LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te MİDE ifadesini içeren 82 kelime bulundu...

areb

  • Şehir ehli olanlar.
  • Mide fesâdı.

ayin / âyin

  • Merâsim. Usûl. Görenek. Dinî âdâb. Âdet, örf ve kanun.
  • Ziynet, süs.İslâm'da fıkıh lisânı âyin kelimesini kabul etmemiştir. Bazı vakıflar, filân câmide herhangi bir tarikat âyini icra için te'sis yapacakları zaman vaki olan müracaatlarında fetvahâne tarafından verilen müsaadelerde âyi

batın

  • Mide, karın.

batn

  • Karın, mide.
  • İç, karın, insanın içi. Mide.
  • Soy, nesil.
  • Birbirlerine hısımlığı pek yakın olmayan küçük kabile.

behv

  • (Behve) Misafir odası.
  • Yer altında hayvan ağılı. (Bu iki mananın cem'i Ebhâ-Bühüvv şeklindedir)
  • Geniş meydan, yer.
  • Göğüsün içi, boğazdan mideye kadar olan aralık.
  • Rahim ile mahrecinin arası.

berde

  • Tıb: Mide dolgunluğu.

berede

  • Dolu.
  • Çok yemekten midenin dolması.

beşm

  • Çok yemekten dolayı midenin dolması.

betin

  • Yalnız midesini düşünen kimse.

bevvab-ı mi'de

  • Mide kapısı.

bıtna

  • Malın, paranın ve servetin ziyadeliğinden doğan sürur, sevinç.
  • Mide dolgunluğu.

buht

  • Arabî ile Acemîden doğmuş develer.

camid

  • (Câmide) Ruhsuz, sert, katı madde. Cansız.

cemaat / cemâat / جماعت

  • Topluluk. (Arapça)
  • Camide ibadet edenler. (Arapça)

cev'an

  • (Cu'. dan) Acıkmış, aç, midesi boş.

dagas

  • Çok yemekten dolayı midenin dolması.

ebes

  • Çok süt içmekten dolayı midede ve karında meydana gelen şiş.

fazz

  • Kaba ve kötü huylu olan kimse.
  • Karın suyu, mide suyu.

fesad-ı mi'de

  • Mide fesadı, mide bozukluğu.

fuak

  • Can çekişme.
  • Midenin çekilip toplanması.
  • Hıçkırık.

gamt

  • Çok yemekten dolayı midenin şişmesi.
  • Ağırlık olmak.

gaseyan

  • Mide bulantısı. Kusmak.

gudde-i mideviye

  • Mide bezi.

hamaid

  • (Tekili: Hamîde) Bir kimsenin medhedilmeğe lâyık olan işleri.

hatib / hatîb

  • Câmide müslümanlara dînî nasîhat eden ve hutbe okuyan.

havsala

  • Zihnin bir şeyi kavrama derecesi. Anlayış. Akıl.
  • Tıb: Kuş kursağı. Karın boşluğu. Cevf.
  • Mide.

hazm

  • Midedeki yenen şeyleri eritmek, sindirmek. Vücuda yarayacak hale getirmek.
  • Birisine ansızın hücum etmek.
  • Ansızın bir şey üzerine inmek.
  • Birisinin hakkını, malını gasb ile alıp zulmeylemek.
  • Münasebetsiz bir hale, güce gidecek bir vaziyete düşenin kendi nefsini

hulkum

  • Boğaz, gırtlak, ağızdan mideye giden yol.
  • İnsan veya hayvan boğazı. Ağızdan mideye giden yol.

hüviyyet

  • Asıl. Mâhiyyet. Birisinin kimliği, kim olduğu, kökü, esası ve ne olduğu.
  • Cenab-ı Hakkın varlık sıfatı.
  • Hamiyyet ve istikametten, ulüvv-ü cenâbdan ibâret olan sıfât-ı hamide.

i'tikaf / i'tikâf

  • İbâdet niyetiyle câmide bir müddet bulunmak. Îtikâf, nezr (adak) olursa vâcib, Ramazan ayının son on gününde sünnet, bunların dışında herhangi bir zamanda namaz kılmayı beklemek, göz-kulak günâh işlemesin niyetiyle mescidde bulunmak ise müstehâbdır (sevâbdır). Îtikâfa girene mü'tekif denir.

  • t. Herşeyin içerisi, dâhil, derun.
  • Bir şeyin ortasındaki kısım, göbek.
  • Karın, mide.
  • Kalb, vicdan, gönül.
  • Harem dairesi.
  • Bir şeyin görünmez ciheti, bâtın.

ıdla'

  • Çok yemekten dolayı midenin dolması ve hasta olmak.

ifsad-ı mi'de

  • Mideyi bozma.

imtila-i mide

  • Mide dolgunluğu.

inhizam

  • Yemek hazmolunma. Yemeklerin midede erimesi.

intizar

  • (Nazar. dan) Gözlemek. Ümidederek beklemek.

irtica

  • Ummak, ümidetmek, rica etmek.

işkembe

  • Geviş getiren hayvanların midesinin en büyük kısmı. (Farsça)
  • Karın. (Farsça)
  • Hayvan midesi.

kamara

  • Vapurlarda mevki sayılan odalar ve salonlar.
  • Gemide kaptan gibi erkâna mahsus odalar.
  • Buğday ve arpa gibi mahsul demetlerinden harman yerinde yapılan küme.
  • Avrupa devletlerinde millet meclisi.

keştinişin / keştînişin

  • Gemide oturan. Gemide bulunan kimse. (Farsça)

keymus

  • yun. Yiyecek ve içecek maddelerin midede hazmolunup erimesinden hâsıl olan bir sıvıdır ve kana karışır.

kezaz

  • (Kezazet) Hadden tecavüz etmek, haddini aşmak.
  • Tıb: Nefes alamıyacak derecede mide dolgunluğu.

kırkbayır

  • Geviş getiren hayvanların midelerinin bir bölümü.

kirş

  • İşkembe. Geviş getiren hayvanların midesi.
  • Karın, mide.

kürsi-nişin

  • Tahtta oturan hükümdar, pâdişah. (Farsça)
  • Vâli. (Farsça)
  • Câmide vaaz eden. (Farsça)

kutne

  • Geviş getiren hayvanların midelerinin bir bölümü. Şirden.

laalle

  • Arabçada olması mümkün şeyler için kullanılır. Ola ki, umulur, ümid edilir, umulur ki mânâlarınadır. Ümide veya endişeye delâlet eder.

levy

  • Bükmek.
  • Eğmek, meylettirmek.
  • Karın ağrısı.
  • Mide fesadı.

mekarim / mekârim

  • (Tekili: Kerem) Keremler. İyilikler.
  • Güzel ahlâk sahibi olmak.
  • Ahlâk-ı hamide, Cenâb-ı Hakk'ın sevdiği, beğendiği güzel ahlâk.

mem'ud

  • Midesinde hastalık olan.

meyd

  • Deprenmek. Sallanmak.
  • Ziyaret etmek.
  • Hareket etmek.
  • Kırağı çalmak.
  • Meyletmek.
  • Neşv ü nemâ bulmak.
  • Başı dönüp midesi bulanmak.

mide-i hayvaniye ve nebatiye

  • Hayvanî ve bitkisel mide.

mide-i insaniyet

  • İnsanlık midesi, insanî değerlerle doyan mide.

mide-i kübra / mide-i kübrâ

  • Büyük mide.

mide-nüvaz

  • Mide okşayan (maydanoz).

midevi / midevî / معدوی / مِعْدَه و۪ي

  • Mide ile alâkalı mideye ait.
  • Mideye yarar.
  • Mide ile ilgili, mideye âit.
  • Mide ile ilgili.
  • Mideyi yormayan. (Arapça)
  • Mideye âit.

mihrab

  • Camide imamın namaz kılarken cemaatin önünde durduğu yer.
  • Şiddetli harbeden cengâver. Bahadır.
  • Evin şerefli yüksek yeri, çardak.
  • Meclisin sadrı ve ekrem mevzii.
  • Mc: Harb âleti.
  • Orman.
  • Melikin hususi makamı.
  • Mc: Şeytan ve hevâ ile muhare
  • Câmide cemaatle namaz kılarken imamın bulunduğu yer.

mihrap

  • Câmide cemaatle namaz kılarken imamın bulunduğu yer; bir mekânın en şerefli ve en kıymetli yeri.

minber

  • Camide hatibin hutbe okumasına mahsus kürsü. (Rif'at mânasına olan nebr'den ism-i âlettir.)
  • Câmide hutbe okunan yer.
  • Camide hutbe okunan yer.

müfsid-i mi'de

  • Mideyi bozup ifsad eden.

mukabele / mukâbele

  • Karşılık, karşılamak.
  • Mücadele.
  • Karşılaştırmak. Karşılıklı yapılan iş, karşılıklı yapılan okuma.
  • Camide Kur'ân-ı Kerimi okuyup halka dinletmek.
  • Yüz yüze olmak.
  • Düşmanın şerrinden kurtulmak ve onun şiddetini kaldırmak için onu yıldıracak tedbirde bulunm
  • Ramazân-ı şerîf ayında câmide her gün Kur'ân-ı kerîmden bir cüz (yirmi sayfa) olacak şekilde cemâatin huzûrunda Kur'ân-ı kerîm okumak.

mülaet

  • (Çoğulu: Mulâ) Midedeki rahatsızlıktan dolayı husule gelen zükkâm hastalığı.
  • Hazret-i Peygamber'in (A.S.M.), Hz. Abbas'ı ve dört erkek evlâd-ı mübarekelerini örttüğü perde.
  • Büyük ihram.

mümteli

  • (Melâ. dan) Dolu, dolgun, dolmuş.
  • Mide dolgunluğuna uğramış.

mürettebat

  • İş ekibi, personel, gemide çalışanlar.
  • Tertib edilmiş olanlar.
  • Bir iş için hazırlanmış kimseler.
  • Gemide çalışan şahıslar.

mütecemmid

  • (Mütecemmide) Donan, donmuş.

na-güvar

  • (Nâ-güvâre) Midede zor hazmolunan şey. Sindirimi zor. (Farsça)
  • Yenilmesi veya içilmesi acı olan şey. (Farsça)

rac

  • Mide. (Farsça)

recai

  • Ricacı. Ricayla ilgili. Dua ve yalvarmağa, ümide dair.

rıda' / rıdâ'

  • Süt emme çağında yâni iki buçuk yaşından küçük bir çocuğun bir kadının memesinden süt emmesi veya bir kadının sütü bir vâsıta ile çocuğun mîdesine gitmesi.

saff

  • Bir sıra dizilmiş şey, bir şeyi sıra ile uzun uzadıya dizmek.
  • Câmide cemâatın sırası.

şenak

  • Devenin yularını çekmek.
  • Çok yemekten mide dolmak.
  • Yaralamaktan dolayı alınan az diyet.

şikem / شكم

  • Karın. (Farsça)
  • Mide. (Farsça)

şikembende

  • Midesine düşkün. Çok yiyen. (Farsça)

şikemperver

  • Midesini seven, obur.

teceşşu'

  • Çok yemekten midenin dolması.
  • Genirmek.

tekeymüs

  • Yemeklerin midede ezilmesi.

telebbük

  • Mide dolgunluğuna uğrama.

terecci

  • (Recâ. dan) Rica etme, yalvarma.
  • Ümidetme, umma.

tinnin / tinnîn

  • Büyük yılan; astronomide yedi burç boyunca uzanan hafif beyazlık.

tuhme

  • Mide dolgunluğu. Hazımsızlık.

usare-i mideviye

  • Mide suyu, mide salgısı.

zereb

  • Keskin nesne.
  • Midenin bozulması.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR