LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Mühür ifadesini içeren 71 kelime bulundu...

beduh

  • Eski yazıda mektub zarfları üzerine yazılması ve zarfa basılan mühüre kazdırılması mûtad ve aslı meçhul bir sözdür.

circis

  • Mühür yapılan mum.
  • Toprak.
  • Küçük üvez.

damga

  • Bir şeyin üzerine işaret veya alâmet koymak.
  • İşaret vurulan âlet. Mühür.

el-hatemü'l-hatem / el-hâtemü'l-hâtem

  • En son hâtem, mühür; Hz. Muhammed'in (a.s.m.)Tevrat'ta geçen bir ismi.

emhar

  • (Tekili: Mehr) Mehrler, nikâh bedelleri. Zevceynin ayrılmaları halinde kadına verilecek olan ve nikâhta kararlaştırılan para ve sair eşyalar.
  • (Mühür) Taylar, at yavruları.

fass

  • Yüzük taşı.
  • Kemiğin oynak yeri.
  • Meyve içi. Lüb.
  • Kitabın bend ve mebhası.
  • Mektup ve emsâlinin mühürünü açmak.
  • Mc: Gözbebeği.

fekk-i mühür

  • Mühürü bozma.

habar

  • (Çoğulu: Habârât) İmzâ. Mühür, damga.

hakk-i mühür

  • Mühür kazıma.

hakkak / hakkâk / حكاک

  • Hakkeden. Mühür vesair kazıyan.
  • Mühürcü. (Arapça)
  • Kazıyıcı. (Arapça)

hakkaki / hakkâkî

  • Mühür ve saire kazıma, hakkâklık.

hatem / hâtem / خاتم / خَاتَمْ

  • Mühür, son.
  • Mühür. Üzerinde yazı olan ve mühür yerine kullanılan yüzük.
  • Son. En son.
  • Mühür, damga.
  • Mühür.
  • Mühür. (Arapça)
  • Yüzük. (Arapça)
  • Mühür.

hatem-i mahsus / hâtem-i mahsus

  • Hususi mühür. Bir kimseye âit damga, mühür.

hatem-i rahimiyet / hâtem-i rahîmiyet

  • Allah'ın her bir varlığa şefkatini gösteren mühür.

hatem-i sadaret / hâtem-i sadaret

  • Padişahın sadrazamlarda bulunan mührü. Buna "hâtem-i vekâlet", "hâtem-i şerif" veya "mühr-i hümayun" da denilirdi. İlk zamanlar yüzük şeklinde idi ve parmağa takılırdı. Sonraları zincire bağlı olarak sadrazamlar, boyunlarına asarlardı. Bundan ayrılmak, vazifeden azledilmek demek olduğu için; mühürü

hatem-i vahdaniyet / hâtem-i vahdâniyet

  • Allah'ın bir olduğunu ve ortağının bulunmadığını gösteren mühür.

hatem-i vahidiyet / hâtem-i vâhidiyet

  • Varlık dünyası üzerinde genel olarak Allah'ın birliğini gösteren mühür.

hatemi

  • Mühür kazıyan, mühür yapan. Mühürle alâkalı.

hatim / hâtim

  • Hitâma erdiren. Bitiren.
  • Mühür basan.
  • Mühürleyen, mühürleyici.
  • Bitiren, sona erdiren.

hatm / ختم

  • Hitâma erdirmek, bitirmek. Kur'an-ı Kerim'i veya herhangi bir şeyi sonuna kadar okuyup bitirmek.
  • Mühürleme. Mühürlenme.
  • Mühürleme.
  • Hatim, hatim indirme. (Arapça)
  • Mühürleme. (Arapça)

havatim / havâtim

  • (Tekili: Hâtem) Mühürler, hâtemler.
  • Mühürler, sonlar.

havatim-i resmiyye / havâtim-i resmiyye

  • Resmî mühürler.

hilafetname

  • Tarikata intisab ile usulü dairesinde belirli mevkilere çıkarak irşad mertebesine yükselenlerden isteklilerin irşad ve terbiyesine ruhsat ve izni mutazammın şeyhi tarafından verilen mühürlü vesika.

hitam

  • Son, nihayet.
  • Bir şeye mühür basmak. Yazının veya istidanın sonunu mühürlemek.

hitamuhu miskün

  • Onun mühürü (sonu) misktir, meâlinde Mutaffifîn Suresi'nin 26. âyetinden bir kısımdır. Onda Cennet nimetlerinden bahsedildiği gibi, bu kelâm tatbikatta sözün, sohbetin sonunu hoş ve güzel sözle bitirmeğe denilir.

icazet vermek

  • Medrese usulüne göre okuttuğu dersi bitiren talebeye hocası tarafından izin verilmesi. Bu tasdikan verilen mühürlü kâğıda "icazetname", icazet vermiş olan müderrise de "muciz" denilirdi.

ittihad-ı sikke

  • Mühür birliği.

kaşe

  • Mühür, imza.
  • Bir nevi kumaş.

mahatim

  • (Tekili: Mahtum) Bağlanmış ve kilitlenmiş şeyler.
  • Mühürlenmiş şeyler.

mahtum / mahtûm / مختوم

  • Mühürlenmiş. Damgalanmış.
  • Kilitlenmiş.
  • Bağlanmış.
  • Mühürlü. (Arapça)

makbuz

  • (Kabz. dan) Alınmış, kabzolunmuş. Alınan.
  • Daraltılmış, sıkılmış.
  • Bir şeyin alındığına karşı verilen imzâlı ve mühürlü kâğıt.

memhur / memhûr / ممهور

  • Mühürlenmiş. Damgalanmış.
  • Mühürlü. (Arapça)

menşur

  • (Neşr. den) Neşrolunmuş. Dağıtılmış. Yayılmış. Herkese ilân edilmiş.
  • İşleri dağınık. Perişan.
  • Sultanın emri, mühürsüz mektubu, fermanı.
  • Bayrak.
  • Mat: Alt ve üst tabanları birbirine müsavi ve müvâzi (eşit ve paralel), kenarları da müsâvi ve müvâzi olup yüzleri b

mihar

  • (Tekili: Mühür) At yavruları. Taylar.

mühr / مهر

  • Mühür. İmza yerine basılan yazılı damga. Damga. Sikke.
  • Tay.
  • Mühür, damga.
  • Mühür. (Farsça)

mühr-ü ehadiyet

  • Her bir varlık üzerinde Allah'ın birliğini gösteren mühür.

mühr-ü nübüvvet

  • Peygamberlik mühürü. Peygamberimiz Hz. Muhammedin (A.S.M.) iki omuzu arasındaki (sırtındaki) peygamberlik işareti.

mühr-ü rabbani / mühr-ü rabbânî

  • Rabbe ait mühür.

mühr-ü rahmani / mühr-ü rahmânî

  • Sonsuz rahmet sahibi olan Allah'ı gösteren mühür.

mühr-ü samediyet

  • Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmadığını, fakat her şeyin Kendisine muhtaç olduğunu gösteren mühür.

mühr-ü vahdaniyet / mühr-ü vahdâniyet

  • Allah'ın bir oluşu, ortağının bulunmayışını gösteren mühür.

mührbend

  • Mühürlü. (Farsça)

mührdehan

  • Ağzı mühürlü, kapalı. (Farsça)
  • Oruçlu. (Farsça)

nigin / nigîn / نگين

  • Mühür, hâtem. (Farsça)
  • Yüzük. (Farsça)
  • Yüzük. (Farsça)
  • Yüzük kaşı. (Farsça)
  • Mühür. (Farsça)

niginsay / niginsây

  • Mühür kazıcı. Hakkak. (Farsça)

rakm

  • Yazmak.
  • Mühür yapmak.

sahr

  • (Sahar - Saharat - Suhur) Kaya. Büyük taş.
  • Maden kütlesi.
  • Hazret-i Süleyman (A.S)'in mühürünü çalan ifrit.

sikke / سكه / سِكَّه

  • Damga. Nereye ve kime ait olduğunun bilinmesi için konulan işaret, mühür. Umumi damga.
  • Dirhem.
  • Para üstüne vurulan damga.
  • Düz, doğru yol.
  • Mevlevilerin keçe külâhlarının ismi.
  • Basılmış madeni para.
  • Mühür.
  • Mühür.

sikke-i azam / sikke-i âzam

  • Büyük mühür.

sikke-i gaybiye / سِكَّۀِ غَيْبِيَه

  • Gaybe âit mühür.

sikke-i hassa

  • Özel mühür.

sikke-i hatem / sikke-i hâtem

  • Mühür damgası, tasdik mührü.

sikke-i kübra / sikke-i kübrâ

  • En büyük mühür, damga.

sikke-i mahsusa

  • Özel mühür.

sikke-i samediyet

  • Allah'ın hiç birşeye muhtaç olmadığını, fakat herşeyin Kendisine muhtaç olduğunu gösteren mühür.

sikke-i vahdet

  • Allah'ın birliğini gösteren mühür.

sikke-i vahid-i ehad / sikke-i vâhid-i ehad

  • Bir olan ve birliği herbir şeyde görülen Allah'ı gösteren mühür.

tab'

  • Tabiat. Karakter.
  • Damga basmak. Mühür basmak. Kitab basmak. Mühür.

tahtim

  • Mühürleme. Mühür basma.
  • Tamamlama.

temhir

  • Mühürleme.
  • Mühürleme.
  • Mühürleme.

tevsim

  • Adlandırma, mühürleme.

tin / tîn

  • (Çoğulu: Etyân) Balçık.
  • Mektup gibi şeyleri mühürlemek.

tub'an

  • Mühür mumu.

tuğra

  • Mühür, damga.
  • Padişaha has mühür, damga.

tuğra-i şahane / tuğra-i şâhâne

  • Şâh ve hükümdarlara ait tuğra, mühür.

turra

  • (Tuğra) Mühür. Pâdişah damgası. Pâdişahın imzası.
  • Kumaşın etrafındaki nişan ve işaret. Kumaşta ipekten çevrilen kenar.
  • Herşeyin ucu ve kenarı.
  • Alındaki saç. Tura.

turra-i azam / turra-i âzam

  • Çok büyük mühür.

turra-i ehadiyet

  • Allah'ın birliğini herbir şeyde ayrı ayrı gösteren mühür.

turra-i garra / turra-i garrâ

  • Parlak mühür.

turra-i samediyet

  • Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmayıp herşeyin Ona muhtaç olması mânâsındaki sıfatını gösteren özel işaret mühür.

turra-i vahdaniyet / turra-i vahdâniyet

  • Allah'ın Zâtının birliğini ve tekliğini gösteren mühür.