LUGGAT
OSMANLICA TÜRKÇE SÖZLÜK

{ lügât . lügat . لغت }

Arapça ve Farsça yazımları, Osmanlıca okunuşları 
ve detaylı açıklamaları ile birlikte.

Arama yapmak istediğiniz kelimeyi girip
karşılığını bulmak istediğiniz "OSMANLICA ARA" ya da "TÜRKÇE ARA" butonlarına tıklayın.
Türkçe - Osmanlıca Sözlük'te Kuruntu ifadesini içeren 72 kelime bulundu...

bavehim / bâvehim

  • Vehimle, kuruntuyla.

belbele

  • (Çoğulu: Belâbil) Vesvese vermek, gamkin etmek, kuruntu vermek.

ebediyet-i mevhume

  • Sonsuzluk kuruntusu.

efra'

  • İşi gücü olmayan adam. Boş dolaşan kişi.
  • Kuruntulu, vesveseli adam.
  • Başının saçı tamam olan kimse. (Müe: Für'â)

emel-i vehmi / emel-i vehmî

  • Temelsiz ümit, kuruntuya dayalı beklenti.

endişe

  • Korku. Düşünce. Merak, keder, kuruntu. (Farsça)

evham / evhâm / اوهام / اَوْهَامْ

  • Olmayan bir şeyi olur zannı ile meraklanma. Üzüntü. Vehimler. Kuruntular. Zarar ihtimâli çok az olan bir şeyden meraklanma ve üzülme.
  • Vehimler ve hayaller. Kuruntular ve gerçek dışı şeyler.
  • Vehimler, kuruntular.
  • Vehimler, kuruntular.
  • Vehimler, kuruntular. (Arapça)
  • Kuruntular.

evham etmek

  • Olmayan bir şeyi var zannederek şüphelenmek, kuruntuya kapılmak.

evham-alud / evham-âlûd

  • Vehimler ve kuruntular karışmış.

evham-ı batıla / evham-ı bâtıla

  • İnsanları haktan uzaklaştıran bâtıl vehimler ve kuruntular.

evham-ı faside / evhâm-ı fâside

  • Asılsız, boş kuruntular.

evham-ı seyyie / evhâm-ı seyyie / اَوْهَامِ سَيِّئَه

  • Akla gelen kötü vehim ve kuruntular.
  • Kötü kuruntular.

evham-ı vahiye

  • Saçma vehimler, asılsız kuruntular.

evham-saz / evham-sâz

  • Vehimli, kuruntu saçan.

evhamın müdafaası

  • Vehimlerin def'edilmesi, kuruntuların kovulması.

evhamlandırmak

  • Kuruntulandırmak, şüphelendirmek.

evhamlı

  • Kuşkulu, kuruntulu.

gururiyet

  • Böbürlenme, kuruntuya kapılarak kendini yüksek görme.

hadşe

  • (Çoğulu: Hadeşât) Vesvese, kuruntu, merak, ye's, üzüntü, hüzün.

hemezat

  • (Tekili: Hemeze) Kuruntular, vesveseler, şüpheler, tereddütler.

hemeze

  • Vesvese. Şeytanın desisesi. Kuruntu.

hevacis

  • (Tekili: Hâcise) Vesveseler, kuruntular. Akla gelen kötü düşünceler.

hulya / hulyâ

  • Kuruntu. Hayal. Vehim. Olmıyan bir şeyi düşünerek yaşamak. Akıldan geçen ve matmah-ı nazar olan husus. (Farsça)
  • Hülya, kuruntu, hayâl.

hülya / hülyâ

  • Hayâl, kuruntu.

kuvve-i vahime / kuvve-i vâhime / قُوَّۀِ وَاهِمَه

  • Vehim ve hayâl duygusu. Kuruntu hâssesi.
  • Kuruntu hissi.

kuvvet-i vehim

  • Vehim kuvveti, kuruntu gücü.

lümme

  • Nişan. Alâmet. Damga. Nokta.
  • Vesvese, kuruntu.
  • Çok cemaat, çok kalabalık.

lümme-i şeytani / lümme-i şeytanî

  • Şeytanın verdiği kalpteki kuruntu, vesvese yeri.

lümme-i şeytaniye / lümme-i şeytâniye

  • Şeytanın vesvesesi. Şeytanın verdiği kuruntu.

ma'reke-i evham

  • Vehim ve asılsız kuruntuların çarpıştığı savaş alanı.

mahsusattaki vehmiyat bedihiyattandır / mahsûsattaki vehmiyat bedihiyattandır

  • Dış duyular vasıtasıyla elde edilen bilgiye vehim karışamaz. Zira hakikati sabittir. Dış duyularla gödüğümüz şeyler dış dünyada vardır. Vehimde olduğu gibi kuruntu ile olmayan bir şeyin varlığına hükmetmek değildir.

mal-i hulya

  • Vesvese, kara sevdâ, kuruntu, boş hayaller. (Farsça)

maraz-ı vesvese / مَرَضِ وَسْوَسَه

  • Kuruntu, şüphe hastalığı.
  • Kuruntu hastalığı.

merak

  • Bir şeyi öğrenmek istemek. Çok şiddetli arzu. Heves. Düşkünlük.
  • Dalgınlık. Kara sevdâ.
  • Kuruntu, telâş. İç sıkıntısı. İç darlığı.

meraki / merakî

  • Vesvese ve kuruntu içinde bulunan kimse.
  • (Tekili: Mirkat) Merdivenler, basamaklar.

mevhum / mevhûm / موهوم / مَوْهُومْ

  • Kuruntu ürünü.
  • Vehmolunmuş, aslı esâsı yokken zihinde kurulmuş olan, kuruntuya dayanan. Hayâlî.
  • Vehmedilmiş, asılsız, kuruntuya dayalı. (Arapça)
  • Asılsız, kuruntu.

mevhume

  • Vehim, kuruntu ve hayâl nev'inden bir şey.

müleslis

  • Mütereddit, tereddütlü, kuruntulu kimse.

mütevehhim

  • Evhamlı, vehimli, kuruntulu.
  • Kuruntulu.

müvesvis

  • Vesvese veren, şüphe ve kuruntu veren.

reddü'l-evham

  • Vehimleri, kuruntuları reddetme.

sevdavi / sevdavî

  • Kuruntulu, meraklı.
  • Sevda ile âlâkalı.

şeyatin-i evham / şeyâtîn-i evham

  • Evham, kuruntu şeytanları.

sigal

  • Düşünce, fikir. (Farsça)
  • Kuruntu, endişe. (Farsça)

silsile-i mevhumat / silsile-i mevhûmât

  • Kuruntular zinciri.

tevehhüm / تَوَهُّمْ

  • Kuruntuya kapılma, sanma, zannetme.
  • Kuruntu etme.
  • Kuruntu yapma.

tevehhüm etmek

  • Sanmak, kuruntulanmak.

tevehhüm-ü ebediyet

  • Sonsuzluk kuruntusu; sonsuza kadar yaşayacağını sanmak.

tevehhümkarane / tevehhümkârâne

  • Vehimlenerek, kuruntuya kapılarak.
  • Kuruntu edercesine.

tevehhümüyle

  • Kuruntusuna düşmekle.

ümniyye

  • Umut, ümid.
  • Arzu, istek, talep.
  • Niyet, kuruntu.

vahim

  • (Vehm. den) Vehmeden, kuran, kuruntulu.

vahime / vahîme

  • Kuruntu veren his.

vehel

  • Vehim, kuruntu.

vehham

  • Aşırı derecede vehimli, kuruntulu, şüpheci.
  • Vehimli, kuruntulu.

vehhamlık

  • Kuruntu etme, aşırı vehimli olma.

vehim / وهم / وَهِمْ

  • Zan, şüphe, kuruntu.
  • Belirsiz korku, kuruntu.
  • Kuruntu.
  • Kuruntu. (Arapça)
  • Kuruntu.

vehm / وهم

  • Vehim, kuruntu.
  • Kuruntu, gerçekte olmayan bir şeyi var diye düşünme.
  • Kuruntu. (Arapça)

vehm-alud / vehm-âlud

  • Vehimli, kuruntu dolu.

vehm-i mahz

  • Tam bir kuruntu, zan, şüphe.

vehm-nak / vehm-nâk

  • Vehimli, kuruntulu. (Farsça)

vehmetmek

  • Vehme kapılmak, kuruntulanmak.

vehmi / vehmî / وهمى / وَهْم۪ي

  • Kuruntuya dayalı, evham üstüne kurulmuş. (Arapça)
  • Kuruntulu.
  • Kuruntuya âit.

vehmiyyat / vehmiyyât

  • (Tekili: Vehmiyye) Vehimler, kuruntular.

vehmnak / vehmnâk / وهمناک

  • Kuruntulu. (Arapça - Farsça)

vesvese / وسوسه / وَسْوَسَه

  • Kuruntu, gereksiz kaygı.
  • Kuşku, kuruntu, tereddüt.
  • Kuruntu, şüphe.
  • Zararlı olan şüphe, kuruntu.
  • Şübhe. Tereddüt. Kuruntu. Aslı olmayan ihtimaller.
  • Kuruntu. (Arapça)
  • Kuruntu.

vesvese-i medeniyet

  • Medeniyetin vesvesi, kuruntusu.

vesvese-i şeyatin / vesvese-i şeyâtîn

  • Şeytanların verdiği şüphe ve kuruntular.

vesvese-i şeytan

  • Şeytanın kalbe düşürdüğü şüphe, asılsız kuruntu.

vesvese-i siyasiye

  • Siyasî şüphe ve kuruntular.

vesvesedar / vesvesedâr

  • Vesveseli, kuruntulu. (Farsça)

zaman-ı tereddüt ve evham

  • İnsanların şüpheye düştüğü ve kuruntulara kapıldığı dönem.