LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Maç ifadesini içeren 255 kelime bulundu...

ab-gir

  • Suyun biriktiği yer, havuz. (Farsça)
  • Dokumacılıkta kullanılan fırça. (Farsça)

acin / acîn / عجين

  • Macun, yoğurulmuş. (Arapça)

acini / acinî

  • Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında.

aciniyet

  • Mâcun halinde olma. Hamur gibi yoğurulmuş olma.

aciniyyet

  • Mâcun halinde olma, yoğurulmuşluk.

ağraz

  • Maksatlar, arzular, amaçlar.

ağraz-ı dünyeviyye

  • Dünyevî maksatlar, dünyevî niyetler, amaçlar.

agüs

  • Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem. (Farsça)

ardhale

  • Bulamaç adı verilen yemek. (Farsça)

ardtule / ardtûle

  • Bulamaç denilen yemek. (Farsça)

arşidük

  • Avusturya ve Macaristan İmparatorluk hanedanı prenslerine verilen ünvandır ve "Büyük Düka" demektir. Türkçe'de Arşuduka da denmiştir. (Fransızca)

ashab-ı kütüb-i sitte / ashâb-ı kütüb-i sitte

  • Kütüb-ü sitte ashabı, meşhur altı sahih hadis kitabı olan Sahih-i Buhâri, Sahih-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebu Davud, Tırmizi ve Neseî'nin yazarları.

aside

  • Bulamaç adı verilen yemek.

azm-i veceni / azm-i vecenî

  • Tıb: Elmacık kemiği.

bakkar

  • Sığır çobanı, sığırtmaç.

başe

  • Atmaca kuşu. (Farsça)

başik

  • (Çoğulu: Bevâşık) Atmaca denilen kuş.

belagat-ı irşadiye / belâgat-ı irşadiye

  • Doğru yolu göstermek için sözün muhataba ve amaca uygun olarak söylenmesi.

berş

  • Afyon şurubu, keten yaprağı ile yapılan bir nevi sarhoş edici mâcun. (Farsça)
  • Arzu, gönül isteği. (Farsça)

beşe

  • Atmaca kuşu. (Farsça)

besise

  • Bir çeşit yemek.
  • Yağ ve undan yapılan bir çeşit bulamaç.
  • Ayrılık, nifak, iftira, ihtilaf.

biser

  • Atmaca cinsinden, zaganos denilen bir nevi avcı kuşu. (Farsça)

bürd

  • Bilmece, bulmaca. (Farsça)

ca'li / ca'lî

  • Sahte, yapmacıklı, düzme.

ca'liyyat

  • Yapmacık hareketler, sahte, düzme hâller.

ca'liyyet

  • Yapmacık (olmak.)

çak / çâk / چاک

  • Yarık, çatlak, yırtmaç. (Farsça)
  • Kılıç, bıçak gibi şeylerin sesleri. (Farsça)
  • Sabah vakti beyazlığı. (Farsça)
  • Küçük pencere. (Farsça)
  • Hazır. Amâde. (Farsça)
  • Yarık, yırtık.
  • Yırtmaç.
  • Yırtık. (Farsça)
  • Yırtmaç. (Farsça)
  • Çâk etmek: Yırtmak. (Farsça)
  • Çâk olmak: Yırtılmak. (Farsça)

cali / câlî

  • Yapmacıktan.

çapulcu / çapûlcu

  • Düşman toprağına atla hücum edip yağma eden. Akıncı, yağmacı.

cedeli / cedelî

  • Tartışmaya, münakaşaya ait. Münakaşacı. Tartışmacı.

cedvar

  • Nebâtattan zerâvende benzer bir ottur ve mâcun yapılır.

cerad

  • Çekirge.
  • Mc: Yağmacılar gürûhu.
  • "Cerâde"nin çoğulu.
  • Çekirgeler.
  • Yağmacılar.

çuban

  • Çoban, sığırtmaç. (Farsça)

culah / cûlâh / جولاه

  • Dokumacı. (Farsça)
  • Çulha. (Farsça)

cülahek

  • Örümcek, ankebut. (Farsça)
  • Küçük dokumacı. (Farsça)

cüllah / cüllâh / جلاه

  • Dokumacı, çulhacı. (Arapça)

cümcüme

  • (Çoğulu: Cemâcim) Baş kemiği, kafatası.
  • Ağaç çanak.
  • Arabdan bir kabile.

cündeb

  • (Cündüb) Bir nevi çekirge.
  • Mc: Yağmacı.

cürre-baz

  • Atmaca kuşu. (Farsça)
  • Erkek şahin veya akdoğan. (Farsça)
  • Hızla uçan ok. (Farsça)

cuşir

  • Dokumacı. (Farsça)

damene / dâmene / دامنه

  • Yamaç, dağ eteği. (Farsça)

debbe

  • (Çoğulu: Debbât) Matara dedikleri su kabı.
  • Yağ. Bal ve macun koyacak kaplar.

delik

  • Hurma ve yağdan yapılan bir yemek.
  • Oğmaç aşı.
  • Rüzgârın yerden savurup tozuttuğu toprak.

demcele

  • (Çoğulu: Demâcil) Şişman kadın.
  • Huyu, hilkati güzel, iyi kadın.

desais / desâis

  • Hileler, aldatmacalar.

ehaci / ehacî

  • (Tekili: Uhcüvve) Bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar.

ehl-i akıl ve tahkik / ehl-i akıl ve tahkîk / اَهْلِ عَقِلْ وَ تَحْق۪يقْ

  • Araştırmacı âlimler.

ehl-i garet

  • Yağmacı, çapulcu.

ehl-i tahkik / ehl-i tahkîk / اَهْلِ تَحْق۪يقْ

  • Araştırmacı âlimler.

elgaz

  • (Tekili: Lügaz) Lügazlar. Bilmeceler, bulmacalar, yanıltmacalar.

engürus

  • Macar.
  • Macaristan.

eser-i tasannu ve tekellüf

  • Yapmacık ve gösterişe dayalı eser veya sonuç.

ezan-ı muhammedi / ezân-ı muhammedî

  • Hz. Muhammed'in (a.s.m.) tebliğ ettiği dinin ezanı; tevhidi ilân etmek amacıyla yüksek sesle yapılan kutsal davet.

ezan-ı muhammedi (a.s.m.) / ezan-ı muhammedî (a.s.m.)

  • Hz. Muhammed'in tebliğ ettiği dinin ezanı; tevhidi ilân etmek amacıyla yüksek sesle yapılan kutsal davet.

fen ve san'at balonu

  • Fen ve san'at uçağı (Balon, 20. yüzyılın başlarında hava taşımacılığında ileri teknolojiydi.).

feydum

  • Bir nevi mâcun.

garet

  • (A, uzun okunur) Yağmacılık. Düşmanın malını yağma etmek.
  • Göbek.

garet-ger

  • Yağmacı. Çapulcu.

garetger / gâretger / غارتگر

  • (A, uzun okunur) Yağmacı. Çapulcu. (Farsça)
  • Yağmacı. (Arapça - Farsça)

garetgeran / garetgerân

  • Yağmacılar, çapulcular. (Farsça)

garetgir / garetgîr

  • Yağmacı.

garetkar / garetkâr

  • Çapulcu, yağmacı.

gav-ban / gâv-ban

  • Sığır çobanı, sığırtmaç. (Farsça)

gayat / gâyât

  • Gayeler, amaçlar.

gayat-ı irşad / gayât-ı irşad

  • Doğru yolu gösterme amaçları.

gaye / gâye / غایه

  • Amaç.
  • Amaç. (Arapça)

gaye-i dünya

  • Dünyanın amacı, hedefi.

gaye-i fıtrat

  • Yaratılış amacı.

gaye-i hakiki / gaye-i hakikî

  • Hakikî gaye, asıl amaç.

gaye-i hayal

  • Hayalin amacı, hedefi.

gaye-i ilmiye

  • İlmin amacı.

gayetü'l-gaye / gâyetü'l-gâye

  • En son derecede, hedeflenen son amaç.

geleban

  • Sığırtmaç, çoban. (Farsça)

gulyabani / gûlyabânî

  • Masallarda sözü edilen hayâlî varlık, umacı, dev.

hakimiyet-i ilahiye / hâkimiyet-i ilâhiye

  • Allah'ın her şeyi belli bir amaç ve fayda doğrultusunda yerli yerinde yaratması.

halisen muhlisen / hâlisen muhlisen

  • Başka hiçbir amaç gözetmeksizin, tamamen saf bir niyetle.

hardal

  • Çok küçük tohumları olan ve yaprakları yenen bir nebat ismi. Döğülerek macun haline getirilir ve sofrada iştah açmak için kullanılır.

hareket-i kasdi / hareket-i kasdî

  • Amaçlı bir hareket.

hareket-i kasdiye

  • Belli bir amaçla bilerek, plânlı yapılan hareket.

harika / harîka

  • Acı, sızı.
  • Bulâmaç. Yulaf lâpası.

haririye

  • Un ve süt ile yapılan bulamaç.

harrat / harrât / خراط

  • Doğramacı, çıkrıkçı. Tornacı.
  • Doğramacı. (Arapça)

hasa'

  • Bulamaç aşı.
  • Kavun.

hasan-ı basri

  • (Hi: 21-110) En ileri Tâbiînden olup hadis ve fıkıhta büyük âlimlerdendir. Basra'da medfundur. Mezheb sahibi bir müçtehiddir. Sahabe-i Kiram'dan 130 zat ile görüşmüş, Buharî, Müslim, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, İbn-i Mace kendisinden hadis nakletmişlerdir.

hatib / hatîb

  • Konuşmacı, hatip.

hatip

  • Hitap eden, konuşan, konuşmacı.

hatreme

  • Sütlü bulamaç.

haza'

  • Asmacık denilen otun tohumu. (Sara hastalarına iyi gelir.)

hedef / هدف

  • Maksat, amaç.
  • Amaç, hedef. (Arapça)

hengame-gir / hengâme-gir

  • Meddah, oyuncu. Hikâye söyleyici, hokkabaz. (Farsça)
  • Diş macunu, leke tozu gibi şeyler satan çığırtkanlar. (Farsça)
  • Kavgacı, gürültücü. (Farsça)

hica

  • Bulmaca, bilmece.

hikmet-i vücud

  • Bir şeyin var olmasının hikmet ve amacı.

hikmetçe

  • Hikmet yönünden; belli bir amaç ve hedefe yönelik olarak.

hikmetli

  • Belli bir amaç ve hedefe yönelik olan.

hiyaket

  • Dokumacılık.

hiyel

  • (Tekili: Hile) Aldatmacalar, hileler, sahtekârlıklar.

horda

  • Göçebe ve ilkel olarak yaşayan, yağmacılık eden insan topluluğu. (Fransızca)

hunnak / hunnâk / خناق

  • Boğmaca. (Arapça)

huteba / hutebâ

  • Konuşmacılar.

ibn-i teymiye

  • (Hi: 661-728) Diğer adı Ahmed bin Abdülhalim Harranî'dir. Hanbelî fıkıh ve hadis âlimi olarak bilinir. Bazı mes'elelerde ifrata kaydığından cumhur-u ulemaca hüsn-ü kabul görmemiştir.

ici / icî

  • Atmaca. (Farsça)
  • Hükümdar vekili. (Farsça)

ihrak

  • Ateşe atmak. Yakmak. Yandırmak.
  • Bulamaç yapmak.

ihtikar / ihtikâr

  • Vurgunculuk; fazladan kazanç sağlamak amacıyla, hayat için zarurî olan ihtiyaç maddelerini satın alıp fiyatı artsın diye bir süre saklama.

ille-i gaye

  • Esas gaye, temel amaç.

illet-i gaiye

  • Asıl gaye, amaç.

işgere

  • Şâhin, atmaca ve doğan gibi av için kullanılan terbiye görmüş kuş. (Farsça)

istihdaf

  • Hedef edinme, gaye edinme, amaçlama.

itibari emir / itibarî emir

  • Gerçekte öyle olmadığı hâlde öyleymiş gibi kabul edilen, saymaca; maddedeki çekim kanunu gibi saymaca şey.

izzet-i rububiyet

  • Her varlığı yaratılış amacına hikmetli bir biçimde ulaştırarak terbiye ve idare eden Allah'ın şeref ve yüceliği.

jaketatay

  • Arkası yırtmaçlı, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlakça kesilmiş olan resmi ceket. (Fransızca)

kalem-i kader ve hikmet

  • Allah'ın olacak hadiseleri olmadan önce bilip, belli bir amaca yönelik olarak yazması.

kalemkar / kalemkâr

  • Tülbent veya ince kumaş üzerine fırça ile şekiller yapan yazmacı. (Farsça)
  • Maden üzerine kazarak şekiller yapan kimse. (Farsça)
  • Duvar veya tavanlara süs yapan, nakkaş. (Farsça)

karşame

  • Atmaca kuşu.

kasd-ı tezyin

  • Süsleme kasdı, amacı.

kast

  • Amaç, hedef.

kastıyla

  • Amacıyla.

kastsız

  • Amaçsız.

kıssa

  • Fıkra. Hikâye. İbret verici hikâye. Vak'a. Mâcerâ. Rivâyet.

kitab-ı hikmet-i samedaniye / kitab-ı hikmet-i samedâniye

  • Kendisi hiçbir şeye muhtaç olmayan ancak herşey Kendisine muhtaç olan Allah'ın hikmetlerle dolu kitabı, İlâhî amaç ve hikmetleri gösteren kitap.

komedi

  • yun. Cemiyetin gülünç ve kusurlu hâllerini ortaya koyan tiyatro eseri.
  • Uydurma, yapmacık hareket veya söz.
  • Gülünecek hareketler.

komite

  • Belli bir amaç için bir araya gelen ve faaliyet gösteren topluluk.

komiteci

  • Belli bir amaç için bir araya gelip, faaliyet gösteren.

komitecilik

  • Belli bir amaç için bir araya gelme ve faaliyet gösterme.

komünizm

  • Komünizm (Latince kökenli communis - ortak, evrensel); üretim araçlarının ortak mülkiyeti üzerine kurulu sınıfsız, parasız ve devletsiz bir toplumsal düzen ve bu düzenin kurulmasını amaçlayan toplumsal, siyasi ve ekonomik bir ideoloji ve harekettir. (Fransızca)

kut'ül amare / kut-ül amare / كوتول امار

  • Kut'ül Amare ne demektir?

    Yeni kurulan Osmanlı 6. Ordusu'nun Komutanlığı'na atanarak 5 Aralık'ta Bağdat'a varan Mareşal Colmar Freiherr von der Goltz Paşa'nın emriyle Irak ve Havalisi Komutanı Miralay (Albay) 'Sakallı' Nurettin Bey'in birlikleri 27 Aralık'ta Kut'u kuşattı. İngilizler Kut'u kurtarmak için General Aylmer komutasındaki kolorduyla hücuma geçti ancak, 6 Ocak 1916 tarihli Şeyh Saad Muharebesi'nde 4.000 askerini kaybederek geri çekildi. Bu muharebede 9. Kolordu Komutanı Miralay 'Sakallı' Nurettin Bey görevinden alındı ve yerine Enver Paşa'nın kendisinden bir yaş küçük olan amcası Mirliva Halil Paşa (Kut) getirildi.

    İngiliz Ordusu, 13 Ocak 1916 tarihli Vadi Muharebesi'nde 1.600, 21 Ocak Hannah Muharebesi'nde 2.700 askeri kaybederek geri püskürtüldü. İngilizler mart başında tekrar taarruza geçti. 8 Mart 1916'da Sabis mevkiinde Miralay Ali İhsan Bey komutasındaki 13. Kolordu'ya hücum ettilerse de 3.500 asker kaybederek geri çekildiler. Bu yenilgiden dolayı General Aylmer azledilerek yerine General Gorringe getirildi.

    Kut'ül Amare zaferinin önemi

    Kût (kef ile) veya 1939’dan evvelki ismiyle Kûtülamâre, Irak’ta Dicle kenarında 375 bin nüfuslu bir şehir. Herkes onu, I. Cihan Harbinde İngilizlerle Türkler arasında cereyan eden muharebelerden tanır. Irak cephesindeki bu muharebeler, Çanakkale ile beraber Cihan Harbi’nde Türk tarafının yüz akı sayılır. Her ikisinde de güçlü düşmana karşı emsalsiz bir muvaffakiyet elde edilmiştir.

    28 Nisan 1916’da General Townshend (1861-1924) kumandasındaki 13 bin kişilik İngiliz ve Hind askerlerinden müteşekkil tümenin bakiyesi, 143 günlük bir muhasaradan sonra Türklere teslim oldu. 7 ay evvel parlak bir şekilde başlayan Irak seferi, Basra’nın fethiyle ümit vermişti. Gereken destek verilmeden, tecrübeli asker Townshend’den Bağdad’a hücum etmesi istendi.

    Bağdad Fatihi olmayı umarken, 888 km. yürüdükten sonra 25 Kasım 1915’de Bağdad’a 2 gün mesafede Selmanpak’da miralay Nureddin Bey kumandasındaki Türk ordusuna yenilip müstahkem kalesi bulunan Kût’a geri çekildi. 2-3 hafta sonra takviye geleceğini umuyordu. Büyük bir hata yaparak, şehirdeki 6000 Arabı dışarı çıkarmadı. Hem bunları beslemek zorunda kaldı; hem de bunlar Türklere casusluk yaptı.

    Kût'a tramvayla asker sevkiyatı

    İş uzayınca, 6. ordu kumandanı Mareşal Goltz, Nureddin Bey’in yerine Enver Paşa’nın 2 yaş küçük amcası Halil Paşa’yı tayin etti. Kût’u kurtarmak için Aligarbi’de tahkimat yapan General Aylmer üzerine yürüdü. Aylmer önce nisbî üstünlük kazandıysa da, taarruzu 9 Mart’ta Kût’un 10 km yakınında Ali İhsan Bey tarafından püskürtüldü.

    Zamanla Kût’ta kıtlık baş gösterdi. Hergün vasati 8 İngiliz ve 28 Hindli ölüyordu. Hindliler, at eti yemeği reddediyordu. Hindistan’daki din adamlarından bunun için cevaz alındı. İngilizler şehri kurtarmak için büyük bir taarruza daha geçtiler. 22 Nisan’da bu da püskürtüldü. Kurtarma ümidi kırıldı. Goltz Paşa tifüsten öldü, Halil Paşa yerine geçti. Townshend, serbestçe Hindistan’a gitmesine izin verilmesi mukabilinde 1 milyon sterlin teklif etti. Reddedilince, cephaneliği yok ederek 281 subay ve 13 bin askerle teslim oldu. Kendisine hürmetkâr davranıldı. Adı ‘Lüks Esir’e çıktı. İstanbul’a gönderildi. Sonradan kendisine sahip çıkmayan memleketine küskün olarak ömrünü tamamladı.

    Böylece Kûtülamâre’de 3 muharebe olmuştur. İngilizlerin kaybı, esirlerle beraber 40 bin; Türklerinki 24 bindir. Amerikan istiklâl harbinde bile 7000 esir veren İngiltere, bu hezimete çok içerledi. Az zaman sonra Bağdad’ı, ardından da Musul’u ele geçirip, kayıpları telafi ettiler. Kût zaferi, bunu bir sene geciktirmekten öte işe yaramadı.

    Bu harbin kahramanlarından biri Halil Paşa, Enver Paşa’nın amcası olduğu için; diğer ikisi Nureddin ve Ali İhsan Paşalar ise cumhuriyet devrinde iktidar ile ters düştüğü için yakın tarih hafızasından ustaca silindi. 12 Eylül darbesinden sonra Ankara’da yaptırılan devlet mezarlığına da gömülmeyen yalnız bunlardır.

    Binlerce insanın kaybedildiği savaş iyi bir şey değil. Bir savaşın yıldönümünün kutlanması ne kadar doğru, bu bir yana, Türk-İslâm tarihinde dönüm noktası olan çığır açmış nice hâdise ve zafer varken, önce Çanakkale, ardından da bir Kûtülamâre efsanesi inşa edilmesi dikkate değer. Kahramanları, yeni rejime muhalif olduğu için, Kûtülamâre yıllarca pek hatırlanmadı. Gerçi her ikisi de sonu ağır mağlubiyetle biten bir maçın, başındaki iki güzel gol gibidir; skora tesiri yoktur. Hüküm neticeye göre verilir sözü meşhurdur. Buna şaşılmaz, biz bir lokal harbden onlarca bayram, yüzlerce kurtuluş günü çıkarmış bir milletiz.

    Neden böyle? Çünki bu ikisi, İttihatçıların yegâne zaferidir. Modernizmin tasavvur inşası böyle oluyor. Dini, hatta mezhebi kendi inşa edip, insanlara doğrusu budur dediği gibi; tarihi de kendisi tayin eder. Zihinlerde inşa edilen Yeni Osmanlı da, 1908 sonrasına aittir. İttihatçıların felâket yıllarını, gençlere ‘Osmanlı’ olarak sunar. Bu devrin okumuş yazmış takımı, itikadına bakılmadan, münevver, din âlimi olarak lanse eder. Böylece öncesi kolayca unutulur, unutturulur.

    Müşir İbrahim Edhem Paşa’nın oğlu Sakallı Nureddin Paşa (1873-1932), sert bir askerdi. Irak’ta paşa oldu. Temmuz 1920’de Ankara’ya katıldı. Fakat karakterini bilen M. Kemal Paşa, kendisine aktif vazife vermek istemedi. Merkez kumandanı iken Samsun’daki Rumları iç mıntıkalara sürgün ettiği esnada çocuk, ihtiyar, kadın demeden katliâma uğramasına göz yumdu. Bu, milletlerarası mesele oldu. Yunanlılar, bu sebeple Samsun’u bombaladı. Nureddin Paşa azledildi; M. Kemal sayesinde muhakemeden kurtuldu. Sonradan Kürtlerin de iç kısımlara göçürülmesini müdafaa edecektir. Batı cephesinde, kendisinden kıdemsiz İsmet Bey’in maiyetinde vazife kabul etti. İzmir’e girdi. Bazı kaynaklarda İzmir’i ateşe verdiği yazar. I. ordu kumandanı olarak bulunduğu İzmit’te, Sultan Vahîdeddin’in maarif ve dahiliye vekili gazeteci Ali Kemal Bey’i, sivil giydirdiği askerlere linç ettirdi; padişaha da aynısını yapacağını söyledi. Ayağına ip takılarak yerlerde sürüklenen cesed, Lozan’a giden İsmet Paşa’nın göreceği şekilde yol kenarına kurulan bir darağacına asılarak teşhir edildi. Mustafa Kemal Paşa, İstanbul’da bir fedainin vursa kahraman olacağı bir insanı, vuruşma veya mahkeme kararı olmaksızın öldürmeyi cinayet olarak vasıflandırıp kınadı. M. Kemal’e gazi ve müşirlik unvanı verilmesine içerleyen Nureddin Paşa iyice muhalefet kanadına geçti. 1924’de Bursa’dan müstakil milletvekili seçildi. Asker olduğu gerekçesiyle seçim iptal edildi. İstifa edip, tekrar seçildi. Anayasa ve insan haklarına aykırılık cihetinden şapka kanununa muhalefet etti. Bu sebeple antikemalist kesimler tarafından kahraman olarak alkışlanır. Nutuk’ta da kendisine sayfalarca ağır ithamlarda bulunulur, ‘zaferin şerefine en az iştirake hakkı olanlardan biri’ diye anılır.

    Halil Kut (1882-1957), Enver Paşa’yı İttihatçıların arasına sokan adamdır. Sultan Hamid’i tevkife memur idi. Askerî tecrübesi çete takibinden ibaretken Libya’da bulundu. Yeğeni harbiye nazırı olunca, İran içine harekâta memur edildi. Irak’taki muvaffakiyeti üzerine paşa oldu. Bakü’yü işgal etti. İttihatçı olduğu için tutuklanacakken, kaçıp Ankara hareketine katıldı. Rusya ile Ankara arasında aracılık yaptı. Sonra kendisinden şüphelenilince, Almanya’ya kaçtı. Zaferden sonra memlekete dönüp köşesine çekildi. Politikaya karışmadı.

    Ali İhsan Sâbis (1882-1957), Sultan Hamid’i tahttan indiren Hareket Ordusu zâbitlerindendi. Çanakkale, Kafkasya’da bulundu. Irak’ta paşalığa terfi etti. İttihatçı olduğu için Malta’ya sürüldü. Kaçıp Ankara hareketine katıldı. I. batı cephesi kumandanı oldu. Cephe kumandanı İsmet Bey ile anlaşmadı; azledilip tekaüde sevkolundu. M. Kemal’e muhalif oldu. Nazileri öven yazılar yazdı. 1947’de devlet adamlarına yazdığı imzasız mektuplar sebebiyle 15 seneye mahkûm oldu. 1954’te DP’den milletvekili seçildi. Hatıraları, Nutuk’un antitezi gibidir.

kütüb-i sitte

  • Altı hadis kitabı: Buhârî, Müslim, İbn Mâce, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî.

kütüb-ü sitte-i makbule

  • Kabul görmüş, güvenilir altı büyük hadis kitabı (Sahih-i Buharı, Sahîh-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebû Davud, Tirmizî ve Neseî).

kütüb-ü sitte-i sahiha

  • Doğru ve güvenilir olan altı büyük hadis kitabı (Sahih-i Buhari, Sahîh-i Müslim, İbn-i Mâce, Ebû Davud, Tirmizî ve Neseî).

lahlaha

  • Güzel kokuların karışmasından meydana gelen koku.
  • Güzel kokularla yapılan bir nevi macun.

lakişe / lâkişe

  • Tutmaç aşı.

lehide / lehîde

  • Koyu olan bulamaç.

lemeat-ı kast / lemeât-ı kast

  • Amaç ve hedefi gösteren parıltılar.

lut'e

  • Tutmaç aşı.

maacin / maacîn

  • (Tekili: Ma'cun) Macunlar. Hamur kıvamındaki yoğurulmuş şeyler.

maad

  • Dönüp gidilecek yer.
  • Ahiret.
  • Dönüş, geri gidiş.
  • Dünya'dan sonraki hayat.
  • Gaye, amaç, ulaşılacak yer.

maceraperest / mâceraperest / ماجراپرست

  • Maceracı. Macera meraklısı. (Farsça)
  • Maceracı. (Arapça - Farsça)

maceraperesti / maceraperestî / ماجراپرستى

  • Maceracılık, maceraperestlik. (Arapça - Farsça)

maçin

  • Çin'e tâbi, Doğu Türkistan tarafındaki çöllerde ve Târim nehrinin güneybatısındaki dağlarda oturan Türk milletinden bir kavimdir ve simaca Moğol ile Aryâ cinslerinden mürekkeb oldukları anlaşılıyor. İçlerinde sarı saçlı ve mavi gözlü adamlar dahi bulunuyorsa da lisan bakımından Doğu Türkistan'ın aha

madde-i aciniye / madde-i acîniye

  • Yoğrulmuş hamur, macun.

mağlata / مغلطه

  • Laf salatası, yanıltmaca. (Arapça)

mağlata-i şeytaniye / mağlâta-i şeytaniye

  • Şeytanın aldatmacası.

maksad / مقصد

  • Amaç.
  • Amaç.) (Arapça)

maksad-ı dünyeviye

  • Dünyevî gaye, amaç.

masnu'

  • (Sun'. dan) San'atla yapılan, yapılmış. Yapma, yapmacık.

mec'ul / mec'ûl

  • Meydana çıkarılmış, yapılmış olan, yapmacık, uydurma.

medyum

  • (Medyom) Lât. İspirtizmacılık için vasıtalık eden.

meram / merâm / مرام

  • Amaç, anlatılmak istenen şey. (Arapça)

muavaza / muâvaza

  • İki tarafın da ivaz vererek, anlaşarak yaptığı akit. Sayışma. Bir şeyi diğer bir şeye bedel, ivaz olarak vermek. Aslı olmadığı halde menfaat celbi için hususi bir surette müzakere ile yapılan hileli iş. Yapmacık.

müberrid

  • (Berd. den) Soğutan, soğutucu.
  • Karlık. Su soğutan damacana.

müdmic

  • İçine girdiren, sızdıran. İdmâc eden.

mugalata / mugâlata / مغالطه

  • Yanıltmaca. (Arapça)

muhakkık / محقق

  • Araştırmacı, tahkik edici. (Arapça)

muhakkikin / muhakkikîn

  • Araştırmacılar, büyük âlimler.

mülteci / ملتجى

  • Sığınmacı. (Arapça)

münakalat / münâkalat / مناقلات

  • Taşımacılık. (Arapça)

münazır / münâzır

  • Tartışmacı.
  • Münâzaracı, tartışmacı.

mündemic

  • İndimac eden, dürülüp sarılan, içine sokulmuş olan. İçine alınmış olan.

müntehib

  • (Nehib. den) Yağma eden, talan eden, yağmacı.
  • Yağmacı.

murat

  • Arzu, istek, amaç.

müsabık / müsâbık / مسابق

  • Yarışmacı.
  • Yarışmacı. (Arapça)

musanna'

  • Sonradan yapılmış. Sanatla ve düzgün yapılmış olan. Sanatkârane yapılmış olan. Usta elinden çıkmış olan.
  • Uydurulmuş, yapmacık.

mutasanniane

  • Yapmacıklı olarak, tasannu ederek. (Farsça)

mütetebbi / متتبع

  • Araştırmacı. (Arapça)

müzahrefiyet

  • Fıtri olmayan, yapmacık.
  • Dışı süs içi pis olma, fıtri olmama, yapmacık.

nahhat

  • Marangoz. Doğramacı. Ağaç oymacısı. Taş yontucusu.

nakliyat / نقليات

  • Taşımacılık. (Arapça)

nazar-ı tetkik

  • Tetkik etmek, incelemek amacıyla bakmak.

neccar

  • Doğramacı. Marangoz.
  • Dülger.

necire

  • Bulamaç aşı.
  • Kızgın taş ile kızdırılmış su.
  • Kârgir duvar.
  • Tahtadan veya ağaçtan olan sofa.
  • Çulhaların beze sürdükleri haşil.

nehb

  • Yağma, yağmacılık, çapul.
  • At oynatmak, koşturmak.
  • Kahr ile bir kişinin malını elinden almak.

nehhab

  • (Nehb. den) Yağmacı, çapulcu.

nehib

  • (Nehb. den) Korku, dehşet, ürküntü.
  • Yağmacı, çapulcu.

nessac / nessâc / نساج

  • Dokuyan, dokumacı.
  • Dokumacı. (Arapça)

nireng

  • Düzen, hile, aldatmaca. (Farsça)
  • Taslak, resim. (Farsça)
  • Büyü, efsun. (Farsça)

nisacet

  • Dokumacılık.

niyet

  • Kasıt, amaç.

nur-u kast

  • Amaç ve hedef nuru, ışığı.

nutukhan / nutukhân

  • Konuşmacı.

parduz

  • Eskici, yamacı. (Farsça)

pare-duz

  • Eskici, yamacı. (Farsça)

pineduz

  • Yamacı.
  • Ayakkabı tamircisi, eskici.

pineduzi / pineduzî

  • Eskicilik, yamacılık. (Farsça)

pineduzluk

  • Yamacılık. Eskicilik.

ragid

  • Süt bulamacı.

ragife

  • Sütlü bulamaç.

rebike

  • Hurmayı yağla ve keş ile karıştırıp hamur ederek yapılan bir yemek.
  • Öğünmüş keşi, un ve yağ ile karıştırıp yapılan yemek.
  • Bulamaç aşı.

ref-i imtiyaz

  • Ayrımcılığın, kayırmacılığın kaldırılması.

rehş

  • Asmacık.

riayet-i mesalih / riayet-i mesâlih

  • Amaçlara, yararlara riayet etme, uyma.

rububiyet-i sermediye

  • Allah'ın bütün varlıklar üzerindeki kesintisiz mâlikiyet ve egemenliği ve her varlığı yaratılış amacına hikmetle ulaştıran kesintisiz terbiyesi.

safiye

  • Temiz, katışıksız, bozuk olmayan.
  • İçinde yapmacık ve uydurma bir şey, fazladan kelime ve kafiye bulunmayan söz.

sahte

  • Düzme, yapmacık, yalandan, taklit. (Farsça)
  • Kalp, karışık. (Farsça)
  • Düzme, yapmacık.

sahtevekar

  • Yapmacık tavırlar takınan, kendini satmaya çalışan. (Farsça)

saik-i hakim / sâik-i hakîm

  • Herşeyi hikmetli bir şekilde bir amaca yönlendiren Allah.

sefuf

  • İlâçlar, devâlar, mâcunlar.

sehine

  • Bulamaç aşı.

şehname / şehnâme

  • İran Şairi Firdevsî'nin destan şeklindeki eseri. (Farsça)
  • Büyük hükümdarların kahramanlık mâcerâlarını anlatan büyük manzum eser. (Farsça)
  • Padişahların maceralarını anlatan eser.

sergüzeşt / سرگذشت

  • Macera, baştan geçen hâller. (Farsça)
  • Macera, serüven.
  • Macera, serüven. (Farsça)

sergüzeşte

  • Macera, serüven.

sergüzeşte-i hayat

  • Hayat macerası, serüveni.

serüven

  • Başa gelen, heyecan verici hâdise. Sergüzeşt, macera.

sıddikin-i muhakkikin / sıddîkîn-i muhakkikîn

  • Daima doğruluk üzere ve Allah'a ve peygambere sadakatte en ileride olan, hakikatleri delilleriyle bilen büyük araştırmacı âlimler.

spiker

  • ing. Konuşmacı. Radyo programlarını takdim eden, haber bültenlerini okuyan kişi.

süluk-ü tarikat / sülûk-ü tarikat

  • Tarikat yoluna girme; nefsi düzeltmek ve vuslata erişmek amacıyla tasavvuf yoluna girme, mânevî yolculuğa çıkma.

sun'i / sun'î

  • Uydurma, yapmacık.

taaccün

  • (Acn. dan) Hamurlaşma, hamur hâline gelme, mâcun gibi olma.

taharrici / taharrîci

  • Araştırmacı.

taharriyatçı

  • Araştırmacı. (Arapça - Türkçe)

takıyye / تقيه

  • Gizleme. (Arapça)
  • Sakınma. (Arapça)
  • Takıyye yapmak: (Arapça)
  • Mezhebini gizlemek. (Arapça)
  • Amacını gizlemek. (Arapça)

talanger

  • Yağmacı, talancı, çapulcu. (Farsça)

talangeri / talangerî

  • Çapulculuk, yağmacılık. (Farsça)

talim ve terbiye etme / tâlim ve terbiye etme

  • Belli bir amaca erişecek şekilde eğitme ve geliştirip olgunlaştırma.

tarac-ger / târâc-ger

  • Yağmacı, çapulcu. (Farsça)

tarif / târif

  • (Ar. gr.) Marife yapma; tanımlama; bir amaca binaen bir ismi belirlilik anlamı katan eliflâm takısı ile birlikte zikretmek.

tasannu / تصنع

  • Yapmacık.
  • Yapmacık.
  • Yapmacık. (Arapça)

tasannu yapmak

  • Yapmacık harekette bulunmak, birşeyi zorla daha iyi göstermeye çalışmak.

tasannu' / تَصَنُّعْ

  • Yapmacık hareket. Zorla bir şeyi daha iyi göstermeğe çalışmak. Suni hareket.
  • Yapmacık hareket etme.

tasannuat / tasannuât

  • Yapmacık hareketler.
  • Yapmacıklar.

tasannucu

  • Yapmacık olarak hareket eden.

tasannuen / tasannûen

  • Yapmacık olarak.
  • Yapmacık olarak.

tasannuf

  • Yapmacık sınıflandırma.

tasannui / tasannuî

  • Yapmacık.

tasannukar / tasannûkâr

  • Yapmacık.

tasannukarane / tasannukârane / tasannukârâne

  • Yapmacıklı.
  • Yapmacık bir şekilde davranma.

tasannusuz / tasannûsuz

  • Yapmacık hareketten uzak.
  • Yapmacık hareketlerden uzak.

tasniat / tasniât

  • (Tekili: Tasni') Hakiki olmayan yapmacık hareketler.

tefaric

  • (Tekili: Tefric) Yırtmalar, genişletmeler.
  • Ferah vermeler.
  • Korkaklar, zaifler, yüreksizler.
  • (Tifrac) Yırtmaçlar, aralıklar.

tefrice

  • (Çoğulu: Tefâric) Aralık, yırtmaç.

tekellüf

  • Kendi isteğiyle külfete girmek, bir zorluğa katlanmak.
  • Gösterişe kapılmak. Özenmek.
  • Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket.
  • Kendi isteği ile bir zorluğa katlanmak.
  • Gösterişe kapılmak. Özenmek. Yapmacık hâl ve hareket. Zoraki hareket.

tekemmül-ü vesait-i nakliye

  • İletişim araçlarının ve taşımacılığın gelişmesi, ilerlemesi.

tekstil

  • Dokuma. (Fransızca)
  • Dokumacılık. (Fransızca)

telbine

  • Sütlü bulamaç aşı.
  • Arpa suyu.

temmar

  • Hurmacı. Hurma satan.

tenasüb

  • Uygunluk, uyma, tutma. Yakınlaşma.
  • Anlamca birbirine uygun kelimeleri bir arada söze güzellik vermek amacı ile kullanmak.

tenvih

  • Sulandırma.
  • Yaldızlama.
  • Haksız bir şeyi yapmacık şeylerle süsleyip haklı gösterme.
  • Başka bir madeni, altın veya gümüş suyuna daldırma.
  • Bir kimsenin nâmını, şânını yükseltme.

terbiye

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, olgunlaştırma.

terbiye eden

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştiren, olgunlaştıran.

terbiye etme

  • Belli bir amaca erişecek şekilde geliştirme, yetiştirme.

tersi'

  • Oymacılık.
  • Mücevherler takarak süslemek.
  • Edb: Bir beyti teşkil eden mısralar ile bir fıkrayı terkib eden cümlelerdeki lâfızları vezin ve kafiye itibari ile birbirine uygun olarak tertib etmektir. Külfetli ve gayr-ı tabii bir usuldür. Meselâ: Merhum Namık Kemâlin:Ecza-i beşer

tıkde

  • Asmacık adı verilen ufacık taneler.

ud'iyye

  • (Çoğulu: Eda'i) Mesel, hikâyat.
  • Bilmece, yanıltmaç.

ugluta

  • (Çoğulu: Uglulât - Egalit) Bilmece, bulmaca, yanıltmaca.

uhciyye

  • Bilmece, bulmaca, yanıltmaca.

uhcüvve

  • Bulmaca, yanıltmaca, bilmece.

ulguze

  • Bilmece, bulmaca, yanıltmaca.

umur-u itibariye / umûr-u itibariye

  • Varsayılan emirler, saymaca işler.

va'z

  • Cemaati irşad amacıyla Kur'ân ve hadisleri yorumlayarak yapılan konuşma.

vecenat

  • (Tekili: Vecne) Elmacıklar, yanaktaki yumrucuklar.

vecne

  • (Çoğulu: Vecenât) Elmacık, yanaktaki yumrucuk.

vesait-i tabiiye-i münakale

  • Taşımacılığı sağlayan doğal vasıtalar.

yağmager / yağmâger / یغماگر

  • (Çoğulu: Yağmagerân) Çapulcu, yağmacı, zorba. (Farsça)
  • Yağmacı. (Farsça)

yağmageri / yağmagerî

  • Çapulculuk, yağmacılık. (Farsça)

zemcere

  • (Çoğulu: Zemâcir) Şiddetle çağırmak.

zerbaf / zerbâf / زرباف

  • Sırmacı. (Farsça)

zerduz / zerdûz / زردوز

  • Sırmacı. (Farsça)

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR