LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Lina ifadesini içeren 323 kelime bulundu...

husuf namazı / husûf namazı

  • Ay tutulduğunda kılınan namaz.

a

  • 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir.

a'şar

  • (Tekili: Öşür) Öşürler. Arazi mahsüllerinden alınan onda bir nisbetindeki vergiler.
  • Mahsül alan zengin müslümanların zekâtları.

abdesthane / abdesthâne / آبدستخانه

  • Tuvalet. (Farsça)
  • Abdest alınan yer. (Farsça)

adet-i agnam / âdet-i agnâm

  • Keçi ve koyunlar için alınan vergi.

agnam

  • (Tekili: Ganem) Koyunlar, keçiler.
  • Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir.

ahir zuhur / âhir zuhur

  • Cumâ namazının dört rekat son sünneti ile iki rekat vaktin sünneti arasında kılınan dört rekatlık namaz.

ahmed-i bedevi / ahmed-i bedevî

  • (Seyyid) (Hi. 596-675) Mısır'ın en büyük velilerindendir. Hz. Ali neslinden gelir. Bir çok lâkabı vardır. Ona Afrika bedevileri tarzında (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı (el-Bedevi) deniyordu. 626 yılına doğru onda deruni bir tahavvül vukua geldi. Yedi kıraat üzere Kur'an okudu ve Şafii fıkhı t

akliyat / akliyât

  • Aklın kapasitesine göre ele alınan meseleler, bilimsel şeyler.

akliyyun

  • (Rasyonalistler) Herşeyin hakikatını akıl ile bulma iddiasında olan, hadiseleri yalnız akıl ile araştırıp hakikat ve hikmetlerini tam bulamayıp, aklına güvenip dine tâbi olmayan filozoflar ve onların yolunda kalarak dalâlete gidenler. Bunlar iki kola ayrılır. Uluhiyeti ve vahyi inkâr eden birinci kı

alef resmi

  • Hayvanların yedikleri saman ve otlardan alınan vergi.

amacgah / âmâcgâh / آماجگاه

  • Nişan alınan yer. (Farsça)

aramgah-ı lezzet / ârâmgâh-ı lezzet

  • Dinlenip lezzet alınan yer.

arazi-i miriyye / arâzi-i mîriyye

  • Mîrî yâni devlete âit topraklar. Harp ile alınarak, gâziler arasında taksim edilmeyip, beytülmâle (devlet hazînesine) bırakılan veya uşr yâhut harac toprağı iken sâhibi ölüp, hiç mîrasçısı bulunmayan topraklar. Arâzi-i Memleket, Arâzi-i Emîriyye de denir.

arazi-i öşriyye / arâzi-i öşriyye

  • Huk: Ziraat olundukça her sene hâsılatından beytülmâle, beytüssadakaya konulmak üzere, fakirlerin hakkı olan öşür alınan arâziler.

are

  • Borç olarak alınan veya verilen şey.

ariye

  • (Ariyet) Geri verilmek üzere alınan, iğreti. Bir kimsenin geri almak üzere, karşılıksız olarak başkasının faydalanmasına terk ettiği mal. Kullanılmak üzere alınan emanet mal.

ashab-ı kehf / ashâb-ı kehf

  • Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan'da bahsi geçen ve devirlerinin zâlim padişahından gizlenerek ve onun şerrine âlet olmaktan çekinerek, beraberce bir mağaraya saklanıp, Rabb-ı Rahimlerine (C.C.) sığınan, dindar ve makbul büyük zâtlar. İsimleri rivâvette şöyle sıralanır: Yemlihâ, Mekselinâ, Mislinâ, Mernüş, D

aşr

  • On. Bir cemâat içerisinde ve daha çok cemâatle kılınan namazlardan sonra Kur'ân-ı kerîmden sesli olarak okunan on âyet veya bu mikdara yakın bir bölüm.

avarız

  • Arızalar. Sonradan olan noksanlıklar.
  • Girinti çıkıntı, noksanlık.
  • Mânialar. Engeller.
  • Fevkalâde hallerde ve bilhassa harp sebebi ile geçici olarak alınan vergi.

avarız-ı divaniye

  • Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler.

avdeti / avdetî

  • Dönme.
  • Aslına, Müslümanlığa dönen.

bac / bâc

  • Vergi. (Farsça)
  • Kudretli hükümdarın zayıf olan hükümdardan aldığı vergi. (Farsça)
  • Eskiden halktan alınan öşür veya haraç ve gümrük vergisi. (Farsça)
  • Renk. (Farsça)
  • Çeşit. (Farsça)

bac-ı kırtıl / bâc-ı kırtıl

  • Hayvanlardan alınan vergi.

bahs

  • Noksanlık. Azlık. Nâkıs. Az.
  • Akarsu ile sulanmayıp yağmur suyu ile mahsül alınabilen tarla.
  • Zulüm. İşkence.
  • Uzaklık.
  • Gümrük almak.
  • Göz çıkarmak.

bahsan

  • Bozuk, soluk. (Farsça)
  • Salına salına yürüyen. (Farsça)
  • Kıyafeti bozuk, pejmürde. (Farsça)

bahteri / bahterî

  • Salına salına yürüyen, yürüyüşü güzel olan adam.
  • Mağrur, kibirli. Kendini beğenmiş.

basiret

  • Hakikatı kalbiyle hissedip anlama. Kalbde eşyanın hakikatlarını bilen kuvve-i kudsiyye. Ferâset. İm'ân-ı dikkat.
  • İbret alınacak hidâyet sebepleri. Beyyine. Hüccet.
  • Bir evin iki tarafının arası.
  • Yer üstündeki kan.

batıl

  • Hakikatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan. Şartlarını yapmamakla kabul olmayan ibadet ve muâmele. Meselâ: Bir özür bulunmaksızın taharetsiz kılınan namaz gibi.

bayiiyye / bâyiiyye

  • Eskiden pazar kurulan yerlere gönderilen mevad ve eşyadan gümrük ihtisab vergisinin haricinde alınan ikinci vergi.

bedel-i ferag

  • Huk: Arazi-i emiriye ve icareteynli vakıf gayr-i menkullerinin tasarruf haklarının devredilmesi karşılığı alınan bedeldir.

bedel-i nüzul / bedel-i nüzûl

  • Tar: Osmanlı İmparatorluğu devrinde askerlerin bir yere konaklamasında yapılacak olan masraflar için alınan vergi.

bedel-i öşr

  • Huk: Arazi-i emiriye üzerinde bina yaparak veya meyvesiz ağaç dikerek koru haline koyma sebebiyle öşre bedel alınan kira.

bini / binî

  • Burun. (İnsan ve deniz için kullanılır.) (Farsça)
  • Dağ tepesi. (Farsça)
  • Zirve, uç nokta. (Farsça)
  • Yayın ele alınan kısmının ucu. (Farsça)
  • Görürlük, görmeklik. (Farsça)

bişar

  • Esir, kul, köle. Harpte teslim alınan kimse. (Farsça)
  • Altın, gümüş kakmalı işlemeler. (Farsça)
  • Takatsiz, dermansız, halsiz. (Farsça)

camekıyye / câmekıyye

  • Hizmet karşılığı olarak alınacak ücretin veya maaşın çeki, bonosu.

cami / câmi

  • Toplayan, derleyen.
  • İçerisinde namaz kılınan ve mescidden büyük olan ibadethane.

cariye / câriye

  • Savaşta gayr-i müslimlerden esir olarak alınan kız ve kadınlar.
  • Hizmetçi kız.

çaşni

  • Çeşni, lezzet, tad. Yemeğin tadına bakmak için ağza alınan miktar, tadımlık.

çem

  • Naz ve eda ile salınarak yürüme. (Farsça)
  • Ziynetli, süslü, düzgün. (Farsça)
  • Cürüm, kabahat, suç. (Farsça)
  • Taam, yemek. (Farsça)
  • Mâna. (Farsça)
  • Kazanılmış, toplanılmış. (Farsça)

cerime

  • Suçludan alınan para cezası, cereme.
  • Günah, zenb, suç.

cevahir-ül-kelimat

  • Şemsi adındaki bir zat tarafından Arapçadan Türkçeye kaleme alınan 108 sahifelik bir lügat kitabının adı.

çilehane / çilehâne

  • Çile yeri; yalnız başına kalınan ve çile içinde ibadet edilen yer; hapishane.

cizye

  • Vergi. Haraç. Müslümanların fethettikleri yerlerde, müslüman olmayanlardan alınan ve devlet teminatı altında bulunmanın karşılığı olan vergi.
  • Devlet teminatı karşılığında fethedilen yerlerde Müslüman olmayanlardan alınan vergi.
  • İslâm devletinde zımmî denilen gayr-i müslim vatandaştan, can ve mal güvenliklerinin korunmasına karşılık seneden seneye alınan vergi. Buna harâc-ur-ruûs (baş vergisi) de denir.
  • Müslüman olmayan teb'a-dan alınan vergi.
  • Müslüman olmayanlardan alınan vergi.

cum'a namazı / cum'â namazı

  • Cumâ günü öğle vaktinde câmilerde hutbeden sonra, cemâatle kılınan iki rek'atlik farz namaz.

dar-ı karar / dâr-ı karar

  • Karar kılınacak, durulacak yer.

dar-ül karar / dâr-ül karar

  • Kararlı surette kalınan, kıyametten sonraki yer. Cennet. Dâr-ül Beka.

dar-ül-beka / dâr-ül-bekâ

  • Ahiret, sonsuz kalınacak yer.

derçin resmi

  • Kesilen hayvanlardan alınan bir cins vergi.

ders

  • Tenbih, tâlimat, vazife. Bir şeyi öğrenmek için muallim veya o işi iyi bilen birisinden azar azar alınan vazife.
  • Akıl.

ders-i maneviye / ders-i mâneviye

  • Mânevî alemde alınan ders.

deruhde

  • Üstüne almak. Kendini vazifeli bilmek. (Farsça)
  • Üzerine alınan iş. (Farsça)

derviş / dervîş

  • Allahü teâlâdan başka şeyleri kalbinden çıkarıp bütün âzâsıyla İslâm dîninin emir ve yasaklarına uyan, dünyâ malına gönül bağlamayan kimse.

deyn-i kavi / deyn-i kavî

  • Ödünç verilen zekât malı ve zekât malının satışı karşılığı alınacak olan semen (bedel).

dirayet tefsiri / dirâyet tefsîri

  • Resûlullah'tan sallallahü aleyhi ve sellem gelen rivâyetler (açıklamalar) esas alınarak, Kur'ân-ı kerîmin lisan bilgilerine ve zamanın fen bilgilerine, aklî ilimlere göre yapılan açıklaması. Bu tefsîre ma'kul, re'y tefsîri ve te'vîl de denir.

diyet-i kamile / diyet-i kâmile

  • Huk: Öldürülen şahsın nefsine bedel olarak, câniden veya ailesinden alınan tam diyet olup, miktarı öldürülen kişiye göre değişir.

dü-muy

  • Saçına sakalına kır düşmüş adam. (Farsça)

duha namazı / duhâ namazı

  • Duhâ (kuşluk) vaktinde kılınan namaz, kuşluk namazı.

duhuliye

  • Eskiden, satılmak üzere şehir ve kasabalara getirilen her cins ticaret malından alınan vergi.
  • Bir yere girmek için verilen para.

ebedi haps-i münferit / ebedî haps-i münferit

  • Sonsuza kadar tek başına kalınacak olan hapis, hücre hapsi; Cehennem.

ecel-i kaza / ecel-i kazâ

  • Kazây-ı muallak, kesin olmayıp sebebe bağlı kılınan ecel.

eda' / edâ'

  • Yerine getirmek. Ödemek. Borcunu vermek. Vazifesini yapmak.
  • Tarz. Üslub.
  • Şive.
  • Tekebbür.
  • Fık: Namazı vaktinde kılmağa "Eda" ve vakit geçtikten sonra kılınan namaza da "Kaza" denir.

edbar-ün nücum

  • Fecirden evvel kılınan iki rek'at nafile namaz.

edbar-üs sücud

  • Akşam namazından sonra kılınan iki rek'at nafile namaz.

ehdaf

  • (Tekili: Hedef) Hedefler, nişan alınan yerler.
  • Yüksek yerler.
  • Meramlar, talebler, arzular, istekler, gayeler, maksadlar, kasıtlar.

ene'l-hak

  • Hallâc-ı Mansûr tarafından "Ben yokum, Hak teâlâ vardır." mânâsında söylendiği hâlde, görünüşte; "Ben Hak'kım" manasına alınan söz.

enfal / enfâl

  • Ganimetler. Düşmandan alınan mallar.
  • "Nefel"in çoğulu. Harpte düşmandan alınan mallar, ganimetler. Kur'ân-ı Kerim'in 8. Sûresi.

enterne

  • Belirli bir yerde oturmağa mecbur edilen yahut gözaltına alınan kimse. (Fransızca)

eriş

  • Sakatlanan bir uzuv için yaralayandan alınan şer'i diyet.
  • Satıldıktan sonra kusuru ve noksanları belli olan malın, kıymetinden bunun için indirilen miktar.

eşhür-ül-hacc

  • Hac ayları mânâsına gelen bu kelime; İslâmiyetten evvel Kâbenin tavaf edildiği; Şevval ve Zilka'de ile Zilhicce ayından da alınan 10 günle cem'an 70 günlük zamana verilen addır.

esir

  • Kul, köle. Harpte teslim alınan düşman. Teslim olan.
  • Savaşta teslim alınan kimse.

evvabin namazı / evvâbîn namazı

  • Akşam namazının farzından sonra kılınan altı rek'atlik namaz.

faiz

  • Ödünç verilen para için alınan ve şer'an haram olan kâr. Faizin iş hayatındaki mânası, "sen çalış, ben yiyeyim"dir. Küçük tasarruf sahiplerinin paraları bankalarda toplanıp, büyük yekûnlere ulaşır. Banka bu parayı aldığından daha büyük faizle iş sahiplerine kredi olarak verir. İstihsâl edile

farz

  • Bir kimseyi bir vazifeye tayin etmek veya maaş bağlamak. Bir kimsenin kendi nefsine âid iken başkasına hibe ettiği muayyen bir şey. (Bunun zıddı "karz"dır.)
  • Takdir veya beyan eylemek.
  • Bir şeyi delmek, gedik açmak.
  • Bir dâvaya mevzu ve rükün kılınan husus.
  • Addet

fasl

  • (Fasıl) İki şey arasındaki ek yeri. Mafsal.
  • Hak söz. Hak ile bâtılın arasını fark ve temyiz ile olan hüküm ve kaza. (Buna "Faysal" da denir) Halletmek. Ayrılma. Çözme.
  • Bölüm.
  • Mevsim.
  • Aynı makamda çalınan şarkı.
  • Çocuğu memeden kesmek.
  • Birini zem

fey'

  • Dönmek. Muhârebe bittikten sonra, kâfirlerden zorla veya harp yapılmadan sulh yoluyla alınan mal.

fi'l-i mezid

  • Fiilin aslına harf ilâve edilen fiil.

foştına

  • Eskiden Tuna nehrinden istifade edenlerden alınan su resmi.

ganaim-i harbiye

  • Harbde düşmandan alınan top, tüfek, gemi, vasıta, yiyecek, içecek vs. gibi ganimetler.

ganimet / ganîmet / غنيمت

  • Harpte düşmandan alınan mal.
  • Çalışmaksızın ele geçen nimet.
  • Harpte düşmandan zorla alınan mal.
  • Savaşta düşmandan alınan mal.
  • Savaşta düşmandan alınan her türlü eşya. (Arapça)
  • Bedelsiz kazanç. (Arapça)

gasb

  • Başkasına âit bir şeyi zorla, rızası olmadan almak. Zorla almak.
  • Zorla alınan şey.
  • Başkasının malını izinsiz (rızâsı olmaksızın) zorla elinden almak. Malı alana gâsıb, alınan mala mağsûb denir.

gayr-ı mazbut

  • Sınırsız; sınır ve kayıt altına alınamayan.

gunm

  • Bir şeye meşakkatsiz nâil olmak veya düşmandan doyumluk almak mânalarına gelir ve alınan doyumluğa da isim olarak ıtlak olunur ki ganimet de, her iki mânada böyledir. Şeriatta ise ganimet, küffardan anveten, yani harben alınan maldır. Binaenaleyh, velevse harbin neticesi olsun bir sulh ve ahd ile al

gurre

  • Parlaklık. Her şeyin başlangıcı. Bu cihetle, kameri ayların ilk günlerine gurre-i şehr denilmiştir. Köleye, cariyeye ve malların en güzidelerine, gurret-ül emval denir. Güzel parlak yüze, vech-i agarr; açık ve nurani alına, cebhe-i garra denir ki, aynı asıldan müştaktırlar.
  • Fık: İska

haber

  • Herhangi bir konuda alınan yazılı veya sözlü bilgi.
  • Sünnet, hadîs-i şerîf.
  • Eshâb-ı kirâm, Tâbiîn ve Tebe-i tâbiînden bildirilen söz.

hacet namazı / hâcet namazı

  • Maddî ve mânevî bir ihtiyaca, dileğe kavuşmak niyeti ile iki ve en fazla on iki rek'at olarak kılınan namaz.

hacz

  • Men'etmek. Mâni olmak.
  • İki şeyin arasını ayırmak.
  • Alacaklı, borçludan alacağını alabilmesi için borçlunun malına el konulmak.

hafi / hâfî / حافى

  • Yalınayak koşan. (Arapça)

hafiyen

  • İkram ederek.
  • Yalınayak olarak.

halvetgah / halvetgâh / خلوتگاه

  • Başbaşa kalınacak yer. (Arapça - Farsça)

halvethane / halvethâne / خَلْوَتْخَانَه

  • Çilehâne. Tasavvuf yolunda olgunlaşmak ve ilerlemek için belli bir müddet kendi hâlinde yalnız kalınan ve ibâdetle vakit geçirilen yer.
  • Yalnız kalınan yer.
  • Yalnız kalınan yer.

harac

  • Güçlük, sıkıntı, eziyet.
  • Bir farzı yapma veya haramdan sakınma esnâsında karşılaşılan güçlük.
  • Müslüman olmayan vatandaşlardan seneden seneye alınan toprak vergisi.
  • Vaktiyle müslüman olmayan vatandaşlardan alınan vergiye denirdi. Arazi hasılatından veya çalışanların emeğinden elde edilirdi. Reşit ve vücudu sağlam olan gayr-ı müslim erkek verirdi. Buna harac-ı rüus veya cizye denirdi. Topraktan alınan vergiye de harac-ı araziye denilirdi.
  • Müslüman olmayanlardan alınan vergi.

harac-ı mukasseme

  • Arazinin hâsılatından yerin tahammülüne göre alınacak bir vergidir. bu harac, hâsılata taallûk eder. Bir sene içinde hâsılat tekerrür ederse bu harac da tekerrür der. Fakat mahsulât mevcud olmayınca bu vergi de alınmazdı.

harac-ı muvazzaf

  • Tar: Arazi üzerine her dönüm başına senevi maktuan muayyen bir miktar meblağ olarak alınacak bir vergidir. Buna "harac-ı vazife" adı da verilir. Bu vergi, zimmete taalluk eder ve araziden yalnız bilfi'l intifa edilmekle değil, intifaa temekkün ile de tahakkuk eder. Binaenaleyh, böyle bir araziyi sah

hasra gelmeyen

  • Sınır altına alınamayan, pek kalabalık.

hatıra / hâtıra / خاطره

  • Hatıra, hatıra gelen. (Arapça)
  • Hatıra getirmek: Aklına getirmek, düşünmek. (Arapça)
  • Hâtıra hutûr etmek: Hatırlamak, anımsamak. (Arapça)

hatırat-ı imaniye

  • İmanî meselelerle ilgili hatıralar; hatıra gelen ve kaleme alınan meseleler.

hatme-i mahsusa

  • Hususi hatme. Kur'andan veya hadisten alınan muayyen duaları okuyup bitirmek.

hayy-ı murtabit

  • Aslına bağlı olan canlı.

hıram

  • Sallanma, salına salına naz ve edâ ile yürüme. (Farsça)

hiram

  • Salınarak eda ve naz ile yürüme. (Farsça)

hıraman / hırâmân / خرامان

  • Salınarak naz ve edâ yaparak yürüyen. (Farsça)
  • Salınan. (Farsça)
  • Salınarak. (Farsça)

hıride / hırîde

  • Satın alınan, satın alınmış. (Farsça)

hırsiye

  • Geceleyin çalınan koyun.

hısas

  • Hisseler. Paylar. Nasipler.
  • Kıssadan alınan dersler.
  • Hisseler, paylar, kıssadan alınan dersler.

hıyar-ı vasf

  • Bir akitte vücudu şart kılınan veya örfen meşhud bulunan mergub bir vasfın mevcud olmaması sebebiyle âkitlerden biri için sabit olan muhayyerliktir. (Sağılır diye satılan bir ineğin, sütten kesilmiş olması gibi.)

hız

  • Sür'at, çabukluk.
  • Gayret, şevk.
  • Fiz: Alınan yolun zamana oranı.

hulle

  • İslâmî nikâh hükümlerine göre üç defâ boşanmış bir kadının, tekrar aynı adam tarafından alınabilmesi için; başka bir erkek tarafından nikâhlanıp, düğün ve vaty olduktan sonra boşanması.

husuf namazı

  • Ay tutulmasında kılınan namaz.

iane-i askeriye

  • Tanzimattan sonra cizye yerine Hristiyan tebeadan alınan vergi. Bu vergi sonradan "bedel-i askerî" adını almış ve 1908 Temmuz inkılâbına kadar devam etmiştir.

iane-i cihadiye

  • Muharebe zamanında harbin icab ettirdiği fazla masrafları karşılamak ve yardım olmak için halktan alınan paralar. Miktarı, her mahallin iktidarı derecesine göre kaza ve liva üzerine merkezden tertib ve "tevzi defterleri"ne maktu' miktar olarak konulurdu. Bu çeşit vergi ve ianeler Tanzimat'tan sonra

ibat

  • (İbt. den) Bohça, koltuğun altına alınan şey. Paket.

iber

  • (Tekili: İbret) İbretler, ders alınacak şeyler.

ibret

  • Bir hâdiseden alınan ders.

ibretnüma / ibretnümâ

  • İbret olan, ibret alınan.

icaplar

  • Gerekler, gerekli kılınanlar.

icare-i müeccele

  • Sonradan alınacak kirâ.

icareteyn

  • Müeccel ve muaccel icarelerle kiralanan vakıf emlâkı. Hem derhal alınan, hem ileride alınacak kirası olan vakıf bina.

içgüvey

  • (İçgüveyi, içgüveysi) Kayınpederinin evine alınan dâmat. Karısı tarafının evinde oturan dâmat. (Türkçe)

iftitah

  • Namaza başlarken alınan tekbir.

iftitah tekbiri

  • Namaza başlarken alınan tekbir. Namaz, her nevi dünya meşguliyetinden alâkayı keserek kılındığı için, Allahü Ekber diye iftitah tekbirini alarak namaza başladıktan sonra ibadet esnasında dünya işi haram olup namazı bozar. Bu mâna için bu tekbire, tahrime adı da verilir.

ihbar

  • Haber vermek. Haber almak. Alınan haber. Anlatmak.

ihtisab resmi

  • Eskiden belediye varidatı olarak damga, tartı, ölçü, panayır ve pazar vergisi adı altında alınan vergiler ile, hile yapan esnaftan alınan para cezalarının umumi adı.

ikindi namazı

  • İslâm'ın şartlarından biri olan beş vakit namazın üçüncüsü, öğle vakti ile akşam vakti arasında kılınan namaz.Gökten yere iner kamû (bütün) melekler, Meleklere müştâk olur (can atar) felekler, Kabûl olur anda bütün dilekler, İkindi namâzın kıldığın zaman.

iksir

  • Çok te'sirli, her derde devâ sayılan mevhum cisim. Bir şeyin olmasına veya hastanın iyileşmesine sebeb olan ehemmiyetli madde.
  • Tıb: Oldukça şekerli ve kolayca alınabilen bir ilâç.
  • Eski kimyada: (Bazılarının söylediğine göre) kıymetsiz madenleri ve sair şeyleri altuna tebdile

iktibas edilen

  • Alınan.

imam-ı mübin

  • İlim ve emr-i İlâhînin bir nev'ine bir ünvandır ki, âlem-i şehadetten ziyade âlem-i gayba bakıyor. Yani, zaman-ı halden ziyade mazi ve müstakbele nazar eder. Yani, her şeyin vücud-u zahirîsinden ziyade aslına, nesline ve köklerine ve tohumlarına bakar.

imdadiye

  • Savaş zamanlarında harp masrafını karşılamak, sulh vaktinde de bütçe açığını kapatmak için halktan alınan örfi vergi. Harp için alınana "imdadiye-i seferiye", açığı kapatmak gayesiyle alınana da "imdadiye-i hazariye" denilirdi.

inhisar-ı kuvvet

  • Güç ve kuvvetin sınırlandırılması; kuvvetin denetim altına alınarak yasal çerçevede kullanılması.

işkampaviya

  • İtl. Harp gemilerinden asker naklinde kullanılan en büyük filika. İşkampaviya'lar sandal büyüklüğünde, yalnız ondan daha geniş ve yüksekti. Karaya asker sevkiyatında, gemiye erzak ve levâzım alınmasında kullanıldığı gibi eskiden donanmaya su alınacağı zaman su ile doldurulur, diğer bir filika yedeği

işrak namazı / işrâk namazı

  • İşrâk vaktinde, güneş bir mızrak boyu yükseldikten sonra kılınan namaz.

istibda

  • (İstibra') Ayırmak. Uzak etmek.
  • Küçük abdest bozduktan sonra idrardan temizlenmek, sidik eserinin tamâmen kesilmesini beklemek.
  • Nikâhla alınan dul bir kadının gebe olmadığına kanaat getirmek için, kadın bir âdet görünceye kadar beklemek.

istibra / istibrâ

  • Temizlenme.
  • Erkeklerin küçük abdesti yaptıktan sonra yürüyerek, öksürerek veya sol tarafa yatarak, idrar yolunda damlalar bırakmaması. Kadınlar istibrâ yapmaz.
  • Nikâhla alınacak dul bir câriyenin hâmile olup olmadığını bilmek ve şüpheye yer vermemek için bir temizlik müddeti geçip tekr

istihbarat

  • Duyulup öğrenilenler. Alınan haberler.
  • Haber toplama merkezi.

istimlak

  • İcraî karar alma salâhiyetini hâiz bir amme hükmî şahıs (Vilâyet, Belediye v.s.) tarafından bir malın, halkın faydası için karşılığı verilip alınarak umumun istifadesine arzedilmesi.
  • Mülk satın almak.
  • Mülk sahibi olmak.

istiska namazı / istiskâ namazı

  • Kıtlık, kuraklık vaktinde, yağmur yağması için sahrâda kılınan namaz.

itaat

  • Alınan emre uymak. Söz dinlemek. İnkıyad etmek. Boyun eğmek. Âmirin meşru emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek.

izn-i amm / izn-i âmm

  • Herkese müsaadeli olan.
  • Ist: Cum'a namazı kılınan cami kapısının kayıtsız şartsız her müslümana açık olması.

kabil-i hitap

  • Muhatap alınabilen.

kalemiyye

  • Eskiden kalemlerde yazı karşılığı olarak alınan para.

karantina

  • İtl. Bulaşıcı bir hastalığın yaygın olduğu bir ülkeden gelen kişileri, gemileri veya malları geçici olarak tecrit etme şeklinde alınan tedbir.
  • Hastahanede yatması gereken hastaların kayıt ve kabul işlerinin yapıldığı yer.
  • Bir bulaşıcı hastalığın yayılmasını önlemek üzere hast

kariyer

  • Bir insanın kendisini hasretmiş olduğu meslek. (Fransızca)
  • Bir meslekte alınan merhalelerin bütünü. (Fransızca)

karz

  • Ödünç verme, ödünç alma.
  • Ödünç verilen veya alınan şey, borç.

kaytas

  • Balina balığı.
  • Kadırga balığı.

kaza / kazâ

  • Vaktinden sonra kılınan namaz.

kaza etmek

  • Vaktinde kılınamayan namazı sonradan kılmak.

kaza namazı / kazâ namazı

  • Vakti çıktıktan sonra kılınan namaz.

kira'

  • Kirâ. Bir eşya veya yerin, geçici bir zaman kullanılmak üzere para ile bir kimseye verilmesi.
  • Böyle bir şey karşılığı alınan para.

kısır

  • Çocuğu olmaz, doğurmaz.
  • Münbit olmayan ve mahsul alınamayan verimsiz toprak.

kıyam

  • Kalkma, ayakta durma, ayağa kalkma.
  • Namazın ayakta kılınan kısmı.
  • Bir işe kalkışma.
  • Karşı koyma, ayaklanma.

kıytas

  • Balina balığı, kadırga balığı.

köle

  • Allah yolunda harb ederken, kâfirlerden alınan esir.

komplo

  • Bir kimse aleyhine alınan gizli karar.
  • Bir kişiye karşı toplu olarak alınan karar. Tuzak. Suikast. (Fransızca)

kus / kûs

  • Kös. Eskiden muharebelerde deve veya araba üstünde taşınarak çalınan büyük davul. (Farsça)

kuşluk namazı

  • Kuşluk vaktinde kılınan namaz.

küsuf namazı / küsûf namazı

  • Güneş tutulduğunda en az iki rek'at olarak cemâatle kılınan namaz.

küsuf ve husuf namazı

  • Güneş ve ay tutulmasında kılınan namaz.

kut-u layemut / kut-u lâyemut / kut-u lâyemût

  • Ölmeyecek kadar alınan gıda.
  • Ölmeyecek kadar alınan gıda.

kutb

  • İşlerin görülmesine veya insanların doğru yolu bulmasına vâsıta kılınan büyük zât. Dünyâ işleri ve madde âlemindeki olaylarla alâkalı olana medâr kutbu (kutb-ül-aktâb), din ve irşâd işi ile vazîfeli kılınana irşâd kutbu denir.

kutb-i irşad / kutb-i irşâd

  • İnsanların irşâdına (doğru yolu bulmasına) ve hidâyetine (saâdete ve kurtuluşa ermesine) vesîle kılınan zâtların reisi.

kutb-i medar / kutb-i medâr

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk-kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan büyük zât. Kutb-ül-aktâb, Kutb-ül-ebdâl da denir.

kutb-ül-aktab / kutb-ül-aktâb

  • Âlemin nizâmı ile alâkalanan, bolluk, kıtlık, sağlık-hastalık, barış-savaş, rızık, yağmur ve benzeri olaylarla vazîfeli kılınan ricâl-i gayb yâni herkesin tanımadığı zâtların reisi. Emrinde üçler, yediler, kırklar... denilen yine bu işlerle vazîfeli seçilmiş kimseler bulunur.

kütüb-ü kelamiye / kütüb-ü kelâmiye

  • İman hakikatlerini ispat eden ve açıklayan ilim dalına ait kitaplar.

kütüb-ü mezbure

  • Kaleme alınan, yazılan kitaplar.

kütüb-ü mutebere

  • Konu hakkında kaleme alınan ve bütün ilim ehli tarafından kabul edilen eserler.

kuud

  • Cülus. Oturmak.
  • Namazın oturarak kılınan kısmı. Secdede iken kalkıp oturmak.
  • Oturma, namazın oturarak kılınan kısmı.

küvs

  • Göç vakitlerinde çalınan meşhur bir büyük sazın adı.

lala

  • Osmanlı İmparatorluğu zamanında sadrazamlar hakkında "Atabek" karşılığı olarak kullanılan bir tâbir olduğu gibi, şehzâdelerin mürebbilerine de bu ad verilirdi. (Farsça)
  • Saraya alınan acemilerin terbiyesine memur edilenler. (Farsça)
  • Eskiden büyük memurlarla zenginler de çocuklarının terbiyesine (Farsça)

lavanta

  • Çeşitli çiçek ve bitkilerden alınan esanslarla yapılan güzel kokulu sıvı.

layiha / lâyiha / لَايِحَه

  • Kaleme alınan yazı.

lisans

  • Herhangi bir mevzuda verilen izin. Müsaade belgesi. (Fransızca)
  • Üniversite tahsili tamamlanınca alınan diploma. (Fransızca)
  • Bir sporcunun resmi yarışmalara katılabilmesi için spor federasyonu tarafından kendisine verilen kayıt fişi veya kimlik kartı. (Fransızca)
  • İthal veya ihracı serbest bırakılmayarak (Fransızca)

lü'ka

  • Kaşıkla alınan şey.

ma'dudat

  • Yumurta gibi sayı ile satılıp alınan şeyler.

mahbusiyet

  • Hapislik, mahbusluk. Hapis kalınan müddet.

makar

  • Oturulan, karar kılınan yer; merkez; pâyitaht.

makarr-ı ebedi / makarr-ı ebedî

  • Sonsuza kadar kalınacak yer.

makbuz

  • (Kabz. dan) Alınmış, kabzolunmuş. Alınan.
  • Daraltılmış, sıkılmış.
  • Bir şeyin alındığına karşı verilen imzâlı ve mühürlü kâğıt.

makbuzat

  • (Tekili: Makbuz) Alınan paralar. Satıştan veya borçlulardan toplanan paralar.

mal-i cizye

  • Araziden alınan haraç.

mal-ı habis / mâl-ı habîs

  • Zor ile gasb edilen ve rüşvet olarak alınan, çalınan mallar ve kendine emânet olan mallar, izinsiz ticârette kullanılarak elde edilen kârlar ve dâr-ül-harbde yâni kâfir memleketlerine gidenin (tüccârın, seyyâhın), kafirlerden, rızâsı olmadan aldığı mallar.

matris

  • Dizilmiş harflerin hususi bir mukavva üzerine alınan kalıbı. (Fransızca)
  • Dizme makinelerinde harf kalıbı. (Fransızca)

me'huzat / me'huzât

  • Alınmış olanlar. Alınan paralar ve bu paraların defterde yazılı kısmı.

mebi' / mebî'

  • Satılan veya satın alınan mal.

mebit

  • (Beyt. den) Geceleyin kalınacak yer. Geceliyecek yer.

mebyet

  • Geceliyecek yer. Gece vakti kalınacak yer.

mecmua

  • Belli bir konuda kaleme alınan yazıların toplandığı eser.

meganim

  • Ganimet malları. Harbde alınan mallar.

melek-i müekkel / مَلَكِ مُؤَكَّلْ

  • Vekil kılınan melek.

melekuti / melekûtî

  • Birşeyin aslına, içyüzüne ait.

melkut

  • Yerden kaldırılıp alınan şey.
  • Sokağa, virâneliğe, câmi veya kilise kapısına bırakılmış çocuk.

merhun

  • (Rehin. den) Rehin edilmiş olan. Ödünç alınan bir şeyi teminata bağlamak için, onun yerine verilen herhangi bir şey.
  • Belirli müddetle bir şeye bağlı olan.
  • Edb: Mânası diğer beyit ile tamamlanan beyit.

mesacid / mesâcid

  • Namaz kılınan yerler.

mescid

  • Namaz kılınan yer.

mesken-i ebedi / mesken-i ebedî

  • Sonsuza dek kalınacak yer.

mesleb

  • Zorla birşey alınan yer. Zorla alma yeri.

meşreb

  • Huy. Yaradılış. Adet. Ahlâk.
  • Gidiş.
  • İçmek. İçilecek yer.
  • Fehmetmek.
  • Mânevi haz ve feyz alınan yer ve yol.

meşrep

  • Mânevî haz ve feyiz alınan yol; yöntem, metod.

meşrut olmak

  • Şarta bağlı olarak gelen, şart kılınan.

mevzua

  • Kabul edilmiş esas. İlk önce ele alınan fikir. Müsellem ve âşikâr olan kaziyye, hüküm.

mezraa

  • Tarla. Ekilip mahsul alınan mülk, yer.

midae

  • Kırba. Deriden su kabı. İbrik. Matara.
  • Çeşme lülesi.
  • Abdest alınan yer.

miladi / miladî

  • Milada ait. Milada dayanan. Ekser Avrupalıların takvim başlangıcı yaptıkları Milad yılına ait.
  • İsa'nın (A.S.) doğumundan itibaren başlayan takvim ki, miladî tarih denir.

mu'temed

  • Sözüne güvenilir kimse.
  • Müctehîd âlimlerin dînî bir mevzûdaki sözlerinden esas alınan kavl (söz), ictihad.

mu'tezile

  • Aklına güvenerek ve "kul, fiilinin hâlikıdır" demekle hak mezheblerden ayrılan bir fırka. Bunlar dalâlet fırkalarının birincisidir. Vâsıl İbn-i Atâ nâmında birisi buna sebeb olmuştur. Bu kişi Hasan Basri Hazretlerinin talebesi iken, günah-ı kebireyi işleyen bir kimsenin ne mü'min ve ne de kâfir olma

muaccele

  • Beylik ve evkaf kiralarından peşin alınan kısım.

muahid / muâhid

  • Belli şartlar çerçevesinde antlaşma yapan.
  • Karşılıklı anlaşma sonucu olarak İslâm devletine cizye ödeyen ve buna karşılık koruma altına alınan Müslüman olmayan kimse.

müdebber

  • Âzâd olması yâni serbest bırakılıp, hürriyetine kavuşması, efendisinin vefâtına (ölümüne) bağlı kılınan köle. Böyle olan kadına müdebbere denir.

müekkel / مُؤَكَّلْ

  • Vekil kılınan.

mugtanem

  • Ganimet olarak alınmış olan, alınan.

muharremat

  • Haram kılınan şeyler.

muhatab-ı zihniye

  • Zihnin muhatabı, fikren muhatap alınan kimse.

muhlis

  • Saç ve sakalına kır düşmüş olan kimse.

muhtar kavl / muhtâr kavl

  • Bir mes'elede, bir mezhebin âlimlerinin çoğu tarafından mezhebin içinde mevcûd ictihâdlardan (büyük âlimlerin kitâb ve sünnetten çıkardıkları hükümlerden) seçilen ve bu seçime göre üstün tutulan ve fetvâya esâs alınan kavl, söz.

muhteva

  • Bir şeyin içindekiler. Kaplanan, içine alınan. İçindeki şey.

mukaddeme / مُقَدَّمَه

  • Öne alınan, giriş.

mukalled

  • (Kald. dan) Boynuna gerdanlık takılmış.
  • Padişah tarafından nişan takılan kimse.
  • (Taklid. den) Taklid edilen. Örnek tutulan. Misal alınan.

mukarreb / مُقَرَّبْ

  • Yakın kılınan.

mukavele

  • Kavilleşmek. Karşılıklı anlaşmak. Sözleşmek.
  • Anlaşmada imzalanan ve karar altına alınanların yazıldığı kâğıt.

muktebes

  • İktibas olunmuş olan. Bir yerden alınan, bir kitab ve sâir yerden istifade ederek alınan.
  • Bir yerden alınan.

mukteda / muktedâ

  • Örnek alınan, kendisine uyulan.

muktedabih / muktedâbih

  • Kendisine uyulan, örnek alınan imam, önder.

mukterih

  • Bir şeye kasd eden, araştıran.
  • Yeniden meydana çıkaran.
  • Düşünmeden, aklına geldiği gibi söyleyen, iktirah eden.

müneccim

  • Yıldız falına bakan, astroloji ile uğraşan.
  • Yıldızların hareketlerini gözetleyerek geleceğe dâir haber verdiğini iddiâ eden, yıldız falına bakan kimse. Astrolog.
  • İlm-i nücûm yâni astronomi ilmiyle uğraşan kimse. Astronom.

murabaha / murâbaha

  • Satın alınan bir malı, alış fiyatını söyleyerek ve üzerine kâr koyarak başkasına rızâsı ile satmak.

mürtehen

  • (Rehn. den) İpotek edilen. Rehin olarak alınan.

musahhar

  • Emir altında, esir alınan.

musalla / musallâ

  • Namaz kılınan yer.
  • Cami avlusunda cenaze namazı kılmaya aid yer.
  • Namaz kılmaya mahsus açık yer. Cami veya mezarlık civarında cenaze namazı kılınan yer.
  • Namaz kılınan yer. Namazgâh.

müşdak

  • Namaz kılınan yer. Namazgâh.

müstakraza / مستقرضه

  • Borç alınan. (Arapça)

müstear / müsteâr / مُسْتَعَارْ

  • Emanet alınan şey.

müstekar

  • Karar kılınacak, yerleşilecek yer.
  • Sâbit, hiç değişmeyen, yerleşmiş, değişmez.

müstelezzat / müstelezzât

  • (Tekili: Müstelezz) (Lezzet. den) Lezzet alınan şeyler.

müştemilat / müştemilât

  • Kaplanan şeyler, içeriye alınanlar.

mütehayyer

  • Hayrette kalınan şey, şaşılacak şey.

müttehaz

  • İttihaz edilen. Kabul edilen, yürürlükte olan, alınan.

müyesser / مُيَسَّرْ

  • Kolay(ca nasip) kılınan.

nafile / nâfile / نافله

  • Boşuna. (Arapça)
  • Nafile namazı, farz dışında kılınan namaz. (Arapça)

nakur

  • Sur gibi ağızla üflenerek çalınan boruya denir. Nakr; vurmak ve didiklemek mânalarına geldiği gibi, boru çalmak mânasına da gelir. Çünkü boru çalındığı zaman, içinden hava tazyiki ile didiklenmiş olacağı gibi, dışından da o ses, çarptığı kulakları didikleyeceği cihetle boruya "minkar" mânasıyla alâk

nakus

  • Kiliselerde asılı bir vaziyette durup belirli vakitlerde çalınan çan. Kilisenin büyük çanı.

namazgah / namazgâh

  • Namaz kılınan yer.
  • Namaz kılınan yer. İbadetgâh. Eskiden şehir dışında, kırda ve sed üzerinde mihrab konulmak suretiyle namaz kılınmak için yapılan yere verilen addır.
  • Bir kasabanın bütün halkını bir arada bulunduran geniş sahaya da bu ad verilirdi. Bayramlarda ve fevkalâde günlerde kasaba ve civar köy
  • Namaz kılınan yer.

name-i hümayun

  • Tar: Osmanlı Padişahları tarafından İslâm ve Hristiyan Hükümdarlarla Osmanlı Devletine tâbi imtiyazlı olar Mekke Şerifine, Kırım Hanına, Eflâk ve Boğdan Voyvodalarına, Erdel Kralına, Gürcü ve Dağıstan Hanlarına gönderilen mektublara verilen addır.

narenciye

  • Turunçgiller. (Mandalina, portakal, limon gibi meyveler.)

nasihat-amiz / nasihat-âmiz

  • İçinden öğüt alınacak söz. (Farsça)

nazm-ı lafz

  • Kelâmın, lâfız esas alınarak düzenlenmesi.

nefel

  • Düşmandan alınan mal, ganimet.
  • Ulü-l emrden müsaade almadan düşmana karşı çıkan az sayıda bir cemaat.

nesie

  • Veresiye almak. Satın alınan şeyin bedelini vermeyip sonraya bırakmak.

nesme

  • Fık: Satın alınan köle.

nevafil

  • (Tekili: Nâfile) Farz ve vâcib olandan başka ibadetler. Nâfile (yani sevab için kılınan) namaz veya tutulan oruçlar.

nevakis

  • (Tekili: Nakus) Çanlar. İbadet vakitlerinde kiliselerde çalınan çanlar.

nokta-i istimdad

  • Yardım alınan nokta.

nokta-i istimdat

  • Yardım alınacak yer.

nühbe

  • Gadapla ve kahirle cebren alınan mal.

nümune-i imtisal / nümune-i imtisâl / nümûne-i imtisâl

  • Uyulacak örnek. Örnek alınacak model.
  • Örnek alınacak model.
  • Örnek alınacak model, numune.

nümune-i misal / nümûne-i misâl

  • Örnek alınacak model.

öşr

  • Onda bir. Topraktan alınan mahsûlün zekâtı.

öşür

  • Tek yıllık ürün veren buğday gibi mallardan alınan onda bir ölçüsünde zekât.
  • Ondalık, onda bir. Mahsullerden, Kur'an-ı Kerim hükümlerince onda bir olarak alınan zekât.
  • Onda bir oranında alınan zekât.

pabirehne / pâbirehne / پابرهنه

  • Yalınayak. (Farsça)

piç

  • Büklüm, kıvrım, dolaşık. (Farsça)
  • Nesebi gayr-ı sahih olan, gayr-ı meşru münâsebetten doğan çocuk. (Farsça)
  • Aslına benzemiyen. (Farsça)
  • Ağacın kökünden biten sürgün. Aşılanmamış ağaç. (Farsça)
  • Sarmaşık. (Farsça)
  • Vida. (Farsça)

pılaçka

  • (Arnavutça) Tar: Muharebede ve yağmada alınan eşya, çapul.

rahle-i tedris

  • Üzerine ders verilen veya alınan rahle.
  • Bir âlimden alınan ders.

reftar

  • Gidiş, salınarak yürüyüş. (Farsça)

regaib nemazı / regâib nemazı

  • Receb ayının ilk Cumâ gecesi olan Regâib gecesinde kılınan nâfile namaz.

restorasyon

  • Tarihî eserlerin aslına uygun tarzda tamiri. (Fransızca)

revatib

  • Vazifeler, maaşlar.
  • Farz namazından önce kılınan müekked sünnetler.

rişvet

  • Bir işi yapmak veya bitirmek için haksız yere alınan mal veya para.

ruhsat

  • (Çoğulu: Ruhas-Ruhsat) İzin, müsaade.
  • Genişlik.
  • Kolaylık.
  • Fık: Kulların özürlerine mebni, kendilerine bir suhulet ve müsaade olmak üzere, ikinci derecede meşru' kılınan şeydir. Sefer halinde Ramazan-ı Şerif orucunun tutulmaması gibi. Vuku' bulan ikraha mebni, birisini

rüşd

  • Doğru yol bulup bağlanmak. Hak yolunda salabet, metanet ve kemal-i isabetle dosdoğru gitmek.
  • Hayra isabet etmek.
  • Büluğa ermek.
  • İstikamette olmak. Dinine ve malına zarar gelecek şeyi bilmek, doğru düşünmek.
  • Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.

rüşvet

  • Bir işin yapılması için haksız alınan veya verilen haram para.

saadet-i cismaniye

  • Maddî mutluluk, bedenle alınan mutluluk.

salat-ı havf / salât-ı havf

  • Muharebeden evvel kılınan iki rekât namaz.

salat-ı istihare / salât-ı istihâre

  • İstihareden evvel kılınan iki rekât namaz.

salat-ı istiska / salât-ı istiska

  • Yağmur duasına çıkıldığı zaman kılınan namaz.

salat-ı sefer / salât-ı sefer

  • Yola çıkıldığı zaman kılınan iki rekât namaz.

secavend

  • Kur'an-ı Kerim'de doğru okunması için yapılan işaretler.Kur'an-ı Azîmüşşan'ı okurken durularak nefes alınacak yerler, âyet sonları ile secavend mahalleridir. (Farsça)

seccade / seccâde

  • Yere serilip üzerinde namaz kılınan küçük halı, kilim, hasır, bez gibi temiz sergi, namazlık.

semen

  • Mebî'ye yâni satın alınan şeye karşılık verilen mal veya para.

şenak

  • Devenin yularını çekmek.
  • Çok yemekten mide dolmak.
  • Yaralamaktan dolayı alınan az diyet.

serdengeçti

  • Tar: Akıncılardan düşman ordusu içine dalmak veya muhasara altına alınan bir kaleye girmek için fedai yazılan kimseler. Bunlara ellerinde kınlarından sıyrılmış kılıçlarla bu tehlikeli işlere atıldıkları için "dalkılıç" da denilirdi. Düşman ordusuna dalacak veya kaleye girecek olanların dönmelerinden

sermele

  • Yemeği sakalına döküp ellerini bulaştıra bulaştıra yemek.

serv-i hıraman / serv-i hırâmân / سرو خرامان

  • Salınarak yürüyen sevgili.

sevaim

  • (Tekili: Sâime) Otlak hayvanları. Çayıra başı boş salınan hayvanlar.
  • Zekâtı icab eden koyun, keçi, sığır, deve gibi çift tırnaklı hayvanlar.

şiare

  • (Çoğulu: Şeâyir) Hac amelleri.
  • Hac nişanları. İbadet için alem kılınan her nesne.

sübha namazı

  • Abdest aldıktan sonra Allah rızâsı için kılınan iki rek'at namaz.

suhriyen

  • (Sıhriyya) Musahhar kılınan, hizmette çalıştırılan.
  • Gülünç olan.

sürü

  • Tar: Devşirme suretiyle alınan Hristiyan çocuklarının yüzer, yüzellişer, ikiyüzer veya daha fazla kişilik kafileler halinde sevkedilmeleri. Sürü adı verilen bu kafileler, sürücülerle muhafızların nezareti altında hükümet merkezine sevkedilirlerdi.

ta'dil

  • (Adl. den) Aslına zarar vermeden değiştirmek. Tebdil etmek.
  • Hafifletmek.
  • Doğrulaştırmak. Vasat hale koymak.
  • Aslına zarar vermeden değiştirmek, tadil etmek, tebdil etmek, hafifletmek, doğrulaştırmak.

taahhüdat / taahhüdât

  • (Tekili: Taahhüd) Üzerine alınan işler. Taahhüdler.

taharet-i kamile / tahâret-i kâmile

  • Tam temizlik. Abdest veya boy abdesti alınarak yapılan temizlik.

tahiyyet-ül mescid

  • Bir mescide veya bir camiye girildiğinde, sevab niyetiyle, oturmadan evvel kılınan namaz.

talak-ı bayin / talâk-ı bâyin

  • Yeniden evleniyorlarmış gibi kadının rızası ile tekrar nikâh edilmedikçe geri alınamayacağı talâk. Kadın istemiyorsa erkek zorla alamaz. İddet sırasında kadın, erkeğin evinde kalmaz. Erkek üçüncü defa verdiği bâin talaktan sonra, üzerinden hulle geçmeden karısını bir daha (kadın istese de) alamaz.

tama'

  • Aç gözlülük, dünyâ malına aşırı düşkünlük.

tanbur

  • Klâsik Türk müziğinin başlıca çalgılarından biri olan, yay veya mızrapla çalınan, uzun saplı, telli tahta çalgı.

tavaf / tavâf

  • Kâbe-i muazzamanın etrâfında Hacer-i esvedin bulunduğu köşeden başlamak sûretiyle Kâbe sola alınarak yedi defâ dolaşmak. Tavâf edene tâif; Kâbe etrâfında tavâfa mahsûs mahalle (yere) metâf denir.

tavile

  • Birbiri ardına bağlanmış bir sıra hayvan. Hayvan katarı.
  • Tavla, ahır.
  • Çayıra salınan hayvanın ayağına bağladıkları tavla ipi.

tebadür / tebâdür

  • Birdenbire aklına gelme.

tedbir-i maddiye

  • Maddeten alınan tedbirler.

teferrug

  • (Ferâg. dan) Vaz geçme, fârig olma.
  • Bir işi bitirip kurtulma.
  • Satın alınan bir mülkün tapusunu kendi üzerine çevirme.

teheccüd

  • Gece sabah vaktinden önce kılınan namaz.

teheccüd namazı

  • Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra ve imsak vaktinden önce iki ile on iki rek'at arasında kılınan namaz.

teheccüt namazı

  • Gece sabah vaktinden önce kılınan namaz.

tehevvül

  • Korkunç hâle gelme.
  • Birisinin malına göz koyma.

tehiyyet-ül-mescid

  • Mescide girince, oturmadan önce, mescidin sâhibine yâni Allahü teâlâya ta'zîm ve hürmet için kılınan iki rek'at nâfile namaz.

tekbir-i zevaid / tekbîr-i zevâid

  • Bayram namazlarında birinci rek'atte Sübhâneke'den sonra üç, ikinci rek'atte zamm-ı sûreyi okuyup rükûa gitmeden önce de üç kerre olmak üzere alınan altı vâcib tekbir. Zevâid tekbiri.

telif edilen

  • Yazılan, kaleme alınan.

temyiz / temyîz

  • İyiyi kötüden ayırt etme. Bir kimsenin (meselâ çocuğun), satın alınan malın mülk olacağını ve satınca mülkten çıkacağını anlaması. İyiyi kötüden ayırt edebilene mümeyyiz denir.

teravih

  • Ramazan gecelerinde kılınan ve sünnet olan yirmi rek'atlık namaz.

teravih namazı / terâvih namazı

  • Ramazân ayında yatsı namazından sonra kılınan yirmi rek'atlik nâfile namaz.

teşrik

  • Hz. İbrahim'e nisbet edilen ve yüksek sesle alınan tekbir.

teşrik tekbirleri

  • Zilhiccenin dokuzuncu günü, yani Kurban Bayramının arefe günü, sabah namazından başlayarak, bayramın dördüncü günü ikindi namazına kadar olan, her farz namazın selâmından sonraki alınan tekbirler.

tezkere

  • Pusla, betik.
  • Herhangi bir konuda izin verildiğini bildirmek için hükümetten alınan kâğıt.
  • (Tezkire) Pusula.
  • Herhangi bir iş için izin verildiğini bildirmek üzere alınan resmî vesika.
  • Bazı meslek sahipleri için yazılan, o şahsın şahsî ve meslekî durumu hakkında bilgi. Biyografi.

timar

  • Bir şeyin devam ve inkişafı için yapılan hizmet. (Farsça)
  • Sipâhiye verilen öşrü alınacak arazi. (Farsça)

üsera

  • (Üsârâ) Esirler. Harbde teslim alınanlar.
  • Köleler.

uşr

  • Topraktan alınan mahsûlün zekâtı.

uzlethane / uzlethâne

  • Yalnız kalınan yer.

vahdet-gah / vahdet-gâh

  • Yalnız kalınacak yer. (Farsça)

vefk-i müselles

  • Üçlü vefk; bir âyet veya ibarenin ebced ve cifir değerleri esas alınarak, dağıtıldığı ve üç rakamının karesi biçiminde dokuz küçük kareden oluşan tılsımlı kare alan.

vekire

  • Satın alınan veya yeni yapılan bina için, ahbaba, eşe dosta verilen ziyafet.

vitr

  • Tek olan şey. Çift olmayan. Tenha.
  • Yatsı namazından sonra kılınan üç rekât namaz.
  • Kurban bayramından bir önceki gün.

vitr namazı

  • Yatsı namazından sonra kılınan üç rek'atlik vâcib namaz.

yevmiye

  • Gündelik. Bir günlük çalışmanın neticesi alınan ücret.
  • Günlük hadiseleri günü gününe kaydetmeğe yarıyan defter, gazete.

zed

  • "Vurucu, vuran" mânasına gelir ve birleşik kelimeler yapılır. Meselâ: Guş-zed : Kulağa çalınan. Zeban-zed : Yayılmış söz.

zevaid tekbirleri / zevâid tekbirleri

  • İkişer rek'at olan Ramazân ve Kurban bayramı namazlarının her rek'atinde alınan üçer tekbir.

zevk-i maddi / zevk-i maddî

  • Maddî zevk, bedenle alınan zevk.

 

Luggat Yazarları

Luggat.com Yazarlarını Belirliyor

Luggat.com'da "yazar" olarak görev almak ister misiniz?
Hazırlıkları devam eden Luggat Blog'da yazılarınız yayınlanabilir, milyonlara Luggat.com üzerinden sesinizi duyurabilirsiniz.

HEMEN BAŞVUR