LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te MEYVE ifadesini içeren 140 kelime bulundu...

amürg

  • Fayda, menfaat, kâr. (Farsça)
  • Kader, kıymet. (Farsça)
  • Zahire, meyve. (Farsça)
  • Esas, hülâsa, özet. (Farsça)
  • Bir mikdar. (Farsça)

aşure / âşure

  • Bir çok meyve ve hububat karıştırılarak pişirilen tatlı; derleme, karışık.

bar / bâr

  • Yük. Zahmet. Eziyet. Sıkıntı. (Farsça)
  • Def'a. Kerre. (Farsça)
  • Yemiş, meyve. (Farsça)
  • Sebeb-i masraf ve ıztırab olan şey. Kale duvarı. (Farsça)
  • İzin. (Farsça)

bar-ver

  • Yemiş veren, meyvedar, verimli, meyve verici. (Farsça)
  • Mc: Faydalı, faydayı mucib, iyi netice veren. Yararlı. (Farsça)

bedel-i öşr

  • Huk: Arazi-i emiriye üzerinde bina yaparak veya meyvesiz ağaç dikerek koru haline koyma sebebiyle öşre bedel alınan kira.

belut / belût

  • Bot: Meşe ağacı.
  • Meşe ağacının meyvesi olan palamut.

ber

  • Üzere, üzerine, yukarı mânasına (ve Arabçadaki "Alâ" yerine edat-ı isti'lâdır) (Farsça)
  • Göğüs, sine, bağır, sadır. (Farsça)
  • Fayda. (Farsça)
  • Hamil. (Farsça)
  • Hıfz. (Farsça)
  • Yan. (Farsça)
  • Taraf. (Farsça)
  • Nâkil. Götürücü. (Farsça)
  • Meyve. (Farsça)
  • Yaprak. Varak. (Farsça)
  • Meme. (Farsça)
  • Genç kadın. (Farsça)
  • E (Farsça)

berdar

  • Asılmış, yukarı kaldırılmış. (Farsça)
  • Tutucu. İtaat edici ve ettirici. (Farsça)
  • Meyveli. Meyve verici olan. (Farsça)

bergamot

  • Turunçgillerden bir ağaç ve bu ağacın meyvesi. Meyvenin kabuğundan güzel kokulu bir esans da çıkarılır.

beyare

  • Kısa boylu ve bodur olarak yerde yetişen nebat, meyve ve sebze. Kavun, karpuz, kabak...gibi. (Farsça)

bürin

  • Dilim (Daha çok meyveler için kullanılır.) (Farsça)

bürs

  • Ardıç ağacının meyvesi.

çağla

  • (Çağala) Badem, erik, kayısı gibi yemişlerin yenebilen ham meyvesi.

ceni / cenî

  • Devşirilmiş, koparılmış olan. Meyve toplanması ve alınması.

cerv

  • Küçük meyve.
  • Vahşi hayvan yavrusu. Enik.

diraht-ı meyvedar / diraht-ı meyvedâr

  • Meyve veren, yemişli ağaç.

efşar

  • Çimdikleme. (Farsça)
  • Sıkılmış, sıkma (meyve suyu gibi.) (Farsça)

enar

  • Nar meyvesi. (Farsça)

encir

  • İncir meyvesi. (Farsça)

encuh

  • (Encug) Kıvrım. (Farsça)
  • Buruşmuş, solmuş meyve. (Farsça)

eşcar-ı müsmire

  • Meyve ağaçları.

esmar

  • Meyveler.
  • (Tekili: Semer) Meyveler, Yemişler.

ezhar ve esmar-ı binihaye / ezhâr ve esmâr-ı bînihaye

  • Sonsuz çiçekler ve meyveler.

faih

  • (Çoğulu: Fevâih) Meyve ve çiçek kokusu.

fakih

  • (Fâkihe) Yaş meyve, yemiş, yaş hurma ağacı.
  • Şenlendiren, sevindiren.

fakihe / fâkihe / فَاكِهَه

  • (Çoğulu: Fevâkih) Yemiş, yaş meyve.
  • Meyve.
  • Yaş meyve, yemiş.
  • Meyve.

fakihet-ül cennet

  • Cennet meyvesi.

fakihet-üş şita

  • Kış meyvesi.
  • Mc: Ateş.

famiyy

  • Yemiş satıcı, meyve satan kimse.

fass

  • Yüzük taşı.
  • Kemiğin oynak yeri.
  • Meyve içi. Lüb.
  • Kitabın bend ve mebhası.
  • Mektup ve emsâlinin mühürünü açmak.
  • Mc: Gözbebeği.

fayiha

  • (Çoğulu: Fevâyıh) Meyve ve çiçek kokusu.
  • Güzel kokulu nesne.

fevaih

  • (Tekili: Fâih) Meyve ve çiçek kokuları.

fevakih

  • (Tekili: Fâkihe) Meyveler, yemişler, fâkiheler.

ficc

  • Şam karpuzu.
  • Tam olmamış olan meyve.

galle-i vakf

  • Vakfın faide ve mahsulü. Bununla vakfın tabiî ve hukukî semereleri anlaşılır. Vakıf paraların ticareti ve vakıf akarların kirası, vakıf bahçelerin sebze ve meyveleri bu kabildendir.

gayr-ı müsmir

  • Verimsiz, faydasız, meyvesiz.

giran-bar

  • Meyvesi çok olan ağaç. (Farsça)
  • Ağır yüklü. (Farsça)
  • Gebe insan veya hayvan. (Farsça)
  • Zengin, gani. (Farsça)

hanzale

  • Meyvesi acı bir bitki.

harif

  • Güz mevsimi, sonbahar.
  • Meyve toplama zamanı.

hav

  • Çuha ve buna benzer kumaşların ters yüzlerinde bulunan tüy.
  • Şeftâli gibi bazı meyvelerin üzerlerinde bulunan ince tüy.

hedb

  • Meyve toplamak.
  • Davar sağmak.

hurma

  • Bir sıcak iklim meyvesi. (Farsça)
  • Hurma şeklinde yapılan hamur tatlısı. (Farsça)
  • Nahle ağacının meyvesi.

ictina / ictinâ

  • Meyve toplamak. Meyve devşirmek. Bir yere toplamak.
  • Aldanmak.
  • Meyve toplama.

iğde

  • Kızılcığa benzer bir meyve ve bu meyveyi veren ağaç ve çiçeği.

ihbal

  • Gebe koyma, hâmile yapma.
  • Çiçekler dökülüp meyve tutma.

iktitaf

  • Edb: Sözün özünü almak.
  • Ağaçtan meyve toplamak. Toplanma. Toplama.
  • Bir uğraşma sonucunda faydalanma.

iktitaf-ı esmar

  • Meyve toplama.

ismar

  • (Semere. den) Meyve ve semere vermek, fayda vermek.
  • Meyve verme, netice verme.
  • Meyve verme.

ismar eden

  • Meyve veren.

kabzımal

  • Meyve ve sebze yetiştiricileriyle, satıcı arasındaki aracı.

katf

  • Atın veya diğer davarın adımını geç atması.
  • Tırmalamak.
  • Üzüm kesmek.
  • Ağaçtan meyve devşirme.
  • Devşirme mevsimi.

kevar

  • Meyve veya üzüm küfesi. (Farsça)
  • Bal arısı gömeci, petek. (Farsça)
  • Geceleri havada peyda olan bulut. Sis. (Farsça)

leym

  • İnsanlar arasında sulh etmek, barış yapmak.
  • Salâh.
  • Bir nârenciye meyvesi.

mahdud

  • Tesviye edilmiş. Silinmiş, düzgün.
  • Meyvesi çok olup da dalları eğilmiş.

mahruf

  • Toplanılmış devşirilmiş meyve.

mahzud

  • (Mahdud) Silinmiş, tesviye edilmiş.
  • Düzgün.
  • Meyvesinin çokluğundan dalları basıp bükülmüş.

mana-yı ismi / mânâ-yı ismî

  • İsme dair mânâ. Bir şeyin sadece kendisini bilip tanımak. Bir şey başka şeyleri tanıttığı, bildirdiği veya sevdirdiği için olan mânâya da mânâ-yı harfî denir. Bir ağacı gölgesinden, zahirî görünüşünden, bize verdiği meyvesinden dolayı alâka gösterir ve seversek mânâ-yı ismî ile seviyoruz demektir. A

mendud

  • Meyvesi aşağıdan yukarıya yığılı, istifli.

meyve

  • (Çoğulu: Meyvecât) Meyva, yemiş. (Farsça)

meyve-i alem / meyve-i âlem

  • Kâinatın meyvesi.

meyve-i baki / meyve-i bâki

  • Kalıcı, sonsuzluğa ait meyve.

meyve-i cennet

  • Cennet meyvesi.

meyve-i dil

  • "Gönül meyvesi": Evlât, çocuk.

meyve-i ekmel

  • En mükemmel meyve, netice.

meyve-i hak

  • Hakikat, gerçek denilen meyve.

meyve-i imaniye

  • İmanın meyvesi.

meyve-i kudsiye

  • Kutsal, kusursuz ve yüce meyve.

meyve-i mirac

  • Mirac meyvesi.

meyve-i münevver

  • Nurlu meyve.

meyve-i zişuur / meyve-i zîşuur

  • Şuur sahibi, bilinçli meyve.

meyvebar

  • Yemiş veren, meyveli. (Farsça)

meyvecat

  • (Tekili: Meyve) Yemişler, meyveler. (Farsça)

meyvedar / meyvedâr / مَيْوَه دَارْ

  • Yemişli, meyveli, meyve veren. (Farsça)
  • Meyve veren.
  • Meyveli.
  • Meyveli.

meyvefüruş

  • Meyve satan, yemiş satan. Manav. (Farsça)

meyveha

  • (Tekili: Meyve) Meyveler, yemişler. (Farsça)

misket

  • Alaybozan tüfeği. Patlayan bombadan etrafa sıçrayarak tahribe, yaralanmaya ve ölüme vesile olan sert parça. Eskiden kullanılmış geniş çaplı bir silâh. (Fransızca)
  • Güzel kokulu meyve. (Elma, üzüm vs.) (Fransızca)

misvak

  • Kullanılması pek çok faydalı olan ve Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (A.S.M.) ehemmiyetle tavsiye ettiği, diş fırçası vazifesini de gören, hoş kokulu ve meyvesiz bir ağacın dallarından kesilip kullanılan parça.

mive

  • Meyve kelimesinin aslıdır.

muaveme

  • (Ağaç) bir sene meyve verip, bir sene vermeme.
  • Bir seneliğine tutma.

murabba

  • Terbiye görmüş.
  • Kaynatıp kıvama geldikten sonra dondurulmuş.
  • Meyve suyu tatlısı. Reçel. Ezme.

murabbayat

  • (Tekili: Murabbâ) Kaynatılıp kıvamına getirildikten sonra dondurulmuş meyve suyu tatlıları.

mus'a

  • (Çoğulu: Musu) Böğürtlen otunun meyvesi.
  • Bir kuşun adı.

müsakat

  • (Ka, uzun okunur) Meyvesinin bir kısmını almak şartiyle bir bağı veya ağaçları bir kimseye verme.

müsakat şirketi / müsâkât şirketi

  • Bağda üzüm, bahçelerde meyve ve bostanlarda sebze yetiştirmek için, toprak sâhibi ile çalışacak kimse arasında yapılan şirket, ortaklık.

müsmir / مُثْمِرْ

  • Hayır veren, meyve veren, faydalı netice veren.
  • Meyveli, verimli.
  • Meyveli, verimli.
  • Meyve veren, sonuç veren.

müteceffif

  • İçi boşalan, kuruyan, koflaşan (kabuklu meyve).

mütecenni

  • Meyve devşiren, meyve toplayan.
  • Birine suç isnad eden, iftira atan. Müfteri.

nadic

  • Olgun meyve.
  • İyi pişmiş et.

nar

  • (Çoğulu: Niran, envar, niyere, niyâr) Ateş. Cehennem.
  • Bir meyve adı.
  • Mc: Allahın gadabı.
  • Yakıcı, azab verici her şey. Şer. Dalâlet. Sefâhet.

nar-ı beyza

  • "Akkor, beyaz ateş" mânâsında olan bu tâbir fizikte: 1800 derece kadar olan hararette erimeyen cismin sıcaklık hâli demektir.
  • Bir meyve adı.

nardenk

  • Erik, nar, elma, kızılcık gibi meyvelerden çıkarılan ekşimsi pekmez. (Farsça)

narenciye

  • Turunçgiller. (Mandalina, portakal, limon gibi meyveler.)

netice-i bakiye / netice-i bâkiye

  • Ebedi, kalıcı meyve, sonuç.

netice-i hayat

  • Hayatın neticesi, hayatın meyvesi, ürünü.

nevber

  • Turfanda meyve. (Farsça)
  • Memeleri yeni belirmeye başlamış kız. (Farsça)

sarm

  • (Surm) Bağ kesmek. Meyve toplamak. Bir şeyi kökünden ayırmak.

şecer-i meyvedar / şecer-i meyvedâr

  • Meyve veren ağaç, meyveli ağaç.

semer

  • Meyve, yemiş mahsul. Verim. Netice.
  • Meyve.

semerat / semerât / ثَمَرَاتْ

  • Meyveler.
  • Meyveler, neticeler.
  • (Tekili: Semere) Meyveler, faydalar. Kârlar. Menfaatler.
  • Meyveler.

semerat ve gayat-ı hayatiye / semerat ve gayât-ı hayatiye

  • Hayatın gayeleri ve meyveleri.

semerat-ı ef'al / semerât-ı ef'al

  • Fiillerin meyvesi, neticesi.

semerat-ı harika / semerât-ı harika

  • Harika meyveler.

semerat-ı manzume ve mevzune

  • Tertipli, düzenli, ölçülü ve san'atlı meyveler.

semerat-ı niam / semerât-ı niam

  • Nimet meyveleri.

semerat-ı rahmet

  • Rahmet meyveleri.

semerat-ı uhreviye / semerât-ı uhreviye

  • Âhirete ait meyveler.

semere / ثمره / ثَمَرَه

  • Meyve.
  • Meyve, ürün.
  • Meyve.
  • Meyve.

semere-i alem / semere-i âlem / ثَمَرَۀِ عَالَمْ

  • Kâinatın meyvesi.
  • Alemin meyvesi.

semere-i ilham

  • İlhamın neticesi, meyvesi.

semere-i ittiba / semere-i ittibâ

  • Tâbi olmanın meyvesi.

semere-i kainat / semere-i kâinat

  • Kâinatın meyvesi.

semere-i kur'aniye / semere-i kur'âniye

  • Kur'ân meyvesi.

semere-i mirac

  • Mirac meyvesi.

semere-i sa'y

  • Çalışma ve çabalamayla ortaya çıkan netice, meyve.

semere-i saadet / semere-i saâdet

  • Mutluluk meyvesi.

semere-i şecere-i hilkat / ثَمَرَۀِ شَجَرَۀِ خِلْقَتْ

  • Yaratılış ağacının meyvesi.
  • Yaradılış ağacının meyvesi.

semere-i vahid

  • Bir tek meyve.

semere-i vahiy

  • Vahyin neticesi, meyvesi.

semeredar / semeredâr

  • Meyveli, verimli.
  • Meyveli.

semeresiz

  • Meyvesiz, sonuçsuz.

semra'

  • Yemişli ağaç. Meyveli ağaç.

simar

  • (Tekili: Semere) Meyveler, yemişler.
  • Mc: Faydalar.

şıra

  • Meyveden sıkılan su.

talh

  • Muza benzer meyve. Akasya ağacı.

tecenni

  • Meyve devşirme.
  • Bir kişiye işlemediği günahı işledi diye isnad etmek.

tefekküh / تَفَكُّهْ

  • Yemiş toplayıp vermek. Meyvedar olmak. Meyvelenmek.
  • Pişman olmak.
  • Pek hoşlanıp hayrette kalmak.
  • Meyve yemek.
  • Meyve.
  • Meyve yeme, meyvelenme.

tefekkühat

  • Meyve ziyafetleri.

tefekkühat-ı ilmiye

  • Meyve ziyafetleri hükmünde olan ilmin detayları, ayrıntıları.

telhbar / telhbâr

  • Acı olan meyve. Meyvesi acı olan. (Farsça)

tercib

  • (Çoğulu: Tercibât) Ululama, tazim.
  • Meyvesi çok olan ağacın dalları altına destek koyma.

terfend

  • (Terfende) Turfanda. Mevsiminden önce yetiştirilmiş meyve veya sebze. (Farsça)

tezbib

  • Bir şeyin içine kuru üzüm koyma.
  • Yaş meyveyi kurutma.

turfanda

  • Mevsiminden önce yetiştirilen meyve veya sebze.

ükl

  • (Ükül) Meyve, yiyecek, azık.
  • Zekâ.

usare

  • Öz su, sıkılmış meyve suyu.

utme

  • İğde gibi zeytin biçimindeki meyve.

zakkum

  • Cehennem'de bir ağacın ismi, cehennemliklerin yiyeceği.
  • Gösterişi güzel, çiçekli ve zehirli meyvesi olan yâsemine benzeyen bir bitki ismi.

zakkum-u cehennem

  • Cehennemdeki zakkum ağacının meyvesi.

zakkum-u esmar

  • Cehennem meyveleri.

zat-ul esmar / zât-ul esmâr

  • Meyve veren. Meyveli.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR