LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te MER kelimesini içeren 162 kelime bulundu...

ades / عدس

  • Mercimek. (Arapça)

adese / عدسه / عَدَسَه

  • Mercek.
  • Mercek.
  • Mercek. (Arapça)
  • Mercek.

adesi / adesî

  • Mercimeğe benziyen şey.

ağıt

  • Mersiye. Ölen kimse için söylenen ve onu öven ve üzüntüyü anlatan şiir. Ölen için ağlama. (Müslümanlıkta ölenin arkasından aşırı ağlayıp dövünme iyi değildir.)

aksa-yı meram

  • Meramların, arzuların en sonu. Emellerin son haddi.

ani'l-merkeziye

  • Merkezden dışa doğru.

as

  • Mersin ağacı.

asmar

  • Mersin ağacı. (Farsça)

atol

  • Mercan adası. Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık.

ayn-ı merhamet

  • Merhametin ta kendisi.

bargah-ı merhamet / bârgâh-ı merhamet

  • Merhamet makamı.

bargah-ı rahmet / bârgâh-ı rahmet

  • Merhamet ve şefkat dilenen yüce makam.

beylik

  • Merkeze tam bağlı olmayarak bir beyin yönetimi altındaki ülke, emirlik, emaret, mirlik.

bika

  • Mercimek.

birahm / bîrahm / بى رحم

  • Merhametsiz, acımasız. (Farsça - Arapça)

bülsün

  • Mercimek mesabesinde hububattan bir habbe. (Bâzı yerde mercimek de derler.)

büssed

  • Mercan taşı.

calib-i merhamet / câlib-i merhamet

  • Merhamet çeken.

cenab-ı erhamü'r-rahimin / cenâb-ı erhamü'r-râhimîn

  • Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

cenab-ı erhamürrahim / cenâb-ı erhamürrâhim

  • Merhametlilerin en merhametlisi olan, sonsuz şeref ve azamet sahibi yüce Allah.

cenab-ı erhamürrahimin / cenâb-ı erhamürrâhîmin

  • Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

cilve-i merhamet

  • Merhamet cilvesi, görüntüsü.

civanmerd

  • Mert, iyi insan.

civanmerdane / civanmerdâne

  • Mert ve yüksek cesaret taşıyan bir kişi gibi.

dalgıç

  • Mercan, inci ve saire avlamak veya denizin dibine düşmüş olan şeyleri çıkarmak için denizin dibine dalmaya alışık adam. (Türkçe)

derece-i süllem

  • Merdiven basamağı.

dereke-i mirkat

  • Merdivenin en alt basamağı.

dersec

  • Mercimek.

dilirane / dilirâne

  • Mertçesine, yiğitçesine, bahadırcasına. (Farsça)

diliri / dilirî

  • Mertlik, yiğitlik, yüreklilik. (Farsça)

ehl-i insaf / ehl-i insâf

  • Merhametli, adil olanlar.

ekser-i meratib

  • Mertebelerin çoğu, mertebe, derece çokluğu.

emansız

  • Merhametsiz, müsaadesiz.

erhamü'r-rahimin / erhamü'r-râhimîn

  • Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.

erhamürrahimin / erhamürrahimîn / erhamürrâhimîn

  • Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah.
  • Merhametlilerin en merhametlisi olan Allah.
  • Merhametlilerin en merhametlisi mânâsına, Allahü teâlânın mübârek isimlerinden.

esa

  • Merhem, tiryak, ilâç.

eşbeh

  • Mert, yiğit, kabadayı, cesur kimse. (Bu tâbir bilhassa yeniçeriler hakkında kullanılırdı.)

gayret-i merdane

  • Mertçesine gayret.

hadşe-nisar

  • Merak veren, vesvese. (Farsça)

hakikat-i rahimane-i müdebbirane / hakikat-i rahîmâne-i müdebbirâne

  • Merhamet ve tedbirle iş gören bir zâta yakışan hakikat.

hanan

  • Merhamet, şefkat, acıma.

hatt-ı nısf-ün nehar

  • Meridyen. Ekvatora dik olarak geçtiği farzedilen dairelerin her biri.

himar

  • Merkep. Eşek.

hızzet

  • Mertebe, menzile, derece.

ihtifal

  • Merasim.

ihtifalat / ihtifâlât

  • Merasimler, törenler.

ile'l-merkeziye

  • Merkeze doğru.

iltifat-ı şah-ı merdan / iltifât-ı şah-ı merdan

  • Mertlerin şahı olan Hz. Ali'nin iltifâtı, mânevî ilgi ve teveccühü.

inayet-i rahmaniye / inâyet-i rahmâniye / عِنَايَتِ رَحْمَانِيَه

  • Merhametli olan Allahın yardımı.

insaf / insâf

  • Merhamet ve adâlet dâiresinde hareket. Hakikatı kabul ve itiraf.
  • Merhamet ve adalet dairesinde hareket, vicdanlı bakış.
  • Merhamete dayalı adalet.

istirham / istirhâm / اِسْتِرْحَامْ

  • Merhamet dileme.
  • Merhamet dilenme.
  • Merhamet isteme, ricâ etme.

istirhamname / istirhâmnâme

  • Merhamet dilenme yazısı.

istitafkarane / istitafkârane / istîtafkârâne

  • Merhamet isteyen gibi.
  • Merhamet isteyene yakışır şekilde.

kambin / kâmbin

  • Merâmına erdiren. İsteğine kavuşturan. (Farsça)

kan-ı merhamet / kân-ı merhamet

  • Merhamet kaynağı.

kasme

  • Merdiven ayağı.

kat'-ı merahil / kat'-ı merâhil

  • Merhaleleri, durak yerlerini geçme. Yol alma, ilerleme.

kat'-ı meratib

  • Mertebeleri aşıp geçme.

kat'-ı meratip / kat'-ı merâtip

  • Mertebeleri aşma.

kuvve-i an-il-merkeziye

  • Merkezkaç kuvvet. Cisimlerin kendi mihveri üzerine hareketi zamanında merkezinde hâsıl olan kuvvete denilir. Merkezde dönen bir tekerleğin etrafında yapışık veyahut üstünde taşıdığı cisimlerin etrafa yayılıp dağılmasıyla bu kuvvetin mevcudiyyeti anlaşılır.

lezzet-i rahmet

  • Merhametteki lezzet.

lutf-u merhamet / lûtf-u merhamet

  • Merhametin lütfu, ikram ve ihsanı.

ma'ric

  • Merdiven, yükseliş yeri.

makarr

  • Merkez.

mearic / meâric / معارج

  • Merdivenler. (Arapça)

medar-ı merak / medâr-ı merak

  • Merak kaynağı.

medaric / medâric / مدارج

  • Merdivenler. (Arapça)

mekremet-güster

  • Merhamet dağıtan, merhamet yayan.

mer'iyyet

  • Mer'î oluş. Makbul olma. Muteber olma. Hükmü geçer olma.

merak aver / merak âver

  • Meraklı, merak uyandıran.

merak-aver / merak-âver

  • Merak verici. Merak veren.
  • Merak verici, düşündürücü.

merakaver / merakâver

  • Merak uyandıran.
  • Merak verici. Düşündürücü. Meraklandırcı. (Farsça)
  • Merak verici.

merakiz / merâkiz / مراكز

  • Merkezler. Karargâhlar. Karar yerleri.
  • Merkezler.
  • Merkezler. (Arapça)

meratib / merâtib / مراتب

  • Mertebeler. Basamaklar. Kademeler. Dereceler.
  • Mertebeler, dereceler.
  • Mertebeler.
  • Mertebeler.

meratip / merâtip

  • Mertebeler.

merbutan

  • Merbut olarak. Bağlanmış ve ekli olarak.

mercan / mercân / مرجان

  • Mercan. (Arapça)

mercane

  • Mercan tanesi.

merd

  • Mert, sözünün eri.

merdane / merdâne / مَرْدَانَه

  • Mert kişiye yakışır şekilde.
  • Mertçe.
  • Merdce.

merdbaz

  • Merd olmayan. Nâmerd. Sözünde durmayan. Orospu. (Farsça)

merdekuş

  • Merzencüş otu.

merdiven / نردبان

  • Merdiven. (Farsça)

merdudiyet

  • Merdudluk. Kovulmuşluk, geri çevrilmişlik.

merhametbahş

  • Merhamet eden. Merhametli. (Farsça)

merhameten / مَرْحَمَتاً

  • Merhamet ederek.
  • Merhamet ederek.
  • Merhamet ederek.

merhametgüster

  • Merhametli, merhamet edip acıyan. (Farsça)

merhametkar / merhametkâr

  • Merhametli, şefkatli.
  • Merhametli.

merhametkarane / merhametkârâne

  • Merhamet edercesine.
  • Merhametli bir şekilde.

merhametpenah

  • Merhametli. (Farsça)

merhametperver

  • Merhametli, esirgeyici, acıyan. (Farsça)

merhametperveri / merhametperverî

  • Merhametlilik, esirgeyicilik. (Farsça)

merhametşiari / merhametşiarî

  • Merhametlilik, merhametli oluş. (Farsça)

merhemsay / merhemsây

  • Merhem süren. Çare ve deva bulan. (Farsça)

merkezi / merkezî

  • Merkezde olan.
  • Merkezde bulunan.

merkeziyet / مَرْكَزِيَتْ

  • Merkezlik.
  • Merkezlik.
  • Merkez olma.

mersin

  • Mersin ağacı.

mes'ad

  • Merdiven. İp merdiven.

meyl-i merhamet

  • Merhamet etme isteği, eğilimi.

mi'raç / mi'râç / مِعْرَاجْ

  • Merdiven.

mihrban

  • Merhamet ve şefkat sahibi. Muhabbetli, sevimli, yumuşak huylu ve güleryüzlü. (Farsça)

mirac / mîrâc

  • Merdiven.

mirkat

  • Merdiven. Basamak. Derece.
  • Mertebe, derece.

mıs'ad

  • Merdiven. Yükseğe çıkmakta kullanılan âlet. Asansör.

mücc

  • Mercimek.

mucib-i merak

  • Merakta bırakan.

murd

  • Mersin ağacı. (Farsça)

mürg

  • Merg. Kuş. (Farsça)

mürüvvet / مُرُوَّتْ

  • Mertlik, insanlık.

mütecessis / متجسس

  • Meraklı, merak eden. (Arapça)

mütecessisane / mütecessisâne / متجسسانه

  • Merak ederek, meraklı. (Arapça - Farsça)

mütehalif-ül merkez / mütehâlif-ül merkez

  • Merkezi bir olmıyan.

mütemerkiz

  • Merkezleşmiş.

mütemerkiz nokta

  • Merkezleşmiş nokta, bir araya toplandığı nokta.

namert / nâmert

  • Mert olmayan, alçak.

namertlik / nâmertlik

  • Mertçe davranmamak.

nar-ı merkeziye

  • Merkezdeki ateş, sıcaklık.

nazar-ı merhamet

  • Merhametli bakış.

nerbdan

  • Merdiven. (Neverdi bâm'dan alınmıştır. Neverd; kıvrım, büküm; neverdiden; tayyetmek, dürmek; bam, ban; tavan mânalarına gelirler. Üst kata merdivenle çıkıldığından, neverdibâm yerine hafifletilmişi olan nerdbân denilmiştir.) (Farsça)

nısfunnehar / nısfunnehâr / نصف النهار

  • Meridyen. (Arapça)

nokta-i merkeziye

  • Merkez nokta.

paye / pâye

  • Mertebe, rütbe.

pürmerak

  • Merak dolu.
  • Merakla dolu, pek meraklı.

rabb-i rahim / rabb-i rahîm / رَبِّ رَح۪يمْ

  • Merhametle terbiye edici olan (Allah).

rahim / rahîm / رَح۪يمْ

  • Merhametli, acıyan.
  • Merhamet eden Allah.

rahimane / rahîmâne

  • Merhametli bir şekilde.

rahimiyet / rahîmiyet

  • Merhamet edicilik.

rahm ü şefkat

  • Merhamet ve şefkat etmek.

rahman / رحمان

  • Merhametli Tanrı. (Arapça)

rahmetfeşan / rahmetfeşân

  • Merhamet saçan.

raif / râif

  • Merhametli, re'fetli.
  • Merhametli.

rakıde

  • Mertek adı verilen uzun ince ağaç.

re'fet / رَأْفَتْ

  • Merhamet, şefkat.
  • Merhamet.

re'fetkarane / re'fetkârane / re'fetkârâne / رَأْفَتْكَارَانَه

  • Merhametli bir şekilde, çok acıyarak.
  • Merhamet ederek.

refet

  • Merhamet, acıma.

refetkarane / refetkârane

  • Merhamet edercesine.

rend

  • Mersin ve defne ağaçları.

ruham / رخام

  • Mermer.
  • Mermer. (Arapça)

ruhami / ruhamî

  • Mermerden yapılmış. Mermerle ilgili.

santrifüj

  • Merkezkaç kuvveti.

şe'n-i merhamet

  • Merhametin gereği.

şefikane

  • Merhametlice, acıyarak. Acımak suretiyle. şefkat ederek. (Farsça)

şefkat / شفقت

  • Merhamet.

şefkatli

  • Merhamet eden, acıyan.

şefkatsiz

  • Merhametsiz, acımasız.

sikke-i merhamet

  • Merhamet mührü.

süllem / سلم

  • Merdiven. (Arapça)

taaddüd-ü merkez / تَعَدُّدُ مَرْكَزْ

  • Merkezin çokluğu.
  • Merkezin birden fazla olması.

taattuf

  • Merhamet etme, esirgeme.

tazmid

  • Merhemli bezi yaraya sarıp bağlama.

tecelli-i merhamet / tecellî-i merhamet

  • Merhametin tecellîsi, yansıması.

tecessüskar / tecessüskâr / تجسسكار

  • Meraklı, mütecessis. (Arapça - Farsça)

tefhim-i meram / tefhim-i merâm

  • Merâmını anlatma.

tehannün

  • Merhametle nimetlendirme.

temerküz

  • Merkezleşme.

terahhum / تَرَحُّمْ

  • Merhamet etme, acıma. Şefkatte bulunma, esirgeyip besleme.
  • Merhamet etme.
  • Merhamet etme, acıma.

terahhumat / terahhumât

  • Merhamet etmeler.

terakkuk

  • Merhamete gelme, acıma.

terehhum

  • Merhamet ve şefkat etme.

terehhumat / terehhumât

  • Merhametler, şefkat ifadeleri.

utarid

  • Merkür, güneşe en yakın olan gezegen.

veçh-i merhamet

  • Merhamet yönü.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR