LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te MAns ifadesini içeren 83 kelime bulundu...

adem-i iman

  • İmansızlık, iman etmeme.

bi-aman / bî-aman

  • Amansız.

bi-gah / bî-gah

  • Vakitsiz, zamansız. (Farsça)

bi-hengam / bî-hengam

  • Vakitsiz, zamansız. (Farsça)

bi-mecal / bî-mecal

  • Mecalsiz, halsiz, dermansız, zayıf. (Farsça)

biaman / bîaman / بى امان

  • Amansız, acımasız.
  • Amansız.
  • Amansız. (Farsça)

bieman / bîeman / بى امان

  • Amansız. (Farsça)

bimecal / bîmecâl / بى مجال

  • Takatsiz, dermansız. (Farsça - Arapça)

birad

  • İhtiyar, pir. Dermansız, güçsüz kimse. (Farsça)

bişar

  • Esir, kul, köle. Harpte teslim alınan kimse. (Farsça)
  • Altın, gümüş kakmalı işlemeler. (Farsça)
  • Takatsiz, dermansız, halsiz. (Farsça)

cah

  • (Câhe) Makam, mansıb. Kadr, itibar. (Farsça)

dehri / dehrî

  • Zamanla ilgili, kıyamete inanmayan îmansız felsefeci.

dehriye

  • Devre ait. Zamana dair ve müteallik.
  • Âlemin ezelî ve ebedîliğini iddia edip âhirete inanmıyan münkir ve imansız bir fırka.

dehriyyun / dehriyyûn

  • Zamanı tanrılaştıran îmansız felsefeciler.

devam

  • Burada imansızlığın devamı kastediliyor.

ehl-i ilhad

  • Doğru meslek ve dinden, Hak yolundan çıkıp bâtıl yola sapan, imansızlar, dinsizler. (Farsça)

emr-i biemani / emr-i bîemânî

  • Amansız, acımasız emir.

emr-i küfri / emr-i küfrî

  • İmansızlığa ait bir iş ve bir husus.

Emzik / Bibs / Kidful

  • About Page template By Adobe Dreamweaver CC
    sample

    Bibs Kauçuk Emzik


    Söz konusu emzik olunca, BIBS Colour gerçek bir klasik. Yaklaşık 40 yıldır Danimarka'da tasarlanıp üretilen BIBS Colour emzikler, %100 doğal kauçuk ucuyla, hava akışı sağlayan delikleri ve cilt tahrişini önlemek için geliştirilen hafif eğimli yapısı ile gerçek bir efsane! BIBS Colour, yuvarlak ve yumuşak kauçuk uç kısmı ile anne memesine en yakın forma sahip olduğundan, çocuklar tarafından kolay kabul ediliyor. Anne memesini taklit ederek, emiş sırasında hava akışı sağlıyor. Ultra hafif ve sağlam yapısı ile bebeğinizi yormuyor. BPA, PVC ve phthalates gibi zararlı maddeler içermiyor ve dünyaca geçerli EN 1400 standardına göre üretiliyor. Hiçbir emzik markasında göremeyeceğiniz kadar fazla renk çeşitine sahip olan BIBS Colour, klasikleşen zamansız tasarımı ve elegant duruşu ile tasarım ve işlevselliği birleştiriyor. BIBS Colour, bir emzikten beklenen tüm detaylara sahip olmasının yanısıra; bir emzikten beklenmeyen güzellikte tasarımı ile, tüm dünyada hem anneleri hem çocukları kendine hayran bırakıyor…

    https://www.kidnkind.com/bibs

sample

Kidful Bitkisel Boyalı Emzik Askısı


KIDFUL Emzik Askıları, çocuk ürünlerinde kullanıma uygun olan, en kaliteli %100 gerçek deriler kullanılarak EN 12586 standartlarına göre üretilir. KIDFUL'un organik serisinde kullanılan boyalar tamamen bitkiseldir ve kimyasal madde içermez. KIDFUL'un özel olarak üretilen metal klipsi kurşun ve krom içermez. Metal klipsin kıyafetlere zarar vermemesi için, klips içerisinde plastik aparatı bulunur. KIDFUL emzik askısını, güçlü lastik ve güçlü bağlantı yapısı ile, uzun seneler yıpranma sorunu yaşamadan kullanabilirsiniz...
https://www.kidnkind.com/kidful


Kidnkind Emzik Anne Bebek ve Tekstil Ürünleri Ticaret Limited Şirketi


Web sitesi :www.kidnkind.com

Telefon : 0(216) 606 21 06

(www.kidnkind.com)

ene'l-hak

  • Hallâc-ı Mansûr tarafından "Ben yokum, Hak teâlâ vardır." mânâsında söylendiği hâlde, görünüşte; "Ben Hak'kım" manasına alınan söz.

ene'l-hakk

  • "Ben hakkım" anlamına gelen ve ilk defa Hallac-ı Mansûr tarafından söylenen söz.

engiştal

  • Hasta ve zayıf kimse. Dermansız, bî-derman kişi. (Farsça)

esrik

  • Sarhoş, mest.
  • Azgın, kızgın.
  • Zayıf, hasta, hâlsiz, dermansız, tâkatsiz.

farmason

  • Mason. Dinsiz, imansız. (Fransızca)

feraine

  • (Tekili: Fir'avn) Fir'avunlar. Mütekebbirler. İmansızlar.

firuz

  • Said, hurrem, saadetli, uğurlu, muzaffer, mansur.

gah ü na-gah / gâh ü na-gâh

  • Vakitli vakitsiz, zamanlı zamansız.

gavur / gâvur

  • Müslüman olmayan, îmânsız.
  • Kâfir, îmansız.

hal'

  • Kaldırma. Kal' etme.
  • Hükümdarı tahttan indirmek. Azletmek.
  • Mansıb ve mesnetten ihraç etmek.
  • Elbise gibi şeyleri soymak.
  • Bir şeyi izâle edip ayırmak ve terketmek.
  • Karısını boşamak. Evlâdını evlâdlıktan reddetmek.

har

  • Hor, hakir, âdi. Aşağı. (Dinsiz, imansız ve din düşmanı ahlaksızların ve sefihlerin vasıfları.) (Farsça)

hasm-ı biaman / hasm-ı bîaman

  • Amansız düşman. Merhamet bilmeyen düşman.

hayf

  • (Hayfâ) Emansızlık. Haksızlık. Zulüm. Cevr. (Vah vah, yazık, eyvah, yazıklar olsun meâlinde söylenir.)

hubb-u cah

  • Makam ve mansıb sevgisi.

hümanizm

  • Lât. Edb: İslâmiyete mugayir ve aykırı eski Yunan ve Lâtin edebiyatı ve felsefesi taraftarlığı hareketi.
  • Fls: İnsan menfaatını hayatta değer ölçüsü kabul eden ve dine tâbi olmayan, insana aşırı hâkimiyet tanımak isteyen ve maddeperest, dinsiz, imansız bir cereyan, bir fikir ve bâtıl

ibda'

  • Cenab-ı Hakkın âletsiz, maddesiz, zamansız, mekânsız yaratması ve icâdı.
  • Misli gelmemiş bir eser meydana koymak, icâd, ("İbda', ihdâs, ihtirâ, icâd, sun', halk, tekvin" kelimeleri birbirine yakın mânâdadırlar.)
  • Edb: Geçmişte benzeri olmayan şiiri söylemek.

ihriz

  • Bitkin, dermansız. Kımıldanmağa ve bir şey yapmağa hâli ve mecâli olmayan.

ihsasiyye

  • Tecrübeden ve hissedilenden gayrısını kabul etmeyen. Hissiyyun ve maddiyyun fırkasından olanlar. İmansızlık. Dinsizlik.

ilhad / ilhâd

  • Dinden çıkmak. Dinsizlik. Dinden dönmek. Allahın varlığına, birliğine inanmamak. İmânsızlık.
  • Kur'ân-ı kerîmde ve hadîs-i şerîflerde açıkça bildirilmiş olan, müctehid âlimlerin söz birliği ile bildirdikleri ve müslümanlar arasında yayılan îmân bilgilerine uymamak, doğru yoldan ayrılmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olan inanış.

intisab

  • (Nasb. dan) Dikilip durmak.
  • Yükseğe kaldırmak.
  • Bir mansaba tayin olunmak.
  • Gr: Kelimenin mansub olması

isfirar-ı şems vakti / isfirâr-ı şems vakti

  • Güneşin sararması vakti. Tozsuz, dumansız, berrak bir havada güneş ışığının geldiği yerlerin veya kendisinin bakacak kadar sararmaya başlamasından (güneşin alt kenarının görünen ufuktan bir mızrak boyu yükseklikte olduğu vakitten) güneş batıncaya kadar geçen zaman. İslâm astronomi âlimleri, bir mızr

kabr azabı / kabr azâbı

  • Îmânsız ölenin ve günahkâr müslümanın kabre konulduktan sonra çektiği, nasıl olduğunu bilemediğimiz azâb, cezâ.

kade

  • Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.

kafir / kâfir

  • Îmansız.

küfr

  • Örtmek mânâsınadır. Kalbe âit bir sıfattır. Hak dini inkâr edip, hakkı inkâr edene ve gizleyene "kâfir" denilir. Kâfirliğin sıfatı küfürdür.
  • Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık.
  • Allaha (C.C.) yakışmıyan sıfatlar uydurmak. Müslümanlığa uymayan şeylere inanmak.
  • Allah'a inanmama ve ona ortak koşma.
  • Dinsizlik, imansızlık, kâfirlik.
  • Nankörlük.
  • Kaba, ayıp söz söyleme, sövme.
  • Îmansızlık.

küfr-i hükmi / küfr-i hükmî

  • İslâmiyet'in îmânsızlık alâmeti dediği sözleri söylemek ve işleri yapmak.

küfran / küfrân

  • Îmansızlık, nankörlük.

küfür / كفر

  • Îmansızlık.
  • İmansızlık.

lailaç / lâilaç

  • Çâresiz, dermansız, imkânsız.

maddiyyun

  • Maddeciler, mâneviyata inanmayanlar îmansız felsefeciler.

makam / makâm

  • Durulacak yer.
  • Rütbeli yer.
  • Câh. Mesned. Mansab.
  • Musikide usul. Tempo.
  • Yüksek dereceli me'mûriyet, me'mûrluk yeri, mevkî, mansıb.
  • Tasavvuf yolunda bulunan kimsenin bu yolda ilerlerken kazandığı mânevî derecelerden her biri.

mansıbdar / mansıbdâr

  • Mansıbda bulunan. (Farsça)

mansubin / mansubîn

  • (Tekili: Mansub) Memuriyette bulunanlar. Hizmette olanlar.

maric

  • Dumansız ateş, alev.
  • Dumansız barut.

mason

  • Duvarcı mânasına bir kelimeden alınmış isimdir. Dinsiz, imânsız mânâsına kullanılır. Fermeson veya farmason da denir. (Fransızca)

materyalist

  • Maddeci, sadece maddeye inanan îmansız.

materyalizm

  • Maddecilik, maddeden başka varlık tanımayan îmansız felsefe.

maturidi / maturidî

  • Mâturidi Mezhebi ve bu mezhebden olan. Semerkand şehrinin Mâturid köyünden olan Ebu Mansur-u Mâturidi'yi (Hicri: 280-332) itikadda imam olarak kabul edenler. Amelde Hanefi Mezhebinden olanlar, itikadda Maturidi mezhebindendir. Çünkü bu Zât, Ehl-i Sünnet itikadına muhalif görüşleri, eserleri ile redd

matüridi / mâtürîdî

  • Ehl-i sünnetin (Peygamber efendimiz ve Eshâbının yolunda olanların) îmânla ilgili bilgilerde tâbi olduğu iki imâmından biri. Ebû Mansur-ı Mâtürîdî.
  • Îmân bilgilerinde Ebû Mansûr Mâtürîdî'nin bildirdiği gibi inanan kimse.

mehdi-yi abbasi / mehdi-yi abbasî

  • (Hi: 120-163) Abbâsi Halifesidir. Ebu Abdullah Muhammed diye de anılır. Halife Mansurun oğludur. Meşhur ve iyiliği ile umumi kabul gören bir zat olup hususan sulh zamanında imparatorluğun inkişafı için çok çalışmıştır. Yeni yollar yaptırmış, postayı ıslâh etmiş ve Abbâsi Sülâlesinin en iyi hükümdarı

melahide

  • Mülhidler. Dinsizler. İmânsızlar.

menasıb

  • (Tekili: Mansıb) Devletin başlıca hizmetleri. Makamlar, rütbeler, pâyeler.

mensub

  • (Bak: Mansub)

mensus

  • (Bak: Mansus)

menzuf

  • Susuzluktan dolayı dili kurumuş kimse.
  • Kan kaybından dolayı dermansız ve güçsüz kalmış olan insan.

meşşaiyyun

  • Meşşâiler. Derslerini gezerek veren, peygamberlere uymayarak yalnız akıl ve fikir ile hakikatı bulmaya çalışan ehl-i dalâlet. Dinsizlik yolunu açanlar, sadece akla itimad eden ve vahye tâbi olmayan imânsızlar.

muattıl

  • Îmansız, tanrıtanımaz.

muattıla

  • Îmansız, tanrıtanımaz.

mülhid

  • Dinden çıkan, dinsiz, kâfir, imânsız. Haşir ve âhirete inanmayan.

mülhidane / mülhidâne

  • Dinsizce, imansızca. Mülhid olan bir kimseye yakışır şekil ve surette. (Farsça)

münkir-i hakikat

  • Hakkı, hakikatı inkâr eden.
  • İmansız.

müzmen

  • Müzmin hale gelmiş.
  • Mc: Halsiz düşmüş, dermansız kalmış, zayıflamış.

na-behengam / na-behengâm

  • Vakitsiz, mevsimsiz, zamansız. (Farsça)

nuhas

  • Bakır. Bakır para.
  • Kızgın mâden.
  • Kıtr. Ateş. Tunç ve demir döğülürken sıçrayan şerâre.
  • Dumansız alev.
  • Bir şeyin aslı.
  • Tütün.

rekaket

  • Kekeleme, dil tutukluğu.
  • Sözün kusurlu oluşu. Belagattan mahrum olmak.
  • Zayıf ve ince olmak, yufka olmak.
  • El ile cismin hacmi ve cüssesini anlamak için yoklamak.
  • Gevşeklik, zayıflık, dermansızlık.

sır

  • Gizli, gizlenilen şey.
  • Âlem-i emrin (maddesiz, zamansız ve ölçüye girmeyen âlemin) beş mertebesinden biri. Tasavvuf yolculuğunda rûhun üstündeki derece.

şivaz

  • Dumansız ateş.
  • Susamak.

su'-i hatime / sû'-i hâtime

  • Îmânsız ölmek, kötü son.

tağut

  • Azgın, sapkın, îmansız, ilâh gibi saygı gören, heykellerine bile saygı duyulan, sapan ve saptıran.

tatil / tâtil

  • İnkâr, îmansızlık.

tekfir / tekfîr

  • Bir kimseye küfr, îmânsızlık nisbet etmek, kâfir demek.

za'fiyyet

  • Zayıflık, dermansızlık, güçsüzlük.

zafiyet / zâfiyet

  • Güçsüzlük, dermansızlık.

zar

  • İnleyen, sesle ağlayan. (Farsça)
  • Zayıf, dermansız. (Farsça)

 

Bağış Yapmak İçin Tıklayın