LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Lane ifadesini içeren 45 kelime bulundu...

adem-i kabul

  • İsbatı tasdik etmemek. Şek, hükümsüzlük. İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük. Bir terk, bir cehl-i mutlak.

alaniyeten / alâniyeten

  • Herkesin önünde, açıkça, alânen.

aleyhi'l-lane / aleyhi'l-lâne

  • Lânet onun üzerine olsun.

bed-fercam

  • Sonu kötü. Sonu korkulu ve lânetlenmiş olan. Akibeti fena. (Farsça)

behl

  • Az şey; az su.
  • Lânet, nefret, istememe.

bevh

  • Lânet etme, beddua etme, söğme.
  • Haberli olma.
  • Düşünme.

büsul

  • Beddua, lânet.

inkisar

  • Kırılma. Gücenme.
  • Beddua ve lânet okuma.
  • Şikeste olma.

kafir-i mel'un / kâfir-i mel'un

  • Allah'ı veya Allah'ın bildirdiği kesin birşeyi inkâr eden lânetlenmiş kimse.

kus'ul

  • Yaramaz, leim, lânet edilen kimse.
  • Kurt eniği.

la'n

  • Lânet etme. Lânetleme.

la'netullah

  • "Allah lânet eylesin" mânâsında beddua.

la'netullahi aleyh

  • Allah'ın lâneti onun üzerine olsun.

laanallah

  • Allah lânet etsin.

laane

  • Lânet etti. (mânâsına fiil.)

lain / laîn / lâin / لعين

  • Lânetlenmiş, kovulmuş, merdud. Allahın rahmetinden mahrum.
  • Lânet edilmiş, kovulmuş. Allahü teâlânın rahmetinden mahrum olan şeytân.
  • Lânetli.
  • Lânetlenmiş.
  • Lânet eden.
  • Lânetlenmiş, lânetli.
  • Lânet eden.
  • Lânet eden. Lânetleyen.
  • Herkesin kınadığı.
  • Lanetlenmiş. (Arapça)

lanet / لعنت

  • Lanet, beddua. (Arapça)

leimane

  • Alçakça. Zelilane bir tarzda.

lian / liân

  • Lânetleşmek. İki kişinin birbirini lânetlemesi.
  • Fık: Zevc ile zevcenin hâkim huzurunda şer'i usulüne uygun olarak dörder defa şahitlikte bulunduktan sonra, nefislerine lânet ve gadab okumak suretiyle olan yeminleri. Buna: Mülâene, telâun, iltiân da denir.
  • Lânetleşmek. İki kişinin birbirini lânetlemesi.
  • Lânetleşmek, erkeğin zevcesini (hanımını) zinâ etmekle suçlaması veya bu çocuk benden değildir demesi hâlinde dört şâhid getiremezse, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çağrılarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmedeki bildirildiği şekilde) kar şılıklı yemîn etmeleri ve lânetleşmeleri. Buna mu
  • Lânetleşme.

lüane

  • Halka çok lânet eden kişi.

mel'anet

  • (La'n. dan) Lânete sebeb olan. Lânete müstehak iş.
  • Yol ayrımı ve insan menzili.

mel'anetkarane / mel'anetkârane

  • Lânete müstehak surette. (Farsça)

mel'un / mel'ûn

  • Lânetlenmiş. Lânete lâyık.
  • Kovulmuş, tard olunmuş.
  • Lanetlenmiş.
  • Lânetlenmiş, tard olunmuş, kovulmuş.

mel'unane / mel'unâne

  • Lanetlenmiş olarak.

melain

  • (Tekili: Mel'ane) Lânet edilecek iş ve hareketler.

melane / melâne

  • Lânete lâyık olan.

melun / melûn / ملعون

  • Lânetli.
  • Lanet olası. (Arapça)

merdut

  • Reddolunmuş, lânetlenmiş, kabul edilmeyen.

mübahele / mübâhele

  • Birbirinden nefret etme.
  • Birbirine lanet okuma. Beddua etme.
  • Lânetleşme. Dar anlamda hazret-i Îsâ'nın ilâh ve Allahü teâlânın oğlu olduğunu söylemekte ısrâr eden ve bu inanışlarının yanlış olduğunu kabûl etmeyen hıristiyanlara, Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem); "... Gelin oğullarımızı, oğullarınızı, kadınlarımızı, kadınlarınızı, bizleri ve

mülaane / mülâane

  • Lânet edişmek. Erkek ile kadının birbirlerini lânetlemeleri.
  • Karşılıklı beddua etme, ilenme, lânet etme.
  • Zevcesini (eşini) zinâ ile suçlayan erkeğin dört şâhit getirememesi hâlinde, zevcenin isteği üzerine eşlerin hâkim huzûruna çıkarak usûlüne uygun (âyet-i kerîmelerde bildirilen ifâdelerle) karşılıklı yemin etmeleri ve lânetleşmeleri.

mülaene / mülâene

  • Birbirine bedduâ etme. Lânetleşme.
  • Lânetleşme.

mütelain

  • Lânetleşen, uğursuzlaşan.

nefrin / نفرین

  • Lânet.
  • Lânet, beddua.
  • Söğüp saymak.
  • Lanet, ilenç. (Farsça)

nefrin-künan / nefrin-künân

  • Lânet okuyan, sövüp sayan. (Farsça)

recim

  • (Recm. den) Taşlanmış, taşa tutulmuş.
  • Lânetlenmiş, mel'un.

sakare

  • Kâfir.
  • Koğucu, dedikoducu, nemmam.
  • Müstehak olmayana lânet eden.
  • Pekmezci.

şecere-i mel'un

  • Lânet edilmiş ağaç.

sekkar

  • Lânet eden kişi.

şeytan-ı lain / şeytan-ı lâîn

  • Kovulmuş, lanetlenmiş şeytan.

şeytan-ı racim / şeytan-ı racîm

  • Kovulmuş, lânetlenmiş şeytan.

tavk-ı lanet / tavk-ı lânet

  • Lânet halkası.

teheyyül

  • Lânet etmek.

tel'in / tel'în / تلعين

  • Lânetlemek. Lânet etmek.
  • Lânetleme, kınama.
  • Lânetleme, lânet etme. Bir kimsenin Allahü teâlânın rahmetinden uzak olmasını dileme.
  • Lanetleme. (Arapça)
  • Tel'în edilmek: Lanetlenmek. (Arapça)
  • Tel'în etmek: Lanetlemek. (Arapça)

telaun

  • Birbirine karşılıklı lânet okuma.

telin / telîn

  • Lânetleme.