet, dâhiye. Meşakkat, zahmet.

dehkel

  • Zahmet, meşakkat.
  • şiddetli ve meşakkatli zaman.

dı'bil

  • Belâ.
  • Meşakkat, güçlük.

dugta

  • Şiddet.
  • Meşakkat, zorluk.

dürhamin

  • Belâ. Zahmet, meşakkat.

eşakk

  • Meşakkatli, zahmetli.

fakıa

  • Zahmet, meşakkat.

fakıra

  • Büyük musibet, zahmet, meşakkat. Dâhiye. Belleri kırıp parçalayan şiddet.

faza

  • (Çoğulu: Fivâz) Zahmet, meşakkat.

filk

  • Zahmet, meşakkat.
  • Acib emir.
  • Parça.

gaber

  • Büyük meşakkat.

gaile / gâile / غائله

  • Uğraşı, telaş, meşakkat. (Arapça)
  • Savaş. (Arapça)

gılk

  • Acip ve garip.
  • Zahmet, meşakkat, güçlük.

gunm

  • Bir şeye meşakkatsiz nâil olmak veya düşmandan doyumluk almak mânalarına gelir ve alınan doyumluğa da isim olarak ıtlak olunur ki ganimet de, her iki mânada böyledir. Şeriatta ise ganimet, küffardan anveten, yani harben alınan maldır. Binaenaleyh, velevse harbin neticesi olsun bir sulh ve ahd ile al

gunz

  • Tasa, keder.
  • Zahmet, meşakkat.

hakhaka

  • Zahmetli ve meşakkatli yolculuk yapmak.

hamra

  • (Müennes) Çok kırmızı, kızıl renk.
  • Şiddet ve meşakkatli geçen yıl.
  • Şiddetle olan ölüm.
  • Arap olmayan cinsten.
  • Yüzü kızarmış kadın.

havb

  • (Hub - Havbet) Günah, ma'siyet.
  • Fakirlik.
  • Meşakkat.
  • Maraz, ağrı, dert.
  • Ana, baba.

hetr

  • Bunama, alıklaşma. Ateh getirme, ihtiyarlıktan çocuk gibi olma.
  • Sersemleşme, aptallaşma.
  • Birisini kötüleme.
  • Acib emir.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Enine yarmak.

hey'urur

  • Meşakkat, zahmet.

i'nat

  • Zahmete uğratma, meşakkate maruz bırakma.
  • Edb: Mukayyed kafiye ve mukayyed seci' san'atı.

i'tisar

  • Zorluk, güçlük, meşakkat.

ihtiyar-ı zahmet

  • Zahmet ve meşakkate katlanma.

ırkil / ırkîl

  • Belâ. Zahmet, meşakkât.
  • Çok güç nesne.

ka'ka

  • Kuru, yâbis. Meşakkatli yol.
  • Yemame'den Kûfe'ye giden geniş yol.

kalak

  • Can sıkıntısı. Gönül darlığı. Kararsızlık.
  • Zahmet. Meşakkat.

kartabus

  • Zahmet, meşakkat.

kebed

  • Ciğer ağrısı.
  • Kara ciğer.
  • Meşakkat. Şiddet. Mihnet.
  • Karnın şişmesi.

kefa

  • Sıkıntı, meşakkat, mihnet. (Farsça)

kenz

  • Şiddet, zorluk, meşakkat.

kerahe

  • (Kerâhiye) Meşakkat, zahmet, şiddet.

kerihet

  • Harpte şiddet.
  • Zahmetli ve meşakkatli olan.

keud / keûd

  • Meşakkatli sarp yokuş.

kıntar

  • Belâ, meşakkat, zahmet.

kırtit / kırtît

  • Zahmet meşakkat.

kufan

  • Zahmet, meşakkat.
  • Kufe dedikleri beldenin adı.

kürh

  • Sıkıntı, meşakkat, zahmet.

lagb

  • Zahmet, meşakkat.
  • Güve yemiş kuş kanadı.
  • Zayıf adam.

lahs

  • Darlık.
  • Şiddet.
  • Meşakkat, zahmet.

lehk

  • şiddet.
  • Meşakkat, zahmet.
  • Birbiri içine girmek.

lemm

  • Parça parça şeyleri toplamak, cem' etmek.
  • Islâh etmek.
  • Bulduğu şeyi, haram helâl demeyip yemek.
  • Şiddet ve meşakkat.
  • Az şey.
  • Konmak. Nâzil olmak.

lemme

  • (Çoğulu: Lemmât) şiddet. Meşakkat, zorluk.
  • Az şey.

lügub

  • Yorgunluk, açlık, meşakkat. Ta'b.

lüheym

  • Zahmet, meşakkat.

lükaa

  • Zahmet, meşakkat.
  • Ahmak, akılsız kişi.

mazarra

  • Meşakkat, zahmet.
  • Ziyân.

mearre

  • Keffaret, diyet.
  • Elem, meşakkat, dert, günah.

menkub

  • (Nekbet. den) Dert ve meşakkatlere mâruz kalmış olan.
  • Rütbe ve haysiyyetten düşmüş olan.

mermeris / mermerîs

  • Zahmet, meşakkat.

meşakk / meşâkk

  • Meşakkatler, güçlükler.
  • Eziyetler. Sıkıntılar. Meşakkatler. Mihnetler.

meşakk-ı hayat / meşâkk-ı hayat

  • Hayatın meşakkat, zahmet ve sıkıntıları.

meşakkat / مشقت

  • Sıkıntı, güçlük. (Arapça)
  • Meşakkat çekmek: Sıkıntı çekmek, güçlüğe katlanmak. (Arapça)

mesgabe

  • Açlık. Meşakkat ve yorgunluk içinde açlık.

met'abe

  • (Çoğulu: Metâib) Meşakkat, zahmet. Yorgunluk.

metaib

  • Yorgunluklar. Meşakkatler. Eziyet verecek şeyler.

mezheb taklidi

  • Amelde yapılacak işlerde bir müctehidin ictihâdlarına, fetvâlarına tâbi olma. Mevcût dört hak mezhebden birini öğrenip, kabûllenip, onunla amel etme.
  • Dört mezhebden birine uyan kimsenin bir işi yapmada ihtiyâç veya zarûret (başka hiçbir çâre bulunmama) veya meşakkat (güçlük) bulundu

mü'yed

  • Büyük emir.
  • Zahmet, meşakkat, zorluk.

mükadebe / mükâdebe

  • Meşakkat çekme, bir işten zorluk görme.

nasab

  • Dert.
  • Zahmet, meşakkat.

nayibe

  • (Çoğulu: Nâibat-Nevâib) Musibet, belâ.
  • Zahmet, meşakkat.
  • Şiddet.

need

  • Belâ, musibet. Zahmet, meşakkat.

nekbe

  • (Çoğulu: Nekebât) şiddet, meşakkat.
  • Bir şeyin kesilmesiyle olan cerahat.

neytal

  • (Çoğulu: Neyatîl) Belâ, musibet, felâket, meşakkat.
  • Kova.
  • İçki ölçeği.

nusb

  • (Çoğulu: Ensâb) Meşakkat, zahmet, elem.
  • Zehir, ağu.
  • Belâ, musibet.
  • Put, sanem, heykel.

rebis

  • Bahadır, kahraman.
  • Meşakkat.

renc / رنج

  • Sıkıntı, zahmet, meşakkat. (Farsça)

ruhsat

  • İslâmiyet'in, meşakkat ve zarûret gibi sebeblere bağlı olarak, ibâdetlerde ve diğer işlerde tanıdığı izin ve kolaylık; azîmetin zıttı.

sa'd

  • Mihnet, meşakkat, zahmet.

şaka

  • Meşakkatli ve güç.
  • Musibet ânında yakasını ve yüzünü yırtan kadın.

şakk

  • (Meşakkat. den) Eziyetli, zahmet verici, güç.

samam

  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

samma

  • Sesi çıkmayan, sessiz.
  • Sağır ve dilsiz.
  • Katı ve son kaya.
  • Sağlam ve sert yer.
  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

sandid

  • Bela.
  • Meşakkat, zahmet.
  • Şiddetli yağmur ve rüzgâr.

sayadid

  • Belâ.
  • Zahmet, meşakkat.

saylem

  • Zorluk, meşakkat.

şedaid

  • (Şedâyid) Afât. Meşakkatli haller. Şiddetli musibetler.

sibd

  • (Çoğulu: Esbâd) Belâ, zahmet, meşakkat, dahiye.

sukm

  • (Çoğulu: Eskâm) Zahmet, meşakkat. Hastalık, maraz.

ta'nif

  • Şiddetle azarlamak.
  • Darılmak.
  • Meşakkat vermek. Melâmet etmek.

taklid / taklîd

  • İnanılacak şeylerde düşünmeden, anlamadan, yalnız başkasından işiterek, görerek inanma, îmân etme.
  • Amelde yâni yapılacak işlerde delîlini araştırmadan bir müctehidin ictihâdlarına (mezhebine) uyma, bağlanma.
  • Kendi mezhebine göre yapmasında harâc (meşakkat) veya zarûret buluna

teannüt

  • Meşakkate düşmek.
  • Hasmın kötülüğünü ve zilletini istemek.

teşakk

  • Muhalefet edişmek, uyuşamamak.
  • Zor ve meşakkatli olmak.

udlet

  • (Çoğulu: Uzul) Zahmet, meşakkat.
  • şiddet.

usr

  • Zorluk; meşakkat.

vakıa' / vâkıa'

  • Vuku bulmuş, olmuş, var olan mevcud bir hâdise.
  • Olan olmuş.
  • Rüya, düş.
  • şiddetli hâdise.
  • Meşakkat, musibet.
  • Kıyamet.
  • Cenk, savaş.

vemye

  • Meşakkat, sıkıntı. Belâ, musibet.

zahmet / زحمت

  • Sıkıntı, meşakkat. (Arapça)
  • Güç. (Arapça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR