LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mahz ifadesini içeren 49 kelime bulundu...

derr

  • İyi iş. İyilik. Mahz-ı hayır.
  • Zat, kimse. Hod. Nefs. Bir kimsenin zâtı.
  • Yüzün tazeliğinin, teravetinin hastalıktan dolayı gitmesinden sonra, iyi olup düzelmesi.

eza

  • Ticarette kaybetme, zarar etme.
  • Kibir ve gururunu bıraktırma.
  • Sıkıntı, eziyet, zulüm, cevr, sitem, renc, incinmek. İnsanın kerih görüp mahzun olduğu şey.
  • Hayır ve sadaka yoluyla mal vermede gururlanmak. Tetavül etmek.

humhane / humhâne / خم خانه

  • Şarap mahzeni. (Farsça)
  • Meyhane. (Farsça)

iblas

  • Mahzun olmak, ümitsiz olmak.

ihmam

  • Kederlendirmek. Mahzun etmek.
  • İhtiyarlatmak.

ihzan

  • Mahzun etme, hüzünlendirme, keder verme.

inbisat

  • Genişleme. Yayılma.
  • Açık yüzlü olma. Şâd, mesrur ve mahzuz olma.
  • Gönül açıklığı. Kalb ferahlığı.
  • Fiz: Sıcaklığın etkisiyle madenî cisimlerin enine, boyuna büyüyüp uzaması. Genleşme.

irsad

  • Gözetlemek.
  • Hâzır ve âmâde eylemek.
  • Mükâfat vermek.
  • Edb: Secili ve kâfiyeli bir cümlede ses uyumundaki ana sesi önce tanıtıp, ondan sonra gelecek kelimeyi tanıtma sanatıdır. Meselâ:Elemin Kays'a kıyas etme din-i mahzunun, Yok idi aklı ne derdi var idi Mecnunun. (Baki)

istuh

  • Âciz, güçsüz, kuvvetsiz. Perişan, mahzun, biçare. (Farsça)

kad / kâd

  • Mahzun olma, hüzünlü ve kederli olma.

kassam

  • Hayrı çok olan kimse.
  • Yorulmuş, kendini bırakmış, mahzun kişi.
  • Büyük hurma salkımı.
  • Büyük et parçası.

keib

  • Mahzun, hüzünlü, münkesir ve kötü halli olan kişi. (Müe: Keibe)

kiler

  • Erzak koymağa mahsus dolap. Yiyecek, içecek şeyler koyulan mahzen, anbar veya oda.

lehif / lehîf

  • (Lehfân) Mahzun, hüzünlü, üzüntülü, kederli.

mahazil

  • (Tekili: Mahzul) Rezil ve kepaze olmuş kimseler.

mahazin / mahâzin / مخازن

  • (Tekili: Mahzen) Mahzenler, sığınaklar, bodrumlar.
  • Mahzenler. (Arapça)

mahazır

  • (Tekili: Mahzar) Mahzarlar, mürâcaatlar. Umumi istidatlar.

mahazir

  • (Tekili: Mahzur) Korkulacak ve sakınılacak şeyler. Maniler, engeller.

mahzen ve medfen-i mücevherat / mahzen ve medfen-i mücevherât

  • Kıymetli taşların ve hazinelerin bulunduğu define ve mahzen.

mahzen-i mu'cizat

  • Mu'cizeler mahzeni, kaynağı.

mahzeniyet

  • Mahzenlik.

mahzun / محزون

  • Hüzünlü. (Arapça)
  • Mahzun etmek: Hüzünlendirmek. (Arapça)
  • Mahzun olmak: Hüzünlenmek. (Arapça)

mahzunane / mahzunâne

  • Mahzun ve üzgün bir şekilde.

mahzuniyet

  • Mahzunluk. Kederli ve kaygılı oluş. Üzüntülü olma.

mahzur / محذور

  • Sakınca. (Arapça)
  • Mahzur görmek: Sakıncalı bulmak. (Arapça)

mahzure

  • (Çoğulu: Mahzurât) Şer'an yasaklanmış olan şey. Men ve haram edilmiş şey.

mahzuziyet

  • Mahzuzluk, hoşlanma, hoşa gitme.

masani'

  • (Tekili: Masna) Sarnıçlar. Su mahzenleri.

masna'

  • (Masnaa) Su mahzeni. Sarnıç.
  • Şimdiki Arapçada: Fabrika.
  • Bucak, köşe.

mehazin

  • Mahzenler. Hazineler. Mal doldurulan yerler.

mekbut

  • Mahzun kişi. Hüzünlü, üzüntülü kimse.

mell

  • Küsmek, darılmak.
  • Yorgunluk.
  • Kakma, dürtmek.
  • Mahzun olmak, kederli olmak.
  • Hamuru külün içinde pişirmek.

melul

  • Usanmış. Bıkmış. Bezmiş.
  • Mahzun.

melulane / melulâne

  • Acıklı ve mahzun bir hâlde.

mübteis

  • Mahzun, hüzünlü.
  • şikâyet edici, şikâyeti olan kimse.

mücerred

  • (Çoğulu: Mücerredât) Yalnız, tek.
  • Hâlis, saf, katışıksız, karışık olmayan. Tek başına.
  • Çıplak, soyulmuş.
  • Tek başına yaşayan, evlenmemiş, bekâr.
  • Edb: Kur'ân yazısında noktasız harflerle yazılı mensur veya manzume. Bu şekil yazıya mahzuf veya mühmel de denir.

muhtezin

  • Kederli, hüzünlü, mahzun, mükedder.

müstemend

  • Gamlı, kederli, mahzun.
  • Şikâyet eden.

müstmend

  • (Çoğulu: Müstmendân) Kederli, hüzünlü, mahzun. Zavallı, miskin, biçâre. (Farsça)

müstmendan / müstmendân

  • (Tekili: Müstmend) Hüzünlü, kederli ve mahzun kimseler, üzgün kişiler. Zavallılar, miskinler, biçareler. (Farsça)

müstmendane / müstmendâne

  • Zavallılıkla, biçarelikle, mahzunlukla. (Farsça)

mütehazzin

  • Hüzünlü, kederli. Üzülen, mahzun olan.

na-şad

  • Sevinçli olmayan, mahzun, tasalı, kederli. (Farsça)

nevad

  • Zarar, ziyan, hasar. (Farsça)
  • Mahzen. (Farsça)
  • Dil. (Farsça)

nihanhane

  • Saklanacak yer. Mağara, bodrum, mahzen. (Farsça)

sahrınç

  • Yağmur sularını biriktirmek için bina altında ve toprak içinde yapılan etrafı duvarlı veya çimento sıvalı su mahzeni.

şikestedil

  • Gönlü kırık, mahzun, kederli, hüzünlü. (Farsça)

tahavvüb

  • Bir nesneye acınmak ve mahzun olmak.

telehhüf

  • Mahzun olmak. Hasret ve kederle yanıp yıkılmak. Ah çekmek.

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın